Çeviri: Necmiye Alpay

Kültür ve Emperyalizm, Edward W. Said’in Şarkiyatçılık’la başladığı tasarının bir parçası: Bir yandan kültürün, Batı “yüksek kültürü”nün emperyalizmle ilişkisini sorguluyor, bu ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışıyor; bir yandan da maruz kalanların, sömürgeleştirilenlerin emperyalizme düşünsel ve edebi direnişlerini inceliyor.

Kitaptaki incelemeler Batı romanı ve müziğine; Joseph Conrad, Jane Austen, Charles Dickens, Rudyard Kipling, Albert Camus, André Gide gibi yazarların yanı sıra Verdi’nin Aida’sına yoğunlaşıyor. Ele alınan yapıtların emperyalizme (varsa) neler borçlu olduğunu, içinde yer aldıkları emperyal dünyayı, sömürgeleri, sömüren ile sömürülen arasındaki ilişkileri ne ölçüde ve nasıl yansıttıklarını, yansıtmadıkları takdirde neleri görmezden geldiklerini gösteriyor, romanı (ve sanatı) “dünya”ya bağlayan hatları vurguluyor. Bunu yaparken de yapıtların estetik değerini küçültmemeye öze ..

 

Freud’dan Lacan’a uzanan, yeni buluşlarla, tartışmalarla dolu uzun yol boyunca psikanaliz hem dönüşmüş, hem de insanı açıklamak bakımından beşeri bilimleri etkileyecek çeşitli imkânlara sahip olduğunu göstermiştir. Saffet Murat Tura’nın bu klasikleşmiş kitabı bir yandan dikkatimizi bu imkânlara çekip irdelerken bir yandan da Freud’un kavramlarının ve psikanalizin Lacan’ın elinde kazandığı yorumu açıklamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Psikanalizin epistemolojik statüsünü ve psikanalizin temel kavramı olan “bilinçdışı”nın felsefi olarak nasıl mümkün olabildiğini tartışıyor; fenomenoloji geleneği ile Lacan’ın görüşlerini birlikte değerlendiriyor.

İnsan hakkındaki bilgilerimizin gelişimi kuşkusuz durmadığı, günümüze değin özellikle nörobiyoloji alanındaki buluşlarla kimi zaman yanlışlanıp kimi zaman değişime uğradığı için Tura okurlarını uyarıyor: “Kitabımın bir tavsiye, bir reçete gibi okunmamasını dilerim. Ampirik değeri tartışmalı düşünce sistemleri karşısında insanlar ya bun ..

 
Çeviri: Tuncay Birkan

Batı tarihinde birkaç düşünür aşkın ve zorlayıcı kültürel vizyonlar ortaya koymuştur. Bu vizyonlar önceki düşüncelerden kopmaları açısından aşkın, kendilerinden sonra gelen düşünürleri onları büyük bir ciddiyetle ele almaya itmeleri açısından zorlayıcıdırlar. Bu tür vizyonları dile getiren düşünürlere yerinde bir nitelemeyle gündem belirleyiciler adı verilir: Onlar kendilerini takip edenler için düşünsel önceliklerin sırasını belirlerler. Yeni bir şey keşfetme umuduyla sınırda yaşarlar.

Nietzsche’den Heidegger, Foucault ve Derrida’ya uzanan çizgi, bence, kendine özgü bir bütünlüğe sahiptir; Batı’nın yakın dönemdeki düşünce tarihinin önemli bir kısmını anlamamıza yardımcı olan bir bütünlüktür bu. Nietzsche’yle birlikte bir şey biter ve yeni bir şey başlar; Derrida’yla birlikteyse bu yeni başlangıç sona eriyormuş gibi görünmektedir. Dahası, bu çizgi ile düşünce tarihimizdeki gittikçe daha fazla kabul gören diğer gerçeklikler arasında bir dizi ilginç bağlantı vardır. Geçmişe ba ..

 

Son yirmi yıldır Türkiye sinemasında bastırılanın görünür hale geldiği, geçmişteki suçların ve normallik görüntüsünün ardında yatan dehşetin sarsıcı bir şekilde ortaya çıktığı hikâyeler dile getiriliyor. Bu araştırmayı teşvik eden de, geçmişi hatırlamakta kullandığımız ve bize her zaman bir masumiyet, mağduriyet ya da kahramanlık hikâyesinin içinden seslenmiş olan Türklüğe dair imgeleri eleştirel bir perspektifle inceleme arzusudur.

Kayıp Hafızanın İzinde, farklı biçimlerde sesini duyuran geçmişle yüzleşme taleplerine sinema perdesinde verilen yanıtların etik ve politik karşılıklarını ele alıyor. Bir geçmiş ve şimdi anlatısı olarak Türklük’ün, felaketlerle bugün kurduğumuz ilişkiyi nasıl belirlediği üzerine sinema aracılığıyla düşünürken, temsilin hafıza oluşturmadaki potansiyelini ve sınırlarını tartışıyor.

Pınar Yıldız’ın çalışması, geçmişin nasıl hatırlandığına dair politikaları ele alıp deşifre etmeye, içinde yaşadığımız zamanın kültürel/toplumsal işleyiş ..

 
Hazırlayanlar: Taylan Acar, Şemsa Özar

Ferhunde Özbay Anısına hazırlanan bu kitap, 9 Mart 2018'de Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen “Birinci Ferhunde Özbay Anma Konferansı: Türkiye’de Aile, Evlilik ve Kadın İstihdamı” başlıklı konferansta yapılan sunumların yeniden kaleme alınarak bir araya getirildiği makalelerden oluşuyor.

Ferhunde Özbay göç, gençlik, demografik davranışlar, kadın bedeni ve emeği alanında yaptığı çalışmalarla ve Türkiye toplumunun demografik yapısının zaman içinde nasıl değiştiğini siyasi iktidarın toplumu şekillendirme hedefi çerçevesinde inceleyerek Türkiye’deki sosyal bilimlere fevkalade önemli bir katkı sağlamıştır.

Bu derlemede, Ferhunde Özbay’ın kadın ve aile ekseninde yürüttüğü çalışmalarıyla açılan yoldan ilerleyen genç kuşak araştırmacılar, kadınların özgürleşme sorununun sosyal bilimler açısından olduğu kadar, toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği açısından da ne kadar tayin edici bir yerde durduğuna ışık tutuyor; Türkiye’nin bu bağlamda içinden g ..

 
Çeviri: Elvin Vural

“Balık düşünmez, o her şeyi zaten bilir.” Böyle der Rus yazar Platonov bir romanında. Öte yandan balıkların bitkilerden hallice olduğu düşünülür genelde. Suların bu sessiz sakinlerini “süs” olarak akvaryumlara koyar, “eğlence” olsun diye avlarız. Hafızalarının üç saniyeyle sınırlı olduğunu ve acı çekmediklerini düşünür, onlara reva gördüğümüz muameleye pek kafa yormayız.

Balıkların Bildikleri’nde etolog Jonathan Balcombe, son zamanlarda artan balık araştırmalarının yanı sıra kendi deneyimlerine dayanarak, çoğumuzun aklındaki balık imajını altüst eden bir tablo çiziyor. Yaygın varsayımların aksine, balıkların “sadece hissetmekle kalmayıp aynı zamanda çevrelerinin farkında olan, iletişim kuran, sosyalleşen, alet kullanan, erdemli, hatta entrikacı canlılar” olduklarını gözler önüne seriyor ve her biri ayrı bir birey olan bu hayvanları “ahlaki kaygı çemberimizin dışına sürme eğilimimizi” sorgulamamız gerektiğini vurguluyor.

Balıklar neler görür ve duyar? Birbirle ..

 
Çeviri: Bülent O. Doğan

Uzun süredir dünyada egemen yönetim ideolojisi olan neoliberalizmin ekonomik sonuçları hakkında çok sayıda çalışma ve tartışma var. Buna karşılık, neoliberalizmin yol açtığı siyasi sonuçları ve sorunları da derinlemesine tartışmak gerekiyor. Wendy Brown’ın temel sorusu “Neoliberal ekonomik sarsıntıların sonucunda neden ve nasıl sol değil de sağ güçlendi?” şeklinde özetlenebilir. Sağ, özellikle de popülist sağ, toplumdaki hangi ihtiyaçlara ne gibi kavram kümelerini kullanarak, ne gibi ideolojik manevralarla karşılık verdi de 2008’deki küresel finans krizinden güçlü çıktı, pek çok ülkede iktidarı ele geçirebildi? Bu hareketlerin sonucunda hangi sosyal haklar zayıfladı, eşitlik ilkelerinin uygulanmasında ne gibi kayıplar yaşandı?

Peki, ortaya çıkan “harabeler” neoliberalizmin teorisiyle ne kadar uyumlu? “Reel” neoliberalizm kendi teorisiyle hangi bakımlardan çelişmek pahasına hayata geçirilebildi? Teorik olarak önemli roller biçilen gelenek, ahlak ve piyasa gibi toplumsal etmen ..

 
Çeviri: Sungur Savran

David Harvey’in dersleri devam ediyor: Şimdi Marx’ın Kapital’inin ikinci cildine eğiliyoruz. Kapital’in ilk cildi üretime odaklanırken, ikinci cilt malların alınıp satılmasıyla değerin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Harvey ayrıca Kapital’in üçüncü cildinden de kredi, finans ve bankacılıkla ilgili bazı bölümleri buraya dahil ederek, günümüzün krizlerine ışık tutuyor ve Marx’ın analizlerini hayatlarımızın ortasına yerleştiriyor:

“Portakal marmeladıyla ilgili görünürde çok önemsiz olan bu öyküyü anlattıysam nedeni şudur: Ben Marx’ın soyut analizinin yeryüzüne indirildiğinde insanlara gittikçe daha fazla şey ifade ettiğine inanıyorum. Teori, sadece sermayenin içinde hareket ettiği soyut süreçleri değil, aynı zamanda herkesin yaşadığı biçimiyle günlük hayatı da (yani o kadar çok sayıda İngiliz’in acı portakal marmeladını neden sevdiğini) aydınlatamadığı durumda, daha eşitlikçi ve şiddete daha az yatkın bir alternatif üretim tarzını inşa arayışında bi ..

 
Çeviri: Roza Hakmen

“Bu da pek cesurca sayılmaz. Tabanları yağlamak... Doğrusunu istersen, tahmin ediyorsundur zaten, ben de hiç cesaret edemedim. Fırtınalar! Konga! Sen sanıyor musun ki o adam... En iyi ihtimali seçiyorum... Babamı hiçbir zaman tanıyamayacağım, sen de beni tanıyamayacaksın, bu hep böyle gidecek, peş peşe, sırayla. Kendimi suçlamaya devam mı etmeliyim? Aslında her şey içmeye devam etmek için, âleme devam etmek için, böyle yaşamaya devam etmek için mazeret oldu diye kendimi suçlamam mı gerekiyor?”

Francisco Casavella’nın Türkçedeki ilk romanı Eğlencelerin Sırrı, yaklaşık kırk yıl süren Franco diktatörlüğünün ardından gelen geçiş döneminde, 1980’ler İspanyası’nda geçiyor. Siyasi hesaplaşmasını yapmak yerine geçmişini unutmaya çalışan, hızla “modern dünya”ya yetişmek isteyen toplumun savruluşlarına on beş yaşındaki bir gencin gözünden tanık oluyoruz: Taşrada başlayıp Barcelona’da hızını alan romanda kuşak çatışmaları, hayatın anlamı, evden kaçışlar, ilk aşklar, haya ..

 

Tuncay Birkan’ın yirmi iki yıllık bir dönem içinde sol, kültür, felsefe, bilim, yayıncılık ve çeviri gibi alanlarda söz aldığı yazıların biraz güncellenmiş hallerini içeren bir seçki Sol: Evin Reddi. Yerlicilikten solun akademikleşmesi tehlikesine, entelektüelin konumundan “Tanrı’nın Ölümü”ne, tahlil gereğinden eylem gereğine, geleceksizlik hissinden kurtulma imkânından farklı bir kır-kent tasavvuru geliştirme ihtiyacına alttan alta birbiriyle bağlantılı temalar etrafında örülen yazılar bunlar.

Sol adını verdiği şeyin tam da “ev”in akla getirdiği, konfor hissi veren zihinsel alışkanlıkları, düşünmeden verilen otomatik tepkileri reddetme duruşu olduğunu belirten Birkan, bu yazılarda “hayalgücümüze koyduğumuz ketlemeleri bütünüyle kaldırıp pratiğe yönelik fikir ve hayal geliştirmeye, söz değil eylem üretmeye, mücadele olan/olması gereken her yerde, sömürü ve tahakküm mağduru herkesle yan yana durmaya” çağırıyor bizi.

 

Bu kitap bir Mimar Sinan monografisi değil. Yaşamı ve eserleri üzerinde bilinenlerin yeni bir özetini sunmuyor. Onun yapılarının bir dökümünü içermiyor. Neden çok önemli bir dahi olduğunu ve dünya mimarlığına yaptığı katkıları da anlatmıyor. Sinan’a ve eserlerine övgüler düzmüyor. Sinan yapılarının yeni çekilmiş çok başarılı fotoğraflarından oluşan bir albüm bölümüne de yer vermiyor. Böyle çok sayıda kitap zaten var.

Mimar Sinan: Tarihsel ve Muhayyel, birbiriyle bağlantılı iki araştırma güzergâhında ortaya konmuş bir çalışma: Önce, Sinan’ın ve Sinan çağı mimarisinin tarihini yazma yaklaşımlarını tartışıp alternatifler öneriyor, ardından da popüler kültürde varedilmiş ve hâlâ üretilmeye devam eden Sinan imgesinin nasıl inşa edildiğini anlamayı deniyor. İlk kesimde, bugüne kadar yazılagelenden farklı ve gerçekçi Sinan tarihleri yazmak için bazı yeni imkânların nasıl kullanılabileceği gösterilmeye çalışılıyor. En önemlisi, burada kutsallaştırıcı olmayan, aksine soğukka ..

 

Pis sularla köpürüp içimize çekiliyoruz. Bir dalganın

üstüne binmiştik, tuzunu emmiştik, kıyıya vurduk.

Çok az zaman var, vakit geçmek bilmiyor.

Zamanın dayattığı harflerle cümleler kuruyor.

Saat kaç deyince, nasıl da şaşırıyor.

 
Çeviri: Aslı Sümer

Jacques Derrida’nın 1996’da verdiği “Konukseverlik Üstüne” seminerinden iki oturumla birlikte, seminerleri dinleyen Anne Dufourmantelle’in “Davet” başlıklı metni yer alıyor bu kitapta. Kitabın kendisi bir konukseverlik sahnesi gibi tasarlanmış: Derrida o zaman genç bir felsefeci olan Dufourmantelle’in “davet”ine uymuş, kapısını açtığı seminerinin metnini ona teslim etmiş; Dufourmantelle’in metni de Derrida’nın seminerine kitabın kapısını açmış ve baştan sona eşlik etmiş.

Jacques Derrida felsefe ve edebiyatın klasik metinleri ile güncel gelişmelere aynı anda başvurarak konukseverliğin yasa ve koşullarını sorguluyor; sadece bireysel değil toplumsal düzlemde de koşulsuz bir konukseverliğin mümkün olup olmadığı, nasıl mümkün olduğu üstüne düşünüyor. Felsefenin hayatın anları ya da olayları üzerine düşünmenin bir yolu olduğunu gösteren bu metinler düşünülmemişi bulup çıkarmak, üstüne düşünmek ve düşündürmek isteyen Derrida’nın felsefesi için de uygun bir “giriş kapısı”.

 

Geleneksel Metis Ajandası’nın bu yılki teması: Hayat Memat.

2020’de yaşadıklarımız hem malumun ilamıydı, hem de bizi hazırlıksız yakaladı. Onyıllardır biliminsanlarından, çevrecilerden, duyarlı politikacılardan gelen uyarılar, çığlığa varan alarm sinyalleri kulağımızın arkasında bir yerde vızlıyordu; ama hayatlarımızın ucu sonu belirsiz bir karantinaya dönüşeceğini öngörememiştik.

Pandeminin maddi ve manevi faturası ağır oldu hiç şüphesiz. Kaybedilen canlar canımızı yaktı, bazılarımız işinden ya da sağlığından oldu, ilk andaki şaşkınlık ve korkuyu süreğen bir kaygı takip etti. İmkânı olanlar hayatlarını askıya alıp evlere çekildi, birçok kişi ise göstermelik önlemlerle eskisi gibi çalışmaya ve yaşamaya devam etmek durumunda kaldı; felaketler karşısında bile eşit olmadığımız ortaya çıktı.

Yine de bu sıkıntılı süreç bir şeylerin farkına varmamızı sağladı. Dünya üzerindeki diğer canlılara ne istersek yapabileceğimizi düşünmenin yanlış ve tehlikeli olduğunu gördük mesela. İn ..

 

Birgül Oğuz’dan yalnızlık, güven ve arkadaşlık üzerine uzun bir hikâye.

“Şimdi ormanda bir patikada dalgın yürürken aniden ağaçların, boyumu aşan yabani otların arasına dalıp koşmaya başlamışım gibi hissediyordum. Tren hızlandıkça bir sevinç dalgası yükseliyordu içimde. Ama her an daha da kararan bir ormanda dikenli bitkilerin, böceklerin, gececillerin arasına fütursuz dalışımın ödeyemeyeceğim bir bedeli olduğu duygusuna da kapılıyordum. Davranışımın kaynağına belirsiz bir gelecekte varacağımı seziyordum.”

 
Çeviri: Kemal Güleç

Arıları bal üreten, kovanlarda yaşayan, ara sıra da iğneleriyle bizi sokan canlılar olarak görürüz çoğunlukla. Oysa bundan çok daha fazlasıdırlar. Yediğimiz meyve, sebze ve tahılların birçoğu onların taşıdığı polenler sayesinde yetişir örneğin; birçok bitki onların sayesinde ürer. Peki her üç lokmamızdan birini borçlu olduğumuz bu çalışkan dostlarımız hakkında ne biliyoruz?

Arıları incelemeye başladıktan sonra tam bir arı sevdalısına dönüşen doğabilimci Thor Hanson, bu kitapta bizi zengin ve büyüleyici bir mikrokozmosa davet ediyor. Balarıları, eşekarıları ve yabanarılarından başka arı tanımıyorsanız şaşırmaya hazır olun, çünkü birbirinden ilginç özellikleri ve yaşam tarzlarıyla çeşit çeşit arı tanıyacaksınız: kazıcılar, madenciler, duvarcılar, yaprak kesenler, üçkâğıtçı guguk arıları ve daha niceleri. Bu esnada arılarla ilgili birçok sorunun yanıtını öğreneceksiniz: Arılar nasıl ortaya çıkıp farklılaştı? Çiçeklerle birlikte nasıl evrim geçirdiler? İnsanın evriminde nasıl bir ro ..

 
Hazırlayan: Jela Krecic
Çeviri: Barış Engin Aksoy

Bu derlemedeki yazıları birleştiren nokta, sahiden evrensel bir menzile sahip yeni bir sol siyasette temellenen daha kapsamlı, yeni bir dayanışmaya duyulan ihtiyaç. Yazarlar, bugün çok tehlikeli bir durum içinde olduğumuza, neredeyse hayal bile edemeyeceğimiz felaketlerin kapıda olduğuna işaret ediyor. Bununla birlikte, bu tehlikeler Sol için yeni bir vizyon oluşturma fırsatı olarak da görülüyor.

Son Gerisayım aynı zamanda yeni bir başlangıca doğru bir gerisayım: Teori alanında bir komedi tatbikatı; yakınıp durmak yerine, yaşadığımız krizleri anlayıp ele almak için başvurduğumuz koordinatları yeniden düşünmek isteyen bir teori pratiği bu kitap.

 

"Mırıltı kesintisizdi. Çok uzaklardan geliyordu; sanki durmadan yağmur yağan, yine de suyun aç toprağı beslemeye yetmediği bir yerden... Bazen bir yakarışa, bazen ağlamaya, bazen inlemeye benzeyerek uzayıp gidiyordu. Şimdiye kadar duyduğu bütün seslerden farklıydı. İnsan aklının sınırları içinde düşünmüştü; mırıltı yaralı toprağı yatıştırmaya, sakinleştirmeye mi çalışıyordu? Sonra yanıldığını anladı. Yeni gelenlerin kulaklarına fısıldanan kindar bir ninniydi bu, anlatılmaz, dile gelmez yıkımların dehşetli ezgisi."

Yedi öyküyü bir araya getiren Arkası Mutlaka Gelir, Ayşegül Devecioğlu koleksiyonunun yedinci kitabı.

 
Çeviri: Orçun Türkay

Küçük Filozoflar Dizisi, 9 - 14 yaş çocukları için filozofların hikâyelerini anlatan çok güzel resimlenmiş kitaplardan oluşuyor. Diziyle çocukların felsefeye zevkli bir giriş yapmalarını, kendi sorularının peşinden gitme alışkanlığı kazanmalarını amaçlıyoruz. Galileo ile Mevleviler dizinin yirmi beşinci kitabı.

 
Çeviri: Deniz Keskin

Hayvanlar âlemi insanı ezelden beri büyülemiştir. Kimi gerçek, kimi hayal ürünü olan hayvanlar efsanelerde, masallarda, sanat eserlerinde sık sık boy gösterir. Çağımızda artık ejderhaların, Zümrüdüanka kuşunun ya da tek boynuzlu atların gerçekte var olmadıklarını biliyoruz. Peki ama var olan bazı hayvanların da en az onlar kadar ilginç ve büyüleyici olduklarını biliyor muyuz?

Borges’in Düşsel Varlıklar Kitabı’ndan ve ortaçağ hayvannamelerinden esinlenen bu kitapta Caspar Henderson, evrimin yaratıcılığının insanın hayal gücünden hiç de aşağı kalmadığını gözler önüne seriyor. Sevimli yüzüyle aksolotldan tehditkâr görünümüyle dikenli moloka, dayanıklı su ayısından yanardöner Venüs kuşağına birçok sıradışı hayvanı daha yakından tanımamıza, aşina olduğumuz bazı hayvanların ise bir o kadar sıradışı özelliklerini keşfetmemize imkân sağlıyor. Bunu yaparken de bilimin yanı sıra edebiyat, sanat, felsefe, mitoloji ve tarihten faydalanarak zengin bir metin ortaya koyuyor.

 
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova