 | ISBN13 978-605-316-158-5 | 13x19,5 cm, 208 s. |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | | Bir Dava Kitabın Baskıları: | 1. Basım: Mart 2019 | 2. Basım: Nisan 2019 |
2020 Orhan Kemal Roman Armağanı "Anneme ne diyebilirim? Teselli edecek hangi sözcükleri? Bak, bir aradayız ya da bunlar da geçecek, hatta babam ölmedi ya. Üzülsem, söylemek istesem bile ağzımdan böyle sözcükler çıkmıyor. Sessizce öylece duruyor, burnunu çeken, az önce ağladığı belli anneme bakıyorum. Niçin söyleyemiyorum? Çünkü haberi aldığımdan beri içimde bambaşka bir his ya da sezgi taşıyorum. Sanki asıl olay bu değil, asıl olay başımıza çok önce geldi. Annem yanlış yere ağlıyor, ben yanlış bir şeye üzülüyorum. Babamsa şimdikinin yanında çok ufak kaldığı çok daha büyük bir yanlışlıktan dolayı hapiste. Acılar zamanında asıl bu olay için çekilmeliydi, tüm teselli sözcüklerimiz zamanında onun için söylenmeliydi. Söylenmedi, acısı çekilmedi. Söylenmemişliğe, acısı çekilmemişliğe mahkûm oldu. Hangi olay bu, ne zaman oldu? Bilmiyorum, tek bildiğim şimdi bütün teselli sözcüklerini anlamsız, boş, saçma kılıyor…" Bir Dava Ayhan Geçgin’in beşinci romanı.  | OKUMA PARÇASI |
Açılış bölümünden, s. 9-12 Neredeyim? Bir öğleden sonra, okulda, odamdayım. Henüz hiçbir şeyden haberim yok. Yarım saat sonra gireceğim ders için kâğıtlarıma son kez göz gezdiriyor, ara sıra başımı kaldırıp dışarıya bakıyorum. Pencerenin gerisinde kasım ayına özgü bir manzara uzanıyor. Soğuklardan sonra güneşli, güzel bir gün gelmiş. Kampüs sessiz. Işınların parça parça düştüğü çimenlik alana öğrenciler tek tük yayılmış. İki kişi frizbi oynuyor. Ağaçların arasındaki yoldan bisikletliler geçiyor. Bir rüzgâr ağaçların tepelerini hafifçe sallıyor, turuncu sarı yapraklardan birkaçı daha dallarından kopup salınarak yere düşüyor. Gözüm pencerenin pervazına cıvıldayarak, gagalarını birbirine vurarak konan iki küçük kuşa takılıyor. Kavga mı? Sevişme çağrısı mı? Kondukları gibi aynı hızla, gövdeleri neredeyse bitişik uçup uzaklaşıyorlar. O sırada cep telefonumun zili, daha doğrusu en az rahatsızlık vereceğini düşünerek seçtiğim melodisi haberi iletmek üzere çalıyor. Telefonda annem, “Babanı götürdüler,” diyor. Sözcükleri işitiyor ama anlamıyorum. Götürdüler mi? Bir eşya, bir paket ya da bir ceset götürülebilir ama yaşayan biri, bir insan nasıl götürülür? “Götürdüler ne demek, anne?” Orada henüz erken bir saat, gün soluk bir kış parıltısıyla yeni yeni söküyordur. Annem soğukkanlılığını korumaya çalışarak olanları anlatıyor. Götürdüler. Kim, neden? Elbette sözcüğün anlamını iyi biliyorum. Yirminci yüzyıl, bu artık geride kalmış, yaşa... Devamını görmek için bkz. |  |
Ayhan Geçgin’in 2020 Orhan Kemal Roman Armağanı konuşması: “Bir zamanlar hayata ve edebiyata duyulan bir inanç vardı. Orhan Kemal’de kuşkusuz bu inanç sağlam ve büyüktü. Aslında böyle bir inanca sahip olmasaydı belki bu derece gerçekçi olamazdı. Bununla sadece yazım tarzı açısından gerçekçiydi demek istemiyorum. Yazım tarzı bir teknik, bir araçtır, dünyayı anlamanın, yakalamanın, onda pek de görünmeyen ya da hissedilmeyen çizgileri açığa çıkarmanın yolu, yordamıdır. Edebiyat tam olarak yazım tarzının kendisiyse, böyle bir araç olduğundan, ancak bu yolla açığa çıkartabildiği algılamalar, duygular nedeniyle öyledir. Anlama, kavrama çabasına göre teknikler eskir, değişir, icat edilir ya da başka biçimde tekrar edilir. Orhan Kemal’in gerçekçiliği derken asıl olarak toplumsal gövdeyi kat eden, kimi büyük, kimi her yerde olmasına rağmen algılanması güç küçük algıları, duyumları, hisleri, daha yalın bir deyişle insan dünyasını, insan ilişkilerini ele alış bakımından bir gerçekçiliği kast ediyorum. Öteki okuyucuları gibi benim de çok değer verdiğim bir eleştirmenimiz, son kitaplarının birindeki bir yazısında, Orhan Kemal’le ilgili belli bir klişeyi yerinden oynatmayı amaçlamıştı. Orhan Kemal hiç de öyle anladığınız anlamda umudun, iyiliğin ya da iyimserliğin yazarı değildir, diyordu; bunlar elbette vardır ancak onda aynı zamanda insanların küçük kötülüklerini, acımasızlığını, kendi gündelik çıkarlarının peşinde nasıl koştuğunu, hasetlerini, imrenmelerin... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Gökçe Çataloluk, "Bir Gün, Bir Dava", hukukpolitik.com.tr, Nisan 2019 Türkçede harfitarif olsaydı belki daha iyi anlaşılırdı. Ama eğer sayı sıfatı olan ile karıştırılmazsa belgisiz sıfat da farkı fark ettirecektir. Ayhan Geçgin’in son kitabının adı “Bir Dava”. Çeşitli dünya görüşü ve aidiyetten yüzbinlerce insanın başına gelen türden davadan biri, kastedilen. Hikâye tanıdık: Amiral Halil Bey’i bir gün “aldıklarında”, kızı Aslı’nın da -belli ki kaçıp gittiği- Yeni Dünya’dan dönmesi gerekir. Hapishane kapılarında, avukat yazıhanelerinde, mahkemeler, görüşme kabinleri ve hastanelerde geçen kısa ziyaretler; Aslı’nın “akademik” ve huzurlu, batılı dünyasında önce ince, sonra derin bir çatlak açar. Çatlaktan içeri sızan ise, bütün çirkinliğiyle Yeni Türkiye’dir. Bu vesileyle, etrafımızda sadece siyaseten değil; mimari olarak, ahlaken, hukuken biçimlenen bu şeyi, onun gözünden tekrar görme fırsatımız olur. Sesleriyle, görüntüleriyle, izleriyle bütün bu kalabalık… Kafka’nın “der” Dava’sındakine benzer bir şekilde, hayatın normal yollarını da okuruz romanda. Aslı’nın yıllar sonra yeniden bulduğu Mehmet ile olan ilişkisi, felakette kahraman açısından da okur açısından nefes alacak yırtıklar açmanın bir yolu gibi görünür. Ancak romanın anlatıcısının kadın olması yazarı biraz sıkıştırmış mı, yoksa atmosferin ağırlığı mıdır, bilemiyorum bu minör melodi de kimseye bir ferahlık taşımaz. Buluşmalar, sevişmeler hep ağırlıklar, sıkıştırmalar, duvarlar... Devamını görmek için bkz. |  |
Emre Yeksan, "Tekinsiz Vadi'de Bir Dava", K24, 11 Nisan 2019 "Eve dönmüştü". Ayhan Geçgin’in ilk romanı Kenarda bu kısacık cümleyle başlar. Kaleminden çıkan bu ilk kelimelerin aslında onun bütün eserlerini kaplayacak bir hayaleti, her romanında yeniden ve başka bedenlerde dirilecek olan o ruh hâlini işaret ettiğini belki de yazarın kendisi bile tahmin etmiyordu. Ev denen o boşluğun ve mümkün olmayan dönüşlerin insanda yarattığı o tanıdık ama ifade etmesi zor ruh hâlini... "Ama ev sonunda dinginliğin kazanıldığı sakin liman ya da barışçıl bir yer değildi. Hiçbir zaman öyle olmamıştı" (Kenarda, s. 9) diye devam eder Kenarda. Milyonların evi olan İstanbul’u anlatırken, okundukça silinip gidermiş gibi gelen parçalardan yavaş yavaş sanki bir bütünlüğe, eklenerek büyüyen anlatılardan geniş ve detaylı bir resme varacağı beklentisiyle takip ettirir isimsiz ve neredeyse bedensiz kahramanını. Bizi de onunla birlikte bir evin, kentin aranışına ortak eder. Ama roman başladığı tekdüzelikte bittiğinde okuyucuyu tam da o aradığı evin yerinde olan boşlukla, o mekânın yokluğuyla ve belki de parçaları asla yeniden bütünlenemeyecek bir yıkıntı olarak İstanbul’la baş başa bırakır. Ayhan Geçgin’in sonraki romanları da bu hayaletten nasibini alır. Gençlik Düşü’nün Fikret’i aile evinden ayrılıp kendi hayatını kurmaya çalışırken evin asla inşa edilemeyecek bir olgu oluşuyla karşı karşıya kalır. Son kertede onu ... Devamını görmek için bkz. |  |
A. Ömer Türkeş, "Bu davalar burada görülür", hurriyet.com.tr, 19 Nisan 2019 Bir Dava, Ayhan Geçgin’in beşinci romanı. 1970 İstanbul doğumlu Geçgin, ODTÜ Felsefe bölümünü bitirmesinin ardından edebiyat hayatına 2003 yılında yayımlanan Kenarda’yla başlamış, kariyerini Gençlik Düşü (2006), Son Adım (2011) ve ‘Uzun Yürüyüş’le (2015) sürdürmüştü. Üzerinden çok zaman geçmedi ama öylesine kaotik bir süreç yaşandı ki bu davalar ne zaman açılmaya başladı, ne zaman dallanıp budaklandı, emniyet tutanakları ne zaman iddianame yerine geçti, hatırlanmıyor bile. Ayhan Geçgin, yeni romanı Bir Dava’da işte bu davalardan birinden, kamoyunda ‘Balyoz’ diye bilinen -hükümete karşı askeri darbe düzenlemek- davasından esinlenmiş. Ancak hikâyenin ağırlık merkezi reel politika değil; Geçgin politikayı muhafazakârlar-laikler arasındaki iktidar kavgasının, FETÖ kumpasının çok ötesinde, çok daha geniş bir perspektifle ele alıyor. Hayali türkiye, hayali insanlar Sondan, yazarın hikâyenin sonuna eklediği ‘Not’tan başlayalım; “Kitap gerçek bir davadan esinlenmiş, bu davanın tutanaklarından yer yer yararlanmış olsa da adı üstünde bir roman, bir kurgudur. Her şey hayali bir Türkiye’de, hayali insanlar arasında geçmektedir” demiş Ayhan Geçgin. Zaten Türkiye’de nice zamandır hayal ve hakikat iç içe geçmiş bir halde. Biz zaten başkalarının kurguladığı bir gerçeklik içinde yaşayıp gidiyoruz. Bu ... Devamını görmek için bkz. |  |
Meltem Gürle, "-Yolculuk nereye? -Eve, hep eve", birgun.net, 28 Nisan, 2019 Ayhan Geçgin, son romanı Bir Dava’da bir yolculuk ve eve dönüş hikayesi anlatıyor. Bu da yazarın diğer kitapları gibi çok katmanlı ve zengin bir metin. Üstelik çok cesurca yazılmış bir roman. Yalnızca Türkiye’nin yakın tarihini ilgilendiren çetrefil bir meseleye değindiği için değil, memleketin şu andaki en yakıcı derdini, yani bize benzemeyenlerle buluşup kavuşamadığımız için ülkemizin ev olmaktan çıktığının hikayesini, anlattığı için böyle bu. Bir Dava, yakın tarihin önemli olaylarından Balyoz Davası’ndan esinlenerek yazılmış. Uzunca bir süredir Amerika’da yaşayan ve üniversitede hoca olarak çalışan Aslı, emekli bir amiral olan babasının bir sabaha karşı evinden götürüldüğünü haber alır. Bu yaşlı askerin neden tutuklandığını kimse bilmez. Roman boyunca izini süreceğimiz bir dizi Kafka göndermesinin ilki de böylece karşımıza çıkmış olur. Bir Dava’nın kahramanı Aslı, kimi açılardan yazarın daha önceki romanlarındaki karakterlere benziyor: Duyguları kontrollü, algısı geniş, yabancılık hissi çok köklü. Bir bakıma, o da diğerleri gibi bir anti-kahraman. Hatta dikkatli bakınca, Son Adım’ın baş kişisi Alisan’ı hatırlatıyor. Ne var ki, Alisan, dar gelirli bir Kürt ailenin iki çocuğundan biri olarak büyümüş ve yarıda bıraktığı üniversite eğitimi dışında bütün hayatını kentin kıyısında yoksul bir semtte geçirmiş genç bir adamken, As... Devamını görmek için bkz. |  |
|