 | ISBN13 978-975-342-798-2 | 13x19,5 cm, 224 s. |
Liste fiyatı: 252.00 TL İndirimli fiyatı: 201.60 TL İndirim oranı: %20 {"value":252.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"430","item_name":"Benden Önce Bir Başkası","discount":50.40,"price":252.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et |
Vitrinde Yaşamak, 1992 | Yer Değiştiren Gölge, 1995 | Ev Ödevi, 1999 | Kötü Çocuk Türk, 2001 | Kör Ayna, Kayıp Şark, 2004 | Mağdurun Dili, 2008 | Sessizin Payı, 2015 | İkinci Hayat, 2020 | Örme Biçimleri, 2023 |
Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Benden Önce Bir Başkası Yayıma Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen Kapak Resmi: Komet Kapak Tasarımı: Emine Bora |
Kitabın Baskıları: | 1. Basım: Şubat 2011 | 4. Basım: Eylül 2020 |
2011 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü Yazarlar yapıtlarının dünyaya verilmiş benzersiz yanıtlar olmasını ister. Ama bir yapıtın neden benzersiz olduğunu görmek için ona bir başkasının ışığını düşürmek gerekir. Başkaları ne söylerken o bize bunu söylemiştir? Aynı soruyu başkası nasıl, o nasıl yanıtlamıştır? Başkasının probleminin yerine kendi problemini geçirebilmiş midir? Benden Önce Bir Başkası bir yazarı bir başkasının ışığında okuyan denemelerden oluşuyor. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını Kafka'nın Dönüşüm'üyle, Kafka'nın Babama Mektup'unu Oğuz Atay'ın "Babama Mektup"uyla, Tanpınar'ın günlüklerini Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ıyla, Benjamin'in Pasajlar'ını Tanpınar'ın Beş Şehir'iyle birlikte okuyan ikili denemeler. Peyami Safa'nın "Şark Nedir?"ini Cemil Meriç'in Bu Ülke'siyle, Cemil Meriç'in Bu Ülke'sini Edward Said'in Şarkiyatçılık'ıyla birlikte ele alan, bir çapraz okuma perspektifiyle birbirine bağlanan karşılaştırmalı denemeler. Kitapları kütüphane raflarında yan yana, edebiyat tarihlerinde arka arkaya, satış listelerinde alt alta görüyoruz. Ama bir yapıtlar konferansında bir araya gelebilirlerse eğer, gevşek konuşmalar yerini gerilimli bir tartışmaya bırakabilirse, o zaman bize çok daha fazlasını söyleyecekler.  | İÇİNDEKİLER |
Giriş Kafka'nın Böceği Babalar ve Ustalar Büyük Tıkanma Tanpınar'da Hasret, Benjamin'de Dehşet İkizini Öldürmek Batı'nın Cinsiyeti Kapalı Kapıdaki Çatlak  | OKUMA PARÇASI |
Giriş, s. 9-19. Benden Önce Bir Başkası bir yazarı bir başka yazarın ışığında okuyan denemelerden oluşuyor. Bir yapıta bir başkasının ışığında bakan ikili okumalar. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını Kafka'nın Dönüşüm'üyle, Kafka'nın Babama Mektup'unu Oğuz Atay'ın "Babama Mektup"uyla, Tanpınar'ın günlüklerini Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ıyla, Benjamin'in Pasajlar'ını Tanpınar'ın Beş Şehir'iyle birlikte ele alan çapraz okumalar. Peyami Safa'nın "Şark Nedir?"ini Cemil Meriç'in Bu Ülke'siyle, Cemil Meriç'in Bu Ülke'sini Edward Said'in Şarkiyatçılık'ıyla birlikte okuyan, bir ikili okuma perspektifiyle birbirine bağlanan karşılaştırmalı denemeler. Ama burada bir karşılaştırmadan söz ederken, çoktan edinilmiş bir doğruyu birden fazla yapıt üzerinden örneklemeyi kastetmiyorum. Yapıtın haklarını hiçe saymak olur bu. Dahası, boşu boşuna karşılaştırmak: Zaten bildiğimiz şeyleri bir kez daha gösterir, karşılaştırmadan elimiz boş döneriz. Diğer yandan, her yapıtın kendine göre bir doğrusu olduğu gibi gevşek bir önermeden de yola çıkmıyorum. Yapıta çocuk muamelesi yapmak olur bu da. Bir bakıma onu kayırmak: Onu incitebileceğini düşündüğümüz kıyaslamalardan korur, kendi halinde geçinip gitmesine izin veririz. Bütün bu karşılaştırma probleminin biz-onlar, yerli-yabancı, burası-orası tartışmalarıyla yakından ilgisi olduğunu da biliyoruz. Ama ben buradaki ikili okumalarda oradakinin özgün, buradaki... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Kemal Varol, “Korkunç mukayese arzuları”, Kitap Zamanı, 7 Mart 2011 Aradığımız, belki de sık sık dillendirdiğimiz cümlenin bir başkasının ağzından döküldüğünü fark ederiz günün birinde. Bizden önce bir başkası söylemiştir asıl gerçeği. O işaret etmiştir. Hakikatin asıl cümlesi onun tarafından kurulmuştur. Cümlenin altına onun adı yazılmıştır. Öyleyse, bizim de sezdiğimiz o gerçek nasıl bir bağlam kazanacaktır artık? Bizden önce söylenen bir gerçeği aynen tekrarlamaktan mı geçecektir yolumuz, yoksa kendi yazarlık deneyimimiz için bir basınç teşkil edecek bu durumu yepyeni bir deneyime soyunmak için bir fırsat olarak mı göreceğiz? Yolumuzu tıkayıp bizim bir başkasının taklidi olmamıza mı yol açacaktır bu durum, yoksa yepyeni bir sıçrama tahtası olarak mı belirecektir önümüzde? Bir soru daha var: Nasıl dönüştüreceğiz bu durumu? Dahası dönüştürebilecek miyiz? Bir de tehlike var şüphesiz: Bulduğumuzu sandığımız o gerçeği ifade eden kişi ile aynı şeyi mi düşünüyoruz gerçekten? Ya “gerçek hep başka bir yerdeyse!” İkili okuma yöntemi Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası adlı yeni kitabında, bir yazarı başka bir yazarın ışığında okuyan denemelere yer veriyor. Bir tür ikili okuma yöntemi izleyerek edebiyat metinlerinin öncelik-sonralık bağlamından da öte, edebi metne taşınan, yukarıdakine benzer bir sıkıntının hangi şekillerde dönüştüğü, edebi bir eserin kendisinden önceki metnin ilerisine nasıl taşındığı ya da çoğu zaman neden g... Devamını görmek için bkz. |  |
Gülden Tümer, “Âlem buysa böcek benim”, Yeni Şafak Gazetesi, 7 Nisan 2011 Hiçbir şey ilk defa yazılmıyor. Hiçbir şey ilk defa söylenmiyor. Hiçbir şey ilk defa olmuyor. Ama hâlâ her olan, her yazılıp çizilen kendine has bir yenilik taşıyabiliyor. Ya da şöyle söyleyelim bir özgünlük taşıdığı ölçüde zengin tarihte kendine yer bulabiliyor. Bu tekrarlanma durumu, yeni ve farklı bir şey söylemek isteyen yazara ağır bir sorumluluk yüklüyor elbette. Her bir yazar, kimi zaman sevdiği, kimi zaman kavga ettiği, çokça da didiştiği seleflerinin etkisinde ve fakat bu etkiden kaçmak istercesine yazıyor. Kitaplar arasında, kaçınılan zaman zaman da kaçmanın mümkün olmadığı bu etkilenmelerin izini süren Nurdan Gürbilek'in Benden Önce Bir Başkası adlı eseri, sevdiği yazarlar arasındaki bağlantıları keşfetmek isteyen okuyucuya bir armağan niteliğinde. Metis Yayınları'ndan çıkan kitap, bir yazarı başkasının ışığında okuyan yedi denemeden oluşuyor. Neden bir yerde tıkandım kaldım Benden Önce Bir Başkası'nın temel meselesi yazarların yapıtlarında gözlemlenebilen kendinden önceki ustaların etkisi. Gürbilek konuyu belli başlı eserler ışığında ele alırken, öte yandan yazarların kendi kendilerini diğer isimlerle hangi şartlarda karşılaştırdığına da yer veriyor. Kitapta yer alan Büyük Tıkanma adlı yazıda, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bir daha yazamayacak olmaya dair korkularına yer veriliyor. "Neden bir yerde tıkandım kaldım" diye hayıfl... Devamını görmek için bkz. |  |
Nurseli Gamze Korkmaz, “Benden Önce Bir Başkası”, Kanat Dergisi, Bahar 2011 Nurdan Gürbilek’in, Metis Yayınları’ndan çıkan Benden Önce Bir Başkası adıyla biraraya getirdiği denemeleri, Mart ayında okuyucuyla buluştu. Kitapta yer alan yazılardan “Tanpınar’da Hasret, Benjamin’de Dehşet”, “Bitmeyen Çıraklık: Benjamin ile Tanpınar’da Kayıp ve Kurtarma” başlığıyla Victoria R. Holbrook’a Armağan’da; “Babalar ve Ustalar”, Büyümenin Türkçe Tarihi’nde; “Büyük Tıkanma”, Virgül’ün 118. sayısında; “Batı’nın Cinsiyeti”, “Avrupa’nın Cinsiyeti: Uysal Bakire, Yutucu Dişi, Fetihçi Oğul” başlığıyla Türkiye’de İktidarı Yeniden Düşünmek’te; “Kapalı Kapıdaki Çatlak”, Yeniyazı’nın 4. sayısında daha önce yayımlanmıştı. Kitapta, bu yazıların yeniden gözden geçirilmiş biçimleri ve daha önce hiç yayımlanmamış olan “Kafka’nın Böceği” ve “İkizini Öldürmek” başlıklı yazılar yer alıyor. “Benden Önce Bir Başkası”, yazarının ifadesiyle “bir yazarı başka bir yazarın ışığında okuyan denemelerden oluşuyor” (9). Buna göre Gürbilek, kitapta yer alan “Kafka’nın Böceği”nde, Kafka’nın Dönüşüm’ünü Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ışığında; “Babalar ve Ustalar”da, Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”unu Kafka’nın Babama Mektup’u ışığında; “Büyük Tıkanma”da, Tanpınar’ın günlüklerini Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı ışığında; “Tanpınar’da Hasret Benjamin’de Dehşet”te, Tenpınar’ın Beş Şehir’ini B... Devamını görmek için bkz. |  |
Berrin Karakaş, “Kapıda ince bir çatlak var”, Radikal Kitap Eki, 11 Mart 2011 Kıpırtılı bir kitap Benden Önce Bir Başkası. Safa’nın Matmazel Noraliya’sının koltuğunda, Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’unu yeniden manevi aleme, İncil’e davet eden Sonya’sı oturuyor. Tanpınar’ın ‘arkasından tanrısı çekilmiş’ şekli, Benjamin’in ‘aura’sını yitirmiş nesnesini andırıyor. Dostoyevski kahramanının zihninde yarım asır öncesinden kıpırdıyor Kafka’nın böceği. Medeniyeti, aydınlığı, ilerlemeyi belirten safa sözcüğünün içinde, aynı zamanda bir ruhsuzluk (soğuk matematik disiplini) kıpırdıyor. Muhteşemin içinde, dehşet... Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil şiirinden “Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte/ Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel/ O başkası yok mu bir yanındakine veriyor/ Derken karanfil elden ele” dizeleriyle ilk dipnotu düşse de Gürbilek kitabına, elden ele geçmekten öte, karanfilin hangi ellerde hangi sebeplerle solup, hangi ellerde hangi sebeplerle canlandığının da altı çizilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Keza Julia Kristeva, metinlerarasılık kavramını 1960’larda ortaya attığında, kavram, yapıtı yoktan var eden bir yaratıcı yazar imgesini sorguluyor, edebiyat metinlerinin kendilerinden önce üretilmiş metinlerle konuşarak dokunmuş olduğunu söylüyordu. Oysa artık metinlerarasılık dendiğinde “Bir yazarın kendinden öncekilere şapka çıkarmasını, sonra da kaldığı yerden yoluna devam etmesini” anlıyoruz. Kavgasız gürültüsüz,... Devamını görmek için bkz. |  |
Kerem Eksen, "Gerilim ve mutluluk", Express Dergisi, Ekim 2011 Marx vakti zamanında söylemişti: "İnsanlar kendi tarihlerini yaparlar, ancak istedikleri gibi değil." Sonra da eklemişti: “Tüm ölü kuşakların geleneği yaşayanların üzerine bir kâbus gibi çöker.” Nurdan Gürbilek’in Benden Önce Bir Başkası’na Marx’ın bu hatırlatmasından hareketle yaklaşmak yerinde olsa gerek. Nitekim Gürbilek de kitabının başlarında bu sözü anıyor ve ekliyor: “Yalnız tarihte değil, edebiyatta da böyle.” Oysa biz okurlar, bir kitabın başına ne kadar donanımlı ve soğukkanlı bir halde oturursak oturalım, bir nevi yenilik ve “biriciklik” heyecanının rüzgârına kapılmadan edemeyiz. Şu veya bu şekilde modernist bir sanat anlatısına bağlı olduğumuz için olsa gerek, edebiyattaki “devrimler” bizi ziyadesiyle etkiler. Edebiyat tarihini —özellikle de modern zamanların edebiyatını— bir doğumlar, yıkımlar, kopuşlar ve yenilikler tarihi olarak okumayı severiz: Bir gün Cervantes çıkagelmiş, yapılmayanı yaparak ilk romanı yazmıştır; Flaubert çıkagelmiş, gerçekçi tavrıyla Hugo’nun lirik dünyasını yerinden etmiştir; Proust hafızayı ve zamanı romanın merkezine taşıyarak Flaubert’in gerçekçi aynasını parçalamıştır; derken Joyce, derken Kafka, derken Butor... Marx’a dönelim: İnsanlar tarihi (ve devrimleri) kendi seçtikleri koşullarda değil, hazır buldukları, geçmişten devralınan koşullarda yaparlar. Bu sözden yola çıkıp edebiyata doğru yol alırken, Dostoyevski’nin “hepimiz Gogol’un ... Devamını görmek için bkz. |  |
|