Bahçıvan ve Ölüm Özgün adı: GRADINARYAT I SMURTA Çeviri: Hasine Şen Karadeniz Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan Kapak Resmi: Lyuba Haleva |
2023 Uluslararası Booker Ödülü “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Hayatının uzun yıllarını bahçesine vakfetmiş olan babasının, “omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas” gibi gördüğü ve idealize ettiği kişinin ölümünü anlattığı bu kitabında Georgi Gospodinov, yeri doldurulamaz bir kayıp karşısında hissettiklerini içten ve etkileyici bir dille aktarırken, aynı zamanda hayat ve ölüm üzerine, sevgi ve yas üzerine, varoluşumuzu anlamlandıran ve yola devam etmemizi sağlayan şeyler üzerine derin bir tefekküre dalıyor. “Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum – tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir, benmerkezci, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır. — Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?”  | OKUMA PARÇASI |
Açılış bölümünden, s. 11-12 Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe. Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Başlangıç bu olsun. Söz konusu, tabii ki, bir son, ama son nereden başlar? Galiba altımı ıslattım, dedi babam eşikte. Giriş kapısının çerçevesinde duruyordu, iç sızlatacak derecede zayıflamış, hafifçe kamburlaşmıştı, uzun boylu insanlara mahsus o kamburluk vardı duruşunda. Onu kasım ayının neredeyse sonunda, akşam geç vakitte getirdiler. Acıyı biraz olsun köreltmek için üç yüz kilometreyi arka koltukta yatarak geçirmişti. Ertesi gün için tahlil randevusu almayı başarmıştım. Altımı ıslattım, diye tekrarladı küçük bir çocuk gibi mahcup, özür dileyen ve o tipik kendi kendisiyle dalga geçen edasıyla, bu yaşta rezil olduk. Sorun değil, dedim ve oturma odasının kapısını kapatıp elbiselerini koridorda değiştirmeye koyulduk. Korkuyorum, dedi kızım bir sıra kulağıma sessizce. Şimdi durumu ilk onun hissettiğini anlıyorum. Ben hâlâ bilmiyordum, bilmek istemiyordum. Hemen söyleyeyim, bu kitabın sonunda başkahraman ölüyor. Hatta sonunda bile değil, daha ortasında, ama vefatının öncesini ve sonrasını anlatan tüm hikâyelerde o yine hayata dönecek. Çünkü, Gaustin’in dediği gibi, geçmişte zaman tek yönlü akmaz. Küçükken kütüphaneden sadece birinci şahıs ağzından yazılmış kitapları seçerdim çünkü onlarda başkahramanın ölmediğini bilirdim. Eh, gerçek kahramanının ölmesine rağme... | Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Mehmet Hanifi, “Bahçıvanın Ölümle Dansı”, edebiyathaber.net, 18 Eylül 2025 Ölüm sensiz olgunlaşan bir kiraz ağacıdır. G.G Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe, etkileyici giriş cümlesi roman için bir ideayı en başından ortaya koyduğu gibi, barındırdığı çağrışımlarla kitabın zengin bir özetini okura sunar adeta. Gospodinov çıtaya yüksekte tutar, okuru böyle bir beklentinin içine sürükler ve onu adım adım dolaşıma hazırlar. Yazar, kitap okunduktan sonra okurda hayal kırıklığı yaratmayı sevmez. Dinginlikle, gerçekle yüzleşmemiz konusunda metanetli olmamızı söyler. Yazar, anlatısını serbest bırakır, buna okuru dâhil eder ve geniş bir alanda savrulmasına göz yumar ama romanlarının bir merkezi vardır ve yazar, iplerini elinden kaçırmaz, faturayı okura kesmez. Kitabın ilk bölümlerinde, romanın nereden başlayacağıyla ilgili yazarın ortaya koyduğu kafa karışıklığı, okura oyun oynamaktan öte, okuru bekleyen sona hazırlık anlamında egzersiz amacını taşır. Okura metin boyunca uyanık ve tetikte kalmasını salık verir. Şehrazat’ı selamlayarak, babasının anılarını bir bir defterine geçirir. Hikâyeler birbirine eklemlenir. Metinler arası göndermelerde bulunur, sevdiği yazarlara ve kitaplara saygı duruşunda bulunur. Kitaplardan alıntılar yapar. Türkçe çevirisi yapılan diğer üç romanından tarzına aşina olduğumuz, dağınık ama savruk olmayan özgün romanlarıyla şimdiden okurunun belleğinde derin bir iz bıraktığını belirtebiliriz. Sahicilikle v... | Devamını görmek için bkz. |  |
Emek Erez, "Ölüme doğru, ölümden sonra", parsomenfanzin.com, 29 Eylül 2025 Dijital çağ şartlarında yaşıyoruz bunun da etkisiyle ölüm yaşamın tam ortasında duruyor. Ölülerin sürekli ekrandan geçtiği, cep telefonu gibi aletlerle âdeta elle tutulur olduğu bir zaman bu. Ölüm bilgisiyle yaşayan bir tür için bu kadar ölümle iç içe olmanın yıkıcı olması gerekir ama sürekli karşılaşmak, belki hep korktuğu ölümü bile normalleştiriyor. Elbette tarihin başka dönemlerinde de çok fazla ölümlerin olduğu savaşlar, salgınlar mevcut. Burada söylemeye çalıştığım, dijital çağın getirisiyle başkasının ölümünün sürekli görülen, geçilen bir şeye dönüşmesi ve haliyle bunun bir süre sonra sıradanlaşması. Böyle bir zamanda yaşarken açıkçası insanın ölüm acısını bile hissedemeyecek hale gelebileceğini düşünmek beni bazen endişelendiriyor ve bu konu son dönem ara ara zihnimi yokluyor, hissizleşiyor muyuz, yeryüzünün bedeni dâhil her şeyin ölümünü seyrettiğimiz bir zamandan geriye insani olana dair ne kalacak, sorusu aklımı kurcalıyor. İşte bu düşüncelerin ve soruların aklımdan geçtiği günlerde okudum Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm kitabını. Yazar babasının ölüm sürecini ve sonrasını anlatıyor ancak metin tek başına bir yas metni değil bana kalırsa. Gospodinov, babasının hayat zamanını kendi hayatıyla, yaşadığı yerle, bahçeyle kurduğu ilişkiyle kesiştirerek anlatıya taşıyor. Ayrıca babanın hastane süreci ve ölümü Proustçu madlen etkisi diyebileceğimiz bir y... | Devamını görmek için bkz. |  |
Ümit Kutbay, "Bahçıvan ve Ölüm", aydinhaberleri.com, 6 Ekim 2025 Edebiyat, bazen hayatın görünmeyen köşelerini aralamak için elimize verilen tek anahtardır. Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm isimli eseri de bu anahtarlardan biri. Bulgar edebiyatının uluslararası alanda parlayan sesi Gospodinov, bu kitabında bahçeyle ölümü, toprağın yeşerten eliyle insanın yok eden yazgısını aynı düzlemde buluşturuyor. “Her yeni filiz, toprağın içinde sakladığı bir ölümü de beraberinde getirir,” diyerek yazar Gospodinov; hayat ve ölüm arasındaki o ince çizgiye hatırlatıyor. Gospodinov’un dili, incelikle işlenmiş bir yapıya sahip. Betimlemeleri, doğayı bir karakter gibi metnin merkezine koyuyor. Bahçıvan figürü, bitkilerle, zamanla, çürümeyle, anıların kök salışıyla da uğraşan bir varlığa dönüşüyor. Bu yönüyle eser, alegorik yapısıyla Albert Camus’nun varoluşsal sorgulamalarını andırıyor. Ancak kimi zaman yoğun metaforlar, anlatıyı fazla soyutlayarak okuyucuyu metnin dışında bırakabiliyor. Bu da eserin edebi gücünü zedeleyen nadir anlardan biri. Bulgaristan’ın post-komünist atmosferinin izleri metnin dokusunda hissediliyor. Bahçıvanın her şeyi kontrol altında tutma arzusu, otoriter rejimlerin doğayı ve insanı dizginleme çabasına ince bir gönderme olarak okunabilir. Yazar, açık sloganik cümlelerden kaçınarak, tarihin gürültüsünü arka planda bir uğultu gibi veriyor. Bu tutum için, edebiyatı siyasetin propaganda ... | Devamını görmek için bkz. |  |
Nedim Dertli, “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”, K24, 9 Ekim 2025 Georgi Gospodinov’un Hasine Şen Karadeniz çevirisiyle Metis Yayınları tarafından Eylül 2025’te yayımlanan Bahçıvan ve Ölüm adlı romanı kişisel tarihle toplumsal belleğin, varoluşsal bağlarla aile içi izleklerin görünen ve görünmeyen seyrini titizlikle ve zaman zaman da inatla kateder. Kitabın açılış tümcesi (“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe”) metnin hem biçimsel hem de tematik örgüsünü başlangıç noktasında şüpheye düşmeden belirler; tanıdık, küçük bir eda ya da muhtemel bir yaşamın havada asılı kalmış hüzün dolu son jesti kaybın, mirasın ve belleğin katmanlı haritasını gözler önüne serer. Gospodinov, baba figürünü yaşadığı coğrafyanın tarihsel ve sosyo-kültürel gerçekliğini gölgelemeden, çocukluğun onayı ve varoluşun sabit noktası olarak idealize etse de onunla ve ona dair hemen her şeyle yüzleşmenin kederini, meyusiyetini, sevincini, avuntusunu, dinginliğini ve özlemini hakikati sakınmadan dile getirir. Sanatçı yalnızca ölüm hakkında değil, yeri doldurulamaz bir kaybın yankıları üzerine de düşünür; anılar ve yaşanmışlıklar sağanağında evrensel sorular sorar ve hatırlama ediminin sebep olduğu ağır yükleri üstlenir. Dolayısıyla yazarın içten ve mütevazı sesi okurla kesintisiz bir mecrada ahlaki ve düşünsel bir diyalog kurarak kişisel olanın ötesine geçer ve kendisine ait olmaktan çıkar. Anlatıcı olarak konumlanan Gaustin ise “anlatan ben” olmaktan uzaklaşarak k... | Devamını görmek için bkz. |  |
Mustafa Orman, "Bir yas denemesi ya da Bahçıvan ve Ölüm", Independent Türkçe, 10 Ekim 2025 Ölüm bir hatırat ambarı. Bahçenin hemen önünde, soldaki kayısı ağacının altında, toprak zeminde bir masa, masayı çevreleyen eski bir çift koltuk, balkon duvarını saran çiçekler güneşe dönmüş. Kadife çiçekleri, akrep çiçekleri, saksıyanlar, papatyalar, sarmaşıklar ip yardımıyla ikinci kata misafir çıkmış. Reçellik güller. Fiskiye durmadan dönüyor sabahları. Horozlar henüz ötmekte. Otlar ıpıslaktır. Semaver bacasından ağır ağır bir duman çıkarıyor gökyüzüne. Balkonun cephesine bakan, köklerini yayarak büyüyen bir incir ağacı. İncir ağacının her iki tarafını kapatan kayısı ağaçları, incirin hemen önünde küçük bir çam ağacı var. Çam ağacının sağında henüz ağaç olmak için güçsüz ama dik duran bir ceviz fidanı var. İki kayısı ağacını ve inciri geçince vişne ağacı beliriyor, vişneden sonra gene üç kayısı ağacı, kayısının arkasına gizlenmiş bir şeftali, hemen çaprazında ekşi elma ağacı duruyor. Ve bahçenin dışında kalan, korunaklı alana domates, patlıcan, biber, salata, kabak, maydanoz, dereotu, roka, soğan… ekilmiş. Bu bir bahçe; bir zamanlar sahibi vardı, o yüzden görülmeye aşina bir bahçe.Ağaçların dalları arasında neresinden bakarsanız bakın her daim göz göze geldiğiniz Ağrı Dağı, karlı tepesiyle öylece gözlüyor sizi. Sahibi yok artık bahçenin. Bahçenin giderek soluklaştığı, ama sahibi... | Devamını görmek için bkz. |  |
İsmail Karakurt, "Bahçıvanlar ölünce bahçe mi olur?", Yeni Şafak, 15 Ekim 2025 “Ölüm sensiz olgunlaşan bir kiraz ağacıdır.” (s.9)* Film yönetmeni Pawel Pawlikowski “Gerçek hayat kurgudan daha yaratıcıdır.” diyor ya, hakikaten öyledir. Bütün hikayeler, romanlar gerçekliğini gerçek hayattan alır ama hayat her zaman kurgudan daha yaratıcıdır. Hayatı yazarlar evirir çevirir kurgular ve okura sunarlar. “Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir.” (s.7) Bazı romanların dağınıklığı insan hayatının savrukluğu gibidir. Genellikle hayatının son anlarına yığılır hayatın önceki bütün anları. Hastalıkla sayrılığın karıştığı gibi gerçekle kurgu birbirine karışır. Yine de bu durum, hayatların anlatısına ve gerçekliğine ket vurmaz. İşte içerik ve anlatım yönünden dokunaklı bir romanı okuyorum. Baba/oğul ilişkisini hastalık, ölüm ve yas temasını üzerinden işleyen sarsıcı ve gerçekçi bir roman ödüllü Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ü. Metis Yayınları arasından Hasine Şen Karadeniz’in çevirisiyle yayımlandı. Korkacak bir şey yok Yazar çok bölümlü romanına, ölüm üzerine Epigraflar’dan sonra çarpıcı bir giriş cümlesiyle, “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe” diye başlıyor. Bu cümle, romanı özetleyen çağrışımlarla dolu. Ardından gelen cümlelerle Gospodinov, hatta anlatıcı dem... | Devamını görmek için bkz. |  |
Fatih Çalışkan, "Yası yazıyla aşmaya çalışmak", sehirkultur.com, 14 Ekim 2025 Epiküros, ölümün insanı iç huzurdan kopararak mutsuzluğa götüren üç korkudan biri olduğunu söyler. Epiküros’a göre ölümden korkmamak gerekir zira biz yaşarken ölüm yoktur, ölüm geldiği zaman ise biz artık yaşamda değilizdir. Peki ya ölüm, bize değil de en yakınımızdakilerden birinin yanına geldiğinde ne hissederiz? Bulgar yazar Georgi Gospodinov, geçtiğimiz ay Metis Yayınları’ndan Türkçeye çevrilen son romanı Bahçıvan ve Ölüm de bu hisleri tüm samimiyetiyle bizimle paylaşıyor. Baba figürü; mitolojik hikayelerde, klasik ve modern edebiyatta hatta kutsal metinlerde insanın yaşamla kurmaya çalıştığı bağın en soluk parçalarından biri olarak yer alıyor. Varlığıyla insanın kişiliğine etki eden çoğu şeyin aksine, yokluk bir varoluş biçimi olarak yıllar içinde kendini tamamlıyor söz konusu baba olunca. Anılarımızda bulanık görüntüleriyle yer edinen, o bulanıklığın ardında en güvenli anılarımızı bulmaya çalıştığımız bu kişiler, zaman geçtikçe “baba” olmayı tamamlıyorlar… Çoğu zaman babasının gerçek gücünü, onu kaybettikten sonra bulur insan. Gospodinov da, bir bahçe üzerinden üretkenliğini ve yaşam neşesini simgelediği babasını, babasıyla olan bağını; ölümünü anlattığı romanıyla tamamlıyor. Kendisinin babasıyla güçlendiremediği bağı, ancak ölümüne yakın kurmaya çalışırken, babasının ise sahip olamadığı çocukluğu ona hediye etmek istiyor. Çok uzun yıllar ö... | Devamını görmek için bkz. |  |
Tuğçe Isıyel, "Ölümlerden ölüm beğenmek", K24, 23 Ekim 2025 Bu hafta “ölümlerden ölüm beğen” haftası oldu desem yalan olmaz. Böyle yazınca cümle fazla cüretkâr oldu, farkındayım. Zira insan ölümlerden nasıl ölüm beğenir ki? Ancak okuduğum iki kitap bana tam da böyle düşündürdü. Soru şu; birini içeride öldürmek mi? Birinin dışarıdaki ölümü mü? Son yedi gündür haşır neşir olduğum iki kitaptan bahsedeceğim. Vigdis Hjorth’un Annem Öldü mü kitabıyla (hayır, cümlenin sonunda soru işareti yok) Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm kitabı. İkisi de yeni çıktı, ikisi de kayıpla ilgili ve evet, ikisi de otobiyografik. Otobiyografik demişken, Gospodinov’un kitabın kapağını açar açmaz okurunu nasıl selamladığına bakalım ve otobiyografik mi, kurmaca mı tartışmasını mümkünse sonsuza dek kapatalım. "Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar; o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir." Her ne kadar iki yazar da ebeveyn ölümünden söz ediyor olsalar da, iki kitabın duygusu birbirinden tamamen farklı. Bu farklılık bence coğrafyadan da izler taşıyor; biri Norveç’ten, diğeri Bulgaristan’dan sesleniyor bize. Hjorth içselleştirdiği ebeveynle derdini çözmeye çalışırken ve derdini çözemezken içerideki anneyi öldürüyor; Gospodinov ise dışarıdaki babanın gayet somut ölümüyle yüzleşiyor. İkisi de anne ve babalarına dair çocukluk anılarının kap... | Devamını görmek için bkz. |  |
Hülya Avtan, "Babam seni özledim diyemezdi", sanatatak.com, 3 Kasım 2025 Son dönemin en dikkat çeken romanı Bahçıvan ve Ölüm’ün yazarı Georgi Gospodinov’un Londra’da bir kitapçıdaki söyleşisindeyim. Elimdeki Türkçe edisyonu imzalatmak için uzattığımda Gospodinov, Türkiye’den kitaba dair harika şeyler duyduğunu ve çok mutlu olduğunu söyledi. İmzalarken de “Bizdeki ‘bacha’ ile sizdeki ‘bahçe’ aynı” dedi ve ‘Bahçemize!’ diye imzaladı. “Babam seni özledim diyemezdi, yeni açan çiçekleri görmeye gel derdi mesela.” Booker ödüllü Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un romanı Bahçıvan ve Ölüm, belki de son dönemin en çok dikkat çeken ve konuşulan kitabı olmuş durumda. Yayımlandığı ilk günden itibaren elden ele, dilden dile yayılan etkisi sayesinde bir ay içinde beşinci baskısını yaptı. Ama onu özel kılan yalnızca gördüğü ilgi değil; ölüm, baba ve hafıza üzerine kurduğu o derin etki. Halihazırda eser o kadar çok okura ulaştı ki konusunu bir de benim tekrar etmeme gerek var mı, ondan bile emin değilim. Yine de söyleyeyim, yazarın babasının ölümünün ardından kaleme aldığı bir veda ve yas metni bu. Ağır bir konu. Başta şüpheyle yaklaşmamın en büyük sebebi de buydu: Ölüme dair bir kitabın yükünü kaldırabilir miyim endişesi. Ancak karşılaştığım anlatım beni şaşırttı. Günlerce elimin altında uzayacağını, aralar verip nefeslenerek okuyacağımı düşünürken, böylesine akıcı ve nazik bir üslup bulmayı beklemiyordum. Nitekim yarattığı etkin... | Devamını görmek için bkz. |  |
Hüseyin Kalkan, "Veya 'Sizin hiç babanız öldü mü', yeniyasamgazetesi9.com, 4 Kasım 2025 "Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum. Yıkadılar, aldılar, götürdüler. Babamdan ummazdım bunu kör oldum." Georgi Gospodinov’un babasının ölümünü anlattığı bir an-roman olan Bahçıvan ve Ölüm’ü okurken, ister istemez Cemal Süreya’nın bu dizeleri düşüyor aklımıza. Yeri doldurulmaz bir kayıptır babanın kaybı; şairi kör eder. Yazar ise “Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?” diye soruyor. Büyük kaybın romanı Bu günlerde hemen herkesin elinde olan Bahçıvan ve Ölüm, böylesine yeri doldurulmaz bir kaybı anlatır. Yazar, babasının ölümünü anlatıyor ve geri dönüşlerle hem kendi hayatını hem ailesinin hayatını hem de bir parça ülkesini anlatıyor. Yani arka planda Bulgaristan’da reel sosyalizm deneyimlerini okuyoruz. Her çocuk babasına çok şey yükler, büyük anlamlar atfeder. Yazarımız ise biraz daha fazla anlam yükler babasına: “Omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas” der babası için. Bu ‘Atlas’ın hastalığıyla birlikte ona ölümüne kadar eşlik eder. Bu yüzden Bahçıvan ve Ölüm, birçok şey gibi ‘babanın ölümünün’ de romanı olur. Hikâyenin nasıl bir hikâye olduğunu Gospodinov şöyle anlatıyor: “Hemen söyleyeyim, bu kitabın sonunda başkahraman ölüyor. Hatta sonunda bile değil, daha ortasında; ama vefatının öncesini ve s... | Devamını görmek için bkz. |  |
Şule Tüzül, "Korkacak bir şey yok", literaedebiyat.com, 11 Aralık 2025 İnsanı duygusal olarak çok zorlayan, boğazımı düğüm düğüm eden, yaşamın bakmaya cesaret edemediğim yerlerine baktıran, düşünmekten kaçtıklarımı düşündüren çok kitap okudum. Ama hiçbirinde, Bulgar yazar Georgi Gospodinov'un Bahçıvan ve Ölüm adlı romanındaki kadar zorlandığımı sanmıyorum. Gospodinov'un diğer kitapları gibi muhteşem bir eserle karşı karşıyayız ama çevreme bu kitabı tavsiye ederken tereddüt ediyorum. Çünkü kitapta geçen baba oğul hikâyesine yakın bir süreç yaşayanlara bu kitabın nasıl geleceğinden emin değilim. Roman şu cümleyle başlıyor: “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Edebiyat tarihine, unutulmayacak açılış cümlelerinden biri olarak geçeceğini düşünüyorum. Son derece sade ve basit bir cümle. Kitaba dair hemen ipuçları veriyor. Ancak romanı okudukça bu cümle genişledikçe genişliyor, yaşama ve ölüme dair aklınıza gelen gelmeyen her şeyi kapsayan bir derinliğe ve zenginliğe ulaşıyor. Roman bittiğinde, cümlede geçen bahçe, neredeyse dünyanın bütün hikâyelerini kapsamayı başarıyor. Gospodinov'un Doğal Roman, Zaman Sığınağı ve Hüznün Fiziği adlı romanlarını okumuştum. Bu okumalardan sonra, en sevdiğim yazarlar listemde en üst sıralara yerleşti elbette. Artık ne yazsa okurum dediğim bir yazar Gospodinov. Doğal Roman, 1999 yılında yayınlanmış. Doğal Roman'da yapmaya çalıştığı anlatım ve üslup,... | Devamını görmek için bkz. |  |
Didem Görkay, "Georgi Gospodinov’un Sonsuz Bahçesi: Bahçıvan, Ölüm ve Zamanın İmkânsız Grameri", edebiyathaber.net, 15 Aralık 2025 Sadece çocukluk ve ölüm vardır. Gaustin Bahçıvan ve Ölüm (Sf. 70) Georgi Gospodinov, çağdaş Bulgar edebiyatının ve evrensel belleğin en özgün seslerinden biridir. Onun “Bahçıvan ve Ölüm” hikâyesi, basit bir kış bahçesi metaforu üzerinden zamanın ve varoluşun en temel paradokslarını çözmeye çalışan felsefi bir laboratuvar işlevi görür. Bu metin, salt bir kurgu değil, pişmanlıkların ve ertelenmiş eylemlerin dondurucu soğuğunda yazılmış bir varoluşsal manifestodur. Gospodinov’un Hafıza Toprağı ve Kök Saldıran Melankoli Gospodinov’un edebi evreninin çekirdeğinde hafıza yatar. Ancak bu hafıza, Proust’un gönüllü hatırası gibi sıcak ve davetkâr değil; soğuk, kırılgan ve sürekli kendi kendini yalanlayan bir yapıdır. Bahçıvanın toprağı sürekli işlemesi, sadece bir tarımsal faaliyet değil, geçmişi sürekli yeniden düzenleme çabasıdır. “Bahçıvan, toprağa tohum ektiğinde, aslında geleceğe bir borç senedi imzalıyordu. Ve bu senedin vade tarihi, daima bir sonraki bahar olarak belirleniyordu. Oysa ölüm bilirdi ki, bazı senetlerin vadesi kışın tam ortasında dolardı.” (Gospodinov Felsefesi) Hikâyedeki toprak, yalnızca fiziksel bir alan değil, aynı zamanda kolektif ve bireysel belleğin somutlaşmış hâlidir. Toprağın altında kalan her şey —çürümüş kökler, unutulmuş ke... | Devamını görmek için bkz. |  |
Şafak Baba Pala, “Petek”, BirGün, 21 Aralık 2025 2024 yılının son aylarıydı. Hep, birkaç kitabı bir arada okurum. O dönem bir arada okuduğum kitaplardan biri Georgi Gospodinov’un Uluslararası Booker Ödülü’nü de aldığı Zaman Sığınağı kitabıydı. Açıkçası romanın sona varması biraz uzamıştı. Uzaması boşuna değilmiş. Kitabın bitişi, zamanı sorguladığımız bir güne denk geldi, 2025’in ilk saatlerine. Kapadokya’nın Nar kasabasındaydık. Yeni yıla girmiştik. İlk defa bir kitabı okuyarak ve aslında bitirerek yeni yılın ilk saatlerini karşılamıştım. Sona varmamış olmak, varamamak boşuna değilmiş. Kitapların yazılışının olduğu gibi okunuşlarının da bir hikâyesi olabiliyor. Kitap Kapadokya’da, Nevşehir’in Nar kasabasında bitmek istemiş olamaz mıydı yani? Ahh insanın anlam arayışı! Ben bir fani olarak 2025 yılının ilk saatlerinde zamanın, anlamın peşindeydim muhakkak. Her fani gibi zaman ve anlam benim de aklımı kurcalıyordu elbette. Ve yeni yılın ilk saatlerinde Zaman Sığınağı kitabını okumak bana iyi gelmişti. Bu bitişte Gaustin’in bir payı var mıydı, bilmiyorum. Dünyadaki onlarca zamanı dolaşan Gaustin bana da bir oyun oynamış olabilir. Tam da onun kitapta, Ait Olmayanların Sendromu’nda dediği gibi: “Hiçbir zaman sana ait olmaz, hiçbir yer senin olmaz. Aradığın şey seni aramaz, rüyanda gördüğün rüyasında seni görmez. Başka bir yerde ve başka bir zamanda sana ait bir şeyin olduğunu bilirsin, bu yüzden de geçmişe ait odala... | Devamını görmek için bkz. |  |
Onur Özgen, "Ölümle yaşama sanatı arasında", BirGün, 21 Aralık 2025 Georgi Gospodinov, daha beş yıl öncesine kadar neredeyse bilinmeyen bir yazarken, bugün artık insan duygularının köküne inme arayışındaki canlı, uyanık, bütünlüklü ve radikal bir edebiyat fikrinin –yazma ihtiyacının ve insan deneyimini edebiyata dönüştürme işinin, Cesare Pavese’nin deyişiyle “yaşama sanatı”nın– çok katmanlı ve çok yüzlü doğasıyla yüzleşirken mutlaka hesaba katılması gereken bir yazar olarak öne çıkıyor. Türkçeye yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi Metis Yayınları tarafından kazandırılan Bahçıvan ve Ölüm ile, bir oğlun babasının ölümü karşısındaki varoluşsal serüvenini anlatan; Gospodinov’un önceki eserlerinde de başköşeye koyduğu bir meseleye, yani belleğin temel sorusuna ve kendimizi, hayatlarımızı ve ölümlerimizi anlatırken bellekle kurduğumuz ilişkiye dikkat kesilen bir romanla karşı karşıyayız. Gospodinov bunu daha önce Zaman Sığınağı'nda da ustalıkla yapmıştı. Burada da baba–oğul ilişkisine ve ölümle karşılaşmalara bir ilahiyle yaklaşıyor Gospodinov: “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Ölen bir babaya yazılmış ağıt böyle başlıyor. Bahçeye dönüşmek, kalıcılığın bir formülü; bu kalıcılık, dünyanın meyvesini ve şeylerin hafızasını tadabilmek için ondan bir “mola” koparmayı da içeriyor. Bu türden bir mola, aynı zamanda anlam üretir. Romanda en çok ilgi çeken şeylerden biri, “ölüm” sözcüğüyle kurulan ilişkinin maddeselliği... | Devamını görmek için bkz. |  |
Gönül Malat, "Kederin ehlileştirilmesi ve ölüm karşısındaki çaresizliğimiz", literaedebiyat.com, 24 Aralık 2025 Hey bahtı kara, ölüm aklına gelmiyor mu? Oysa ölüm sana çok yakın.* Öyle acılar, öyle acılar çekmişsiniz ki, acı günleri düşünmekten sevinci unutmuş yürekleriniz.** Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un Metis’ten çıkan romanı Bahçıvan ve Ölüm, yazarın dörtlemesinin son romanı. Usta kalem, İkinci Bursa Edebiyat Festivali’ndeki söyleşisinde Doğal Roman, Hüznün Fiziği, Zaman Sığınağı ve Bahçıvan ve Ölüm romanlarının dörtleme olduğunu ima etmişti. Zaten ortak karakterleri Gaustin de ünlü bir yazar, tıpkı G. Gospodinov gibi. Gospodinov, eserlerinde zamanı bozuyor, hatta altüst ediyor demek hiç yanlış olmaz. O nedenle anakronik bir anlatısı var. Edebiyata dalışı başlangıçta şiir temelli olduğu için, metinlerindeki alegorisi de soyuttan soyuta olacak şekilde müthiş bir kurguyla çatılıyor. Burada belki Hüznün Fiziği’ni biraz ayrı tutabiliriz; çünkü neredeyse hüznü parçacık fiziği ile anlatarak kucağımıza kocaman bir bomba bırakıveriyor. Tüm bunların sonunda metnini öyle bir karnavalesk çatıyla kapatıyor ki okuyucuları, romanın – yazarın anlatı evinin – içine alıveren de bu çatı oluyor zaten. Belki de absürt yakıştırmasını yapabileceğimiz metinleri, hem hicvettiği hem de güldürüp düşündürdüğü bu karnavalesk yapısıyla zihnimizde anlam kazanmaya başlıyor. Bizleri karnaval... | Devamını görmek için bkz. |  |
|