ISBN13 978-605-316-171-4
13x19,5 cm, 136 s.
Liste fiyatı: 18.50 TL
İndirimli fiyatı: 14.80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Eldivenler, hikâyeler, 2009
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
küre, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Holigan’ın Dönüşü
1. Basım
Liste Fiyatı: 44.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Çağ Geçitleri
Kapak Tasarımı: Emre Çıkınoğlu
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2019
2. Basım: Kasım 2019

Murathan Mungan'ın "Geçerken uğranılacak şiirler değil / geçidini bulacaksın / kendi içinden geçerken" diyerek açtığı Çağ Geçitleri: Hatıradan hafızaya gidişler, kalışlar, geçişler, geçitler... sözün kısası bir ömür.

"Girişe yazılanlar", "Taptuk’a yazılanlar", "Açığa yazılanlar", "Yaşamın izinde", "Aşekanın izinde" ve "Kelimelerin takas izi" başlıklı altı bölümden oluşan kitapta 90 şiir yer alıyor.

Tadımlık şiirler için bakınız: www.metiskitap.com/catalog/text/233239

İÇİNDEKİLER
Girişe yazılanlar

Sitem:
Yaprağın uzun öyküsü
Demirbaş
Tuz direk
Güvence, paha
Sıradaki
Gün
Haziran
Kalmak eteğinde
Denizlenmek
Görünüş yetmezliği
Cam hayalet
Çürük
Çocuktaki bahçe
Her seferinde

Taptuk’a yazılanlar

Taptuk
Töz
Vasl
Sefer, sonrası
Bulunduğumuz yaka
Kül sessizliği
Saat, doğu
Sonsuzluk, susuzluk
Döngel
Erken
Ejderin dili
Vuruş mesafesi
Ense
Dokuz ölüm
Altın suyu
Cisimleşmenin suları

Açığa yazılanlar

Açık pencerede pars
Boşluk ve denge
Kapı nasıl açılır
Öznesizliğin belirsizliği
Oksijen
Pas, gölge
Gölge lekesi
Teorem
Yerçekimi
Buz, buzul
Varoluştan özneye
Varoluş ısrarı bu

Yaşamın izinde

Düşün
Uçar damar
Çakım, ayrım
Tekli, çiftli
Nabız
Yonga yanığı bulmaca
İbrahim
Tuhaftır,
Haberci ayaz
Buztaşı
Ne zaman...
Demini almış
Durup baktığında
Akmazın açmazında
Köpüklü sabahlık
Kuruluk
Ağır

Aşekanın izinde

Aşk şiiri
Geç
Sebep ey!
Buğdayım, rüya
Gem
Ömrü uzun kısa Şubat
Unutup
Sarmal
Yeniden

Metal izi

Devletin terzisi
Kantar
Prodüksiyon
Kırmızının konuşkanlığı
Muasır medeniyet seviyesi

Kelimelerin takas izi

Karar
Özsuyu
Rüya bu ya,
Lirik
Dikitler
Bazen ses okuması
Çapraz öğrenmek
Kapanmaz ara
Yonga
İskandil
İkinci Sayfa
Dipdiri
Kâğıt çölü, döner ayna
Çıtırtılar
Boy
Bir şiiri
OKUMA PARÇASI

Girişe Yazılanlar, s. 9-15

Sitem:

Aklımın gücendiği çağ

Ben sana böyle mi geldim?

23 Aralık 2016

.

Yaprağın uzun öyküsü

Dalından kurtulmak isteyen yaprak

Sonrası, ağaç hasreti çocukluğum.

24 Kasım 2017

.

Demirbaş

Nasılı niçini kurcalamakla geçti hayatım

İyi miydi kötü mü, hesabı yok, bilemem

Birbirinden uzak fotoğraflar yüzümü dağıtırken

şimdi benim olmayan hikâyelere

Kendimden başkası olmadığım şiirlerdi

yazdığım ömrün geçiciliğine

Gün gelir kalır

geride, devrilen günlerin gürültüsü

Zamanın aldırmazlığına yaslanan şiir

Görünür kendi hayatının hakikatiyle

24-26 Eylül 2012

.

Tuz direk

Yıllardır döner bakarım ardıma

yıllardır döner bakarım

ilk defa taş oldum

birikmiş gözyaşlarımın tuzuyla

tek kullanımlık sandığın efsane

büker zamanın ibresini

birdenbire çıkagelen

bir elin taş sektirmesiyle

evrende her şey geri döner

gitmediği yerden

tuz uçar direk kalır

geriye

13 Nisan 2019

.

Güvence, paha

Bir an bile durmaz giderdim

Dönmeyi bilsem

Çağın kolay hastalığı: zengin kalkışı

oturduğu her konunun masasından

Vites düşür gündeliğin içinden geçerken

Sağa çek seyret beni

Daha önce hiç görmediğin bir ören yeri gibi

Nasıl görünüyor benden kalanlar

geride

Güneş ağzımı arıyor, yok sayıyor

bende ışığı kalmış günleri

Dedim ya, bir an bile durmaz giderdim

Dönmeyi bilsem.

Kalmak kötü de olsa,

her şey bildiğimiz gibi burada.

Ocak 2017

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Filiz Aygündüz, "Murathan Mungan’la hasret gidermek", Milliyet gazetesi, 27 Ekim 2019

İnsana sahip çıkan şairler vardır. Hüznüne, aşkına, hayal kırıklıklarına, yaşama sevincine... Hayatına. Onlardan biri, epeyce kıymetlisidir Murathan Mungan benim için. Öyle anlar olur ki mısra çeker canım. İlk koştuklarımdandır Mungan. Hani yakın arkadaşlar gibi. Samimiyetinden sual olunmayan. Uzak düşsek özlerim. İki şiir kitabı arasında da hasret çekerim.

“Yaz geçer” dizesini dua gibi mırıldandım bütün hayatım boyunca. Yazlar da geçti. Ben yazdım da geçti; hiç geçmez sandıklarım. Bir deftere başlarken yeni bir sevda dersi notlarını tuttuğum, ‘son’ sayfada hep aynı dizeler vardı: “Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim / Ben sende bütün aşklarımı temize çektim”. İyi mi yaptım kötü mü bilmem. Ama en okunaklı yazımla temize çektim.

Alacânım indi mi göğsüne heves?

Sitem sevmem ama alıkoyamam da kendimi zaman zaman. O vaktiler hep aynı şiiri okudum, gizli gizli: “Etimdeki eksik yangın, sindi yüreğim / Seyreldi tenim sahtiyan tarih / Mahsur kaldım, meçhul oldum, şehit düştüm / alacânım / indi mi göğsüne heves?”

Terk de ettim, terk de edildim. Ama hep bildim: “Kimdi giden kimdi kalan / Aslında giden değil / Kalandır terkeden / Giden de / Bu yüzden gitmiştir zaten.

Hikâyelere çok inandım. İnsan hikâyelerini önemsedim. Anlamaya çalıştım. Öğüt gibi aklımdaydı çünkü “Geçer gider herkes / Hikâyelerdir geriye kalan”.

Son şiir kitabı Solak Defterler 2016 Nisan ayında çıktı. Üç koca yıl geçmiş aradan. Burnumda tütüyordu şiirleri. Geçen hafta çıkageldi Çağ Geçitleri. Çok özler, bir araya gelince de kokusunu içine çekerek öper ya insan sevdiği bir arkadaşını. Öyle yaptım. Kâğıt kokusu. Şiir dumanı tüten.

Ben sana böyle mi geldim?

“Hem içinde yaşadığımız çağ, hem ömrümüzün çağları... aradığımız geçitler...” diyerek tarif ediyor Çağ Geçtileri'ni Murathan Mungan. Kitap, “Geçerken uğranılacak şiirler değil / Geçidini bulacaksın / Kendi içinden geçerken” dizeleriyle başlıyor.

İlk şiir bir “Sitem”. Hem onun hem bizim sitemimiz: “Aklımın gücendiği çağ / Ben sana böyle mi geldim?”. “Kendimden başkası olmadığım şiirlerdi / yazdığım ömrün geçiciliğine” diyor “Demirbaş”ta. Ki bu şiirlerde de kendisinden başkası değil Murathan Mungan. Onun yazdığını bilmeden de okusanız Murathan Mungan şiiri olduğunu anlayacağınız. Çağın kaçışlarına göndermeler geliyor bir başka şiirde: “Çağın kolay hastalığı: zengin kalkışı / Oturduğu her konunun masasından” Ömrümüzün çağları geçerken, geçitler yaş alırken, o kadar haklı ki Mungan: “Hatıralar lafa tutuyor insanı / Bir sokağın başında / Birdenbire büyük bir dalgınlık oluyor hayat”. O dalgınlığı biraz daha açıyor sonra: “Yaşlılık nedir ki / Yıllardır konuştuklarını / Yeniden konuşmaktan başka”. Böyleyse çok da kötü değil aslında. Ki ben inanırım Murathan Mungan’a.

Görmeyene her yanım diş budak

Yelpazesi geniş bir şiirdir Mungan’ın şiirleri. Tasavvuf da yerini alıyor Çağ Geçitleri'nde: “Bir yanda kalbimden yaptığım dergâh / Bir yanda eğri odunların yandığı dünya / Görene saydam, görmeyene her yanım dişbudak”. 40 yıl boyunca Taptuk Emre’nin dergâhına cetvel gibi düzgün odunlar taşıyan Yunus Emre, “Taptuk’un kapısına eğri odun taşınmaz” diyen. Mungan’ın kalbindeki dergâha da eğri odun girmedi hiç. En iyi okurları bilir. Biz. En iyi de şiirleri anlatır. Zira onun deyişiyle öpüp başına koyduğu ermiş dizeler nice haddeden geçirmiştir onu... Hem zaten ‘kurşundan ağırdır içine saldığı dizeler’.

İnsan hayatının çağ geçitlerindeki son durak. Ölüm. Farkındalığı hayat poliçesi. Bilmez çoğumuz. İnkâr işin kolay yanı. Bana bir şey olmaz yalanı, masumane. Oysa “Yaşarken çoğu kez fark etmeyiz / Deneği olduğumuz ölümün / Bizde ustalaştığını / Her gün / Azar azar / Toprağa verilirken”. Evlilik çağları. Atlanamayan geçitler. Ne çok mutsuz evli var etrafımda. Niyesi Mungan’da anlamını buluyor: “Ayakkabı tekini düşüren kadınla / Kanadının tekini düşüren adamın / Çaresiz beraberliği / Evlilik dediğin / -çoğu zaman- /.” Erkekleri bilmem. Ama biz o ayakkabıyı düşürmeyecektik.

‘O zaman olmadı, olmaz bir daha’

Zekice sorulmuş matematik soruları da var şiirlerinde. Ki hayat, içinden geçtiğimiz çağ geçitleri de o soruların yanıtlarında gizli: “Bir kilo hayal ile / Bir kilo hayat / Hangisi daha ağır çekiyor / Sor bakalım bir zamanlar / Genç olduğun kumsala / Sor bakalım, o yazlar nereye gidiyor?”

Kaçıp kurtulamamak. Kaçtığı Mungan olanların işi ne zor olmuştur hayatta kimbilir: “Nice oldu çekildim / Senin denizinin sularından / Kıyılarım sende kaldı / Kumral kumsallarım / Biliyorum beni göreceksin / Ne zaman güneşe çıksan! / Kalakalacaksın / Benden kaçmanın kapalı ufkunda / Unutma, unutamayacaksın”. E hayatta hiçbir şey için geç kalınmaz dememişler mi? Büyük yalan: “Kapanmayan hesap kurumayan yara / O zaman olmadı, olmaz bir daha”

Böylesi zor bir çağda, hani o “Ben sana böyle mi geldim?” diyerek sitem ettiğimiz, iz bırakacak mıyız onda, hoş bir sada tadında. Mungan’a göre “Şimdi yapacağımız, her şeyin üzerinden yeniden geçmek / Kalıbı kırılmış başka gözlerle / Kanını koruyabilenler kalacak ancak bu çağdan geriye”.

Tweet trak tweet trak...

Muasır medeniyet seviyesi nedir desem? Bu çağda? İşte Mungan’ın yanıtı: “Tweet trak tweet trak olur mu hiç çalışmamak! / Sinyal almıyor burada telefon, telefon burada çekmiyor / Boşuna tarihi aramayınız şu an ulaşılamıyor, en iyisi siz / Boynunuzda ahtapotun kollarıyla selfie çekiniz! / Nasıl görünüyor oradan bakmak?”

Daha nice çağ geçitlerine götürüp bırakıyor bizi Murathan Mungan. Onun da dediği gibi “Geçerken uğranacak şiirler değil bunlar”. Emek istiyor, mesai istiyor, yürekli bir okuma istiyor. Ama işte aradan üç koca yıl geçmiş ben de çok özledim diyorsanız... Şahane bir vuslat Çağ Geçitleri, hasret gidermek için, Mungan’ın bu yaşlarını beklemiş ustalıklı şiirler için, iyi ki şiir var demek için... İyi ki Murathan Mungan var demek için.

Devamını görmek için bkz.

Haydar Ergülen, "Murathan Mungan şiiri: İçine de açık, dışına da!", Hürriyet KitapSanat, 1 Kasım 2019

Murathan Mungan, 40 yıldır ‘yeni’. Yeni şiir kitabı Çağ Geçitleri’nde de kendi yenilik geleneğini sürdürüyor. Bu gelenekte her zaman çeşitlilik, renklilik, farklılık vardır, en çok da yenilik, süreklilik... Mungan’ın çalışkan şiirinin iyice olgunlaşarak artık bir ‘klasik’ kıvamına gelmesinin güzel bir örneği Çağ Geçitleri.

Murathan Mungan, benim bildiğim 40 yıldır ‘yeni’. 40 yılı aşmıştır ilk şiirinin, yazısının yayımı ama kitaplarının çıkması, yaygınlaşması, sevilmesi tam o milatta olmuştur, 1980 miladında...

1980: Hayatımız için de şiirimiz, edebiyatımız ve başka şeyler için de bir milat. 1990’larda artık “1980 yüzyılı” demeye başlamıştım. Nedense aklımda hep Yahya Kemal’in Varşova’da 1927’de yazdığı nefis ‘Kar Musikileri’ şiirinin, “Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu” dizesiyle.

Yazıyı niye 40 yıl öncesinden başlattım, şunu demek için: Murathan Mungan, kalbi herkesten çok solda, aklı da yolda biri oldu her zaman. Tam da bir ‘çağ geçişi’ olan 1980’de, sanki bir sınırın iki yanında da duruyormuş gibi, ayağının durduğu eski toprakla yeni ayak basacağı yerin arasında belirdi. Birdenbire değil, hayır, belirtisi olan bir belirmeydi bu ve nerdeyse belliydi. Belli olmayan bunun denk düşeceği zamandı, o da 1980 oldu. Ve böylece Mungan, kendini tam da tarihin mi diyelim bir tür ‘talih’in mi, içinde buldu.

‘Ne talihi?’ diyebilirsiniz; yaşama, orada olma, tanık olmanın ötesinde yazıyla, şiirle, sanatla da olsa müdahil olma talihi diyebilirim ben de. Murathan Mungan, -‘Şart mıdır?’ diye sormak lüks olur- bizim gibi ülkelerde edebiyatçının, şairin aynı zamanda ‘aydın’ olma sorumluluğunu da üstlenmiş örnekleri arasındadır. Sıkı bir gelenekten söz ediyorum. Söz alanlardan, ses verenlerden, müdahil olanlardan, Ece Ayhan’ın söylemesiyle, ‘ayağa kalkanlar’dan değil yalnızca, her zaman ‘ayakta ve uyanık’ olanlardan, böyle sıkı bir gelenekten: Nâzım Hikmet’ten başlayıp Yaşar Kemal, Ruhi Su, Aziz Nesin gibi adlarla süren, oradan Murathan Mungan’a dek gelen. Bir ‘toplumsal hafıza’ olma görevini de üstlenen. Ve doğrusu gelenektir, yorumdur, kavramlara da fazla takılmayıp işini icra eyleyen...

İşte onlara her zaman ‘yeni insan’lar diyoruz. Tıpkı ‘sürekli devrim’ gibi ‘sürekli yeni’ olanlar ve kalanlar. 80 öncesi dünya ve Türkiye devrimci hareketlerinin hayli zengin deneyimi ve mirası da hiç kuşkusuz Sosyalist Gerçekçilik ya da Toplumcu Gerçekçilik için yeni bir gelenek oluşturdu. Yeni Toplumculuk ya da Yeni Gerçekçilik olarak adlandırabileceğimiz bu anlayışa şiirden verebileceğimiz örneklerin başında Murathan Mungan gelir, Şükrü Erbaş, küçük İskender, Orhan Alkaya, Akif Kurtuluş, Mahmut Temizyürek, Tuğrul Keskin, Betül Dünder, Cenk Gündoğdu, Şeref Bilsel, Ali Özgür Özkarcı vb. adlarla da süren, tazelenen bir ‘sürekli gelenek’ bu.

Toplumculuğa yeni olanaklar getiren, alan açan, zenginleştiren, onun hep yeni kalmasını sağlayan, Murathan Mungan özelinde Yeni Gerçekçi/Toplumcu şiiri genç kuşaklarla tanıştırıp buluşturan ve içini karton karakterlerle değil bireylerle dolduran bu şiir, ipuçlarını bir başka büyük şairde, Gülten Akın şiirinde vermişti. Toplum-birey kavramlarını bir ikilik olarak değil, bir iç içelik olarak gören bu şiir, kadın özgürlüğünü de ilk dile getiren şiirlerdendir.

Mungan’ın özgünlüğüne de biraz böyle bakmak gerekir. Daha önce kimsenin dile getirmediği, şiire getirmediği, ilgilenmediği şeyler onun şiiriyle başlamıştır ve sürmüştür. Gerçekçiliğe yeni bir açıdan bakan ve onu zenginleştiren bu şiirin, öncü ve cesaretli bir şiir olduğunu da söylemek gerekir. Bir anlamda o da kendi geleneğini oluşturan şiirlerden biri olarak, sözgelimi şiirin müzikle dolaysız yakınlaşmasını sağlamıştır (bkz. Metal,1994).

Murathan Mungan, yeni şiir kitabı Çağ Geçitleri’nde de kendi yenilik geleneğini sürdürüyor. Bu gelenekte her zaman çeşitlilik, renklilik, farklılık vardır, en çok da yenilik vardır, süreklilik vardır. Murathan Mungan’ın hem edebiyatımız hem şiirimiz için ayırıcı özelliklerinden biri de Sait Faik, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi büyük yazarların başlattığı öyküyü, romanı sevdirme eylemine son 40 yılda en çok katkı sağlayanların başında gelmesidir. Yine Orhan Veli, Attilâ İlhan, Can Yücel, Cemal Süreya gibi şairlerin şiiri sevdirmesi ve sevindirmesinin de sürdürücü adlarındandır.

Bunları niye yazıyorum Mungan’ın çalışkan şiirinin iyice olgunlaşarak artık bir ‘klasik’ kıvamına gelmesinin güzel bir örneği olarak okuduğum Çağ Geçitleri kitabı için? Bir şiir neyle beslenir ve okuru nasıl heveslendirir? İncelikle, ustalıkla ve tümüyle ‘hakikatlı’ bir biçimde yazılmasıyla. Tıpkı kitabın sunusunda yazdığı gibi: “Geçerken uğranılacak şiirler değil/ geçidini bulacaksın/ kendi içinden geçerken”. Hemen ardından gelen ‘Sitem’i kim paylaşmaz? “Aklımın gücendiği çağ/ Ben sana böyle mi geldim?” Kitabın beni en çok etkileyen şiiri ise ‘Sıradaki’: “Annesi ölen evlerde/ Serçe parmağını kuş sanan çocuklar/ Bir gözü açık uyur büyümenin bilmecesi./ Uyku tutmadı mı, yarına çok var.”

İçi dışı bir şiirler. İçine de açık, dışına da. Kendiliğinden dökülüvermiş gibi. Sade, yalın, ışıltılı. Biraz ‘güz’ var içinde, biraz da ‘gelmiş bulundum’ zamanları. Ama Murathan Mungan bu, ‘rap’ demeden bitirmez, “Birleşmiş orta sınıfların iktidarı”na karşı “Ölüm kemiğe kadar/ ama gelecek uzun sürer” der...

Devamını görmek için bkz.

Enver Topaloğlu, "Murathan Mungan’dan ‘Çağ Geçitleri’ ağ geçitleri", Gazete Duvar, 29 Kasım 2019

Edebiyatın farklı alanlarında yazmasına karşın şiir yazarken şair, roman yazarken romancı, öykü yazarken öykücü, deneme yazarken denemeci olabilen çok az sayıda isimden biri de Murathan Mungan’dır. Mungan’ın şiirle başlayan ve daha sonra edebiyatın bütün alanlarını kapsayan yelpazesi geniş sanat yolculuğu sürüyor. Mungan hangi türde yazıyorsa o tür ne gerektiriyor ve nasıl olması bekleniyorsa öyle yazıyor. Ama yeni değerler de katarak yazıyor. Bir tekrar değil. Israrlı bir yeni arayışıyla yazıyor. Revizyonla değil, reformla yazıyor. Bununla birlikte, belli ki durduğu eşikten adım attığı ilk basamak olan şiir Murathan Mungan için hâlâ ayrıcalıklı bir yerde. Tezimize kaynak olarak şairin yayımlanan yeni şiir kitabını gösterebiliriz.

Metis yayınlarından Ekim 2019’da yayımlanan Çağ Geçitleri Murathan Mungan’ın 2016’da okurla buluşan Solak Defterler’den sonraki ilk şiir kitabı. Yeri gelmişken Çağ Geçitleri‘nin, Kasım 2019’da ikinci baskısını yaptığını ve son dönemde kısa sürede yeni baskı yapan az sayıda şiir kitabından biri olduğunu da kaydedelim.

“Girişe Yazılanlar, “Taptuk’a Yazılanlar”, “Açığa Yazılanlar”, “Yaşamın İzinde”, “Aşekanın İzinde” “Metal İzi” ve “Kelimelerin Takas İzi” başlıklı yedi bölümden oluşan Çağ Geçitleri'nde doksan şiir yer alıyor.

Şairin “Geçerken uğranılacak şiirler değil / geçidini bulacaksın / kendi içinden geçerken” dizeleriyle başlattığı kitabında hatıradan hafızaya gidişlerle, kalışlarla, geçişlerle, geçitlerle ömrünü bir de şiirin diliyle gözden ve dahası sözden geçiriyor… “Girişe Yazılanlar” bölümünden bir şiirle devam edelim. “Tuz Direk” başlıklı ve altında 13 Nisan 2019 tarihi bulunan şiiri okuyalım:

Yıllardır döner bakarım ardıma

yıllardır döner bakarım

ilk defa taş oldum

birikmiş gözyaşlarımın tuzuyla

tek kullanımlık sandığın efsane

büker zamanın ibresini

birdenbire çıkagelen

bir elin taş sektirmesiyle

evrende her şey geri döner

gitmediği yerden

tuz uçar direk kalır

geriye

"Mungan, okurunu şiirin içinde yaşamaya kişkirtir"

Murathan Mungan’ın şiirini okurken dilin aksamaksızın süren akışını, ezgisini, ritmini sağlayan doğal ve yalın söyleyiş, bir hayli kışkırtıcıdır. Okurunu, okuduğu şiirin içinde yaşamaya kışkırtır. Dahası şiir yazmaya, hiç değilse yazmayı denemeye kışkırtır. Mungan’ın şiirini okuyarak yazma denemelerine girişmiş okurların olmasını o nedenle şaşırtıcı bulmayız.

Mungan’ın ömrünün eklem yerlerini, düğüm noktalarını, dönüm süreçlerini hem gözden, hem sözden geçirdiği Çağ Geçitleri‘nin ikinci bölümü “Taptuka Yazılanlar”da, şairin iç terbiye süreci, bunun için katlanması gereken ve katlandığı çile anımsanıyor, anımsatılıyor. Aktaracağımız dizeler “Vasl” başlıklı şiirden:

Kurşundan ağır

içime saldığım şakul

öpüp başıma koyduğum ermiş dizeler

nice haddeden geçirdi beni

demirden tül bildiğim hayat

gözlerimin gördüğüne erdim de

aşka geldim

aşka geldim

böyle bilip geldim

Bu bölümde incelikli bir jest ve örtük bir şiir diliyle Yunus Emre’nin de selamladığını belirtelim.

Mungan’ın Çağ Geçitleri‘nde süren söyleyişindeki, dilindeki doğallık, sadelik şaire deneyimin, birikimin ve zamanın sunduğu bir ödül olarak değerlendirilebilir. Çalışılmış ve hak edilmiş bir ödül. Ustalaştıkça acemiliğe kaçan bilgeliğin hak ettiği ödül… Geçitler de yol ağızları gibi düğüm yerleridir. İster çağ geçidi olsun, ister ağ geçidi. Zaman zaman düğün, zaman zaman yas yeri olarak da karşımıza çıkabilir.

Çağ Geçitleri kendisini “ağ geçitleri” gibi de okutmaya meyilli bir tamlama. “Ağ geçidi” sözcüğü aslında teknolojik bir terim. Özellikle internet erişiminde önemli bir işlevi var… Şiirin işaretleri, göstergeleri evirip çevirme kabiliyeti, ortak kültüre ve dile önemli katkılar sunar. Şiir, dildeki yeni sözcüklere karşı da doğal bir tepkisellik içindedir. Maddi koşulların oluşturduğu etkiyle dile yerleşen yeni sözcükleri şiir, deyim yerindeyse adeta yoğurur. Onlara yeni boyutlar ekleyerek deneyim, görgü ve bilgi yükler. Anlamını genişletir, içeriğini derinleştirir. Tepkisellik demişken “ergen” ya da “ergin” olarak tavrı değişse beli şiir, nihayetinde dilsel bir tepkidir.

“Ergin” şiir ya da şiirlerin yer aldığı kitaplar, aynı zamanda uygulamalı şiir dersi gibidir. “Ergin” şiirin ne olduğunu, nasıl olabileceğini de örnekler.

Çağ Geçitleri‘nde Murathan Mungan, “ergin” şiirin örneklerini sunuyor. Kitabın “yazılanlar” bölümünün üçüncü ve sonuncusu “Açığa Yazılanlar” başlığını taşıyor. Bu bölümde yer alan “Buz, Buzul” başlıklı şiirden birkaç dize:

Zamanın neresinde duruyorsan

Orası her yere birden bakar

Ağaran yalnızca buzul

Buradayız ama bize daha çok var

Çağ Geçitleri‘nin “ağ geçitleri” biçiminde paralel bir okumaya elverişli oluşuna dikkat çekmiştik. Bunun, şairin tasarımına rağmen bir gelişme olmadığını söyleyebiliriz. Mungan yalnızca söyleyeceklerini değil, titiz bir işçilikle, yılların kazandırdığı deneyimle sözünün kanadı olacak sözcükleri de düşünüyor, ölçüp biçiyor. Ama zaten öyle olmasa nasıl biçim verilebilir, nasıl bir dil bulunabilir söze, dahası nasıl şiire aktarılabilir yaşamın bıraktığı izler… Yaşamın bıraktığı izleri görmek başka bir şey; izlerle kalan sevinci, kederi, acıyı duyumsamak başka. Yaşamdan, yaşanmıştan kalan izler kıskançtır. Sevinseniz sevincinizi, üzülseniz üzüntünüzü kıskanır üstelik.

Mungan ömrünün ilk yarısını, yoksa yarasını mı demeli, “yazılanlar” başlığı altında şiirin perdesine yansıttıktan sonra ikinci yarı başlıyor.

“İzinde” bölümünde üç ana başlık bulunmakta. Yaşamın ne olduğunu, nasıl olduğununun, ne olabileceğinin, nasıl olabileceğinin yaşanmışa bakarak irdelendiği şiirlerden oluşuyor “Yaşamın İzinde” başlıklı bölüm. Bu bölümde yer alan “Nabız” başlıklı şiirin son betiğini okuyalım:

yüzünde adres korkusu

cebinde zarfsız kuşlar

yol alırken:

aklının pusulasında

hayatın şeffaf kayıtları

sarkacın diğer ucunda:

gözlerinin sayıkladığı rüyalar

onca yıl atan nabız mırıldanan kan

hiçbir uzak, uzak değil sandığın kadar

sadece devam bekler yolcusundan

gittiği yere kadar

Murathan Mungan’ın şiiri avara kasnak değildir; kime temas ederse onun için yapacağı, yaptığı bir şeyler olur. Mesela ruhu inceltir; inceyse daha da inceltir. Koparmaz endişeye mahal yok. Vicdanın gözünü açar; açıksa daha da açar. Duyarlılığın dilini genişletir; genişse daha da genişletir. Şiir şunları yapar, yapabilir dediğimiz ne varsa Murathan Mungan’ın şiirinin bir fazlasını yaptığını, yapabildiğini, yapabileceğini söyleyebiliriz. Oysa Mungan’ın şiirleri, şiirin bir şey yaptığını kanıtlamak için yazılmış gibi değildir. Böylesi didaktik ve kurgusal bir izlenim oluşturmaz.

Peki toplamda yirmi iki kitaptan oluşan Mungan’ın şiirleri bir hesap kitap şiiri midir? Hem öyledir hem değildir. İncelikli, son derece estetik bir işlenmişlik vardır ama şiiri, sözü, dili bastırmaz. Çünkü şiir şair için öncelikli olarak bir alış veriş pratiği değil, etik ve estetik meseledir.

Kitabın ilk ikisi “izler”, diğer ikisi “izi” olan bölümlerden ikincisinin başlığı “Aşekanın İzinde”. Aşeka için sözlüğe gereksinim duymayacak okurlar vardır. Ancak sözlüğe bakmadan bu sözcüğün anlamı konusunda fikri olmayanlar için ellerinden sözlüğü almış olmak pahasına açıklayacağız. Aseşaka bazı kaynaklara göre Farsça, bazı kaynaklara göre Arapça, ama Kürtçe de olabilir. Sözcüklerin coğrafyada Evliya Çelebi’den daha fazla seyahat ettiğini unutmamak gerekir. Kaynaklara göre “Aşeka”, sarmaşık anlamına geliyor. Aşk ve sarmaşık şiir için önemli, ancak yıpranmamış eskimemiş bir metafor değeri içeriyor.

Kitabın önceki bölümlerinde ergenlik, erginleşme süreçlerine, sorunlarına, sıkıntılarına bakan şairin gençliğe ve aşka da bakması beklenmeyecek bir şey değildir. Şairin aşka sarmaşık metaforuyla baktığını görüyoruz. “Sebep Ey” başlıklı şiirden bir betik aktaralım:

Sebebe bakıyormuş

aşk dediğin!

kuşların yer değiştirdiği

nice mevsimden geçerek

bildim

geçerek bilmek

zaman dediğin

Ömür bir yol. Bazen hatıradan hafızaya gidişleri, kalışları, geçişleri, geçitleri olan bir yol… Sözün kısası hayat değişse de, dünya başka bir dünya olsa da Âşık Veysel’in “uzun ince bir yol” sözü gerçekliğini ve geçerliliğini koruyor. Şair durakları, molaları, yol ayrımları, yol ağızları, çatallanan, daralan boğazları, çatakları olan ve uzayıp giden yolda geçen ömrüyle konuşuyor, konuştuklarını bize de aktarıyor. İzlerden ize geçiyoruz. Kişiselden toplumsala… Soyuttan somuta da diyebiliriz belki.

“Metal İzi” bölümünde şair yaşantısını, ömrünü çevreleyen olayları, durumları toplumsal, sınıfsal ve tarihsel boyutuyla yakın plana alıyor. Şairin, devletin diktiği ve tarihe kalan dikişleri sökmeyi denediği şiirlerden biri olduğunu söyleyebileceğimiz “Devletin Terzisi”ni okuyalım:

kemik tozlarından

ipek saten ten

sınıfsaldır öğütülmüş kostümler

terzinin sert makası

görünenden görünmeyene geçerken

yumuşak eğimli virajlarda

toplu mezarlardan toplu iğne başına

kölelik hukuku gizlenir

düğmeler iliklenirken

sistem dokumacılığında

örtülmekten örtülmeye

opak dokunuşlar

haute couture inceliklerle

konfeksiyonlaştırılmış gövdeler

ölüm kemiğe kadar

ama gelecek uzun sürer

Aktardığımız şiirin altında 12 Ekim 2018 tarihi yer alıyor. Çağ Geçitleri‘nde tüm şiirlerin altında tarih var. Günü gününe bir tarih. Şiirin altındaki tarihleri şairin şiirin yazılma sürecine, teknik ve işçilik boyutuna ilişkin tutumuyla bağlantılı düşünebiliriz. Mungan’ın şiirlerinin altına, gününü de verecek biçimde tarih yazmasını, şiirin doğaçlama, spontane yazılan bir tür olduğuna işaret etmek istediği biçiminde yorumlayabiliriz.

"Düşle Gerçekİç İçe"

Murathan Mungan, Çağ Geçitleri‘nde bütün geçitlerin, bütün ağların sonundan konuşmuyor. Tam tersine, geçitlerin içinden konuşuyor. Aynı zamanda geçitlerle konuşuyor… Geçmiş zamanı şimdiki ve gelecek zaman kiplerinden koparmadan konuşuyor. Kitabın son bölümünün başlığı “Kelimelerin Takas İzi”. Bu bölümde düşle gerçeğin iç içe yaşandığı, anıldığı, karşılaştırıldığı ve dildeki hallerinin şiire aktarıldığı örneklerden biri “Karar” başlıklı şiir diyebiliriz. Şiirden birkaç dize okuyalım:

Daha ben yaşarken

karnıma konan bıçak

sonrası sayfada canlanan

kelimeler

imgeler

Şair yalnızca kendi ömrünün çağ geçitlerini değil, yaşantının toplumsallık kadar bireysel oluşu da ilgilendiren ağ geçitlerini de okurun geçeceği biçimde geniş tutuyor ve açık bırakıyor. Yaklaşımımız eleştirel olsa da sonuçta hepimiz bir ağın içindeyiz. “Prodüksiyon” başlıklı şiirin tamamı ve alıntılayacağımız şu dizeler hem uygarlığın son yüzyılını hem de nasıl bir ağın içinde yaşadığımızı betimlemesi açısından oldukça çarpıcı:

Sinsi neon, göz kırpan sim,

7/24 lazer gösterisi

doğal insanlık halleri sanılsın diye

metalaştırılmış zamanın sinsi vahşeti

Endüstrileşmiş fotoromanlar hayat sanılsın

Kapitalizm’in kim bilir daha kaçıncı sezonu bu

Dünyanın bütün kanalları

Birleşmiş orta sınıfların iktidarı

Mungan postmodern ya da tekno, ekran çağına, bu çağın getirdiği koşullara fütursuzca teslim olmuş yaşama tarzına eleştirilerinin ve itirazının dozunu kitabın özellikle “Metal İzi” başlıklı bölümünde bir hayli arttırıyor. Şu dizeler de “Muasır Medeniyet Seviyesi” başlıklı şiirden:

Tweet trak tweet trak olur mu hiç çalışmamak!

sert makas ister çelik irade

onca yılın yanlışını budamak

bir yanda uçsuz bucaksız kâinat

öte yanda dünyanın karartığı deliller

kolay değildir insanın kendisiyle başa çıkması

marifet aynasının sır dökmeye başlaması

içine saldığın çapa

zaman kazanmak için yol kısaltmak.

tweet, trak!

Şu, “öte yanda dünyanın karartığı deliller” dizesinde yer alan ve bir dizgi yanlışına kurban gitmiş olma ihtimali yüksek diye düşündüğümüz “karartığı” sözcüğünün özellikle yazım açısından kafa karıştırdığını belirtelim. Ancak şairin, sözcüğün doğru yazılışı olan “kararttığı” yerine bilerek “karartığı”nı tercih etmiş olması ihtimalini de göz önünde bulundurduğumuzu belirtelim. Yine de dikkati çektiği için kaydetmeden geçmemiş olalım istedik.

Kitabın sonundaki “Bir Şiiri”ni okuyarak bitirelim istiyoruz:

Birazdan geliyorum lafını unutma

Diye bitireceksin

Yazmasan bile, unutma!

Yaşamın devir hakkıdır bu

Bir sonraya

Süreklilik esastır, sarmaldır doğa

Birazdan geliyorum lafını unutma,

Dikkatleri dizenin sonundaki virgüle çekelim ve bu biçimsel olduğu kadar biçemsel de olan reveransın üstünde düşünmek gerektiğini belirtelim.

Son olarak özellikle şiir okurlarına, Çağ Geçitleri'ni okumadan 2019’u bitirmemelerini öneririz.

Devamını görmek için bkz.

Necmiye Alpay, "Geçitler’e bakışlar", Gazete Duvar, 5 Aralık 2019

Murathan Mungan, kendi deyişiyle, İstanbul’da yaşamakta olan bir Mardinlidir. Dünya yazarlar örgütü PEN’in 2005 yılında Diyarbakır’da düzenlediği bir toplantıda, Mardin’in bir terasından bakarken aklından geçmiş olanları andığı konuşmasını unutmuyorum.

Geçmek onun ayrıcalıklı motiflerinden biri, belki de ilkesi; geçmek, geçiş, geçer… Sokakları birbirine tonozlu geçitlerle bağlı Mardin’in dünyalı çocuğu “Geçitler” derken çağrışımları arasında Pasajlar da (Benjamin) yer almış olmalıdır. Ayrıntılarla değerleme, değer kazandırma anlamındaki bir çağrışım.

Mungan’ın külliyatı esas olarak kendini inşa etme, yeniden yaratma bütünü olarak okunabilir.

Burada “kendini” derken, geniş tarihsel, coğrafi ve kültürel ufkuyla bir olan bireyi kastediyorum. Şiirsözünü Osmanlı’dan otuz “Kıssa” ile başlatmış olması, kitaba ‘hikâyeler’ değil, “Hikâyat” adını vermesi boşuna değil.

“Oluşturma” ise her zaman olumsuzlamayla atbaşı yürüyegeldi. Bunu en net biçimiyle, Küre adını verdiği poetika kitabında okuyabiliriz. Önemsediği her özellik, negatifiyle anlatılmıştır onda. Olumsuza işaret, yol göstermenin başlıca yollarından.

Çağ Geçitleri’nin çok alıntılanan yazıtı da hem bir uyarı, hem de çıkarılan bir ders gibi:

Geçerken uğranılacak şiirler değil

geçidini bulacaksın

kendi içinden geçerken

Oraya –henüz?- yaklaşmadıysanız, yolunuzu hak etmediyseniz, gelmeye kalkışmayın. Geçitler, yolların en kestirme kesimleri. En kestirme, en duyarlı. Bilinmeden geçilemeyen.

Bu kitabın bir olgunlaşma anlatımı olduğu doğrudur. Ancak, yalnızca biyolojik yaşla gelen değil, hatta ondan çok, Alain de Botton’un “varoluşsal olgunlaşma” dediği türe dahil bir devinimdir bu. Esasını/enerjisini güçlü bir “ben”den alagelmiş bir “kendiliğin” içe bakışıdır ve bu anlamda yeni değildir.

Varoluşsal olgunlaşmanın Çağ Geçitleri’ndeki en halis, en heyecan verici temsilcilerinden biri “Erken” adlı şiir. Daha önce de, Solak Defterler adlı kitapta, adı yine “Erken” olan bir başka temsilci vardı.

Geçitler’de ömür fikrini belirginleşmiş buluyoruz. “Ben sana böyle mi geldim?” diye “Sitem” yazdıran besbelli zaman, bağlam, tarih, giderek ömür duygusudur.

“Çocukluktaki bahçe” adlı nefis ömür şiiri, metaforları somut şimdiyle iç içe geçirerek dostça bir dertleşme tonu yaratıyor; “bir şey vardı, o neydi?” Hemen ve derin bir çağrışım yaratıyor, ilk anda ele gelmeyen. Herhalde İbrahim Tenekeci’nin “Yakın Döğüş” şiiri değil. Şimdi gelmiyor, ama belki bir gün gelir, ya da çağrışım yine şiirin kendisinedir, eski bir okunmasına.

Aynı şiirin son dizesinde (“İçeri geçmeli artık, hava serinledi”), Ahmed Arif’in “bir ufka vardık ki” duygusuyla burun burunayız.

“Yaprağın uzun öyküsü” adlı şiirde, dörder sözcüklük iki dizede bütün bir ömür. Ve “Her seferinde”, ölümlü geçit.

“Demirbaş” adlı şiir, her tür yorumu fazlalık haline getiriyor: “… devrilen günlerin gürültüsü”. Gürültü sözcüğü dilbilimde beynimizin her sözü birikimleriyle (çağrışımlar, farklı tanımlar vb.) karşılaması anlamına geliyor. Parazite de dönüşebilen bir ‘gürültü’.

1960’lı yıllarda yaygın ilkelerden biri ‘çağının tanığı olmak’tı, ancak klişeleşti ve böylece hem olası teknik yararlarını, hem de analiz olanaklarını gözlerden gizlemiş oldu. Oysa şiirin bazen kazandığı bu tür bir boyut var ki, bin yıllık “çağ”ların kültürel değerlerinin elinden tutabiliyor. Geçitler’de bu tür şiirler özellikle son bölümde yer bulmuş ve daha çok hicviye geleneğiyle birleşiyor. Tipik örneklerinden biri, “İskandil”.

“Taptuk” bölümü kapıyı doğrudan, varoluşsal olgunlaşmanın tarihsel zirvelerinden birine, Yunus Emre’ye açıyor. Aynı adı taşıyan şiirdeki “dişbudak” dizesi ise, önceki dizelerin ilettiği siteme rağmen, hatta belki de bizzat bu sitem dolayısıyla, günümüzde “kuir imkânlar” diye adlandırılan alana açılıyor. Denebilir ki Mungan külliyatı bir bölümüyle bu alana çoktan açılmıştır, şiirleri baştan beri açıktır, olağanüstü yoğunluktaki Sahtiyan başta olmak üzere. Mungan’ın Türkçe edebiyatta bu soysal alanın kurucularından olduğu bir gerçek.

Bu şiirler, dediğim gibi, bütün bir yeniden yerine konulmuş, bazıları yeniden yaratılmış göstergeler dizisiyle hayatı ölümsüzleştirme duygusu yaratıyor. Çağ Geçitleri, aşağıdaki üç dizeli, 2019 tarihli, “Durup baktığında” adlı şiirdeki gibi, duvarımıza asacağımız bilanço soruları da soruyor:

Azalmış zaman demlenmiş kıymet

Günde kimi gördün, elde neyi sevdin

Ne kaldı sende, neye geçit verdin

Devamını görmek için bkz.

Ali Duran Topuz, "Konuşmadan söyleşiye Murathan Mungan", Gazete Duvar, 5 Aralık 2019

Çağ Geçitleri, hem Murathan Mungan şiirinde hem de Türk şiirinde çok önemli bir metin. Kitap, “Bir şiiri” ile bitiyor; kitap bitiyor ama şiir bitmiyor, virgüllü bir dize ile sonlanıyor. “Konuşarak” sonlanıyor kitap, ama konuşan kişi bir konuşmanın dinleyicisi olarak süren söyleşiye bir ara isteğini dile getiriyor, üstelik konuşmaktan çok dinlemek kararında bir ara isteği.

Şiir çarptı beni. Ne iyi. İyi ki. Politika, strateji, şiddet, güç, hukuk, çatışma, savaş, gerilim, tehdit, tehlike… dünya hali böyle. Bıktırıcı. Bereket şiir var. Bereket şairler var. Bereket Murathan Mungan var.

Osmanlıya Dair Hikâyat, Murathan Mungan’ın ilk şiir kitabı çıktığında toy bir okurdum. Şimdi 38 yıl sonra sanki yine bir ilk kitapla karşı karşıyaymışım gibi mutlu ve şaşkınım. Aşağıda okuyacağınız cümleler, şiirin şaşırtıcı etkisiyle ne iyi ki bir daha karşılaşmış birinin, karşılaştığı şeyi anlama çabasının ürünleri. Eksiği çoktur yazılanların, demek ki hakkında yazıldığı kitabın fazlası çoktur. Ben kendi payıma, kitabın bendeki etkilerini kaleme almaya çalıştım. Buyurun, beraber olsun.

"Daima Protest"

Çağ Geçitleri, geçmek fiiline yaslanıyor. Fiil, üç dizelik, dokuz kelimelik açılış şiirinde üç defa tekrarlanıyor; ikisi fiil, biri isim olarak. Geçit. Beş ayrı bölümde doksan şiir var.

İlk bölüm, “Girişe yazılanlar”, Sitem’le başlıyor: Çağ ve ben arasında bir diyalog olarak. Şairler çağ-zaman-dönem eleştirisini sever. Melih Cevdet’in “Yağmurun Altında”sı, o müthiş 20’inci yüzyıl şiiri bu tavrın başyapıtlarından biridir. Mungan’ın velut şiirinde daima yer tutan bir temadır çağ eleştirisi, toplum ve siyaset eleştirisi ile beraber. Mungan’ın, bu kitaba kadar sayabileceğimiz hasletlerinin arasında bir eleştiri şairi, eleştirel şair olarak tarif edilse yanlış olmaz, eksik olsa bile. Eksik, çünkü eleştiriyi aşan protest yanı da daima diridir Murathan Mungan’ın.

Bu kez, ben’in sitemi olarak daha ilk şiirinde beliriyor eleştiri; eleştiri ama sitem ile beraber, sitemkar eleştiri. Demek ki beklentisi varmış şairin geldiği çağdan hem, hem de gelmeden öncesine özlemi, gelmeden önce olup da artık olmayan bir kaybı söz konusu. Çocukluk? Muhakkak ama salt bir çocukluk masumiyeti değil, gücenen ben’in “aklı” çünkü ve bu çocuk aklı değil. Gücenen akıl: Demek duygu ile düşüncenin karşıtlığı değil, iç içeliği söz konusu. Akıl, duyguya sahip bir akıl, gücenebilen bir akıl.

Hemen ardından “Yaprağın uzun öyküsü” ile çocukluğu buluyoruz, oraya geçiyoruz, gelmeden önceki hallerden bir hal olarak çocukluk. Ayrılıkla bağlantılı bir çocukluk, hatta daldan kopma isteğine bakarsak, yapraklı dallı ağaç bütünlüğü, gücenmiş benliğin övgüsüne mazhar olan bir hal de değil.

"Konuşkanlıktan Sessizlik Eşiğine"

“Demirbaş”, çok aşina olduğumuz Murathan Mungan konuşkanlığı ile bu kitaba özgü sözcük ekonomisine yaslanan, susmanın eşiğine doğru ilerleyen yeni bir Murathan Mungan tavrının ara yerinde duruyor. Belki de bir tür “geçiş” şiiri, “geçit” şiir bu haliyle ki kitaptaki diğer şiirlere göre hayli eski tarihli.

“Tuz direk”te “İlk defa taş oldum” diyor şair; bu katılık şairin önceki şiirlerindeki benliklerinin yoğun hareketliliğine hayli zıt bir benin ağzından dile geliyor. Konuşkanlığın sessizlik sayılabilecek sözcük ekonomisi ile dönüşmesi söz konusu iken beden de jest, mimik, hareket bolluğundan taşsı katılığa, katatonik çağırışımlı bir durgunlaşmaya yöneliyor, eşlik ediyor sessizliğe yönelme tercihine. Üstelik katılık, bakma-taş kesilme bağının bildik hali değil, yani gördüklerinden taş kesilmiyor: Kendi birikiminin getirdiği, içten içen biriken, gözyaşlarının tuz katmanlarından gelen bir katılık. Olgunlaşma? Evet, aklın algılayabileceği dünya ile duyguların algılayabileceği dünya arasında zorlu bir geçit, bir bağ arayışı da aynı zamanda Çağ Geçitleri, bir olgunlaşma çabası. Kendi benliğini sürekli koruma ve yeniden kurma çabası Murathan Mungan’ın belki ilk kitaptan ama en geç Sahtiyan’dan beri daina göze çarpan bir yanı değil mi?

“Güvence, paha”, yine konuşkanlığın yarı sessizlik eşiğine yönelişi söz konusu: Çağ eleştirisi, kısa, katı, net:

“Güneş ağzımı arıyor, yok sayıyor

Bende ışığı kalmış günleri.”

"Anlatan Şair, Dize Kuran Şair"

“Taptuk’a yazılanlar.”

Taptuk, kitaptaki eski tarihli şiirlerden (2011) bir tür haberci şiir belki de inşa sürecinde. İkili bir evren tasavvuruyla kurulmuş şiir: “Bir yanda kalbimden yaptığım dergah” ve “Bir yanda eğri odunların yandığı dünya”; “Görene sayda, görmeyene her yanım/dişbudak.”

Anlatımcı, tasvire dayalı şiir ile dizeyi temel birim olarak gören inşacı (Necmiye Alpay, “dizesellik” demişti buna, eski bir kitabını okurken Mungan’ın) diyebileceğimiz şiir iç içe geçiyor. “Anlatımcı” yanı hep güçlü olan ve anlatımını bir tür yoğun konuşkanlık haline yaslayarak sürdüren Murathan Mungan şiiri bu kitapta tamamen yer değiştiriyor: Dizeye, bazen tek kelimenin dize işlevi gördüğü eksiltmeli ifade tarzına yaslanan şiir, anlatımcı, konuşkan şiirle yer değiştiriyor. En düz söyleyişle bu kitaba kadar daha çok “konuşkan” bir Murathan Mungan ile tanıştık, bu kitapta ise susmaya, sessizliğe yönelen bir Murathan Mungan öne çıkıyor.

“Kül sessizliği,

Bir yerlerde dünyanın teli koptu”

“Konuşkanlık”, şairin politik tutumlayla ilgilidir esasen ve kitapta da bazı şiirlerde yine çıkıyor. Saf şiire değil, dünyalı, yaşayan şiire kapı açmanın yolu “konuşma”ya yaslanmak. Şiirden, söz lehine, politik tutumu dermeyan eden söz lehine feragat. Bu daima bir risktir, şiirin politik lehine daralması riski. Buna rağmen Murathan Mungan şiiri daima şiirdir, elbette, fakat politikasız bir poetik tutuma razı gelmemenin bedeli olarak şiirselliğini seyreltmeye karar vermiş bir şiir. Ki kitaptaki “Muasır medeniyet seviyesi” şiiri, bu tercihin en kuvvetli örneklerinden biri.

“Erken” şiiri, sitemkar failin öyküsünü çocukluktan değil, toyluktan başlatıyor: “Kelimeler arardım içimdekilere çok erken.”

Bu arayış, konuşkan Murathan Mungan’ı üreten tarihtir de bir bakıma: ilk iki kitabı kelime arayışının bir tür arkaizme vardığı, okuru değil şairin bile güncel dünyasına uzak kelime ve söyleyiş arayışının ürünüdür örneğin. Çağ Geçitleri bu bakımdan “başlangıç”ta hayli uzağa düşer gibi: Kelime aramak yerine güncel hayatın sıradan nesne ve kelimeleri işe koşuluyor bu sefer. “Bıçaktaki kan” olarak temizleniyor dilden, kelimeler.

"Entelektüel Şair"

“Açığa yazılanlar”, entelektüel hamlelerin, düşünsel çıkışların lirizmi muhafaza etme çabasıyla eşliğinde bir tür gösteriye dönüştüğü bölümü kitabın. Entelektüel eğilimler tıpkı politik eğilimler gibi, şiirde risk alma anlamına gelir. Murathan Mungan şiiri, daima risk alan bir şiirdir esasen.

“Öznesizliğin belirsizliği” veya “Varoluştan özneye” gibi şiiri değil, herhangi bir düz yazı metnini de değil, akademik ya da düşünsel metinlerle karşı karşıya olduğuuzu düşündürecek ifadeler şiir adı ya da başlangıcı olabiliyor mesela; hatta, “Oksijen” gibi fizik ya da kimyaya gönderen bir sözcük ya da “teorem” gibi matematiğe veya düşünsel işlere gönderen bir sözcük tercih edilebiliyor aynı şekilde. Murathan Mungan’ın “deneysel” yanının girdiği ve şiir için daima risk oluşturan bu oyun, “Buz, buzul” şiirindeki müthiş lirik zirveyle bitebiliyor:

“Buradayız ama bize daha çok var.”

Deneycilik, bölümün sonundaki “Varoluş ısrarı bu” şiirinin son dizesinde üstü çizili sözcüklerin kullanılması ucuna kadar varabiliyor; sanki bir Derrida ya da Agamben metni ile karşı karşıyayız:

“henüz akıl yetmiyor olanları açıklamaya”

"İki Failli Şiir"

Kitapta en az iki fail var, biri sitem eden itiraz eden, protesto eden, tanımlayan, sıfatlayan, sanki teorik bir meseleden bahsediyor gibi duran konuşkan bir fail. Biri anımsayan, içlenen, duygulanan ve duyuran fail. Epik ile lirik, politik ile lirik, düşünsel (yani teorik, yani nazari) ile lirik, iç içe geçiyor. Belki de bu yüzden, bakmak, geçmekten sonra şiirin en çok göze çarpan fiillerinden.

Kitabın entelektüel göndermeleri, “Prodüksiyon” şiirini Zizek’in “nesnel şiddet/öznel şiddet” ayrını eşliğinde okumaya davet edebilir, mesela. Bir çağ-devlet ve ideoloji eleştirisi olan “Muasır medeniyet seviyesi”, Mungan’ın politik lehine poetik tavizler verme riskini göze aldığı şiirlerden biri: Bir yanıyla tüm politik metinler gibi konuşkan, bir yanıyla aynı konuşkanlığın şiirden götürebileceklerine razı gelmeyen lirik ısrarla kuruluyor. Türkçede (çevirileri düşünerek “Türkçe” dedim, yoksa “Türk şiiri” dememenin ne şiire ne politikaya bir faydası var) okuyabilceğimiz az sayıdaki politik şiir başyapıtı niteliğinde bana göre. Sadece şiirsel, sadece politik bir olgunmlaşma değil, “varoluşsal” bir olgunlaşma da hakim kitaba. “Bulunduğumuz yaka”, hem riskli ikili karşıtlıklara hem de kitaba sıfat olabilecek “olgunlaşma”nın yaşlılık ve ölüme hazırlanma bilgeliği eşliğinde belirdiği şiir:

“Madem geldim

benim de adımı bir yaprağa yazın

adım düşsün toprağa

ben kalırken uzaklaşsın adım

adım.”

"İnce İşler, Neydi?"

“…

hem ağır işçilik hem ince iş

kâğıdın beyazını yontmak”

Gülten Akın denilince, “Ah, kimselerin vakti yok/Durup ince şeyleri anlamaya” dizelerini anımsamak otomatiğe bağlanmış gibidir; Gülten Akın göçtüğünde “inceliklerin şairi” sıfatı çokça anılmıştı hatırasını yad etmek için. Murathan Mungan ince şeylerin, ince işlerin ne anlama geldiği şerh ediyor böylece: “Kağıdın beyazını yontmak.”

Ki bu ifade, “konuşan” ve “anlatan” şairin, susmaya, sessizliğe yönelişinin en iyi ifadesi belki de: Kağıdın beyazını yontuyor sessizce, kelimelerden bir heykel olarak çıkıyor karşımıza.

Kitap, bu türden göndermeler açısından da hayli zengin, kimi açık kimi örtük bir göndermeler ağı aynı zamanda bütün metin: İlhan Berk, Ece Ayhan, Fazıl Hünü Dağlarca, Yahya Kemal, Sait Faik, Lorca, Nazı Hikmet, Ritsos-Seferis-Elitis üçlüsü…

Kimi zaman adlı adınca, kimi zaman ad olmasa da açık, kimi zaman da örtük göndermelerle okura eşlik ediyor kitap boyunca.

Kitap, “Bir şiiri” ile bitiyor; kitap bitiyor ama şiir bitmiyor, virgüllü bir dize ile sonlanıyor. “Konuşarak” bitiyor kitap, ama konuşan kişi bir konuşmanın dinleyicisi olarak süren söyleşiye bir ara isteğini dile getiriyor, üstelik konuşmaktan çok dinlemek kararında bir ara isteği:

“Birazdan geliyorum lafını unutma…”

Devamını görmek için bkz.

Mesut Varlık, "Buradayız ama bize daha çok var", K24, 11 Şubat 2020

Aklımın gücendiği çağ

Ben sana böyle mi geldim?

Ne diyordu Ahmet Hâşim: “musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın mutavassıt bir lisan.”

Ve ne diyordu Orhan Veli buna karşı: “Şiir bütün hususiyeti edasında olan bir söz sanatıdır. Yani tamamiyle mânadan ibarettir.” [1]

Türkçe şiirde bugün hâlâ bu iki kutup gibi görünen ama bugünün mesafesinden bakınca omuz omuza bir şiir etiği mücadelesinin dayanışmasını, saf tutmasını işaret eden iki cümle arasında salınıp durduğumuz söylenebilir.

Yine de hikâye böyle devam etmez ve bu iki anlayış iki kutbu sembolize eder hale gelir. İşte bu iki kutup arasında Türkçe şiirin kanonik yapısının oluştuğunu söyleyebiliriz. (Kanonu olan bir edebiyattan değil, kanonik yapısı henüz oluşmakta olan bir edebiyattan bahsettiğimizin bu vesileyle bir kere daha altını çizerek söze devam edeyim. Zira, henüz yüz yaşına gelmemiş bir edebiyatın kanonundan bahsedemeyiz.) Murathan Mungan, bu kesişimin en şık karşılıklarından biridir Türkçe edebiyat içerisinde.

Daha ilk kitaplarından itibaren, kendine has bir “edâ”ya sahipti Murathan Mungan’ın kalemi. Üslup denilen etkiler prizması onda çok erken yıllarda belirginleşmişti. Gençlik dönemi ürünlerinde de bugünkü ürünlerinde de cümle kurulumuyla, kelime seçimiyle, konumunu daima bir jestle koruyuşuyla, tavrı olan şairlerden biri her zaman.

Gençlik verimleriyle geniş okur kitlelerinin dikkatini, ilgisini ve beğenisini kazanan Murathan Mungan’ın zannediyorum ilk star-yazarlarımızdan olduğunu söyleyebiliriz. Televizyonun ve amiral gemilerinin Türkiye’sinde medyada geniş yer bulan ve olmakta olanın farkındalığıyla söyleşisi sırasında kameraların da görüntü yakalama ihtiyacını karşılayan yıldız bir şair olarak hayatımızdaki yerini aldığını gayet iyi hatırlıyorum. Murathan Mungan’ın omuzlarından pelerinini çıkardığına hiç şahit olmadım. 2006-7 civarı, Cihangir’de sabahın 8’inde bakkaldan elinde ekmek poşetiyle çıkarken gördüğümde dahi...

deniz bitti, dediler yüzmeyi öğrendiğimde

anlamışsınızdır, çocuktum

büyüdüğümle kaldım bir denizin eteklerinde

“Kalmak eteğinde”, Çağ Geçitleri

Yaşadığı şehrin, toplumun sokaklarından hiç çekilmeyen ve çekinmeyen bir şiir-kalemi kurdu yıllar içerisinde. Şair mahfillerinde bir tür pop-ikonu olarak anılıyor olmasını bir tür çekememezlik olarak görebiliriz belki de. Ki Nilay Örnek’in “Nasıl Olunur?” podcast yayınında [2] kendisinin de söylediği gibi, şairler arasında öyküleri, öykücüler arasında şiirleri sevilen bir yazar. Romanları, denemeleri, şarkı sözleri... Ki şarkı sözü yazarlığıyla hakir görülmeye çalışılan bir kalemden bahsediyoruz; Bob Dylan’ın Nobel’i almasıyla, kendi ifadesiyle, “biraz nefes alan” bir kalem.

Popüler olmanın işlevselliğinin farkındaydı hep Murathan Mungan. Fakat onun popülist tuzaklara düştüğünü hiç görmedik. Tüm kariyeri boyunca politik tavrını netlik ve açıklıkla ortaya koymaktan geri durmadı. Politik ve cinsel kimliğinin kırılganlığının etrafını, hele ki olay Türkiye’de geçiyorsa, ancak popülerliğin işlevleriyle örebileceğinin farkında oldu daima.

Ne iyi de yaptı ki “şiir öldü” laflarının gezindiği zamanlarda dahi sıkı şiirin iyi satış rakamlarına ulaşmaya devam edebileceğini bizzat gösterdi. Üstelik bunu dönemsel olarak değil, tüm yazarlık macerası boyunca yaptı.

On yılda bir yaş dönümlerini bütçeli kitaplarla kutlama lüksünü de okurlarıyla paylaşabildi böylece. Ki pop-için eleştirilerinin en büyük karşılığı da Söz Verilmiş Şarkılar kitabının en az satan kitabı olmasıdır sanırım. Hiçbir şiirinin bestelenmesine izin vermeyişi de bunun net bir göstergesi.

“Yakındoğu’nun duru İngilizcesi: Türkçe

Yakındoğu’nun dallı İspanyolcası: Kürtçe”

Cemal Süreya, Oteller Hanlar Hamamlar İçin Sürekli Şiir – V

Murathan Mungan’ın şiirinin Türkçe şiirin modern hikâyesi içerisindeki yeri ve açtığı ses ve tavır alanının koordinatlarını zannediyorum cinsel ve etnik kimlikleriyle sınırlandırmak ancak dış kabuğunun alanını netleştirmeyi sağlayacaktır. Psikolojik ve sosyal dünya arasındaki o ontolojik alan, belki de ancak şiirle ifade edilmeye kalkışılabilecek o mıcırlı alan Murathan Mungan şiirinin topografyasını oluşturur. Çok kabaca, bir ucunda Yaz Geçer’in bir ucunda Paranın Cinleri’nin kapı bekçiliğini yaptığı Murathan Mungan toprakları.

Bu topraklarda metalik bir dil kullanılır. Kürtçenin ve İngilizcenin tonal etkisiyle şekillenmiş, Türkçe bir ses duyulur. Belki çocukluğunun Kahire Radyosu’nun sesidir, belki okuduklarına açıklığının belgesidir. Sağlam ve zarif bir Türkçe; dilin telkâri işçiliği – metalin en incelikli biçimi.

Kitaplı bir yazar olmasının 40. yılına şurada birkaç ay kalmış bir kalemden bahsederken, eskilerin, belki artık çok eskilerin ciddiyetiyle Mimar Sinan G.S. Üniversitesi’nin Grafik Bölümü’nün mezuniyet işlerini takip ediyor olması da kitabının bir meta olarak takibinde olduğunu gösterir ve birçok yeniyetme yazar için de bu eylemi büyük dersler içerir...

Üstelik durmak bilmeyen bir üretkenlikle kitaplar ve hatta albümler vermeye devam ediyor. Hatta Çağ Geçitleri’nin 2020 Model’in gölgesinde kaldığı bile söylenebilir ama gelmesi beklenen Hamamnâme’nin varlığı bu gölgeyi silkeliyor. Çağ Geçitleri’ni “Birazdan geliyorum lafını unutma,” virgülüyle kapatması da buna bir işaret fişeği olarak okunamaz mı?

Muhtemelen yazacaklarından fazlasını yazmış bir şairin yeni kitabının “bekleniyor” olması, ancak Murathan Mungan gibi mucizevi kalemlerin “hikmet burcu”yla açıklanabilir sanırım. Bu mucizelerden edebiyatımızda ancak birkaç tane var. Birkaç. Tane.

“Balkonların özlediği bu muydu, değildi

Sanki bir şeyler erken bitti

İçeri geçmeli artık, hava serinledi”

“Çocuktaki bahçe”, Çağ Geçitleri

Notlar


[1] Her iki alıntıyı da Yalçın Armağan’ın İmgenin İcadı adlı kitabından aşırdım (İletişim Yayınları, 2019). Keşke kitapta söylenenleri de tartışmaya başlasak... Metne dön.
[2] Nilay Örnek, “Nasıl Olunur?”, Storytel Yayını: Konuk: Murathan Mungan. Metne dön.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova