ISBN13 978-975-342-420-2
13x19,5 cm, 200 s.
Liste fiyatı: 25.00 TL
İndirimli fiyatı: 20.00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Ayhan Geçgin diğer kitapları
Gençlik Düşü, 2006
Son Adım, 2011
Uzun Yürüyüş, 2015
Bir Dava, 2019
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Kullanılmış Biletler
1. Basım
Liste Fiyatı: 41.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Kenarda
Yayıma Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Fotoğrafı: André Kertész
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2003
3. Basım: Kasım 2016

Bir kente ait olabilmek için gereken süre nedir? Kentlilik köye ilişkin tüm tasavvurların geçmişte kalması, silikleşmesi ise bellek geride bıraktıklarının yerine ne koyabilir?

Ayhan Geçgin’in, kenti her defasında bir uçtan bir uca amaçsız gibi görünen bir rotayla kateden, meydanlarında, sokaklarında, kaldırımlarında yürüyen kahramanı da bu sorunun cevabını arıyor gibidir.

Deri fabrikalarının kokusunun tüm metne sindiği, yerleşiklik, rehavet, göç, tedirginlik arasında dolaşan, kentin varoşlarını da, ışıltılı caddelerini de aynı soğukkanlı bakışlarla kaydeden çarpıcı bir ilk roman.

Kenarda: Sıkıntılı bir ruhun başdönmeli dolaşması…

İÇİNDEKİLER
Birinci Kitap: Yer Tedirginliği
İkinci Kitap: Ay Tedirginliği
OKUMA PARÇASI

s. 17

Anımsamıyordu. Eskiden neydi? Anımsamaya da çalışmıyordu. Zaman zaman pencereden görünen manzaranın eski biçimi diye düşündüğü bir görüntü belleğinde canlanır gibi oluyordu, sokak belirip siliniyordu, sanki bunlar eskiden ne olduğunu, şimdi dönüştüğü şeyi açıklayabilirmiş gibi. Eskiden ne olduğu öteki kıyıda, çatlağın öte tarafında kalmıştı, bu doğru – şimdi olduğu şey ise tuhaf bir boşlukta. Anımsayamazdı, anımsayanın kim olduğunu bile söyleyemezdi...

s. 31-32

Çayocağında köyden yeni gelen gençler, genç akrabalar, yeğenler çalışırdı. Nasıl geçtiğini anlamadıkları, olanları kavrayamadıkları ayların, bazen yılların ardından zaten kendi benzerleriyle örülü ortama alışır, ardından daha iyi bir iş bulmak için çabalamaya başlarlardı. Kimisi ilk fırsatta başka bir işe geçerdi, çünkü hem akrabaları hem de patronları, bu yüzden de ne patronları ne de akrabaları olan Dede sinirli biriydi, hemen ardından yatışsa da, en ufak bir hatada köpürürdü. Çıkanların yerine aynı şaşkınlık içindeki yeni birleri gelirdi. Gelenler bir akrabanın, amcanın, dayının, teyzenin ya da halanın yanında kalırdı. Bazen akrabalarda kalmak istemeyen biri ocağın karşısındaki depo gibi bir bölmede kasalar, kırık hasır sandalyeler, kutular, tenekeler, aletler, örümcekler arasında yatardı. (Akşamı gece bekçileriyle ahbaplık ederek geçiren, bazen bir akrabanın evine yemeğe gidip kimi günler geceyi orada geçiren ama çoğunlukla yalnızca bir el radyosuna sahip o...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Hasan Uysal, "Ortada olmanın güveni ya da kenarda olmanın dayanılmaz hazzı", Dünya Kitap Eki, 24 Ekim 2003

Hatırlamak ya da unutmak sadece belleğin bize sunduğu veya esirgediği fiziki bir olgu mu? Tıpkı bir kamera gibi doğumdan ölüme kadar belleğimize kaydettiğimiz görüntüler her zaman bizim kontrolümüzde mi? Bir kaçış biçimi olarak unutmak bazen kaçınılmaz olabilir mi?

İlk romanı Kenarda ile edebiyat dünyasına mütevazı bir adım adan Ayhan Geçgin unutma ve hatırlamanın ikilemiyle sarsıyor, kenarda kalmış yaşamların çalkantılı dinginliğiyle buluşturuyor okuru.

Kendine dair hatırlamadığı ya da hatırlamak istemediği geçmişini kendi dışında –aslında içinde– yaşadığı topluma dair hatırladıklarıyla inanılmaz bir şekilde bütünleştiren, kesiştiren, inanılmaz bir bellekle bizi yakın bir geçmişteki "taşı toprağı altın" İstanbul masalına götüren; gecekondulardan apartmanlara, apartmanlardan mahallelere, ilçelere dönüşen toprak parça...

Devamını görmek için bkz.

Olcay A. Kara, "Tanıtım yazarından eleştirmene tiyo’lar", Radikal Kitap Eki, Aralık 2003

Sayın eleştirmen,

postayla eline geçmiştir ya da kitap eklerinde reklamını görmüşsündür, olmadı kitapçıların yeni çıkanlar rafında rastlamışsındır, hâlâ bulamadıysan ‘yayınevlerine/konularına göre kitaplar’ kısmına bak. Ayhan Geçgin’in Kenarda’sını ara. Yayınevini sorarlarsa Metis de! Eğer bir şekilde eline ulaştıysa, kitabı yavaşça aç. Yavaş dedim ama yaaavaş! Metis logosunun hemen üzerinde kısacık bir yaşam öyküsü var. Ayhan Geçgin 1970 İstanbul doğumlu. ODTÜ Felsefe bölümünü bitirdi. Kenarda ilk kitabı. İstanbul’da yaşıyor. Hemen öyle geçmeye kalkma, bi’ dur hele! Umarım elinin altında karayolları haritası vardır. E/eleştirmenlik kolay değil! Felsefe ile İstanbul-Ankara güzergâhlarını iyice belle! Kabak lastikli kamyon şoförlerinin kaba saba şakalarına aldırma. Duymazdan gel, gül ve geç!

Bir s...

Devamını görmek için bkz.

Asuman Kafaoğlu-Büke, "Kenarda", Cumhuriyet Kitap, 2.10.2003

Ayhan Geçgin'in ilk romanı Kenarda için bir roman denemesi demek daha doğru olur, çünkü klasik romandan uzak bir roman anlayışıyla yazılmış. İlk sayfalar boyunca kitaba konsantre olup anlamakta epey güçlük çektim. Sanki açık bırakılmış bir kamera her şeyin görüntüsünü kaydetmiş ve bir şekilde sözcüklere dökmüş okura aktarıyor hissine kapıldım. Hiçbir kahramanın olmadığı, sadece sokak görüntülerinin aktarıldığı uzun bölümler boyunca sürüyor roman. Romanın kahramanı sandığımız kişinin gittiği, bulunduğu mekânları en ince ayrıntılarına kadar öğreniyoruz oysa kahramanın kim olduğunu, neden buralarda gezdiğini roman bittiğinde bile hâlâ bilmediğimizi anlıyoruz. Neden Kenarda?

Romanda ilk fark edilen, her şeyin geniş zamanda anlatılması: roman boyunca her şey hep yapılageldiği gibi sürüyor havasında yazılmış. Bir trene binmek, bir akrabayla karşılaşmak sanki hiç durmadan ...

Devamını görmek için bkz.

Semih Gümüş, "İlk kitapları kim anlar?", Milliyet Sanat, Kasım 2003

Ayhan Geçgin'in Kenarda romanını okumaya koyulduğumda, genç yazarı edebiyat dünyasıyla karşı karşıya getiren ilişkiler üstüne aklımdan pek çok şey geçti. Kenarda alışılmış romanlardan değil. Açık seçik bir konu çevresinde gelişen bir öyküsü yok Kenarda'nın. İki ucu (başı ve sonu) açık bir öykü, bir durumu ya da kişileri öykülemeyi baştan yadsıyor. Romanda anlatılan durumlar, an'lar, mekânlar, kişiler şaşırtıcı bir sınırlılıkta, çoğalacaklarına, eksilip siliniyorlar sanki.

Ayhan Geçgin, okuru bir yerden alıp başka bir yere götürür gibi yaparken, aslında hep aynı yere getiriyor. Ama okurun aynı yeri her seferinde başka türlü görmesini sağlayarak. Dünya da hepi topu işte o sınırlar içinde durandır. Anlatıcı da romanın hayalet kentinin hayalet kişisi için, "Buradan hiç ayrılmamış, hiç ...

Devamını görmek için bkz.

Hüseyin Kıran, “Kenarda kalmaması gereken bir kitap: Kenarda”, Virgül, Aralık 2006

Bir yazarın anlatısını oluştururken tercih ettiği etkinlik konumu, yarattığı dil evreninin seçilmiş öğeleri, dil elemanlarının yerleştirilme biçimi, kurmaca metnin yapılandırılış tarzı, okura iletilmek istenen (ya da sadece ifade edilmek istenen) bilgi ve hayatlar, onun bilinç durumunun gerçek cismini oluşturur.

Bu bilgiyi kullanarak, eğildiğimiz edebi metnin ne’liğine dair sağlam bir irdeleme için bir başlangıç noktası, bir eşik bulabiliriz.

Kenarda’da kullanılan dil soğuk, mesafeli, metaliktir. Asla coşkuya kapılmayan bir kalemin kılı kırk yaran üslubu karşılar bizi ilk satırlarda ve bu konumunu romanın son sayfasına dek elden bırakmaz. Böylece, romanın okur için kolay ilerlenebilir olmayan, sağlam, sanki kelime aralarına beton dökülerek sıkılaştırılmış cümleleri, aklın keskin kenarlarıyla kırılarak ilerlenebilen doygun maddeli felsefe met...

Devamını görmek için bkz.

Mahmut Temizyürek, “Geri Dönülmez Biçimde Sürgün”, Virgül, Aralık 2006

Ayhan Geçgin, 1970 doğumlu; iki roman yayımladı. İki roman da birbirinin içinde yaşayan tek roman aslında, aynı kahraman var ikisinde de. Hiçbir şeye, yere ait değil, dahası “henüz var değil”, çünkü kendini bir “anlam”, bir “yaşam” içinde hissetmiyor. Kahramanın kendilik algısı hem geçmişe doğru hem de geleceğe doğru parçalanmış, atomize olmuş durumda. Abartıyla vurgulanmış “bir yarılma” ama daha fazlası değil. İki romanda da böyle bir yarılma algısının iki kenarından birinde kalakalmış bir birey var. Olabildiğince gerçek bir birey. İmgede kayıp gerçekte somut bir benlik.

Geçgin’in alışılmamış bir edebiyatı var. Asuman Kafaoğlu Büke’ye göre: “Ayhan Geçgin'in ilk romanı Kenarda için bir roman denemesi demek daha doğru olur, çünkü klasik romandan uzak bir roman anlayışıyla yazılmış. (…) Sanki açık bırakılmış bir kamera her şeyin görüntüsünü kaydetmiş ve bir ş...

Devamını görmek için bkz.

Emre Ayvaz, “Otobiyografik bir olgunlaşma hikâyesi”, Kitap Zamanı, Sayı 11, 4 Aralık 2006

Ayhan Geçgin’in üç sene önce yayımlanan ilk romanı Kenarda, zor ve güzel bir kitaptı. Güzelliği zorluğundan kaynaklanmıyordu, ama zorluğunun güzel olmasıyla yakın bir ilişkisi vardı. Edebiyat söz konusu olduğunda, ‘zor’ ve ‘güzel’ en boş sıfatlardan ikisidir. Bir kitabı zor bulmak da, güzel bulmak da en kolaycı ve hazır okuyucu tepkileridir genellikle. O yüzden Kenarda’dan ve şimdi de Gençlik Düşü’nden bahsedebilmek için ‘zorluk’ ve ‘güzellik’ meselelerine biraz girmek lazım.

Kenarda güzeldi; çünkü pek çok edebi riski göze alarak –bu risklerle yer yer ‘yaralanarak’ da aynı zamanda– kendi derdini dört bir tarafından kuşatmaya, derinlemesine ortaya çıkarmaya çalışan bir kitaptı. Güzelliği düzyazı inceliklerinden ya da kara...

Devamını görmek için bkz.

Bülent Eken, “Ses ve Manzara: Ayhan Geçgin Romanları”, Mesele, Sayı:4, Nisan 2007

Ayhan Geçgin’in yayımlanmış son romanı Gençlik Düşü üzerine, ilk kitabı Kenarda’yı da istisnasız hesaba katarak yazılmış birkaç değerlendirme yazısı, kitapta sezip ne olduğunu pek anlayamadıkları birşeye işaret ediyordu. Bu kitap(lar) sanki ne anlattığı kişiler, ne basettiği yerler hakkında; dolayısıyla aslında ne de anlatır göründüğü hikâyeyi anlatıyor. Hatta belki bir hikâye bile anlatmıyor, anlatamıyor. Bu durumun nasıl kavramlaştırılabileceği sorunu, novella’ya ait olanı roman formunda denemeye kalkışmak gibi bir saptamayı olanaklı kılmıştı örneğin. (Bk. Emre Ayvaz; Kitap Zamanı, sayı 9, 2 Ekim 2006) Ama Gençlik Düşü’nün hikâye ile olan sorununun yeterli bir kavranışını hikâyeleme içine düşecek bir ayrım verebilir mi bize? Elimizde edebiyatın merkezine ilişkin bir soru...

Devamını görmek için bkz.

Derviş Şentekin, "İyiler 'kenarda' kalmalı", Radikal Kitap Eki, 7 Ağustos 2009

Heranuş’u okurken bu öykülerin yüzbinlere ulaşamayacağını düşünerek hüzünlendim. Üzülecek bir şey yoktu aslında; Pascal Quignard’ın Roma’daki Teras’ını kaç kişi okudu ki! Ya da Ayhan Geçgin adını kaç kişi duydu? Heranuş’un yazarı Halil Genç’in adını da ‘bir avuç’ okur bilecektir eminim. Bu durum, ne Quignard’ın ne Geçgin’in ne de Genç’in umrunda olacaktır, buna da eminim...

Roma’daki Teras’ı okuduktan sonra şu satırları yazmışım üç yıl önce:

“Toplum olarak has edebiyatı terk edeli çok oluyor. Has edebiyat bağıra çağıra gelmediği; yazarının, –çok haklı olarak– kötüye alıştırılmış bir toplumda yazsam ne olur yazmasam ne olur, dediği; eleştirmenin, ‘yüksekçe bir yere çıkıp ses vermediği’; okurunun ise yalnızlaşa yalnızlaşa giderek yok olduğu için çöl büyüdü. ‘Bu da böyle bir dönemdir gelir geçer’, diyenlerin büyük bir yanılgı içinde olduklarını not düşmekten b...

Devamını görmek için bkz.

Cem Öztüfekçi, "Yitip gitmiş, kenarda ve anti-kahraman", Agos Kitap / Kirk, Eylül 2011

Ayhan Geçgin, 1970’te doğmuş, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) felsefe okumuş; İstanbul’da yaşıyor. Metis Yayınları’ndan çıkan üç romanı var: Kenarda (2003), Gençlik Düşü (2006) ve Son Adım (2011). Açıkçası, üçüncü romanının özetini bir kitap ekinde görüp, yayınevinin de Metis olduğunu fark edince, okur olarak acaba bir yazar keşfeder miyim –ki ilk iki kitabıyla sadık okur kitlesini oluşturmuş bir yazardı ama ben cahilin tekiydim– diye düşündüm ve hazır yazarın sadece üç romanı varken, bari hepsini okumaya çalışayım, dedim.

Kenarda ile başlamaya çalıştım ama birkaç denemeden sonra, aklıma hastası olduğum yazar Barış Bıçakçı’nın yarıda bıraktığım ilk kitabı ...

Devamını görmek için bkz.

Gün Zileli – Ceren Cevahir Gündoğan, "Ayhan Geçgin Romanında Kent, Zaman, Birey", Mesele Dergisi, Ocak 2015

Ayhan Geçgin romanı bir kent ve birey romanıdır. Onun romanlarında kent, moloz yığınlarıyla, çöplerle ve yığıntılarla sürüklenen başıboş bir sel akıntısıdır. Önüne geleni kendine katar ve akar. Nereye aktığı belli değildir, bir amacı yoktur. Delice çalkanır. Sonra durulur ve bataklığa dönüşür. Dışlanmışları kendine katar, onları örter, gizler. Geceyle gündüzün birleştiği noktalarda içinden kusup atar ve yeniden hareketlenir her şey. Bir taslak, bir tamamlanmamışlıktır, kalabalığı yalnızlıktır. Bireyler tek başına moleküller gibi birbirine düğümlenen sokaklarda sürüklenip durur. Kentin öyküsüyle bireyin öyküsü lağımsı bir akıntıda birleşir böylece.

Hayalet Sokaklar

Okur romanın içindedir artık. Binalar arasından bir siluet belirir. Yüzünü görmek mümkün değil bu uzaklıktan ama algılamak mümkün. Üç roman boyunca onunla birlikte ...

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova