Çeviri: Onur Orhangazi

Karl Marx’ın 1857-58’de tuttuğu defterlerden oluşan ve o dönemki ekonomik kriz nedeniyle giriştiği siyasal iktisatla hesaplaşma tasarısının meyvesi olan Grundrisse, Marx’ın düşüncesinin anlaşılması için kilit önem taşıyan metinlerden biri. Marx’ı anlamaya bir ömür vermiş Harvey, dünyayı bir süreliğine durdurmuş olan COVID-19 salgını sırasında kaleme aldığı Grundrisse İçin Kılavuz’daki amacını “Marx’ın düşünme biçimine bir kapı açmak ve olabildiğince çok insanı bu kapıdan geçmeye cesaretlendirmek” diye tanımlıyor. Yorumunu okura dayatmayan ama ister istemez yazarın kendi deneyim ve bilgisiyle şekillenmiş bir okuma sunuyor.

David Harvey, Marx’ın çok erken bir tarihte fark ettiği üzere, sermayenin kendi iç yasaları nedeniyle sürekli büyümek zorunda olduğunu, dolayısıyla kâr oranı düşerken kâr hacmini yükseltmek, bu uğurda emekçileri çalıştırıp bir yandan da ürünlerini tüketecek pazarın bir parçası olarak kullanmak, o pazarı genişletmek için bilim ve teknoloji ..

 

Bilimkurgu terimi icat edileli beri her on yılda bir, yaşadığımız dünyanın bilimkurguya yaklaştığı, onu yakaladığı, hatta bazen de geçtiği söylenir. Bugünlerde de öyle bir dönem yaşıyoruz: Yapay zekâ denilen şey, 1950’lerin ve 60’ların bilimkurgusunu çoktan yakaladı, yer yer de geçti. Henüz güneş sisteminden evrene açılamadık gerçi, ama bilimkurgunun “İnsan nedir?” sorusu artık çok daha acil bir gündem maddesi hayatlarımızda. Savaşın giderek daha tehditkâr bir olasılık olduğu son yıllarda, kıyamet-sonrası dünyayı hayal edebilmek hayati önem kazanıyor. Sorun belki de kapitalizmin çökerken insanlığı ve insanlığın bugüne kadar başardığı her şeyi de yanında götürmesine karşı ne yapabileceğimiz. Demek ki her şeyden önce “insan”ı ve onu insan yapan her şeyi yeniden anlamamız, anlamlandırmamız gerekiyor. Bunun için de en güvenilir kaynaklardan biri, bugünü anlamak için fantastik olanın içinden yürüyüp geçen bilimkurgu ve fantazi edebiyatlarıdır.

–– Bülent Somay

 

“Cansever ile Kant’ın karşılaşmasını kayda geçirmek istiyorum bu kitapta, ya da olabildiğince sahnelemek: bu iki usta, filozof ile şair, birbirine baktığında, birbirini okuduğunda ne oluyor, bir şey oluyor mu, bir zevk ve düşünce faydası ortaya çıkıyor mu?

“İki temel soruyla uğraşıyorum: Edip Cansever’deki zevk-acı ya da haz-hazsızlık eşleşmesini, onun ‘ben güzel şiir yazmak istemiyorum’ ve ‘düşüncenin şiiri’ gibi eleştirel motifleriyle nasıl ilişkilendireceğimize yanıt arıyorum. İkincisi, Kant’ın çeşitli tutarsızlık ve çıkmazlarıyla zenginleşen o muazzam Üçüncü Kritik’ini Cansever için nasıl özelleştirebilir, nasıl faydalı kılabiliriz. Bu genel konuyu şöyle özelleştirmeyi yeğledim: Cansever’in yapıtı bağlamında okunduğunda Kant’ın estetik teorisi ne hale geliyor?”

—Orhan Koçak

 
Çeviri: Banu Gürsaler Syvertsen

Norveç Brage Ödülü

Benim hikâyem böyleydi, diye düşündü Nils. Artık her şeyi biliyordu, resmin tümünü görmüştü. Adım adım, sırasını bekleye bekleye buraya dek gelmişti. Doğmak, havanın, denizin, toprağın, nefretin ve aşkın ne olduğunu öğrenecek kadar yaşamak ve sonunda teşekkür ederek elveda demek. Her şeye rağmen bu büyük bir hikâyeydi, pek çok müsvedde ve taslaklarla dolu bir hikâye, yine de sonu olan bir hikâye, bir uyum ve kabullenme hikâyesi, geçmişe ve değişime dair bir hikâye. Bir hikâye başladıktan sonra kontrolden çıkar. Kişiye düşen onu sonuna dek izlemektir.

Eşini kaybetmiş ve kızları kendi hayatlarını kurmuş olan tekne kaptanı Nils Vik, hayatının son gününde, daha önce sayısız kere yaptığı gibi sefere çıkar. Ama diğer seferlerden farklı olarak bu defa gerçek yolcuları değil, hayatında ve hafızasında yer etmiş kişileri, çoktan ölmüş yakınlarını ve tanıdıklarını buyur eder teknesine. Onlarla birlikte bütün hayatını gözden geçirip geçmişiyle ..

 
Çeviri: Gürol Koca

Son zamanlarda “DNA soy testleri” epey yaygınlaştı. Soylarının nereye dayandığını öğrenmek isteyen kişiler artık bu testleri yapan şirketlerden birine DNA numunelerini gönderip kısa süre içinde bir cevaba kavuşabiliyorlar. Bunun sonucunda da, “Bende yüzde şu kadar İtalyanlık, yüzde bu kadar Fransızlık varmış” gibi beyanlar duyuyoruz. Peki ama bu testler nasıl yapılıyor ve sonuçları tam olarak ne anlama geliyor?

Kostas Kampourakis bu kitabında DNA soy testlerini derinlemesine inceliyor ve bunların aslında sanıldığından çok farklı şeyler söylediğini anlatıyor. Testlerin yöntemlerindeki kısıtlılıkları ve sonuçların yorumlanmasındaki sorunları açıklayan Kampourakis, bütün bunların “soy”, “ırk”, “milliyet” ve “etnisite” gibi kritik kavramlar konusundaki yanlış kanıları nasıl güçlendirdiğini ve özcü düşünme biçimini nasıl beslediğini gözler önüne seriyor.

Genetik testler gerçekten de kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ortaya koyabilir mi? “Saf” ırk veya soy diye bir şey va ..

 
Hazırlayan: Savaş Kılıç

Murathan Mungan’ın 70. yaşı ve yazarlıkta 50. yılı, 24-25 Nisan 2025’te Metis Yayınları’nın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’yle birlikte düzenlediği bir sempozyumla kutlandı. Sempozyumda yapılan konuşmaların ve sunulan bildirilerin toplandığı bu kitapta Mungan’ın entelektüel kimliğine, şiir ve anlatılarının edebiyatımızda tuttuğu yere dair metinlerin yanı sıra, çeşitli kitaplarıyla ilgili incelemeler bulunuyor. Çok sayıda şair, yazar ve akademisyenin katkıda bulunduğu Tekil Kalabalık, Murathan Mungan’ın sanat ve yazarlık yaşamını değerlendirdiği konuşmasının metniyle kapanıyor.

Mungan'ın okurlarına farklı perspektifler sunan bu elli yıllık birikimin izdüşümlerinin edebiyat tarihimiz için de dikkate değer bir kaynak olacağını umuyoruz.

 

“Hava yavaş yavaş kararıyor, dev viyadük sadece sitenin değil bütün dünyanın üstüne düşen tehditkâr bir gölgeye dönüşüyordu. Durumu sessizce sineye çekip salonda göz gezdirdi. Akşam için büyük planları yoktu. Bir şeyler atıştırıp kitap okuyacak, televizyondan uzak duracak ve hayatından bir gün daha kayıp gidecekti, aslında çoktan gitmişti bile. İç sıkıntısıyla kalkıp, Natali’nin önünden ayrılmadığı pencereden dışarı baktı. Siyah ve koyu yeşil gölgeler, küçük taşların döşendiği yollardan geçerek, kapılarını sımsıkı kapatacakları evlerine giden insanların üstüne düşüyordu. Sona ermekte olan günden öte gelecek yokmuş gibi tedirginlik vardı adımlarında. Aslında kısmen doğruydu, çünkü ülkede kimse yarın ne olacağını bilmiyordu.”

Ayşegül Devecioğlu’nun ilk polisiyesi Kuma Daireler Çizen’in kahramanı, eski düğümleri çözmeye çalışırken bir taraftan da yeni düğümler atmaya devam ediyor.

 

Elektronik iletişim araçlarının son derece geliştiği bir dönemde yaşıyoruz. E-postalar, mesajlar ve çeşit çeşit sosyal medya mecrası sayesinde yakınlarımızla, hatta bizzat tanışmadığımız birçok insanla ânında haberleşip sohbet edebiliyoruz. Elimizde akıllı telefonlarımız, her an herkesle bağlantı halindeyiz. Ama bir yandan da bir şeyler eksik, temel bir şeyler. Bu iletişim çağının ortasında birçoğumuz başkalarından kopuk ve yalnız hissediyoruz kendimizi. İnsanlarla gerçek bir temas kuramadığımız, yüzeyin altına inemediğimiz hissine kapılıyoruz. Dahası, bizi birbirimize bağladığını düşündüğümüz sosyal medya, filtre balonları ve yankı odalarıyla farklı görüşten insanları birbirinden daha da ayırıp kutuplaştırıyor. İletişim kanalları tıkandıkça, sözlerimiz saldırganlığı, suskunluklarımız umursamazlığı körüklüyor.

İşte bu yüzden bu seneki ajandamızı iletişim konusu etrafında hazırladık; sevdiğimiz yazarların eşliğinde bu geniş kapsamlı konunun çeşitli yönlerine baktık. “İletişim ..

 
Çeviri: Çiğdem Erkal Yeşilbademli

Ursula K. Le Guin’in yayımlandığı bütün dillerde çok sevilen ve hiç eskimeyen romanı Yerdeniz Büyücüsü etkileyici görsellerle çizgi roman olarak yeniden hayat buldu.

Yerdeniz’deki en büyük büyücüydü Ged, ama gençliğinde pervasız Çevik Atmaca diye biliniyordu. Güce ve bilgiye duyduğu açlıkla, uzun zamandır korunan sırların peşine düşmüş ve yeryüzüne korkunç bir gölge salıvermişti. Bu kitap, onun sınanmasının hikâyesi – gücün kudretli kelimelerine hükmetmekte ustalaşmasının, kadim bir ejderhayı dize getirmesinin ve dengeyi yeniden kurmak için ölümün eşiğini geçmesinin hikâyesi.

Edebiyatın sinemaya ya da çizgi romana uyarlanmasına her zaman biraz kuşkuyla bakarız. Bizim hayal ettiğimiz dünyayla rekabet edemeyeceğini düşünürüz. Ama çizer Fred Fordham cesur bir yaklaşımla Yerdeniz dünyasını başka bir boyuta taşıyor ve Le Guin’in klasik başyapıtına hem yazarın hayranları hem de yeni okurları için farklı bir per ..

 

Toplumsal ve kültürel değişimler her yerde gerilim üretir. O güne kadar alışılagelmiş olan pratiklerin, düşüncelerin, hatta duyguların eskisi gibi olma imkanlarını ortadan kaldırır. Yeni olanlar toplumsal ve kişisel ölçekte tereddütler uyandırır, endişeler yaratır. Mimarlık alanında da böyle olur. Değişimle barışmak, onu olağanlaştırmak, gerilimleri düşürmek gerekir. Burada ele alınan tüm değişimler bunu başarmak için inşa edilen en geniş anlamıyla mimari içerikli politikalardır. Hepsi mimarlığın değişen yürütülüş ve toplumsal algılanışına ilişkindir. Toplum tarafından üretilirler, ama toplum kendi varettiklerinin olağanlığından daima kuşku duyar. Onları olağanlaştıracak veya katlanılır kılacak araçlar da yaratır.

Türkiye’de bu araçların başında değişim iradesini devlete/siyasal iktidara atfetme alışkanlığı ve ısrarı gelir. Mimarlığın ve modernliğin inşasında devletin/siyasal iktidarın tek sorumlu olduğunda temellenen bu tarihsel kavrayışın Türkiye’de Ortaçağ’a uzanan bir ge ..

 

Günümüzün edebiyat eleştirisi yakın dönemin metinlerine bakarken yeni okuma yöntemleri kuşanmak zorunda. Ezgi Hamzaçebi de “feminist spekülatif kurmaca” başlığı altında topladığı, çoğu 1990’dan sonra yayımlanmış eserlere “musallatbilim”in, posthümanist ve yeni materyalist teorilerin merceğinden bakıyor. Suat Derviş’in Buhran Gecesi’nden Nazlı Karabıyıkoğlu’nun Kadın Kürkünde Rüya’sına uzanan yaklaşık yüz yıllık dönemde “biz” olmanın sorunsallaştırıldığı, “ben” derken ötekine duyulan etik duyarlılığın karakterlere ya da anlatıcıya musallat olduğu metinleri ele alıyor. Bu metinlere musallat olan canavar ve hayaletlerin vaat ettikleri etik ve politik potansiyeller ile edebi temsil düzleminin bu vaatleri gerçekleştirme olanaklarını ve kısıtlarını tartışıyor.

Canavar tasavvurları insan dışı dünyaya, kadınlara ve kuirlere ilişkin olarak toplumda yer etmiş korku ve kaygılarla ilgili ne anlatır? İmkânsız, fantastik, doğaüstü olana yönelik arzu ve korkularla ilgili ..

 

ley hatları, Murathan Mungan’ın şiir sanatı üzerine görüşlerini, notlarını içeren poetik kitapçıklar dizisinin ikinci kitabı. Fragmanlar tarzında ilerleyen dizinin ilk kitabı ise küre idi.

"Şiire yeni başlayanlara, yolu yarılayanlara, macerası sürenlere, nice sonra dönüp geçtiği yollara yeniden bakmak isteyenlere yeni esinler verecek, çağrışımlar uyandıracak, yeni düşünce kapıları açacak, şiir okumaktan ve yazmaktan vazgeçmişleri yeniden okumaya, yazmaya heveslendirecek, hele hele şiire genç kuşaklardan yeni okurlar kazandırmaya bir katkısı olacaksa amacımı gerçekleştirmiş sayacağım."

— Murathan Mungan

 
Çeviri: Duygu Dölek

Alerjinin aslında ne kadar tuhaf bir şey olduğunu hiç düşündünüz mü? Polen, ev tozu, fındık fıstık, arı zehri gibi çoğu insanı pek etkilemeyen maddeler bazı insanları perişan edebiliyor, hatta ciddi durumlarda öldürebiliyor. Neden?

Babası arı sokması sonucu ölen ve kendisi de mevsimlik alerjilerden muzdarip olan tıbbi antropolog Theresa MacPhail bu kitapta alerjilerin tüm hikâyesini –ne olduklarını, neden alerjimiz olduğunu, alerjilerin tüm dünyada giderek ağırlaşmasının nedenlerini, bunun hızla değişen dünyada insanlığın kaderi açısından ne anlama gelebileceğini– anlatıyor. Yeni bilimsel araştırmaları, alerjilerin tarihini ve alerjiyle uğraşan hasta ve doktorların kişisel öykülerini bir araya getirerek çevremizle olan karmaşık ilişkimizi inceliyor.

Bağışıklık sistemlerimiz neyin dost neyin düşman olduğuna, neyi tolere edip neye savaş açacağına nasıl karar veriyor? Bu mekanizma neden kimi zaman yanlış çalışarak güçlü bir reaksiyona yol açıyor? Alerjinin “intolerans”ta ..

 
Çeviri: Nesrin Demiryontan, Aslı Sümer, Elçin Gen, S. Melis Baysal, Savaş Kılıç

Yahudi Soykırımı insanlığın gördüğü en büyük suçlardan biriydi. Batı dünyasının kendi yol açtığı trajedinin yeniden yaşanmaması için Yahudilere Filistin’de bir ulus-devlet kurma kararından bu yana, başta Filistinliler olmak üzere bölge halkıyla yaşanan çatışmalar hiç bitmedi. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın yaptığı saldırı bu çatışmaların en kanlısına kapı araladı.

O günden beri İsrail devletinin kendisine yönelik her türlü eleştiriyi antisemitizm, Yahudi düşmanlığı diye damgalayarak savuşturması İsrail ile Filistin arasındaki sorun için iki seçenekli bir çözümü uygulamaya yarıyor: Ya bütün Filistinliler tamamen boyun eğecekler ya da hepsi yok edilecek. Gazze’de uygulanan ve etnik temizlik ya da soykırım boyutuna varan şiddet dünya kamuoyunda halkların tepkisine yol açarken, Yahudi ve sol entelektüeller bu şiddeti savunmaya yönelik söylem çerçevesini sorgulamaya koyuldu.

Kitaba katkıda bulunan ABD, Britanya, Almanya ve Fransa’dan yazarlar, antisemitizm suçlamasının İsrail dev ..

 

Fransa bize hem uzak hem yakın bir ülke. Coğrafi olarak uzak ama uzun süre Türkiye’nin modernleşmesine örnek olduğu için yakın. Siyasi alanda özellikle “cumhuriyet” kavramının ve kurumlarının gelişimi başka ülkeler gibi bizde de Fransız siyasetinin etkisiyle açıklanıyor. Buna karşılık Fransa’nın tarihinde cumhuriyetçi pratikte yakın zamana dek süren inişler çıkışlar yeterince bilinmiyor. Selman Saç bu tarihi kapsamlı bir analizle sunuyor.

Cumhuriyet Fransız Devrimi’nden önce nasıl anlaşılıyordu? Devrimciler cumhuriyet fikrine nasıl vardılar? Yeni rejime hangi çevreler ne gibi gerekçelerle karşı çıktılar? Cumhuriyet monarşinin zıddı olmaktan mı ibaret? Ne tür ilkeleri ve kurumları kapsıyor? Cumhuriyet Fransa’da ve neredeyse bütün dünyada tek meşru rejim haline nasıl geldi?

Türkiye’de cumhuriyet rejiminin geçmişi, şimdisi ve geleceği öteden beri olduğu gibi bugün de –özellikle dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmelerin etkisiyle– tartışılırken, Fransa’nın Cumhuriyetçi T ..

 
Çeviri: Hasine Şen Karadeniz

2023 Uluslararası Booker Ödülü

“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”

Hayatının uzun yıllarını bahçesine vakfetmiş olan babasının, “omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas” gibi gördüğü ve idealize ettiği kişinin ölümünü anlattığı bu kitabında Georgi Gospodinov, yeri doldurulamaz bir kayıp karşısında hissettiklerini içten ve etkileyici bir dille aktarırken, aynı zamanda hayat ve ölüm üzerine, sevgi ve yas üzerine, varoluşumuzu anlamlandıran ve yola devam etmemizi sağlayan şeyler üzerine derin bir tefekküre dalıyor.

“Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum – tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizli ..

 
Çeviri: Deniz Keskin

Tür olarak insan doğayla hep iç içe yaşadı, fakat yakın geçmişte kentleşmenin iyice yaygınlaşması bu durumu değiştirdi. Kurduğumuz şehirler diğer hayvanların yaşam alanlarını büyük ölçüde tahrip ederek birçoğunu uzaklaştırdı ya da yokoluşa sürükledi, ama buna rağmen, insanmerkezli bakış açımızla çoğu zaman fark etmesek de çevremizde yaşayan sayısız canlı var. Thor Hanson bu kitabında bizi yaşamın gailesi içinde biraz yavaşlayıp yanı başımızdaki canlıları görmeye, keşfetmeye ve koşullarını mümkün mertebe iyileştirmeye, böylece müşterek hayatımızı zenginleştirmeye davet ediyor.

Hanson doğayla yeniden bağ kurmanın ve biyoçeşitliliğin korunmasına yardımcı olmanın etkili yöntemleri olarak “vatandaş bilimi” ve “arka bahçe biyolojisi” kavramlarını tanıtıyor ve bunları hemen her yerde uygulamaya koymanın mümkün olduğunu, dahası bu pratiklerle tanışmanın aslında bir keşif değil hatırlama eylemi olduğunu söylüyor. Dünyanın dört bir yanında sıradan insanların katılımıyla yürütülen yara ..

 
Çeviri: Haluk Barışcan

Alacakaranlık. — Gerek duyulan ideolojiler ne denli sallantılıysa o denli vahşice yöntemlerle korunmaları gerekir. Sallanan putların korunmasındaki çaba ve dehşetin düzeyi alacakaranlığın ne ölçüde bastırmış olduğunun göstergesidir. Avrupa’da endüstrinin gelişimiyle birlikte kitlelerin kavrayışı öylesine gelişmiştir ki, en kutsal mülklerin bundan korunması gerekir. Bunları iyi koruyanlar kariyerlerini yapmış demektir; basit sözlerle gerçeği dile getireninse vay haline: Genel, sistemli aptallaştırmanın yanı sıra ekonomik yıkım, toplumsal dışlanma, hapis ve ölüm tehdidi bu kavrayışın temel kavramsal iktidar araçlarına erişmesini engelleyecektir. Avrupa’daki büyük devletlerin emperyalizminin Ortaçağın odun yığınlarını kıskanması gerekmez, onun sembolleri Ortaçağ kilisesinin azizlerininkinden daha incelikli düzenekler ve daha ürkütücü muhafızlarla korunur. Engizisyon karşıtları o dönemin alacakaranlığını bir gündoğumu haline getirmişti, kapitalizmin bugün tüm insanlığı tehdit ..

 
Çeviri: Şiirsel Taş

Hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır ağrı/acı; şiddetli olduğunda diğer her şeyi geri plana itebilen nahoş bir histir. Peki bu hissin neden var olduğunu, ne işe yaradığını ve nasıl işlediğini hiç düşündünüz mü?

Tıp doktoru ve yazar Monty Lyman Ağrı Nedir? de ağrının tabiatını sorguluyor ve onun düşündüğümüzden çok daha karmaşık –çoğu zaman da yanıltıcı– bir his olduğunu gözler önüne seriyor. Ağrının vücuttaki hasarın doğru bir göstergesi olmaktan ziyade beyinde yaratılan ve psikoloji, duygular, sosyal bağlam, dikkat ve beklentiler tarafından şekillendirilen çokyönlü bir deneyim olduğunu vurguluyor. Ağrı konusundaki bilgisizliğimizin ve daha kötüsü yanlış bilgilerimizin mevcut ağrı pandemisini nasıl körüklediğini açıklıyor.

Vücuttaki hasar iyileştikten çok sonra bile devam eden inatçı ağrıdan, olmayan bir uzvun ağrıdığı hayalet uzuv ağrısı vakalarına; şeker hapları gibi tıbbi açıdan tamamen tesirsiz müdahalelerin ağrıyı iyileştirebildiği veya kötüleştirebildiği p ..

 

Metis Yayınları’nın kitapseverler için hazırladığı cep defterlerinin dokuzuncusu. Çizgili ve sayfa altlarında çeşitli kitaplardan kısa alıntıların yer aldığı bu kullanışlı not defteri, farklı renk ve içeriklerle düzenli aralıklarla yayımlanıyor.

 

“Düşüncelerin ‘belli bir kültürde kök salma’ hali sadece büyük buluşlar için değil, ‘kuramın gündelik hayatı’ diye adlandırabileceğimiz (örneğin bir işgal evinin zamanı genişleten heterotopik mekânı, kentsel rant ve finansal kapitalizm ilişkisine dair eğitim veren bir kiracılar sendikası, orta-üst sınıf bir tatil kasabasının mikro-faşist ekolojisinde yeşeren haklı sorular vb.) durumlar için de geçerli. Kuram ve gündelik yaşamın buluştuğu yer iktidarlar tarafından sürekli unutturulmaya çalışılan kolektif hafızanın mekânıdır. İnsan dikkatli bakınca düşüncenin sokaklarda volta attığını görebilir.”

Barcelona, İstanbul, sonra tekrar Barcelona, Bodrum, New York – Akbabalar ve Köstebekler’i kapitalizmin kentler üzerinde yarattığı tahribatın izlerini süren bir sokak yürüyüşü olarak okuyabilirsiniz. Ulus Atayurt bu yürüyüşü farklı kentlerde, kentlerin farklı mahallelerinde yaparken kapitalizmin finansallaşmasında emlak piyasasının rolünü, kent ve barınma hakkını, krize karşı ..

 
 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2026. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X