 | Çeviri: Derya Kırlangıç “Hayatım, yaşadıkça çoğalan ve bir dizi geri dönüşle birbirine bağlanan eşmerkezli çemberlere benziyor. En içteki çember çocukluk, müzik, ‘Sokrat amcam’ ve gençliğin başıboşluğu; Arapça bir başka çemberdi, müzikle felsefeyi birbirine bağladı, Farsça ve Osmanlıca bu bağları derinleştirdi; modern Türk şiiri, post-şu post-bu teorilerle birlikte, 60’lardaki modernist okumalarımla birleşti; Hindistan’a dair şeyler Padma ile, Budizm ise beat kuşağıyla birleşti, şimdi de bugünkü çemberimin kenarında durmuş, hep yenilenen bir zihinle geriye göz atıyor ama hep ileriye bakıyorum.” | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Burcu Tümkaya Her yasal düzen, hukuku kuran ve koruyan şiddeti taşıdığı içindir ki hayaletli bir yapıdır. Başak Ertür performatiflk kuramlarını eleştirel hukuk düşüncesine taşıyarak hukuk ile şiddetin iç içe geçmişliğini kavramamızı sağlayacak bir dil ve çerçeve kurmayı ve böylece büyük hukuk gösterilerinde siyasi şiddetin hayaletlerinin izini sürmeyi amaçlıyor. Bu amaçla kitap boyunca Soğomon Tehliryan’ın 1921 tarihli Talat Paşa cinayeti davasına, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Nürnberg Büyük Savaş Suçluları Davası’na, Hrant Dink’in maruz bırakıldığı, sonunda cinayetine varan yargısal tacizlere ve 2015 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen soykırımı inkâr davasına bakıyoruz: Her defasında sahnelenen gösterilere hayaletlerin musallat olduğunu, bugünümüzü ve geleceğimizi rehin aldığını görüyoruz. Kimi zaman herşey sahneyi kuranların istediği gibi seyrediyor, ama kimi zaman da, Chicago Komplo davasında, Saddam Hüseyin’in yargılandığı davada veya Büyük Britanya’da 2010 .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Orhan Kılıç Felaketlerin kapıya dayandığı, kapitalizmin çarkları arasında ezildiğimiz günümüz dünyasında kötü haberlere kulaklarını tıkayan, eleştirel düşünceye sırtını dönen insanların sayısı günbegün artıyor. Mümkün dünyaların en iyisinde, hayatların en güzelini yaşayıp ideale vardığı izlenimini yaratmak ayrı bir çabaya, “iyimser olmak” ise bir göreve, hatta fanatizme dönüşmüş durumda. Guillaume Paoli felsefe tarihinde bu beklentinin izini sürüp iyimserlik kavramının eskizini çıkarıyor. İyimserliğin mevcut güç dengelerine boyun eğmek anlamına geldiği zamanlardan kötümserliği benimseyenlerin, insanlıktan umudunu kesenlerin çağına, göklerden inen kurtarıcı rolüne soyunacak sözde yapay zekâya bel bağlayanların teknolojik iyimserliğe savrulduğu bugünlere uzanıyor bu kısa panorama. Paoli kaderine razı gelmekle her şeyin sorumluluğunu sırtlamak arasına sıkışmış gibi görünen insanın iyimserliğe yeğ başka seçeneği var mı diye sorguluyor, eleştirel düşüncenin başka bir dünya tasavvuru yaratmak .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | “Dünyasını yitirenler, ancak o zaman evreni keşfeder. “İçime doğanı sakınacak değilim. Bundan kaçamam zaten. Ama gördüğünüz gibi anlattıkça kayıp veren ulu bir cahilim ben. Bir kelleyi bulmakla lanetli, kendi mahvımı anlatıyorum. Yazılmışla yazılamaz arasındaki sınırı hâlâ bilmiyorum. O yüzden gerekeni siz yapın lütfen. Bütün bu anlattıklarımla az sonra anlatacaklarımı ateşe tutmayı unutmayın.” | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Fatmagül Berktay’ın yalnızca yazdıklarını değil, nasıl düşündüğünü, hangi soruları hangi bağlamlarda sorduğunu ve dünyayla nasıl bir ilişki kurduğunu hatırlamaya imkân sağlayan bu Armağan kitabı, onun düşünsel serüvenini salt akademik bir mirasla sınırlamayan bir yaklaşımın ürünüdür. Bu serüven, dünyaya yöneltilmiş bir politik çağrı olarak, birlikte düşünmeye davet eden, eleştirel ve açık uçlu bir entelektüel yolculuk biçiminde okunmayı hak ediyor. Bu anlamıyla kitabın, düşünmeyi dünyaya karşı devredilemez bir yükümlülük olarak sunan Berktay’ın entelektüel ve politik serüvenine ayna tutan bir işlev üstlenmesini diliyoruz. — Sevgi Uçan Çubukçu | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Hasine Şen Karadeniz “Ufaklık’ın bir babaya öyle ihtiyacı vardı ki... Evlat edinilmek için ileri sayılacak yaştaydı, adeta moruktu (bunu Tsetsa söylemişti), hem bu zor yıllarda kim kendine bir yetim alırdı ki. Ve bir gün öylece, odanın penceresinden boş boş bakarken onu gördü. Avlunun dibindeki büyük kestane ağacını. Aynı gün öğleden sonra derslerin ardından gizlice dışarıya çıktı ve ağacın yanına gitti. Etrafında dolandı, kabuğunu eliyle yokladı, her tarafını inceledi, tarttı biçti. Baba olmak için uygundu, her şeyi yerindeydi, iriydi, kocaman dalları vardı. Sakat Mihal’den çok daha büyüktü. Ve onu asla dövmeyecekti. Seni baba edineceğim, dedi. Bu ifadeyi kendi uydurmuştu. Çocukları evlat ediniyorlarsa, demek babalar da baba edinilebilir. Kestane sessizce kabul etti.” Daha çok romanlarıyla bilinen ve sevilen Bulgar yazar Georgi Gospodinov bu defa öyküleriyle okurların karşısında. Kimileri muzip ve oyunbaz, kimileri hüzünlü ve melankolik ama hepsi de yaratıcı on dokuz öyküden oluşuyor Ve Her .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Deniz Keskin “Gerçeklik nedir – veya daha geniş bir çerçeveden bakacak olursak, yaşıyor olmak ne anlama gelir? Bu soruyu nasıl yanıtlamaya çalışırsak çalışalım, en belagatli teşebbüslerimiz bile tuhaf, muhteşem ve mucizevi var olma deneyimini tam olarak tarif etmekte yetersiz kalır. Bütün bu mucizenin tam orta yerinde de duyularımız yer alır. İç benliklerimiz ile dış dünya arasındaki arayüzü duyularımız oluşturur. Büyük sanat eserlerindeki ve doğanın ihtişamındaki güzelliği algılamamızı ve buz gibi bir içecekten aldığımız yudumun, kahkaha seslerinin, sevgilimizin dokunuşunun tadına varmamızı onlar mümkün kılar. Kısacası duyular hayatı yaşanmaya değer kılar.” Peki varlığımızın bu kadar temel bir parçası olan duyularımızın önemini yeterince takdir ediyor muyuz? Biyolog Ashley Ward, dünyaya dair algımızı ilmek ilmek dokuyan duyularımızı keşfetmeye davet ediyor bizi. Nasıl duyumsadığımızın yanı sıra neden duyumsadığımıza ve her birimizin duyusal deneyimlerde birbirimizden –ve diğer bazı hayv .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Aslı Sümer Durkheim'ın Sosyoskopu, Metis Küçük Filozoflar dizisinin 32. kitabı. Evsiz bir insan olan Howard canından bezmiştir, tam hayatına son vermek üzereyken çıktığı çatıda sosyolog Emile Durkheim’a rastlar. Birlikte toplumun gövdesinde yolculuğa çıkar ve başta, “İnsanları bir arada tutan, onları toplum yapan nedir?” olmak üzere bazı soruların cevabını araştırmaya koyulurlar. Küçük Filozoflar Dizisi, 9-14 yaş arası çocuklar için filozofların hikâyelerini anlatan çok güzel resimlenmiş kitaplardan oluşuyor. Diziyle çocukların felsefeye zevkli bir giriş yapmalarını, kendi sorularının peşinden gitme alışkanlığı kazanmalarını amaçlıyoruz. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Bugün bütün dünyada çeşitli çatışmalar sonucunda insanlar zulme ve katliamlara maruz kalıyor. Son örnek Filistin: Dehşetle açılmış gözlerimizle soykırımı seyrediyoruz. Bu şiddet olayları failleri tarafından zaman zaman inkâr ediliyor, kimi zaman da siyasi ve hukuki tartışmalarda farklı şekillerde yorumlanıp adlandırılıyor: “Soykırım, katliam, tehcir, mezalim, etnik temizlik” gibi tabir ve kavramlar kâh olup biteni açıklamak kâh gizleyip çarpıtmak üzere birbirlerinin yerine kullanılıyor. Uluslararası hukukun haydut saldırısı altında olduğu günümüzde şiddet olaylarını doğru adlandırmanın ve sosyal bilimlerde bu konuda geliştirilmiş düşünceleri tartışmanın, kavram karmaşasını azaltmaya, masum sivillerin korunması için verilmiş tarihsel mücadeleleri ve ortaya konmuş hukuki sistemi hatırlatmaya yardımcı olacağını düşünüyoruz. Devrim Sezer ve Ümit Kurt’un hazırladığı Zulmün Adını Koymak, okuru soykırım çalışmaları alanındaki farklı kuramsal yaklaşımlar eşliğinde zor geçmişler ve .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Murathan Mungan’ın düzyazı ve söyleşilerini bir araya getirdiği Devam Ağacı ve Güne Söylediklerim kitaplarının izinden giden Masa Mikrofonu’nun içeriğini yazarın yakın tarihli bazı söyleşileri oluşturuyor. Kendisinden dinleyelim: "Farklı kentlerde, dinleyicisi kısıtlı mekânlarda yapılan söyleşilerin daha geniş kitlelere ulaşması için bunları bir kitapta toplamayı, böylelikle yazılı tarihin belleğine emanet etmeyi her zaman önemsemiş, kendi açımdan daha güvenilir bulmuşumdur. Önceden hazırlanmış yazılı metne dayanan konuşmalarla, daha serbest düzen kotarılmış olan söyleşileri aynı dalga boyunda buluşturmaya çalıştım. Bu ikinci türdeki söyleşilerin doğaçlamalı ritmini, tınısını, tonunu, yerine göre alçalıp yükselen tansiyonunu koruyarak yazıya aktarmaya çalıştım.” | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Beril Eyüboğlu John, Tiziano hakkında ne düşünüyorum, biliyor musun? Bir kartpostala tek kelimeyle “ten” yazardım. Sevgiyle, Katya Venedik’te Tiziano sergisini gezen Katya Berger’ın babası John Berger’a yazdığı bu kısa not Tiziano hakkındaki yazışmalarını başlatıyor. Tartışmaları giderek perilerden köpeklere, saç, kıl, et ve tenden erkek ve kadın bedenine, cinselliğe, sanatlara yön veren tutkulara doğru yayılıyor, ressamın bütün repertuarını tarayan, hayata dair derinlikli bir diyalog ortaya çıkıyor. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Deniz Faruk Zeren’den haiku gibi, lirik ve sarsıcı hikâyelerden oluşan bir kitap: Yağmur Kuşları. "Bu hikâye süresince mütemadiyen ipek gibi süzülerek, bazen tozu toprağı döverek, bazen çatallı mavi yıldırımlar eşliğinde, bazen serin rüzgârların getirdiği taze, ferah nebat kokuları yayarak, yaylanarak, uzayıp kısalarak, artıp azalarak, hızlanıp yavaşlayarak, diner gibi yapıp coşarak yağmur yağacaktır.” | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Roza Hakmen İspanyol edebiyatının en önemli isimlerinden Juan Benet, ülkenin önemli sanatçıları ve aydınları aracılığıyla Franco İspanyası'nın sokaklarında, kahvelerinde, ev toplantılarında dolaşıyor. Bir yandan yaratıcılık kavramını sürekli sorgularken, yaşanan umutsuz ve kısır ortamda soluk almaya çalışanların öyküsünü, anılarına dayanarak büyük bir edebiyat tadıyla aktarıyor bize. "İlke olarak yaratı, yaratılmış şeyler çemberini kırmaktan başka kural tanımaz. Bununla birlikte şaşırtıcılık peşinde koşmak zorunda da değildir. Şaşırtıcılık, sadece alışılmış gerçeklerin çevresinde bir hâle örer ve genellikle geçici olanın etkisi silinince, gerçeklerin kurallarına indirgenir. Alışkanlık, beklenmedik olaylar dahil her şeyi ele geçirir ve bir örümcek ağı örerek yaratıyı ağına hapseder. Kim bilir, belki en büyük bilgelik, uğraşının amacını tersine çevirip yaratıyı başlangıçtaki yerine oturtmaktır." – Juan Benet | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Sevkan Uzel İçimizde koca bir evren var: trilyonlarca bakterinin yanı sıra arkeler, mantarlar, virüsler gibi diğer “mikroplardan” oluşan kıpır kıpır bir evren. Ve biz bu evrenin sağlığımızın her yönü için ne kadar önemli olduğunu daha yeni yeni anlıyoruz. Tecrübeli cerrah ve mikrobiyom bilimcisi James Kinross bu kitabında bizi içimizdeki hassas ekosistemi daha iyi tanımaya davet ediyor. Evrimsel geçmişimizde mikroplar biyolojimizi nasıl şekillendirdi? Çok sayıda mikroskobik yaşam formu tarafından ilk kez kolonize edildiğimiz doğum ânımızdan ölümümüze dek mikrobiyomumuz nasıl değişiyor? Mikroplarımız bağışıklık sistemimizi, bilişsel faaliyetlerimizi, ruh halimizi, iştahımızı, cildimizi, cinselliğimizi, aldığımız ilaçların tesir gücünü ve nihayetinde yaşam süremizi nasıl etkiliyor? 21. yüzyıldaki hayat tarzımız ve beslenme biçimimiz mikrobiyomumuza neden zarar veriyor ve bunu telafi etmek için neler yapabiliriz? Mikrobiyom biliminde son yıllarda ne gibi gelişmeler oluyor? Mikrobiyom sağlı .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Burcu Tümkaya Dillere destan “Akdeniz ruhu”, felaket anlarına verilen tepkinin emaresi, “ne biri ne de öteki” olanların sağ kalma stratejisi sayılabilir mi? Akdeniz, kuraklık ve tufan gibi afetlerin yanı sıra kıtlık, fetih ve savaş gibi insan elinden çıkma felaket ve çalkantılarla binyıllardır yoğrulageliyor. Federico Campagna Akdeniz’in hayal gücü bakımından bereketli topraklarında dolaşırken, Antikçağın yaşamı ve dünyayı anlamlandırma çabasından hareketle koyulduğu yolda mitolojiyle felsefeyi, felsefeyle tarihi iç içe geçiriyor. Büyük İskender’in başka başka kültürlerdeki tezahürlerini, Roma İmparatorluğu’nun gölgesinde solmaya yüz tutan pagan düşünürleri, din savaşlarının ortasında aynı hikâyeleri başka dillerde dokuyup yaşatarak dünyalar kuran çevirmenleri, hain addedilen korsan, köle ve “dönme”leri, savaş borazanlarına kulak tıkayarak geçmişe de geleceğe de can veren yayıncı, sanatçı ve yazarları ele alıyor. Akdeniz halklarının kriz anlarında verdiği ölüm kalım savaşında sığındığı mu .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Onur Orhangazi Karl Marx’ın 1857-58’de tuttuğu defterlerden oluşan ve o dönemki ekonomik kriz nedeniyle giriştiği siyasal iktisatla hesaplaşma tasarısının meyvesi olan Grundrisse, Marx’ın düşüncesinin anlaşılması için kilit önem taşıyan metinlerden biri. Marx’ı anlamaya bir ömür vermiş Harvey, dünyayı bir süreliğine durdurmuş olan COVID-19 salgını sırasında kaleme aldığı Grundrisse İçin Kılavuz’daki amacını “Marx’ın düşünme biçimine bir kapı açmak ve olabildiğince çok insanı bu kapıdan geçmeye cesaretlendirmek” diye tanımlıyor. Yorumunu okura dayatmayan ama ister istemez yazarın kendi deneyim ve bilgisiyle şekillenmiş bir okuma sunuyor. David Harvey, Marx’ın çok erken bir tarihte fark ettiği üzere, sermayenin kendi iç yasaları nedeniyle sürekli büyümek zorunda olduğunu, dolayısıyla kâr oranı düşerken kâr hacmini yükseltmek, bu uğurda emekçileri çalıştırıp bir yandan da ürünlerini tüketecek pazarın bir parçası olarak kullanmak, o pazarı genişletmek için bilim ve teknoloji .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Bilimkurgu terimi icat edileli beri her on yılda bir, yaşadığımız dünyanın bilimkurguya yaklaştığı, onu yakaladığı, hatta bazen de geçtiği söylenir. Bugünlerde de öyle bir dönem yaşıyoruz: Yapay zekâ denilen şey, 1950’lerin ve 60’ların bilimkurgusunu çoktan yakaladı, yer yer de geçti. Henüz güneş sisteminden evrene açılamadık gerçi, ama bilimkurgunun “İnsan nedir?” sorusu artık çok daha acil bir gündem maddesi hayatlarımızda. Savaşın giderek daha tehditkâr bir olasılık olduğu son yıllarda, kıyamet-sonrası dünyayı hayal edebilmek hayati önem kazanıyor. Sorun belki de kapitalizmin çökerken insanlığı ve insanlığın bugüne kadar başardığı her şeyi de yanında götürmesine karşı ne yapabileceğimiz. Demek ki her şeyden önce “insan”ı ve onu insan yapan her şeyi yeniden anlamamız, anlamlandırmamız gerekiyor. Bunun için de en güvenilir kaynaklardan biri, bugünü anlamak için fantastik olanın içinden yürüyüp geçen bilimkurgu ve fantazi edebiyatlarıdır. –– Bülent Somay | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | “Cansever ile Kant’ın karşılaşmasını kayda geçirmek istiyorum bu kitapta, ya da olabildiğince sahnelemek: bu iki usta, filozof ile şair, birbirine baktığında, birbirini okuduğunda ne oluyor, bir şey oluyor mu, bir zevk ve düşünce faydası ortaya çıkıyor mu? “İki temel soruyla uğraşıyorum: Edip Cansever’deki zevk-acı ya da haz-hazsızlık eşleşmesini, onun ‘ben güzel şiir yazmak istemiyorum’ ve ‘düşüncenin şiiri’ gibi eleştirel motifleriyle nasıl ilişkilendireceğimize yanıt arıyorum. İkincisi, Kant’ın çeşitli tutarsızlık ve çıkmazlarıyla zenginleşen o muazzam Üçüncü Kritik’ini Cansever için nasıl özelleştirebilir, nasıl faydalı kılabiliriz. Bu genel konuyu şöyle özelleştirmeyi yeğledim: Cansever’in yapıtı bağlamında okunduğunda Kant’ın estetik teorisi ne hale geliyor?” —Orhan Koçak | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Banu Gürsaler Syvertsen Norveç Brage Ödülü Benim hikâyem böyleydi, diye düşündü Nils. Artık her şeyi biliyordu, resmin tümünü görmüştü. Adım adım, sırasını bekleye bekleye buraya dek gelmişti. Doğmak, havanın, denizin, toprağın, nefretin ve aşkın ne olduğunu öğrenecek kadar yaşamak ve sonunda teşekkür ederek elveda demek. Her şeye rağmen bu büyük bir hikâyeydi, pek çok müsvedde ve taslaklarla dolu bir hikâye, yine de sonu olan bir hikâye, bir uyum ve kabullenme hikâyesi, geçmişe ve değişime dair bir hikâye. Bir hikâye başladıktan sonra kontrolden çıkar. Kişiye düşen onu sonuna dek izlemektir. Eşini kaybetmiş ve kızları kendi hayatlarını kurmuş olan tekne kaptanı Nils Vik, hayatının son gününde, daha önce sayısız kere yaptığı gibi sefere çıkar. Ama diğer seferlerden farklı olarak bu defa gerçek yolcuları değil, hayatında ve hafızasında yer etmiş kişileri, çoktan ölmüş yakınlarını ve tanıdıklarını buyur eder teknesine. Onlarla birlikte bütün hayatını gözden geçirip geçmişiyle .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Gürol Koca Son zamanlarda “DNA soy testleri” epey yaygınlaştı. Soylarının nereye dayandığını öğrenmek isteyen kişiler artık bu testleri yapan şirketlerden birine DNA numunelerini gönderip kısa süre içinde bir cevaba kavuşabiliyorlar. Bunun sonucunda da, “Bende yüzde şu kadar İtalyanlık, yüzde bu kadar Fransızlık varmış” gibi beyanlar duyuyoruz. Peki ama bu testler nasıl yapılıyor ve sonuçları tam olarak ne anlama geliyor? Kostas Kampourakis bu kitabında DNA soy testlerini derinlemesine inceliyor ve bunların aslında sanıldığından çok farklı şeyler söylediğini anlatıyor. Testlerin yöntemlerindeki kısıtlılıkları ve sonuçların yorumlanmasındaki sorunları açıklayan Kampourakis, bütün bunların “soy”, “ırk”, “milliyet” ve “etnisite” gibi kritik kavramlar konusundaki yanlış kanıları nasıl güçlendirdiğini ve özcü düşünme biçimini nasıl beslediğini gözler önüne seriyor. Genetik testler gerçekten de kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ortaya koyabilir mi? “Saf” ırk veya soy diye bir şey va .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Murathan Mungan’ın 70. yaşı ve yazarlıkta 50. yılı, 24-25 Nisan 2025’te Metis Yayınları’nın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’yle birlikte düzenlediği bir sempozyumla kutlandı. Sempozyumda yapılan konuşmaların ve sunulan bildirilerin toplandığı bu kitapta Mungan’ın entelektüel kimliğine, şiir ve anlatılarının edebiyatımızda tuttuğu yere dair metinlerin yanı sıra, çeşitli kitaplarıyla ilgili incelemeler bulunuyor. Çok sayıda şair, yazar ve akademisyenin katkıda bulunduğu Tekil Kalabalık, Murathan Mungan’ın sanat ve yazarlık yaşamını değerlendirdiği konuşmasının metniyle kapanıyor. Mungan'ın okurlarına farklı perspektifler sunan bu elli yıllık birikimin izdüşümlerinin edebiyat tarihimiz için de dikkate değer bir kaynak olacağını umuyoruz. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | “Hava yavaş yavaş kararıyor, dev viyadük sadece sitenin değil bütün dünyanın üstüne düşen tehditkâr bir gölgeye dönüşüyordu. Durumu sessizce sineye çekip salonda göz gezdirdi. Akşam için büyük planları yoktu. Bir şeyler atıştırıp kitap okuyacak, televizyondan uzak duracak ve hayatından bir gün daha kayıp gidecekti, aslında çoktan gitmişti bile. İç sıkıntısıyla kalkıp, Natali’nin önünden ayrılmadığı pencereden dışarı baktı. Siyah ve koyu yeşil gölgeler, küçük taşların döşendiği yollardan geçerek, kapılarını sımsıkı kapatacakları evlerine giden insanların üstüne düşüyordu. Sona ermekte olan günden öte gelecek yokmuş gibi tedirginlik vardı adımlarında. Aslında kısmen doğruydu, çünkü ülkede kimse yarın ne olacağını bilmiyordu.” Ayşegül Devecioğlu’nun ilk polisiyesi Kuma Daireler Çizen’in kahramanı, eski düğümleri çözmeye çalışırken bir taraftan da yeni düğümler atmaya devam ediyor. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |  | Çeviri: Çiğdem Erkal Yeşilbademli Ursula K. Le Guin’in yayımlandığı bütün dillerde çok sevilen ve hiç eskimeyen romanı Yerdeniz Büyücüsü etkileyici görsellerle çizgi roman olarak yeniden hayat buldu. Yerdeniz’deki en büyük büyücüydü Ged, ama gençliğinde pervasız Çevik Atmaca diye biliniyordu. Güce ve bilgiye duyduğu açlıkla, uzun zamandır korunan sırların peşine düşmüş ve yeryüzüne korkunç bir gölge salıvermişti. Bu kitap, onun sınanmasının hikâyesi – gücün kudretli kelimelerine hükmetmekte ustalaşmasının, kadim bir ejderhayı dize getirmesinin ve dengeyi yeniden kurmak için ölümün eşiğini geçmesinin hikâyesi. Edebiyatın sinemaya ya da çizgi romana uyarlanmasına her zaman biraz kuşkuyla bakarız. Bizim hayal ettiğimiz dünyayla rekabet edemeyeceğini düşünürüz. Ama çizer Fred Fordham cesur bir yaklaşımla Yerdeniz dünyasını başka bir boyuta taşıyor ve Le Guin’in klasik başyapıtına hem yazarın hayranları hem de yeni okurları için farklı bir per .. | Ayrıntılı bilgi için bkz. |  |
| | |
|