ISBN13 978-975-342-923-8
13x19,5 cm, 376 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 382.00 TL
İndirimli fiyatı: 171.90 TL
İndirim oranı: %55
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Fethiye Çetin diğer kitapları
Anneannem, 2004
Torunlar, 2009
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Utanç Duyuyorum!
Hrant Dink Cinayetinin Yargısı
Yayıma Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2013
2. Basım: Eylül 2013

Agos'un, Hrant Dink'in ve ailesinin avukatı olan Fethiye Çetin, Dink cinayetinin en yakın görgü tanıklarından biri. Cinayetten önce açılan mesnetsiz davalarla bir linç atmosferi oluşturulurken Dink'le birlikteydi. Utanç Duyuyorum!, herşeyden önce bu tanıklığın hikâyesi. Dink cinayetine dair bildiklerini, sezdiklerini adli makamlara sunan, ancak çoğu bilginin soruşturma konusu edilmediğini gören Çetin'in unutmaya direnmek, hakikate ulaşmak, adalete erişmek için kamuoyuna ve adli makamlara yaptığı bir çağrı.

"Hrant Dink cinayeti, pek çok benzeri gibi Ergenekon’u aşan, daha derinde bir yapı tarafından işlendi," diyor Çetin. "Bu yapının izleri dava dosyalarında. Yapılacak iş, dosyalardaki izleri takip etmek. Dink cinayeti dosyaları, Ergenekon dava dosyaları, Savcı Doğan Öz, Abdi İpekçi ve daha pek çok dosya, görmezden gelinen, üstü örtülen izleri, işaretleri takip edecek savcılarını bekliyor. Yapılması gereken bu izleri, bu işaretleri kararlılıkla izlemek olmalı, gücün hukukunu uygulamak, izlerin üstünden atlamak değil.

"Evet tarihimiz hesabı sorulmamış suçlar, failleri ortaya çıkarılıp yargılanmamış cinayetlerle dolu. Biz bu utancı geçmişten devraldık ama gelecek kuşaklara devretmemekle sorumluyuz. İşte bu kitap, bir bakıma benim kuşağıma da bir çağrı; utancın hesabını sorma, gelecek kuşaklara utançtan arınmış bir gelecek sunma çağrısı..."

İÇİNDEKİLER
Teşekkür
Artık Yasımı Tutacağım
Başlarken

Birinci Bölüm
19 Ocak'tan Önce
1. Tanışma
"Bırakın bu palavraları"
"Ama biz azınlıklar 'haddimizi bilerek' siyaset üretmeye çalışıyoruz"
"Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele"
"Anneannem"le Yolculuğumda Yol Arkadaşım
"Şimdi Yalnızlık Zamanı"
"Buluşmaların Adamı"

2. Davalar, Soruşturmalar
"Türklüğü neşren tahkir ve tezyif"
Neydi Hrant'ın maksadı?
Hrant Dink ve Agos aleyhine kampanyanın dava ayağı
İhbarcılar ve Şikâyetçi Sıfatıyla Dilekçe Verenler
Soruşturma Açılıyor
Dava Açılıyor
İddianame
Yazının anlaşılmasını sağlamak
Hukukçu bilirkişi talebi
"Gürültüye gerek yok"
Duruşmalar
Birinci duruşma
İkinci duruşma
Bilirkişi Raporu
Ve Kerinçsizgiller Sahnede
Adil Yargılamayı Kim Etkiliyor?
Ertelemelerle Süren Dava
Davayı duyurmak gerekir
Kararın açıklanması
Mahkeme Kararı mı, Irkçı Bildiri mi?
"Esasen suç diye bir eylem bulunmamaktadır"

3. Ne Olmuştu?
"Özel Harp" Kokusu
"Bu arada, Hrant Dink'i beraat ettirecekler herhalde..."
Hrant Dink davasıyla ilgili bölümler mi sansürlenmiş?
"Şimdi Mehmet Soykan aradı"
"Hrant Dink bizim savaştığımız adam"
Her şey Ümit Sayın'ın istediği yönde sonuçlanıyor
Grup "devre"ye girdikten sonra başka neler olmuştu?
Veli Küçük: "Hrant Dink mi gene"
"Ben böyle bir suç işlemedim"
Kampanya Katılımcıları Arasında Bir Başkonsolos:
Azeri Faktörü

4. Yargıtay
Yargıtay Kararı
"İdam fermanım!"
"Ermeni olduğu için..."
"Sınırlı Haklar Rejimi"
Ergenekon Dosyasındaki İzler: Ergun Poyraz
"Hâkimleri aşan bir irade devreye giriyor"
Ombudsman: "Doğru da olabilir yanlış da"
"O zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konusu
Türkiye'de bu kadar özümsenmiş değildi"

5. Yeni Davalar, Tehditler
Destek ve Dayanışma
TCK 288 "Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs"
Savcının Acelesi Vardı
Ülkede Estirilen Hava
Vural Savaş savcıları göreve çağırıyor
Yargı çevresi ve savcı farkı
"Agos'u taşıyalım mı?"
Tehditler, Hakaretler
Azınlıklar, Azınlık Sorununu Dile Getirenler Hedef Tahtasında
Misyoner avı
"Neden Kaboğlu'nun ağzına iki tane vurmadın"
Osmanlı Ermenileri Konferansı
6-7 Eylül Olayları Sergisi
Orhan Pamuk duruşması
Rahip Andrea Santoro cinayeti
İsmet Berkan, Murat Belge, Erol Katırcıoğlu, Hasan Cemal, Haluk Şahin duruşması
Hrant'ın Çırpınışı
Üniversitede Kurulan Kumpas
TCK 288 Duruşmaları
O Duruşma Günü İnsanlığımdan Utandım
Savunmalarımız
Müdahil dilekçeleri
Mahkemede saldırı
Basın Etiği mi Dediniz?
İkinci Duruşma
"Türklüğü Aşağılama", TCK 301
Duruşma yapılamadan vurdular
Haksız ve hukuksuz müdahale
Savcının görüşü baştan hazır
Hâkimi çekilmeye davet ettik
Akıl almaz "gerekçeli karar"
Son Görüşme
Son Telefon

İkinci Bölüm
Bildiklerim ve Sezdiklerim
1. Dikkat Çeken "Özel" Kişiler, Karartma, Örtme Faaliyetleri
Operasyonun Hazırlık Safhası
Ergenekon Belgelerine Yansıyanlar
"msn görüşmelerinin delil olarak kullanılmasının önüne
geçilmeli"
"Güvenilir bir kaynaktan alınan bilgi" neydi, ne oldu?
"Gerektiğinde milis güçler kurulur"
"Özel" korunan Dink cinayeti sanığı
Görüntülerdeki şüpheli şahıslar neden bulunamadı?
Güvenlik şirketlerinin operasyonlardaki rolü
Trabzon: derin ilişkiler ve "özel" kişiler
2. Derin Yapılar Gizli Ordular
MİT Hrant Dink Operasyonunun Neresinde?
İstanbul Valiliği'ne çağrılma
Cinayete ilişkin önemli bir belge
"Özel Harp Dairesi'nin tarihi aynı zamanda Türkiye'nin
gizli tarihidir"

3. Savcının Ajandasında Kalan Bilgiler
Agos'a Gelen Bir Şahıs
Bir İhbar da Ukrayna'dan
"Bu iş ihaleye çıkarılmıştı"
"Eğer yakalanmasaydık İstanbul'da Ermenileri öldürecektik"

4. Sözün, Sözüm Olsun Hrant

Ekler
Ek 1: Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2004/184 Esas sayılı
dosya için sunulan Bilirkişi Raporu
Ek 2: Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/184 Esas,
2005/1082 Karar sayılı 7/10/2005 tarihli Kararı
Ek 3: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2006/711 Esas,
2006/2497 Karar sayılı 1/05/2006 tarihli Kararı
Ek 4: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2006/9-169-184 sayılı,
11/07/2006 tarihli Kararına Katılmayan Hâkimlerin
Karşı Oy Yazılarından Bölümler
Ek 5: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararı
Ek 6: MİT Belgesi Olduğu İddia Edilen Kriptolu Evrak
Ek 7: Başbakan'a Sunulduğu Söylenen Şema
OKUMA PARÇASI

Artık Yasımı Tutacağım, s. 17-20.

Acı haberi Diran verdi. Kitabımın tanıtım toplantısı için Paris'teydim. Bir radyo programı ardından radyo çalışanları, kitabın çevirmeni ve akşam yapılacak panelin katılımcıları ile birlikte kalabalıkça bir grup olarak yemekteydik ve karşılaştığımız andan itibaren aramızdaki buzları hızla eritmekle ve birbirimizi anlamaya çalışmakla meşguldük.

Ekranında Diran'ın ismini görünce gevrek bir sohbet beklentisiyle keyifle ve vakit geçirmeden açtım telefonumu. Henüz bir şey söylememe fırsat vermeden, "Biliyor musun burada ne oldu?... Hrant'ı vurdular!.." dedi Diran'ın her titreşimine tarifsiz bir acının yerleştiği sesi. Yüzüme yayılmış gülümsemenin donduğunu ve ardından dünyanın tüm dillerinde aynı anlama gelen bir ses çıkardığımı hatırlıyorum. Bir de masamızdaki kalabalığın kocaman gözlerle bana baktığını.

Dünyanın neresine giderseniz gidin her yerde aynı anlama gelen, yürekten kopan o tuhaf ve hırıltılı sesi, kural olarak hıçkırık ve gözyaşları takip eder. Ama sizden kopartılan dostunuz, kardeşiniz, bir yakınınız ise ve siz onun avukatlığını üstlenmiş iseniz, aranızdaki bu müvekkil-vekil ilişkisi devam ediyorsa, yüreğinizden kopup gelen o hırıltıya benzeyen acı sesle ve dudağınızda donan gülümsemeyle kalırsınız. Çünkü görev devam etmektedir ve sizin ağlamaya vaktiniz de hakkınız da yoktur. O sırada medyadan birileri size Hrant Dink'in avukatı olduğunuz için birtakım sorular sormaktadır. "Dostumu öldürdüler, cevap verecek ...

Devamını görmek için bkz.

Başlarken, s. 21-25.

Yer Agos gazetesinin önü, tarihler 19 Ocak 2012'yi gösteriyor. Hrant Dink'in öldürülüşünün beşinci yılı. Karin Karakaşlı, Agos'un önünde toplanan binlerce kişiye hitaben yaptığı konuşmasına şöyle başlıyor:

Sevgili canlar, 19 Ocak bir anma günü değil. Hiçbir zaman da olmadı. Zaten bu topraklarda ayrı ayrı yaşatılmış ne kadar acı varsa, hiçbirinin anma günü olmadı. Herkes acısının yaşatıldığı o tarih geldiğinde, bir başına kahroldu.

Sonra 23 Ocak günü geldi. Bundan beş yıl önceydi. Türklüğü tahkir ve tezyif'ten mahkûm edilen, Türk düşmanı ilan edilen bir Ermeni gazetecinin cenazesi hepimizi buluşturdu. Çünkü Hrant Dink bu ülkenin bütün acılarının dermanına talipti. Onu güpegündüz, şimdi durduğumuz bu kalabalık Halaskargazi Caddesi üzerinde sırtından vurdular. Hepimizi de o cinayete görgü tanığı kıldılar.

Tam da Karin'in söylediği gibi bu cinayete ilişkin tanıklığımız, duyuma değil, görgüye dayalı. Hukukta görgü tanığı deyiminden, bir olayı, bir suçu ya da süreci bizzat görüp yaşayan kişiler anlaşılır. Hrant Dink cinayeti, hazırlanışıyla, işlenişiyle gözlerimizin önünde adım adım gerçekleştirildi ve biz bu süreci seyretmekle yetindik. Yıllardır başka suçları ve acıları seyrettiğimiz gibi...

"Seyircisiz zulüm olmaz," derler. Dünyanın benzer başka ülkelerinde olduğu gibi bu topraklarda da zalim, hep seyircilerinden aldı gücünü, seyircileriyle güçlendi, "suç" seyircilerinden alınan zımni onayla "suç" olmaktan çı...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Zeynep Oral, ''Ey Vicdan Neredesin?'', Cumhuriyet Gazetesi, 19 Eylül 2013

Elime aldım ve bırakamadım... Önce merakla, iştahla, daha çok, daha çok öğrenme tutkusuyla çeviriyordum sayfaları... Kimi sayfada tanıklık ettiklerimi, bildiklerimi ya da nicedir unuttuklarımı yeniden anımsıyor; kimi sayfada gülümsediğim bile oluyordu.... Kimi sayfada eşsiz bir dostluğa ya da “haddini bilerek” siyaset üretmeye çalışanların çırpınışlarına tanıklık ediyordum. Sonra... Sonra sayfalar boyunca ilerledikçe önce gülümseme gitti, yok oldu... Sonra... Sonra cinayeti gördüm... Sonra... Sonra akıl almaz bir oyun, bir ''müsamere'' başladı... Sonra acı, kahroluş... Sonrası göz göre göre... (hangi sözcükleri seçsem ki... içimdeki isyanı ve acıyı tarif etmeye hiçbiri yetmez...) Sonrası göz göre göre içinde yaşadığım, ait olduğum bu ülkenin “adalet” dediğimiz o şey tarafından aşağılanması... Sonrası: İçimde duyduğum, okyanuslar dolusu gözyaşlarımın silemeyeceği o korkunç utanç!

Ben de utanç duyuyorum...

Fethiye Çetin’in ''Utanç Duyuyorum!'' adlı kitabından söz ediyorum. Kitabın alt başlığı ''Hrant Dink Cinayetinin Yargısı''

Fethiye Çetin sadece Dink ailesinin avukatı değil aynı zamanda güçlü bir yazar. (Bakınız: ''Anneannem'' adlı kitabı)

''Utanç Duyuyorum''un ilk bölümünde Hrant Dink’in nasıl adım adım suçlandığı, aleyhine açılan davalar, tehditler ve bunlara karşı Hrant’ın insanın içini parçalayan ...

Devamını görmek için bkz.

Nedim Şener, "Utanç Duyuyorum", Posta Gazetesi, 11 Eylül 2013

Artık “milli bir skandal” ve “milli utanca” dönüşen Hrant Dink cinayeti davası 17 Eylül’de yeniden görülmeye başlanacak. Emniyet İstihbarat elemanı Erhan Tuncel, Yasin Hayal ve tetikçi Ogün Samast’ın da yargılandığı İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nin “cinayette örgüt yok” şeklindeki kararının Yargıtay tarafından bozulmasından sonra dava da başa dönüldü.

Tam bu süreçte Hrant Dink’in yakın arkadaşı ve avukatı Fethiye Çetin önemli bir kitap yazdı. Adı; Utanç Duyuyorum. Çetin, yalnızca Hrant Dink’in ve ailesinin avukatı olarak dava sürecinde yaşanan hukuki skandalları değil, 19 Ocak 2007 günü işlenen cinayet öncesi süreci de ayrıntılı olarak anlatıyor. Fethiye Çetin, Hrant Dink’in o zor günlerinde yanındaki az sayıdaki insanlardan birisiydi.

Onunla birlikte mahkeme salonlarında aynı odakların saldırılarına hedef oldu. Kitabında Hrant Dink’in 2004 yılından öldürüldüğü 2007 yılına kadar yaşadığı sıkıntıları ve cinayetin işlenmesinden bugüne kadar geçen 6 yılı iki kelime ile özetiyor: "Utanç Duyuyorum”. Aslında bu cümle bir hukukçu, bir insan olarak kendine has naifliğiyle bulduğu bir başlık.

Kitabı okuyunca utanması gereken kişinin Fethiye Çetin değil, polisiyle, MİT’çisiyle, askeriyle, bürokratıyla, savcısıyla, hakimleriyle ve siyasetçisiyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin mekanizmalarını elinde tutanlar olduğunu görüyorsunuz. Dink cinayeti nedeniyle bu saydıkları...

Devamını görmek için bkz.

Selen Doğan, “Hrant'ın yasını tutamadım”, Birgün Gazetesi, 23 Eylül 2013

Avukat Fethiye Çetin, Hrant Dink cinayetinin öncesi ve sonrasına dair tanıklığını, sürecin aktörlerini, açılan davaları ve kararları anlattığı yeni kitabının ilk imza etkinliğini Ankara’da yaptı. Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nin Ege Restoran’da düzenlediği etkinlikte Fethiye Çetin yazarlık yolculuğundan Hrant Dink’le dostluğuna kadar birçok konuda okurlarıyla söyleşti.

Şükrü Elekdağ sayesinde!

Hasbelkader yazar oldum. Ermeni olan anneannemin hikayesi yazılsın istedim. Eli kalem tutan yazar pek çok arkadaşım vardı, hikayeyi anlattım ama kimse yanaşmadı. Sonunda birileri bunu sen yazacaksın dedi. Peki dedim ama nasıl yazacağım? Tarihimize ilişkin bu acılı sayfayı ziyan etmeden nasıl dile getiririm, diye çok düşündüm. Hiç yazarlık deneyimim yoktu. Sonra bir gün kız kardeşimin yazlığına gittim, bir odaya kapandım, çok kısa sürede kitabı tamamladım. Demek ki ben bunu içimde biriktirmişim. Ya iyi olmadıysa diye epey endişe ettim. Bir gün Şükrü Elekdağ, Radikal gazetesinde geçmişimizin acılı olaylarına ilişkin inkara yönelik bir yazı yazınca çok sinirlendim ve yazdıklarımı yayınevine gönderdim. ‘Anneannem’ kitabımın yazılmasını bir bakıma Şükrü Elekdağ’a borçluyum(!) Hiç tanışmadık ama beni duyuyorsa kendisine teşekkür ediyorum!

Hrant'la Ermenistan'a gitmek

‘Anneannem’ kitabı çok ilgi çekti. Birçok...

Devamını görmek için bkz.

Necmiye Alpay, “Hukukun katillerini koruyanlar”, Evrensel Gazetesi, 13 Ekim 2013

Anneannem adlı çok sevdiğimiz anlatının yazarı ve Hrant Dink’in avukatı Fethiye Çetin, bu kez yeni kitabıyla bizi adeta omuzlarımızdan tutup bugün bakmamız gereken asıl yöne çeviriyor. Bizi derken, bu toplumun demokrasi diyenlerini kastediyorum. Kitabın adı “Utanç Duyuyorum!

Çetin, bir hukukçu olarak, Dink davasından mesleği adına utanç duyuyor. Gerçekte onun utanacağı bir şey olmadığına göre, belki de asıl utanması gerekenlere bu sözcüğü hatırlatmak istiyor. Asıl utanması gerekenler, hukukun katillerini koruyanlardır.

Kimdir bunlar? Çetin, davaların bir aşamasından itibaren adım adım bu sorunun peşine düşüyor ve gördüğü gerçekleri kitap boyunca bize de gösteriyor. Bir savunmadan çok, suçluları bulma edimi bu kitap. Bir tür iddianame. Çok iyi bir yazar ve hukukçu tarafından, hukukun katillerine ve onların koruyucularına karşı, adeta bütün toplumumuz adına yöneltilen bir iddianame. Yayınevinin bu metni sunarken Fransız yazar Emile Zola’nın Dreyfus davasıyla ilgili “J’Accuse! (Suçluyorum!) ” metnini anması boşuna değil.

Dolayısıyla, kitabın altbaşlığı daha isabetli: “Hrant Dink Cinayetinin Yargısı”. Çetin burada ‘cinayetin yargılanışı’ ya da ‘yargılanması, yargılanma süreci’ değil de “Yargısı” diyor. Bunun anlamı, işbaşında olan, cinayeti yargılamakla görevlendirilmiş yargı mensuplarının, kısacası yargı mekanizmasının d...

Devamını görmek için bkz.

Yıldırım Türker, '''Fethiye Çetin Tarihi'', Özgür Gündem, 8 Aralık 2013

Fethiye Çetin’in ''Anneannem'' adlı kitabı, çığır açan ilklerdendir.

Sadece anneannesi Seher’in hikayesiyle bu toprakların hiç deşilmemiş, hiç dile dökülmemiş ortak günahlarından birini usulca önümüze bıraktığı için değil.

O günahın izlerini kendi hayatı peşinde sürerken hepimize çırılçıplak bir dil önerdiği için.

''Anneannem'', birkaç dile çevrildi. Fethiye’nin biricik hikayesinde sınırları ve kimlikleri aşan bir güç, hakikat arayıcısının tevazuu ile sarmalanmış bir içtenlik vardı çünkü.

Fethiye, anne annesinin son günlerini anlatıyordu. Bir gün yaşlı kadının dudaklarından en sevdiğine bir emanet gibi aktarılan o sırla başlıyordu her şey.

Asıl adının Heranuş olduğunu; tehcirde, yani o ölüm yürüyüşünde tanık olduğu zulmü anlatıyordu. Bir ömür saklanarak, örtünerek geçmişti. Üzerinde yaşadığımız topraklara benziyordu.

O kitabı ilk okuduğumda yazmıştım: Giderayak torunundan, ailesinden sağ kalanları bulmasını isteyen, nüfus kaydında muhtedi (dönme) yazan Heranuş’un koskoca ömrünü küçücük bir kız çocuğuyken kucaklarından koparılmış olduğu ailesinin özlemiyle bir ‘kertenkele’ gibi yaşamışlığını bilmeden, şöyle ya da böyle kökü kazınmış bir halk üstüne hiçbir düşünce, hiçbir duygu geliştiremeyiz. Yalnız aramızda kalmış olan Ermenilerin değil, birbirimizin de yüzüne bakabilmemiz için hiç kimsenin anıları karanlığa göm...

Devamını görmek için bkz.

Koray Çalışkan, ''Okuyun, utanç duyacaksınız'', Radikal Gazetesi, 13 Eylül 2013

Hrant Dink’in öldürüldüğü gün. Biri aradı. Sinemaya gidelim der gibi, rahatça söyleyiverdi. İhtimal vermedim, bir yanlışlık vardır dedim içimden. Eve yollandım. Telefon susmuyordu. Açmadım. Hakikatle yüzleşmeyi geciktirmek için. O zaman üniversitenin lojmanlarında oturuyoruz. Merdivenleri hızla çıkmadım. Anahtarı hızla çıkarmadım. Bu cinayet için her şeyin önceden nasıl da hazırlandığını hızla fark ediyordum. Anahtarı çevirip içeri girdim. Derin bir nefes verdim ve televizyonu açtım. Hrant Abi’yi yerde gördüm. Bir rüzgâr esti, üzerine örttükleri şey ucundan hafifçe havalandı, ağır bir kaldırım taşı bezi tuttu. Elim ağzıma gitti. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde kafamı arkamdaki duvara ağır ağır vuruyor ve ağlıyordum. Toparlandım. Agos’a gittim.

Çaresizlik

Ne yapmalı diye düşündüm. Eşim yedi aylık hamileydi. İlk aklıma gelen, olanı ondan gizlemek oldu. İnsan ne garip bir yaratık. “Çok üzülecek, bebeğe bir şey olursa” diye düşündüm, korktum. İki ay sonra Elif Nare doğdu, ikinci adını Hrant Amcası’ndan alarak, Arat’ın kızına adaş olarak. Hrant Dink’in öldürüldüğü yılda doğan çocuklar okula başladı. Bu gidişle liseyi bitirdiklerinde dava sonuçlanacak. Birçok kişi davanın bittiğini sanabilir. Öyle değil. Mahkeme, örgütlü bir cinayet olduğunu herkesin artık anladığı bir suçta örgüt unsuruna rastlamamıştı. Yasin Hayal, Ogün Samast gibi...

Devamını görmek için bkz.

Demet Bilge, ''Siyasi cinayetlerin çözüm anahtarı'', Radikal Kitap Eki, 13 Eylül 2013

Türkiye’nin karanlık sayfalarından biri Hrant Dink cinayeti. Gelinen noktada yargının elinde tetiği çeken ve azmettiricilerden oluşan bir sanık grubu var. Dink’i yazılarından, sözlerinden dolayı hedef haline getirenler, cinayet ekibine ‘işte bu’ diye işaret edenler, ‘vurulacak’ istihbaratına rağmen önlem almayanlarla ilgili kamuoyunu tatmin edici bir gelişme yaşanmadı. 19 Ocak 2007’den beri binlerce kişi ‘Hrant için, adalet için’, ‘Biz bitti demeden, bu dava bitmeyecek’ diye haykırdı. Bu bir siyasi bir cinayetti, örgütlü işlenmişti ve göz göre göre gelmişti. Yargılama buna göre yapılmalıydı. Dink, yazıları nedeniyle hedef tahtasına konulmuştu. ‘Türklüğü tahkir ve tezyif ettiği’ öne sürülen iddianamelerle açılan davalara, teptip dilekçelerle ‘müdahil’ olanlar adliye koridorlarında tehditler savurmuştu. Dink, o güruh içinde kimi yüzleri anında tanımış, ‘işin renginin değiştiğini’ anlamıştı. Yazıları kimi meslektaşlarınca önüne ardına bakılmadan ‘güvercin tedirginliğine giden’ yolu döşeyen taş gibi kullanılmıştı. Bu süreçte herşeyin tanığı ailesi ve de avukatlarıydı. Onlardan biri de Fethiye Çetin’di.

Dink ailesinin avukatlığını yürüten Çetin, tüm bu süreçteki tanıklığını Utanç Duyuyorum başlıklı kitabında anlattı. Çetin, Dink cinayetinin aydınlatılmasının önemini şu sözlerle vurguluyor: ''Hrant Dink, yaşamıyla olduğu kadar ölümüyle de bu ülkenin bütün...

Devamını görmek için bkz.
 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2025. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X