ISBN13 978-975-342-798-2
13x19,5 cm, 224 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Vitrinde Yaşamak, 1992
Yer Değiştiren Gölge, 1995
Ev Ödevi, 1999
Kötü Çocuk Türk, 2001
Kör Ayna, Kayıp Şark, 2004
Mağdurun Dili, 2008
Sessizin Payı, 2015
İkinci Hayat, 2020
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Kemal Varol, “Korkunç mukayese arzuları”, Kitap Zamanı, 7 Mart 2011

Aradığımız, belki de sık sık dillendirdiğimiz cümlenin bir başkasının ağzından döküldüğünü fark ederiz günün birinde. Bizden önce bir başkası söylemiştir asıl gerçeği. O işaret etmiştir. Hakikatin asıl cümlesi onun tarafından kurulmuştur. Cümlenin altına onun adı yazılmıştır. Öyleyse, bizim de sezdiğimiz o gerçek nasıl bir bağlam kazanacaktır artık? Bizden önce söylenen bir gerçeği aynen tekrarlamaktan mı geçecektir yolumuz, yoksa kendi yazarlık deneyimimiz için bir basınç teşkil edecek bu durumu yepyeni bir deneyime soyunmak için bir fırsat olarak mı göreceğiz? Yolumuzu tıkayıp bizim bir başkasının taklidi olmamıza mı yol açacaktır bu durum, yoksa yepyeni bir sıçrama tahtası olarak mı belirecektir önümüzde? Bir soru daha var: Nasıl dönüştüreceğiz bu durumu? Dahası dönüştürebilecek miyiz? Bir de tehlike var şüphesiz: Bulduğumuzu sandığımız o gerçeği ifade eden kişi ile aynı şeyi mi düşünüyoruz gerçekten? Ya “gerçek hep başka bir yerdeyse!”

İkili okuma yöntemi

Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası adlı yeni kitabında, bir yazarı başka bir yazarın ışığında okuyan denemelere yer veriyor. Bir tür ikili okuma yöntemi izleyerek edebiyat metinlerinin öncelik-sonralık bağlamından da öte, edebi metne taşınan, yukarıdakine benzer bir sıkıntının hangi şekillerde dönüştüğü, edebi bir eserin kendisinden önceki metnin ilerisine nasıl taşındığı ya da çoğu zaman neden gerisine düştüğü sorusuna odaklanıyor. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını Kafka’nın Dönüşüm’üyle, Kafka’nın Babama Mektup’unu Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”uyla, Tanpınar’ın günlüklerini Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ıyla, Benjamin’in Pasajlar’ını Tanpınar’ın Beş Şehir’iyle ele alan bir okuma yöntemi izliyor. Devamında Peyami Safa’nın Şark Nedir?’ini Cemil Meriç’in Bu Ülke’siyle, Cemil Meriç’in Bu Ülke’sini Edward Said’in Şarkiyatçılık’ıyla birlikte çapraz olarak ele alan kitap, bütün bu karşılaştırma girişimine rağmen aslında iki hat üzerinde ilerliyor.

Kıyastan öte, iki metni yan yana koyup değerlendirmekten de öte, “bir yapıtın fikirsel-biçimsel problemini bir başkasınınkiyle karşılaştırmayı” amaç ediniyor Nurdan Gürbilek. “Başkası ne söylerken o bize bunu söylemiştir? Aynı soruyu başkası nasıl, o nasıl cevaplamıştır? Başkasının sorusunun yerine kendi sorusunu geçirebilmiş midir? Geçirebilmişse nasıl?” Bu sorulardan yola çıkarak, bir tür “etkilenme endişesi”nin uzağında, yukarıda adları sıralanan yazarları yeniden sorgulamaya çağırıyor okurunu. Üstelik sadece bir yazarın bir başkasıyla karşılaştırılmasına imkân sağlayan bir sahne çizmiyor Gürbilek. Bir yazarın kendi önceliyle, kendi metninin içindeki çeşitli seslere de kulak vererek ikinci bir karşılaştırma hattı çiziyor.

Örneğin, Cemil Meriç’in Bu Ülke’sini Edward Said’in Şarkiyatçılık’ıyla birlikte okurken benzer bir yöntem izliyor. Günümüzde çoğu zaman adları yan yana anılan Bu Ülke’nin yazarıyla Şarkiyatçılık’ın yazarının aslında aynı şeyi söyleyip söylemedikleri üzerine odaklanırken, diğer yandan da Meriç’in düşüncesindeki tezatlara çeviriyor bakışları. “Dünyanın bütün ‘makhur ve mağlup kavimler’inin tarih denen savaşı kaybettikleri için” kendilerini temsil etme hakkından mahrum bırakıldığını söyleyen Cemil Meriç’le, aynı kavimlerin nasıl ‘Caliban’laştırıldığını görmezden gelen, “Kalabalık Caliban’dır, sevimsiz, pis, ahmak Caliban!” cümlesinin yazarı Cemil Meriç’in aynı Cemil Meriç olmadığını belirterek çoğunlukla bu ikinci karşılaştırma hattını takip ediyor. Devamında da, Şarkiyatçılık kitabının altında neden bir Türk’ün imzasının bulunmadığı sorusunu soran Meriç’in aksine, bu kitabın altında neden bir Türk’ün, örneğin Cemil Meriç’in imzasının bulunamadığını göstermeye çalışıyor. Gürbilek, Batı’nın Doğu’ya hükmedebilmek için nasıl bir Doğu imgesi kurduğu sorusunun yanında, Doğu’nun kendi kendine hükmedebilmek için nasıl bir Batı kurduğu sorusuyla da tartışmaya açıyor Cemil Meriç’in ifadelerini.

Aynı yöntemi Peyami Safa için de izliyor yazar. Şark Nedir?’in, İki Şark Arasındaki Fark’ın, Şark-Garb Münakaşasına Bir Bakış’ın yazarı ile Şarkiyatçılık’ın yazarının nerede birbirlerinden ayrıldıklarına ya da bu kutupların nerede birbirlerine yaklaştıklarına işaret ediyor. Dahası, Türk inkılâbını savunan milliyetçi-medeniyetçi Peyami Safa’yla, inkılâp karşıtı Cemil Meriç’in hangi zeminde buluştuklarını karşılaştırmalı bir şekilde göstermeye çalışıyor. Yapıtlarında ortak kaygı ve benzer problemlerin öne çıktığı Tanpınar ile Benjamin arasında kurduğu hayali bir karşılaşma sahnesi üzerinden aynı sorunu bu kez farklı biçimleriyle irdelemeye devam ediyor. İki yazar arasındaki benzerlikler kadar farklılıkların nerede başladığını, dahası bu farklılıkların neden kaynaklandığını sorguluyor.

Benden Önce Bir Başkası’nda kimi çifte açmazları farklı yazarların katıldığı bir tartışma sahnesinde ele alan Nurdan Gürbilek, kitabın sonunda gayet etkileyici bir denemeye yer veriyor. Orhan Koçak’ın yazılarıyla Adorno’nunkiler arasındaki bazı paralelliklerden yola çıkan “Kapalı Kapıdaki Çatlak” adlı deneme, yazarın kitabın başından itibaren izlediği ikili okuma yöntemini terk ederek Orhan Koçak’ın yazılarında beliren kimi eğilimlere, onun yazısının dönemeçlerine çekiyor dikkatleri. Kitabın genel yöntemini izlememesine rağmen, bugüne kadar Orhan Koçak’la ilgili yazılmış en çarpıcı yazılardan biri olan “Kapalı Kapıdaki Çatlak”ın bu kitapta neden bir yeri var öyleyse? Kitaptaki her yazar, Tanpınar’ın deyişiyle “korkunç mukayese arzuları” içinde ele alınırken, Koçak’ın yazılarının bu mukayeseden mahrum bırakılmasının sebebi ne? “Ama madem ‘benden önce bir başkası’ndan söz ediyorum burada, seleflerden ve yol göstericilerden söz ediyorum, benim için de yol gösterici olmuş bir yazarla ilgili bir yazıya burada bir yer var’ diye düşündüm.” diyor Gürbilek.

Kendi metinlerinin ipuçları

Benden Önce Bir Başkası’nı asıl kıymetli kılan ifadelerden biri belki de tam olarak burada saklı. Sıklıkla başka yazarlarla ilgili söz alan, onları ikili ya da çapraz okumalar eşliğinde karşılaştıran eleştirmen, kendi metninin ipuçlarını da veriyor bu denemesinde. Yalnız bu da değil. Gürbilek’in, “öznelliğin, sahiciliğin, özgünlüğün ancak hiçbir şeyin o kadar öznel, o kadar özgün, o kadar sahici olamayacağını bilenin önünde belirebileceğini anlatan bir çift yönlü ısrarlı doğruluk arayışının temsilcisi”, “mutsuz bilinç’in yazarı” dediği Orhan Koçak’ın, Türkçede eşine pek rastlanmayan bu girift eleştirel çerçeveye nasıl vardığını, kimden, hangi problemleri devraldığını sorguluyor. “Nesnesinin içine gömülen, ama aynı zamanda sağlam bir kavramsal çerçeve kurmayı hedefleyen, tekille genel arasındaki düğümü bir ‘mekik hareketi’yle çözmeyi deneyen, bütünü dışarıda değil, tam da tekilin içinde arayan zahmetli yazıların” yazarı Orhan Koçak’ın metinlerindeki kırılmalara, kimi yazılarında beliren Vrankoviç (?) figürüne, edebiyat eleştirisine kazandırdığı pek çok kavrama ve onun düşüncesinin arka planına çekiyor dikkatleri. Her zaman olduğu gibi, benzersiz bir üslup ve etkileyici sorularla...

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova