 | ISBN13 978-975-342-343-4 | 13x19,5 cm, 128 s. |
Liste fiyatı: 178.00 TL İndirimli fiyatı: 142.40 TL İndirim oranı: %20 {"value":178.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"66","item_name":"Vitrinde Yaşamak","discount":35.60,"price":178.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et |
Yer Değiştiren Gölge, 1995 | Ev Ödevi, 1999 | Kötü Çocuk Türk, 2001 | Kör Ayna, Kayıp Şark, 2004 | Mağdurun Dili, 2008 | Benden Önce Bir Başkası, 2011 | Sessizin Payı, 2015 | İkinci Hayat, 2020 | Örme Biçimleri, 2023 |
Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Vitrinde Yaşamak 1980'lerin Kültürel İklimi INFO IN ENGLISH |  |
Kapak Resmi: James Ensor Kapak Tasarımı: Semih Sökmen |
Kitabın Baskıları: | 1. Basım: 1992 | 11. Basım: Kasım 2023 |
80'lerde Türkiye'de yaşanan kültürel değişimi çözümlemeyi deniyor Vitrinde Yaşamak. Bir siyasi darbenin hemen ardından, devlet şiddetiyle kurulabilmiş bir piyasanın içine doğan yeni kültürel ortamı, kendini bir imkânlar dönemi olarak sunan bu yılların kültürel alandaki çelişkili görünümlerini çözümlemeyi amaçlıyor. Nasıl oldu da bu değişim kendini kültürel alanda bir özgürlük vaadiyle, bir özerklik iddiasıyla varedebildi? Daha da önemlisi, bu vaat neden bu kadar etkili olabildi? Türkiye modern kültürünü oluştururken, o güne kadar neleri dışarıda bırakmış, neleri kültürel ifade alanının kıyısına itmişti? Modern kültürün oluşum sürecinde bastırılan içerikler 80'lerde nasıl, ne olarak ve nereye geri döndü? Hangi ihtiyaçlar doğrultusunda, nasıl yeniden kurgulanarak gündeme geldi? Dünyadaki kültürel değişimle de yakından ilgili olan bu soruları 80'ler Türkiyesi'nin siyasi koşullarını, yerel dinamiklerini, buraya özgü kırılmaları da hesaba katarak değerlendiriyor Vitrinde Yaşamak.  | İÇİNDEKİLER |
Üçüncü Basıma Önsöz Giriş 1980'lerin Kültürel İklimi Vitrinde Yaşamak Adlandırılmak Mahrumiyet İktidarın Sağlığı Krizin İmkânları Vicdan ve Teknik Bastırılmışın Geri Dönüşü Teklifi Olmayan Kültür  | OKUMA PARÇASI |
"Üçüncü Basıma Önsöz", 2001, s. 7-12 Vitrinde Yaşamak'ın ilk basımından bu yana neredeyse on yıl geçmiş. Bu yazıların birçoğunun kitabın basımından da önce, 80'lerin sonlarında yazıldığını hesaba kattığımızda, kitapla aramıza giren mesafe daha da uzar. Yakın tarih, uzak tarihe dönüşmüş artık. Bu tür yazıların kaçınılmaz çelişkisi de bu. Yazıldıkları sırada onlara güç veren ayrıntılar bir süre sonra unutulur gider. Siyasi figürler değişir, olaylar gündemden düşer, değişim kanıksanır. Kenan Evren'i kifayetsiz ama kendi halinde bir ressam sananların sayısı artmıştır örneğin. Birkaç şeyi birden yapmaya çalışmıştım Vitrinde Yaşamak'ta. Öncelikle, Türkiye'de bir siyasi darbenin hemen ardından, devlet şiddetiyle ve haksız bir savaşla kurulabilmiş bir piyasanın içine doğan yeni kültürel ortamı çözümlemeyi deniyordum. Ama şiddetin açıklamadığı olgular da vardı orada. Nasıl oluyor da bu değişim kendini kültürel alanda bir özgürlük vaadiyle, bir özerklik iddiasıyla varedebilmişti? Daha da önemlisi, bu vaat neden bu kadar etkili olabilmişti? Türkiye modern kültürünü oluştururken o güne kadar neleri dışarıda bırakmış, neleri kültürel ifade alanının kıyısına itmişti? Modern kültürün oluşum sürecinde bastırılan içerikler 80'lerde nasıl, ne olarak ve nereye geri dönmüştü? Hangi ihtiyaçlar doğrultusunda, nasıl yeniden kurgulanarak gündeme gelmişti? Kuşkusuz aynı dönemde dünyadaki kültürel değişimle de yakından ilgili olan bu soruları 80'ler Türkiye's... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Mahmut Temizyürek, “Deneme yeni dönemde ‘tesbih’ten mi çıktı?”, Türkiye'de Eleştiri ve Deneme, TÖMER Yayınları, 2002 (...)
Türkiye için [yeni dönem] 12 Eylül ve sonrası diyebiliriz. Ancak, bizde darbe olan dünya için darbe değil, bir değişim dönemidir. (...) 21. yüzyılın eşiğinde sosyalist ülke deneyimleri peş peşe sona eriyor ve kapitalist pazar ilişkilerinin kucağına düşen ülkelerle birlikte “küresel bir dünya”, “tek kutuplu bir dünya” oluşuyor. Tek başına bu gelişme bile, o güne kadar üretilmiş bütün kavramların karşıtlarıyla birlikte kadük kaldığını, yaşamı açıklamakta zorlandığını, acilen yeni tanım ve yeni kavrayışlara ihtiyaç olduğunu ve her şeyin yeniden sorgulanması gereğini yeterince hissettirecek niteliktedir. Kısacası, dünyayı, Hamlet gibi şaşkınlıkla karşılayabileceğimiz zihinsel bir kaos ortamı sarmıştır. Hamlet, “Danimarka krallığında birşeyler oluyor” diye başlamıştı kuşkularına. Bu çağın insanları olarak biz de “dünyada birşeyler oluyor” diyorduk, “bu dünya tanıdığımız o dünya değil. O güne kadar birikmiş değerler, öncelikler, kurumsal yapılar çatırdıyor”. Bir “dünya köyü”nün varlığı her şeyiyle hissediliyor, yeryüzünün baştan sona taşralaşması, yakıştırma değil, gerçek oluyordu; her yerleşiğin kendini yabancı hissedeceği bir değişimdi bu. Aydınlanma düşüncesinin tasarımlarının, uygarlık paradigmalarının içi hızla boşalmaktaydı. Dünyada yeniden bir sahne kuruluyordu. Rol almak isteyenden sıkı provalar bekleyen bir sahne. Yeni dünya ... Devamını görmek için bkz. |  |
Ali Galip Yener, “Nurdan Gürbilek’in Endişeli Denemeleri Üzerine”, Hece Dergisi, Sayı: 118, Ekim 2006 Walter Benjamin’e göre: “Bugün hayatın kurgusu fikirlerden çok olguların hükmü altında; öyle olgular ki, neredeyse hiçbir zaman bir fikre dayanak olamamışlar. Bu koşullarda gerçek edebî faaliyet, edebî bir çerçeve içinde yer almayı hedefleyemez – böylesi bir çerçeve olsa olsa edebiyatın kısırlığının sıradan bir ifadesi olabilir. Anlamlı bir edebî faaliyet ancak eylemle yazının zorunlu olarak birbirini izlediği bir düzen içerisinde ortaya çıkabilir.”(1) Fikirlerin ciddiye alınmadığı, fikirsiz olguların kuru sonbahar yaprakları gibi amaçsızca uçtuğu bir edebî ortamın içinde denemecinin işlevi –eğer böyle bir işlev tanımlanabilirse- ne olmalıdır, sorusuna verilen bazı cevapları içeren beş ciltlik bir birikim okuyacağınız yazının konusudur. Nurdan Gürbilek (D. 1956), 1992-2004 yılları arasında, Metis Yayınları tarafından yayımlanan beş ciltte, (sıra ile: Vitrinde Yaşamak (1992), Yer Değiştiren Gölge (1995), Ev Ödevi (1998), Kötü Çocuk Türk (2001) ve Kör Ayna, Kayıp Şark (2004) ), toplam 708 sayfada deneme türünün temel meselelerine eğilmeyi ve sevdiği bazı Türk yazarlarının yapıtlarından yola çıkarak edebî denemenin seçkin, okuru yeniden okumaya özendirecek önemde örneklerini vermeyi başarmıştır. Denemeleri, Virgül ve Defter dergilerinde yayımlanmıştır. Okuduğunuz yazı kapsamında sondan başlanacak ve önce TYB’ni... Devamını görmek için bkz. |  |
Hayriye Ünal, "Kötü Çocuk Türk", Hece dergisi, Ekim 2011 Nurdan Gürbilek, Tanpınar’ı incelerken zamanı merkezileştirerek (dikey bir tavır, geçmişe yönelik) ve bunu, geçmişi dişileştirmek suretiyle yaparken (aslında Tanpınar’dır kadınları simgeleştirerek zamanı dişileştiren), Tezer Özlü’yü incelerken mekânı merkezileştiriyor. Bu bir politika. Bir bakma şekli. Çünkü Tanpınar’a mekân merkezli de bakılabilir ancak mekânın Tanpınar’daki görünümü ikincildir ve çerçevedir, İstanbul bile. Atılgan söz konusu olunca Tanpınar gene çıkıyor karşımıza. Gürbilek, üç öğe saptar Atılgan’da: Taşra, cinsellik ve sıkıntı. Bunlardan sıkıntı ögesini ön plana çıkarır ve inceler. Tanpınar’la Atılgan’ı yan yana koyup, birincinin eserini genişleyen bir iç olarak sunarken ikincinin eserini bir daralma olarak sunar. Bu, bir okumaya göre yerinde görünüyor oysa tersini düşünmemiş Gürbilek. Daralan bir dünya, yok edilmiş bir yaşam değil mi Huzur sonuçta? Suad’ın intiharıyla imkânlarını yitiriyor aşk, yaşantı herkesten esirgeniyor romanda. Bizim bile soluğumuz daralıyor. Ne müzik sesi geliyor artık, ne Boğaziçi görüntüsü imgelemimizde. Tanpınar’ın kahramanları ayakyoluna gitmeyen, estetik, heykelimsi vs. olarak sunulsa bile onun zihninin gerilerinde Atılgan sırıtıyor. Tanpınarseverler bana kızacaklar belki ama ben biraz daha ileri gidip öğrenciyi hocasından başarılı bulduğumu söyleyeceğim. Bu, biraz da kuşağımın marazi haliyle ilgili olabilir; romanda takip ettiğim iki kalın, ... Devamını görmek için bkz. |  |
Aydın Çam, "Vitrine çıkmak: imge pornografisinin yükselişi", Varlık Dergisi, Eylül 2015 Nurdan Gürbilek, Vitrinde Yaşamak (1988) başlıklı yazısına Walter Benjamin’den bir anekdotla girer: Moskova’da bir otelde kalmaktadır Benjamin. Otelin odalarının neredeyse tüm kapıları günün her vakti aralık durmaktadır; odalarda kalanlar olmasına karşın. Önce bunun bir tesadüf olabileceğini düşünür ancak merakı da gün be gün artar. Nihayetinde bu odalarda, hayatları boyunca kapalı kapılar ardında kalmamaya yemin etmiş bir grup Tibetli rahibin yaşadığını öğrenir. Gürbilek’in ifadesiyle Benjamin bu ahlaki teşhircilikten etkilenerek şu sonuca varır: Camekânda yaşamak en büyük devrimci erdemdir. “1980’de ülkeyi kaplayan sisin dağılmasıyla insanların, ilişkilerin ve nesnelerin net bir görüntü haline geldiğini ve bakılanla kurulan ilişkinin aslen bir seyir ilişkisine, sözün kendisinin bir vitrine dönüştüğünü” söyler Gürbilek: Birçok şeyin gösterildiği için ve göründüğü kadarıyla var olduğu; sergilendiği için ve seyredildiği kadarıyla değer kazandığı bir toplumun ortaya çıktığını da ekler. Harikulâde bir yazıdır Vitrinde Yaşamak; Türkiye’nin 1980’den sonra dönüşen toplumsal hayatından bir kesiti aktarmaz sadece, ayrıca düşünce tarihinin tüm büyük yazıları gibi zamansız ve uzamsızdır. Öznenin varoluşunu gerçekleştirdiği uzamla, özellikle de kentsel mekânla kurduğu ilişkinin gösteri ilişkisine dönüştüğüne dikkatimizi çeker Gürbilek. Şeyler ken... Devamını görmek için bkz. |  |
Aynur Uluç, "Televizyon karşısında gözleri ciklet çiğneyen insanlar”a nasıl dönüştük...", kitapeki.com, 18 Ocak 2016 Nurdan Gürbilek’in Vitrinde Yaşamak-1980’lerin Kültürel İklimi kitabı, yeni bir kitap değil, ama bir kitapla okurun buluştuğu her an gibi, yeni bir an… Gürbilek, bir söyleşide, yazmanın ve okumanın arakesitinin ”… bir biçimde o metne yakalanmanız ” dan geçtiğini belirtmiş. Vitrinde Yaşamak, benim için böyle oldu. Yaşadığım toplumu doğru anlamak için sorduğum soruların yanıtlarını Gürbilek’in ikna edici kanıtlarında ve analizlerinde bulurken, yanıtlarına yeni sorularımı ekledim. Kitapla aramda kurulan yakın ilişki sonucunda, bu soruların sadece bana ait olmadığı, her birimizin aklında döndüğü veya dönmesi gerektiği düşüncesi ile yazmaya karar verdim. Gürbilek, Defter sürecinden bu yana kuramsal deneme tarzıyla kendine yer açan önemli bir yazar. Yer Değiştiren Gölge, Ev Ödevi, Kötü Çocuk Türk, Kör Ayna-Kayıp Şark, Mağdurun Dili ve Benden Önce Bir Başkası isimli kitapları yayımlanmış. Vitrinde Yaşamak’ın ilk baskısı 1992 yılında yapılmış. Teklifi Olmayan Kültür başlıklı yazı sonraki baskılarda eklenmiş. Yazarın tanımıyla söylersek; yakın tarihin uzak tarihe dönüştüğü günümüzde okunduğunda dahi, yazıların yaşadığımız kültürel değişime dair analiz içeren örnekleri, bugün içinde bulunduğumuz durumu dünü... Devamını görmek için bkz. |  |
|