 | Sema Kaygusuz"İnsan susturulduğunda gerçekten susar mı?" Sibel Oral, Gazete Oksijen, 8-14 Mayıs 2026 Sema Kaygusuz’un yeni romanı Saf Canavar, ‘teknofaşist’ bir çağda varlığın haysiyetini kanıtlama mücadelesi veriyor. Distopik bir evrende geçen bu roman, sessizliğe karşı hikâye anlatarak direnen Karabalık’ın öyküsünü anlatıyor. Romanın anlatıcısı Karabalık, üç kez yakalanırsa ses tellerinin felç edileceğini bilerek hikâye anlatmaya devam ediyor. Bu radikal tercih, romanın merkezindeki soruyu açıyor: Teknofaşist bir dünyada direniş nasıl mümkün olabilir? Kaygusuz’un cevabı net: Hikâye anlatarak. Çünkü hikâye, sadece bir eylem değil, bir örgütlenme biçimi, otoritenin kontrol edemediği gizli bir dil. En az iki insan arasında kurulan o görünmez bağ, sessiz varlıkları birleştiren güç.Mira ise | Devamını görmek için bkz. |  |
|
| |
 | Deniz Faruk Zeren"Halkımın ne yazılsa yetmeyen bir hikayesi var" Bilge Aksu, Yeni Özgür Politika, 6 Mayıs 2026 Deniz Faruk Zeren, ilk öykülerinden beri hem içeriğe dair unutulup giden bir gerçekliği hem de farklı biçim arayışlarını yanında taşıyor. Zeren’le edebi anlayışını, hapishaneleri, sanattaki üçüncü yolu ve direnişin estetiğini konuştuk.Türkiye’de hemen her şey gibi edebiyat alanı da bir gerilemenin, bir çoraklığın pençesinde. Şehirlerin süslü mahallelerindeki meyhanelerde yaşanan gündelik hüzünler, Ege sahillerinde denize taş fırlatan melankolik abiler ya da saksıdaki çiçekleriyle aşk konuşup duran karakterlerin arasında dönüp duruyoruz. Kimisi duyarlı davranmayı bir görev belleyip sıradan hikayelerine politik motifler eklemeyi akıl ediyor ama halihazırdaki gerçekliği değiştirmeye yetmiyor bu: | Devamını görmek için bkz. |  |
|
| |
 | Sema Kaygusuz"Bir şey yasaksa, hâlâ bir canı, bir etkisi var demektir" Anıl Mert Özsoy, evrensel.net, 24 Nisan 2026 Çağımız, anlatının giderek daraldığı; dilin, hakikati açığa çıkarmaktan çok onu örtmenin, düzenlemenin ve hizaya getirmenin bir aracına dönüştüğü bir eşikte duruyor. Böylesine karanlığa yaklaşmış bir dönemde, Sema Kaygusuz’un Saf Canavar adlı eseri, kurgunun ötesinde; dilin, bedenin ve varoluşun sınırlarını zorlayan felsefi bir metin olarak okurla buluştu.
Hikâye anlatmanın suç sayıldığı bir dünyada, anlatının kendisi bir direniş biçimine, hatta ontolojik bir başkaldırıya dönüşüyor: Çünkü anlatmak, mevcut düzenin kurduğu gerçekliği de sarsmanın bir yolu oluyor. Kaygusuz roman boyunca, tam da bu sarsıntının izini sürüyor. Yazının hem kurucu hem yıkıcı doğası, dilin özneyi kurarken onu nasıl yerinden ettiği, | Devamını görmek için bkz. |  |
|
| |
 | Olivier Roy"Bugünkü Suriye post-İslamcılığın laboratuvarıdır." Gülener Kırnalı, Medyascope, 22 Ocak 2026 Olivier Roy, Siyasal İslam’ın İflası adlı çalışmasıyla tüm dünyada büyük yankı uyandırmış bir isim. Akademik yelpazesi içerisinde çok geniş bir araştırma alanına sahip olmakla birlikte İran üzerine yazdığı önemli araştırmalarla tanınan etkili bir düşünür ve araştırmacı.Gülener Kırnalı, Suriye’de yaşanan sıcak gelişmelerden İran’da rejimin nereye evrileceğine varan; bir adım geriye giderek yeni dünya düzeninin nasıl şekillendiği sorusunu da ele alan geniş bir yelpazede Olivier Roy ile çarpıcı bir söyleşi yaptı.Bugün ele alacağımız çok fazla konu var: elbette İran’ı konuşacağız, ardından başta Suriye’de | Devamını görmek için bkz. |  |
|
| |
 | Melek Aydoğan"Çoğul okurluk bilinci" Sema Aslan, K24, 10 Temmuz 2025 Ayhan Geçgin’in 2011 yılında yayımlanan romanı Son Adım üzerine düşünen metinlerden oluşan Soğuk Ateş: Son Adım Üzerine Yazılar kitabının sunuşunda niçin yazıyoruz sorusu üzerine düşünürken, “Bir çatlak, bir çıkış yolu, bir soluklanma imkânı bulmak için yazarız” diyorsunuz; niçin okuyoruz sorusunu da bu cevaba yönlendiriyorsunuz. Ancak niçin okuyoruz sorusunda bir vurgu var: “Özellikle düşünmeyi –yeniden düşünmeyi– zorlayan yazılar”la okumak. Soğuk Ateş’in “iddiası” da bu olmalı; bir romanı farklı biçimlerde ve birçok yeniden okumaya açarak çıkış yolu bulabilme umudu. Üzerine | Devamını görmek için bkz. |  |
|
| |
|