ISBN13 978-975-342-713-5
13x19,5 cm, 152 s.
Liste fiyatı: 192.00 TL
İndirimli fiyatı: 153.60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
John Berger diğer kitapları
Görme Biçimleri, 1978
G., 1984
Ve Yüzlerimiz, Kalbim,
Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
, 1987
O Ana Adanmış, 1988
Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı, 1989
Düğüne, 1996
Fotokopiler, 1997
2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus, 1997
Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar, 1999
Kral, 2001
Buluştuğumuz Yer Burası, 2006
A'dan X'e, 2008
Bento’nun Eskiz Defteri, 2012
Uçuşan Etekler, 2014
Bir Fotoğrafı Anlamak, 2015
İstanbul'dan Gelen Telefon, 2016
Hoşbeş, 2016
Sanatla Direniş, 2017
Portreler (sert kapak), 2018
Yedinci Adam, 2018
Portreler (karton kapak), 2018
Manzaralar (karton kapak), 2019
Manzaralar (sert kapak), 2019
Top Sende, 2020
Yaranın Sayfaları, 2024
Uykuya Yatmak, 2025
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Kıymetini Bil Herşeyin
Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar
Özgün adı: Hold Everything Dear
Dispatches on Survival and Resistance
Çeviri: Beril Eyüboğlu
Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Fotoğrafı: Beril Eyüboğlu
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2009
5. Basım: Haziran 2023

"Yirminci yüzyılın ortasında Walter Benjamin, 'Bugün içinde bulunduğumuz olağanüstü tehlike hali istisnai bir durum değil, kuraldır. Bu kavrayışa uygun bir tarih mefhumu geliştirmeliyiz,' diye yazmıştı.

"Böyle bir tarih mefhumu bağlamında her basitleştirmenin, her yaftanın iktidar sahiplerinin işine yaradığını görmemiz gerekir; güçleri arttığı oranda basitleştirmelere olan ihtiyaçları da artacaktır. Öte yandan bu kör gücün zulmünü çekenlerin ya da ona karşı savaşanların çıkarlarına şimdi ve uzun vadede hizmet edilmesi, ancak çeşitliliği, farklılığı ve karmaşıklığı kavramak ve kabul etmekle mümkün olabilir."

John Berger'ın 11 Eylül'den Irak Savaşı'na, Filistin'den Katrina felaketine, Nâzım Hikmet'ten Pasolini'ye birçok siyasal soruna ve sanatçıya ilişkin duygu ve düşüncelerini dile getirdiği yazılarından oluşan bir kitap Kıymetini Bil Herşeyin. İçtenliğini yansıtan zarif bir sadelikle kaleme aldığı bu yazılarla John Berger bizi dünyaya adil, müşfik, ama en önemlisi gören gözlerle bakmaya davet ediyor.

İÇİNDEKİLER
Hemen Şimdi
Umutsuzluğun Yedi Katmanı
İnadına Yaşamak
Söylesem Sevdamı Yumuşacık
Neredeyiz?
Terörizme Karşı Savaş mı, Terörist Bir Savaş mı?
Korkuyu Tasavvur Edelim
Taşlar
Kafamızdaki Koro ya da Pier Paolo Pasolini
Merhametsizliğin Ressamı?
Duvarlara Karşı Durmanın On Yolu
Hayatlar ve Nutuklar
Kopan Bağlara Dair
Mekânla İlgili On Not
Arzunun Bir Başka Yüzü
Dikkatle Bakınca – İki Kadın Fotoğrafçı
Geçmişi Silmek
Savaş Suçları ve Lübnan
Sanat, Müzik ve Kültür (Basın Bildirisi)
Notlar
OKUMA PARÇASI

Neredeyiz?, s. 43-49

Günümüzdünyasında halihazırda yaşanan ıstırapla ilgili hiç değilse bir çift söz söylemek istiyorum.

Gezegenimizde aşırı güçlenen ve saldırganlaşan tüketim ideolojisi, bizi bu ıstırabın geçici olduğuna ve kendimizi ondan koruyabileceğimize inandırmaya çalışıyor. İdeolojinin merhametsizliğinin mantıksal temeli bu.

Istırabın hayatın bir parçası olduğu herkesin malumudur ve insanlar bunu unutmak ya da kendilerine göre bir açıklamada bulunmak ihtiyacındadır. Cennet'ten, ıstırap nedir bilinmeyen bu yerden Kovulma efsanesinin birbirinden değişik anlatıları, yeryüzünde yaşanan acılara bir kılıf bulma çabası olarak açıklanabilir ancak. Komşu Cehennem Krallığı'nın icat edilmesi de bu yüzdendir; acı çektirerek cezalandırma krallığı. Fedakârlık da aynı mantıkla keşfedilmiştir. Sonra, çok daha sonra Bağışlama ilkesi devreye girer. Felsefenin doğmasına ise, "Neden ıstırap çekilir?" sorusunun yol açtığı iddia edilebilir.

Ne var ki, bütün bunların dillendirilmesine rağmen, bugün yeryüzünde acılar içinde yaşıyor olmamız, belki gene de bazı bakımlardan akıl almaz bir durum.

Zifiri karanlıkta yazıyorum bunları, ama aslında vakit gündüz. 2002 Ekimi'nin başlarında bir gün. Nerdeyse bir haftadır Paris göğü masmavi. Güneş her gün biraz daha erken batıyor ve her gün doyumsuz güzellikte. Pek çok insan, ABD petrol şirketlerinin uzak diyarlardaki sözüm ona emniyetli petrol rezervlerine el koyabilmesi için yakın gelecekte ABD silahlı kuvvetlerinin Ira...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Orhan Tüleylioğlu, “Mutluluk rastlantısaldır, devamı olmaz”, Milliyet Sanat, Mayıs 2009

Deneme, inceleme, roman, öykü gibi farklı türlerde başarılı yapıtlara imza atan John Berger, ülkemiz okurlarının da sevdiği yazarlardan.

Her yazdığı ilgiyle karşılanan, yapıtlarında daha çok, çağın temel sorunlarına ve bunların neden olduğu felaketlere değinen Berger, birçok siyasal soruna ve sanatçıya ilişkin düşüncelerini dile getirdiği yazılarından oluşan Kıymetini Bil Herşeyin adlı kitabında da, okura alışılmadık bakışlar, yaklaşımlar sunmayı sürdürüyor. 11 Eylül’den Irak Savaşı’na, Filistin’den Katrina felaketine, Nâzım Hikmet’ten Pasoloni’ye uzanan yazılarında okura insan olmanın değerlerini anımsatıyor.

Kendisiyle yapılan bir söyleşide “Kelimelerin siyasiler, editörler, sözde entelektüeller ve medya tarafından bu denli taciz edildiği şu dönemde, şiir bize en derin hakikati anlatabilir” diyen Berger, Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar alt başlığını taşıyan kitabında şiir düşüncemize de katkıda bulunuyor.

“Söylesem Sevdamı Yumuşacık” başlıklı denemesinde Nâzım Hikmet’in şiirlerinde iz sürüyor; yazısının sonunda Nazım’a şöyle sesleniyor:

“Sana içinde bulunduğumuz dönem hakkında bir şeyler sormak istiyorum. Tarihte gerçekleşmekte olduğuna ya da gerçekleşeceğine inandığın şeylerin çoğu hayal oldu. Senin düşlediğin sosyalizmin hiçbir yerde kurulduğu yok. Şirket kapitalizmi, yükselen muhalefete rağmen, engel tanımadan ilerliyor ve Dünya Ticare...

Devamını görmek için bkz.

Pakize Barışta, “John Berger ve Kıymetini Bil Herşeyin”, Taraf, 5 Nisan 2009

Edebiyat kimin yanında durur daha çok?

İnsanlık halleri içinde kurtuluşun yanında durmaz mı?

Edebiyatın sınırsızlığı, yanında durduğu insanın mağdur halinin sınırsızlığıdır aslında.

“Günümüzde sınırsızlık, yoksullardan yanadır” diyor John Berger.

Kıymetini Bil Herşeyin, John Berger’ın bir hayata tutunma ve direniş kitabı. İçinde son yıllarında yazdığı önemli makaleler var. İnsanı alarme eden, hangi manada olursa olsun direnişe çağıran yazılar bunlar; o kadar telaşlı ki yazar, ilk çağrısına Hemen Şimdi adını vermiş.

“Hareketin vaadi, gelecekteki zaferidir; oysa rastlantıya bağlı durumlarda vaat anlıktır. Böyle anlar, ister hayat koşullarını iyileştirsin ister felaketle sonuçlansın, eylem içinde özgürlük deneyimleridir. (Eylemsiz özgürlük olmaz zaten.) Bu gibi anlar –hiçbir tarihsel ‘sonucun’ asla olamayacağı denli- aşkındır; Spinoza’nın ifadesiyle ebedidir, sonsuzluğa açılan kâinattaki yıldızlar gibi sayısızdır. Her arzu özgürlüğe yol açmaz, ama özgürlük bir arzunun tanınması, seçilmesi ve peşine düşülmesi yolunda bir deneyimdir.”

Hemen Şimdi, Kıymetini Bil Herşeyin adlı kitabın duygu ve düşüncelerini –tüm paragraflarda ve tüm kelimelerde- özetlemekle kalmayıp, yazarın insanlık sorumluluğu ajitasyonunu da çok etkili bir biçimde tembihlemiş oluyor hepimize.

Aynı zamanda yazının; siyasasız, neredeyse hiçbir değer taşıyamayacağının da bir ...

Devamını görmek için bkz.

Behçet Çelik, “Hiçleştirmeye karşı sürekliliği korumak”, Star Kitap Eki, 3 Temmuz 2009

Kıymetini Bil Herşeyin, ‘Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar’ alt başlığını taşıyor. Bu alt başlık, ölümle burun buruna yaşayan, yaşayabilmek için de direnmek zorunda olan insanlar ve halklar hakkında kaleme alınmış yazılarla karşılaşacağımızı duyuruyor. Peki, kimlerdir bu durumda olanlar? Yıllardır savaşlarla iç içe yaşanan yerler gelebilir aklımıza ilk başta. Berger’ın Filistin ve Irak’taki direnişler hakkında kaleme aldığı yazılar da bunu doğruluyor. Öte yandan, Berger’ın dikkatimizi çektiği daha kalabalık insan toplulukları da var: Yoksullar. Bu nedenle, Berger’ın direnişe dair notları sadece işgalci devlet ya da devletlere karşı bir tutum alma çağrısı değil, aynı zamanda bu işgalci devletlerin çıkarlarının aslında kimlerin çıkarı olduğunu görüp onlara karşı da tutum alma çağrısı. Bağdat’ın düştüğü günlerde kaleme aldığı ‘Korkuyu Tasavvur Edelim’ başlıklı yazıda ‘ABD çıkarları’ teriminin gerçek anlamını vurgulama ihtiyacı duyması da bundan. ‘ABD’nin yoksul ve varsıl vatandaşlarının doğrudan çıkarları değil, çoğu zaman ABD sermayeli ve gerektiğinde ABD güçlerince savunulan en yaygın çok uluslu şirketlerin çıkarlarıdır söz konusu olan.’

Şeylerin adı doğru konmalı

Türkiyeli okurlar John Berger’ı seksenlerin ortalarında yayınlanan Görme Biçimleri ile tanımıştı. Bu kitapta, her imgede bir görme biçimi saklı olduğu, –‘bakmanın ...

Devamını görmek için bkz.

Bülent Usta, “Bir mutsuzluk yazısı”, Birgün, 1 Nisan 2009

Demokritos, “Kalabalıklar, mutsuzluk içinde bilgeleşir” derken ne demek istemişti? Peki neden savaşları ve acıları sona erdirmeye yetecek kadar bilgeleşemiyordu kalabalıklar? Yoksa tahmin edildiği kadar mutsuz değiller miydi? Bu soruları içimden sormuş olsam da, üç kulaklı bir kedi olan dostum İvam, duymuş olmalıydı ki beni, “ne kadar mutsuz olduklarını ölçecek mutluluk bilgisinden yoksunlar” diye mırıldandı yattığı yerden.

...

John Berger’ın Kıymetini Bil Herşeyin adlı bir kitabı çıktı çok yeni, Metis Yayınları’ndan. 11 Eylül’den Irak Savaşı’na, Filistin’den Katrina felaketine, mutsuz insan coğrafyalarında gezinen denemelerini okuyorum bu aralar. Hatta kitapta sık sık karşıma Nâzım Hikmet’in dizeleri de çıkıyor. John Berger, kitabın sayfaları arasından şöyle fısıldıyor kulağıma: “Geceleyin yazıyorum, ama sadece zulüm değil gördüğüm. Eğer öyle olsaydı, belki de yazmaya devam etme cesaretini gösteremezdim. Bağdat’ta ve Chicago’da uyuyan, kımıldanan, kalkıp su içen, hayallerini ya da korkularını fısıldaşarak paylaşan, sevişen, dua eden, ailenin geri kalanı uyurken yemek pişiren insanlar görüyorum.”

Bu bahar gününde mutsuzluk üzerine yazıyor olsam da, sadece mutsuz insanlar görmüyorum ben de. Berger, mutluluğun rastlantısal olduğunu iddia ediyor ki, bizi neyin, ne zaman, nasıl mutlu edeceğini bilemeyiz gerçekten de. Ama bizi mutsuz edecek şeylerin neler olduğunu gayet iyi bilebiliriz...

Devamını görmek için bkz.

Bülent Kale, “Siz de görün açık maviyi”, Agos Kitap/Kirk, 10 Ağustos 2009

John Berger’ın makaleyi, denemeyi, eleştiriyi, sohbeti şiirle, şarkıyla, resimle, öyküyle harmanladığı on dokuz metinden, yine Berger’a ait iki çizimden ve Gareth Evans’ın Berger’a ithaf ettiği kitaba da adını veren etkileyici şiirinden oluşan Kıymetini Bil Herşeyin, Metis Yayınları tarafından, haklı olarak, ‘edebiyat/anlatı’ dizisine dahil edilmiş. Kitabın öne çıkan önemli özelliklerinden biri bu. Çünkü konusu ne olursa olsun (Irak İşgali, Filistin, Katrina Kasırgası, Afganistan, 11 Eylül ya da Nazım Hikmet, Bacon, Passolini vs.), bu politik metinlerin her birinde edebiyat mevcut. Ancak bu metinlerde ‘işlevsel’, ‘rafine’ bir edebiyat pratiği söz konusu. Yazarın anlatmak istediği şeyin altını çizen, okurun dikkatini bakmasını istediği yere çeken ve metnin son haline belirleyici bir katkı sunan bir edebiyat uygulamasıyla karşı karşıyayız. Böyle olunca, edebiyat, ‘edebiyat yapmaya’ benzemiyor; damakta edebi bir lezzet bırakmakla kalmayıp, yazarın meramını anlatmasına, okurun o meramı anlamasına hizmet ediyor ve üçünü buluşturuyor: Yazarı, okuru ve o ‘meram’ı.

Bu, John Berger’ın kalemini tanıyanlar için yeni bir şey değil elbette, ama Berger metinlerinin bana bu denli keyif vermesinin sebeplerini kurcalarken keşfettiğim şeylerden biri olarak hem altını çizmek, hem de paylaşmak istedim. Bu arada, mevzu üzerine düşünürken, Murat Belge’nin Edebiyat Üstüne Yazılar’da (İlet...

Devamını görmek için bkz.

Naime Narin, “Duvarın biz tarafı: Hiçbir yer’in her yerindekiler”, Virgül, Temmuz-Ağustos, 2009

Virginia Woolf, 1920’lerde yazdığı bir makalede, Richmond-Waterloo treninde görüp Bayan Brown adını verdiği yoksul bir kadını anlatır:

Temiz fakat yıpranmış, abartılı düzenliliği paçavralardan veya kirden daha fazla fakirliği çağrıştıran yaşlı hanımlardan biriydi: Her şeyi ilikli, bağlı, tutturulmuş, yamanmış ve temizlenmişti. Ona ıstırap veren bir şeyler vardı, görünüşü kederli ve endişeliydi, üstelik çok da ufak tefekti. Temiz küçük botları içindeki ayakları ancak yere değiyordu. Ona bakacak kimsesinin olmadığını, kararlarını kendi başına vermesi gerektiğini, senelerce önce terk edildiğini ya da dul kaldığını, belki de tek oğlunu büyüterek geçirdiği sıkıntılı, ziyan olmuş bir hayatı olduğunu ve oğlunun artık kötü yola sapmaya başladığını hissettim. (Akt. Ursula K. Le Guin, Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar)

Woolf’un aynı makalede “çok ufak tefek, çok direngen, hem çok kırılgan hem de çok cesur” olarak tanımladığı Bayan Brown, yanındaki adama “Acaba yaprakları iki yıldır tırtıllar tarafından sürekli yenen bir meşe ağacı ölür mü?” diye sorar. Adam böcek salgınlarından uzun uzun söz ederken, Bayan Brown küçük beyaz bir mendil çıkarıp sessiz sedasız ağlar.

Bayan Brown’un bir roman konusu olduğunu söyleyen Woolf, bu makaleyi, o dönem karakter-özne ile ilgilenmeyen yazarları eleştirmek için yazmış. Le Guin ise, teknolojik konuların tuzağına düşmeye yatkın olan b...

Devamını görmek için bkz.

Sabri Kuşkonmaz, “Postliberal gurbetteki hemşerimiz John Berger”, Birgün, 17 Ağustos 2009

John Berger 83 yaşında. Yazar, düşünür, edebiyatçı. İngiliz doğup Fransız yaşayan bir insan.

Kendisine sorulan “Hâlâ Marksist misin?” Sorusuna yanıt verdiğinde ise 79 yaşında.

Sorunun yanıtını yazmadan önce, dünyanın “acılı” coğrafyasında bize hızlandırılmış bir gezi yaptırıyor. Bu coğrafyanın içinde Selimiye de var. Nâzım ve şiirleri de var. Hapisteki Nâzım’ı ve Nâzım’ın sevdasını anlatıyor. Başka sevdaların yanı sıra.

“Evet ben, başka şeylerin yanı sıra, hala Marksistim” diyor. Yanıtın yer aldığı metnin başlığı “Mekânla İlgili On Not.” Haziran 2005’de yazılmış. Yani postliberal dünyanın büyük krizi öncesinde yazılmış. Henüz Kapital ve Karl Marks bu denli yüksek reytinge ulaşmadan önce. Kriz döneminde bu iki isme tüm dünyada tam bir iadei itibar yapılmış olması bir yana, John Berger’ın yanıtıyla biz, gurbetteki bir hemşerimizi görmüş gibi oluyoruz. “Evet, evet, biz de, biz de...” Demek geliyor içimizden.

“Dokuzuncu Not” başlıklı metne, kendisine sorulan soruyla başlıyor ama oraya gelinceye değin dünyamızı önümüze seriveriyor. Bildik, tanıdık dünyayı, bildik, tanıdık tablolarla; Irak, Filistin, Mahmut Derviş...

Yanıtı yazarken, bulunduğu yerin karşısındaki çayırda otlayan dört eşek de giriyor yazıya: “Yıl 2005, aylardan haziran, bir çayırda dört eşek...” Onuncu Not’da bitiyor yazı. “...Hâlâ Marksistim”

Ona bu sonucu, ya da bu duyguyu elbette çay...

Devamını görmek için bkz.

Canan Armoni Altın, “Direnişe dair notlar”, Radikal Kitap Eki, 11 Eylül 2009

Günümüz dünyasında hayatımız bir bombardıman altında geçiyor. Her türlü bilgiye istediğimiz anda ulaşma imkânının yeniliğini çoktan geride bıraktık, artık her türlü bilginin bize istediği anda ulaşması söz konusu. Bu bombardımanın içinde nitelikli bilgiyi ayırt etmeye zaman yok. Zihni karmakarışık bir toplum haline geliyoruz... Kimi zaman da gerçek anlamda bir bombardıman bu. Küreselleşen dünyadaki her şey gibi yanıbaşımızda olan bir şehrin üzerindeki bombardıman; ve biz günümüzde bunu teknoloji aracılığıyla bulunduğumuz yerden canlı olarak izliyoruz. Az önce izlediğimiz dizi ne kadar gerçekse, bu da ancak o kadar gerçek bizim için. Kendi yaşadığımız sözde bilgi bombardımanı içerisinde, her şey gibi bunun üzerine düşünmeye de zaman ayıramıyoruz.

John Berger, yeni kitabı Kıymetini Bil Herşeyin’i, bu iki türlü bombardımanın arasına sanatı koyarak düşünmek için zaman yaratan bir bakış açısıyla yazmış. Küreselleşmenin her şeyden haberdar olmayı, ama aynı anda bunları düşünmek için zaman bırakmayacak bir hızı birlikte sunarak kendi varlığını ve devamlılığını garantiye aldığı bir çağda, bu karmaşa içinde kendi varlığımızı sürdürmeye çalışırken, sürekli bir değişim içinde kendimizi ait hissedebileceğimiz kalıcı bir yer ararken; Berger, küreselleşmenin, sadece zamansızlığı değil, mekansızlığı da beraberinde getirdiğini fark edip Kıymetini Bil Herşeyin’de şöyle soruyo...

Devamını görmek için bkz.

Yıldırım Türker, “Berger’la görmenin yolları”, Radikal, 24 Temmuz 2010

‘Suçlar unutulmamalı, belgelerini, kayıtlarını muhafaza etmeliyiz. Çünkü suçluların ilk işi bunları yok etmektir. Bu efendiler yalnızca masumları katletmekle kalmaz, hafızayı da yok ederler. Yeni dünya tiranlığına karşı yükselen muhalefete ilham vermesi için bu kayıtların tutulması şarttır. Silahlarla donanmış bu zorbalar askeri ya da ekonomik bütün savaşları kazanabilirler, ama adına iletişim savaşı dedikleri savaşı kaybettiler. Dünya kamuoyunun desteğini kazanamadılar. Gitgide daha çok insan HAYIR diyor. Bu yenilgileri zorbalıklarının sonu olacak, ama bu son kim bilir daha kaç trajedi, kaç istila ve felaketten sonra gelecek. Daha ne kadar yoksullaştıracaklar bizi? İşte kayda geçirmenin, delilleri muhafaza etmenin, hatırlamanın aciliyeti bundandır. İşledikleri suçlar unutulmayacak, her kıtada ağızdan ağza dolaşacak. Her geçen gün daha çok insan HAYIR diyecek. Bugün sevdiğimiz ve korumak istediğimiz şeylere EVET demenin önkoşulu budur.’

John Berger Irak Dünya Mahkemesi’ni bu sözlerle gerekçelendiriyordu.

Berger, bu dünyanın neresinde yaşıyor olursanız olun, akrabanızdır.

O, görmenin yollarını öğreten; görmek için, göstermek için gezen bir gezgindir. Fransa’da bir köyde yaşar. Köylülüğün saf ışığıyla beslenir bir yandan da. Yazardır, şairdir, ressamdır, sanat eleştirmenidir, yaşayan en güçlü düşünürlerden biridir. Ama onun da ötesinde bütün dünyayı kendi tarlasıymış gibi kaygıyla...

Devamını görmek için bkz.
 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2025. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X