 | ISBN13 978-975-342-787-6 | 13x19,5 cm, 176 s. |
Liste fiyatı: 210.00 TL İndirimli fiyatı: 168.00 TL İndirim oranı: %20 {"value":210.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"422","item_name":"Başka Bir Estetik","discount":42.00,"price":210.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Başka Bir Estetik Sanatlar İçin Küçük Bir Kılavuz Özgün adı: Petit manuel d'inesthétique Çeviri: Aziz Ufuk Kılıç Yayıma Hazırlayan: Savaş Kılıç, Tuncay Birkan Kapak Tasarımı: Emine Bora |
Kitabın Baskıları: | 1. Basım: Ekim 2010 | 5. Basım: Aralık 2024 |
"Didaktizm, romantizm, klasisizm... sanat ile felsefenin birbirine düğümlenmesine ilişkin olası şemalar bunlardır; sözü geçen düğümün üçüncü unsuru da öznelerin, özellikle de gençlerin eğitimidir. "Ancak, bana göre, sona ermekte olan yüzyılımızın ayırıcı özelliği, bu üç şemaya doymuş olduğu halde yeni bir şema geliştirmemiş olmasıdır. Bunun bir sonucu olarak günümüzde, düğümün unsurları arasında bir çözülme, sanat ile felsefe arasında umutsuz bir bağlantısızlık, bu ikisi arasında gidip gelen şeyin (eğitim izleğinin) tam anlamıyla gerilemesi söz konusudur. "Bu küçük kitabın etrafında döndüğü tez de işte bu gözlemden geliştirilmiştir: Böyle bir doyma ve kapanma hali karşısında yeni bir şema, felsefe ile sanat arasında dördüncü bir düğümleme biçimi, önermeye çalışmak lazım." -Alain Badiou Badiou'nun "başka bir estetiği" araştıran bu kılavuzu, estetiği felsefenin bir alt disiplini olarak değil, estetik ürünlerin dile getirdiklerini başlı başına bir felsefe olarak okumaya dönük bir girişim. Bunun için şiir, dans, tiyatro ve sinemayı kateden ve tekrar şiire dönen yazar, sanatın, daha doğrusu başta Mallarmê, Pessoa ve Beckett olmak üzere sanatçıların kendi felsefelerinin peşine düşüyor. Başka bir estetik: artık estetik-olmayan bir estetik. Duyumsallığın bugünkü yerinin karşısına yerleşmiş bir estetik. Belki ancak estetiğin içinden geçerek oluşturulabilecek bir estetik.  | İÇİNDEKİLER |
1 Sanat ve Felsefe 2 Bir Şiir Nedir ve Felsefe Şiir Hakkında Ne Düşünür? 3 Fransız Filozof Polonyalı Bir Şaire Yanıt Veriyor 4 Felsefi Bir Görev: Pessoa'nın Çağdaşı Olmak 5 Şiirsel Bir Diyalektik: Lebîd Bin Rebia ve Mallarmé 6 Düşüncenin Metaforu Olarak Dans 7 Tiyatro Üzerine Tezler 8 Sinemanın Sahte Hareketleri 9 Varlık, Varoluş, Düşünce: Düzyazı ve Kavram 10 Kır Tanrısının Felsefesi
Yararlanılan Metinler  | OKUMA PARÇASI |
1. Bölüm: Sanat ve Felsefe’den, s. 11-15. Öteden beri hastalık belirtileri göstermiş, gelgitli, çarpıntılı olmuş bir ilişki. Kaynağında Platon'un şiir, tiyatro ve müzik hakkında verdiği ihraç hükmü var. Zamanının bütün sanatlarını yakından tanıdığı gayet açık olan felsefenin kurucusunun, Devlet'te bütün sanatlar arasından yalnızca askeri müzik ile vatansever şarkılara yer verdiğini belirtmek gerek. Öteki uçta ise, sanata yönelik sofuca bir kendini adamayı, yani teknik nihilizmin bir tezahürü olarak düşünülen kavram'ın (dünyayı kendi çaresizliğinin gizil Açıklık'ına sunması bakımından benzersiz olan) şiirsel söz önünde pişmanlıkla diz çökmesini buluyoruz. Ama her şey bir yana, sofist Protagoras sanat öğreniminin eğitimin anahtarı olduğuna ta o zamandan işaret etmişti. Protagoras ile şair Simonides arasında bir ittifak vardı; Platon'un Sokrates'i de, bu ittifakın kopardığı çıngarı boşa çıkarmaya, düşünülebilir yoğunluğunu da kendi gayesinin hizmetine koşmaya çalışıyordu. Aklıma şöyle bir imge geliyor, analojik bir anlam matrisi: Lacan için Efendi ile Histerik kadın nasıl birbiriyle eşleşmişse, felsefe ile sanat da tarihsel olarak birbiriyle öyle eşleşmiştir. Bilindiği gibi histerik, efendiye gidip şöyle der: "Hakikat benim ağzımdan konuşuyor, işte buraya, ayağına geldim; sen ki bilensin, söyle bana kimim ben." Biz de şu kadarını tahmin edebiliriz: Efendinin yanıtı ne kadar bilgi dolu bir giriftliğe sahip olursa olsun, histerik, yanıtın henüz o ol... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Yeliz Kızılarslan, “Sanatın hakikatle imtihanı”, Radikal Kitap Eki, 11 Aralık 2010 Sanat ve felsefe ilişkisi Platon’dan itibaren efendi-köle diyalektiği üzerinden kurgulanır. Sanatın dış dünyadaki gerçekliği ‘hakikat’ kavramı aracılığıyla bire bir yansıtabileceği görüşünü savunan Platon’un ideal toplum modelinde, elbette şairler ve müzisyenler gereksizdir. Taklit anlamına gelen mimesis kuramında Platon, ünlü mağara metaforu aracılığıyla hakikati bir öz olarak sunarak, sanatın ancak taklidin taklidi olabileceğini belirtir. Aristoteles’in, bir tür sanatsal günah çıkarma anlamına gelen catharsis öğesiyle sanatın masumiyetini teslim etmesinin ardından, klasik sanatın temeli olan didaktizm, mimetik özü koruyarak 20. yüzyıla kadar hakikat peşinde koşmaktan vazgeçer görünür. Sanatla felsefe arasında barış imzalayan Aristoteles, sanatın ‘hoşa gitme’ ve beğeni elde etme arzusuna riayet ederek sanatta hakikat arayışı yerine, imgeler yoluyla ‘gerçeğe benzerlik’ kavramını ilan eder. Bu da felsefenin, karşıt görüşü olan ‘hakiki olan gerçeğe benzemeyebilir’ düsturunu korur. Zira felsefe, klasik tanımı gereği ‘gerçeğe benzemeyen hakikattir.’ Sanat üzerindeki Platoncu denetimi kaldıran bu bakışın karşısında konumlan romantik şema ise Badiou’ya göre, sanatı hegemonyanın didaktik baskısından kurtarmak için kendini sanata adamış çilekeş Oğul’u (sanatçıyı) yaratır. Badiou’nun 20. yüzyılın sonunda sanat ve felsefe ilişkisinde izini sürdüğü tekilliklerden doğacak karşıt bir... Devamını görmek için bkz. |  |
Ali Galip Yener, “Felsefe-şiir ilişkisi bağlamında Alain Badiou’nun Başka Bir Estetik’i üzerine notlar”, Akatalpa Edebiyat Dergisi, Ocak 2011 Alain Badiou (1937) Türkçede kimi önemli incelemeleri yayımlanmış saygın bir düşünür ve yazar. Birçok roman, oyun ve deneme de kaleme almış olan Badiou, Türkçede Etik adlı yapıtı (Metis, 2004) ve Sonsuz Düşünce (Metis, 2006) başlıklı bir derlemesi ile tanınıyor. “Sanatlar İçin Küçük Bir Kılavuz” alt başlıklı Türkçeye çevrilen son kitabının tanıtımını sunacağım bu yazıda ağırlıklı olarak düşünürün felsefe-estetik-şiir ilişkisi üzerine notlarını ele alacağım. Badiou, başka bir estetik derken: “Estetik olmayan (inesthétique) ile kastı[nın], sanatın kendi başına hakikatler ürettiğini öne süren, ama sanatı herhangi bir biçimde felsefenin nesnesi yapmaya kalkışmayan bir ilişki, felsefenin sanatla kurduğu özel bir ilişki” olduğunu yazar.(1) Yazara göre, estetiğin spekülasyonuna karşılık, estetik olmayan terimi, kimi sanat yapıtlarının bağımsız var oluşunun ürettiği tam anlamıyla “felsefe-içi etkiler”in izini sürmeyi amaçlar. Badiou’nun Başka Bir Estetik’i 10 bölümlük bir kitap. İlk bölüm, sanat ve felsefe ilişkisini ayrıntılı bir biçimde tartışıyor. İkinci bölüm -ki okuduğunuz yazıda özellikle ilk iki bölümü değerlendireceğim- bir şiirin ne olduğu ve felsefenin şiir hakkında ne düşündüğü meselesine eğiliyor. Diğer bölümlerde ise Mallarmé, Pessoa, Nietzsche, Lebîd Bin Rebia, Beckett g... Devamını görmek için bkz. |  |
Ömer Erdem, “Başka... Başka!”, Radikal Kitap Eki, 27 Kasım 2010 ‘Karşılaştırmalı edebiyata pek inanmam. Ama büyük şiirlerin evrenselliğine inanırım; her zaman felakete yakın sonuçlar veren bir yaklaşıklık diye tanımlayabileceğimiz çeviri aracılığıyla sunulmuş olsalar bile’ cümleleri eşliğinde özel bir dikkatle okumalı Alain Badiou’nun Başka Bir Estetik kitabını. Çeviri çağındayız ve hele Türkiye’de her şey çevirinin egemenliğinde. Hatta baskısında. Evet, bir çeviri baskısından söz edilebilir rahatlıkla. Yayımlanan yüz kitaptan neredeyse seksen tanesi çeviri. Telif ne kadar artarsa çeviri de artmalı. Badiou, çeviriyi, şiir çevirisini bambaşka bir anlamda devreye soksa bile, şiir dışı metinler için de geçerli bu. Çoğunlukla iyi niyet, yetkinlik hatta başarı da yeterli gelmiyor çevirinin karıştığı kültür ortamına. İlişkiler arası doğallık dediğimiz bir şey var ve o eksik işte bizde. Kendi üretmediğimiz bir hayatı, metinlerden ödünç alıp giymeye çalışıyoruz. Kent-devlet kavramı Bir yönüyle baktığınızda bize, klasik şiirin doğasına çok yakın görüşler ileri sürüyor Badiou. Sanat ve felsefe ve dahası şiir ile felsefe arasındaki tarihsel çatışmanın kökenlerine inerken, şiirden yana taraf olduğu çok açık. Platon, Devlet’inde şiiri lanetleyeli beri, sürüyor çekişme. Dünyevi iktidar ile zihinsel iktidar karşı karşıya. Şiir tam da burada, iktidar püskürtücü olarak dönüp dolaşıp ayağını kaydırıyor herkesin. ‘Platon’un yolundan gid... Devamını görmek için bkz. |  |
Ahmet Adnan Azar, “Estetiğin içinden geçme halleri”, Cumhuriyet Kitap Eki, 11 Kasım 2010 2006'da yayımlanan Sonsuz Düşünce başlıklı derlemesiyle tanıdığımız Alain Badiou’nun Başka Bir Estetik adlı çalışması, özenli çevirisi ve göz alıcı tasarımı ile okur önünde. Badiou’nun farklı bir estetiği arayan bu kılavuzu, bağımsız bir felsefe olarak yeni bir “okuma” girişimi. Şiir, dans, tiyatro ve sinema koridorlarında yol alan, yeniden ve yeni bir bakışla yine şiire eğilen Badiou, bu alanlarda var olan sanat türlerinin ürettiği felsefeye, disiplinlerarası karmaşık ilişkiler bütünü içinde tarihsel olarak birbiriyle eşleşen sanat ve felsefeye bakıyor; bu düğümü anlaşılır kılma yolunda değerli bir katkı koyuyor. Felsefi kimlik saptaması Felsefe ve sanat arasındaki ilişkiyi, hakikat ile gerçeğe benzerlik arasındaki çizginin tespit edilmesine bağlayan yazar, didaktizm, romantizm ve klasisizm dışında, yeni bir şema arayışına başvuruyor. Sanat görüşleri bakımından Marksizmin didaktik, psikanalizin klasik, Heideggerci yorumbilgisinin ise romantik olduğunu hatırlatan Badiou, bu üç şemanın doygunluğa erişmiş olması, söz konusu unsurlar arasındaki düğümün çözülmesine, sanat ile felsefe arasındaki bağın kopmasına ve çöküşüne yol açtığını söylüyor. Öte yandan, Dadaizmden sitüasyonizme yüzyılın avangardları, sanata “son verme” arzularıyla, sanatın yabancılaşmışlığını ve sahicilikten yoksunluğunu ifşa etmeleriyle didaktiktir. D... Devamını görmek için bkz. |  |
Suat Hayri Küçük, “Devrim hakikattir; yaşam bir ütopya”, Birgün Kitap Eki, 13 Kasım 2010 Yaşam, en radikal indirgenmesinde üç tür deneyimin ürettiği bilgi, duygu ve bedenden ibarettir: Şeylerle, şeylerin adlarıyla ve şeylerin imgeleriyle. Bir şey olarak burjuva, onun adı ve imgesiyle karşılaştığımızı düşünelim. Burjuvayla kökten bir hesaplaşma, ancak onun imgesiyle karşılaştığımızda zuhur edecektir. Burjuvanın imgesini deneyimlerken neşet edecek olan şey, onun kendisi ve adından fazlası olacaktır. Bu fazlaya yerleşerek, onun eksiğini duyumsarız. İşte olay, durum ve kendilik bu duyumsamada meydana gelir. Tüm şeylerde olduğu gibi burjuvanın da, kendisi ve adıyla karşılaşmanın benzerlik ekseninde bilgiler üretmesine karşın, imgesiyle karşılaşmanın farkı ve karşıtlığı açığa çıkarır. Benzeterek anlamanın uzlaştırıcılığından, farkı görmenin çatışmacı estetiğine sarkmak için, şeylerin imgeleriyle kurduğumuz ilişki etik ve politik olanı da kımıldatacaktır. Bu farklılık bölgesinde, bu uygunsuz benzerlikte artık her dua, XII. yüzyıl heretiklerinin “Devirin, Devirin, Devirin!” köktenciliğine selam çakmadır. Bu, aşikar olanın malum olması için, şeyleri görünür kılan sözdür. İnancın anlam sahasını kuşatacak olan söz, burjuva ufku bizim için eşik olacaktır. Burjuvazi, yarattığı dünyada dünyasız bırakmıştır insanı. Böylesi bir yerde, insan kendi kendisiyle örtüşemez. Öyleyse bu dünyanın yasalarını her ihlal deneyimi, taşkınlık, izden çıkmak ve ayarsızlık, sınırları her a... Devamını görmek için bkz. |  |
Soreş Oruç, “Sanatlar için başka estetik”, Kitap Zamanı, 6 Aralık 2010 1 a) Teori Neydi-Ne Oldu? Badiou’nun Önemi 900’lerin ikinci yarısı teoriyle haşır neşir olanlar için Fransız Asrı’ydı. Dilbilim, psikanaliz, felsefe, semiyotik, semiyoloji, fenomenoloji ve edebiyat teorileri, ‘eleştirel teori’ denebilecek bir üst başlıkla iç içe geçmiş; yine mezkur ikinci yarıda oluşan ve günümüzde pek de bir etkisi kalmayan ‘bilim’ dalları tam bir hükümranlık sürmüştü. Lakin, ‘post-modern’ mefhumunun dolaşıma girmesiyle beraber, bütün Fransız Asrı, daha o zamanlardan izlenebilecek bir göç izleğiyle Amerika’ya geçmiş ve en önemli temsilcileri arasında Jameson’un sayılabileceği düşünürler tarafından ‘post-modern’ başlığıyla sunulmaya başlanmıştır. Post-yapısalcılıkla başlamış, ama işsiz ve yersiz yurtsuz kalmış akademiklerin zaten hiçbir zaman dillerinden düşürmediği ‘son’, ‘çöküş’, ‘yıkım’, ‘yeni’ ve ‘post’ başlıklarıyla sunulan logos kıyameti, kültürel bir aura yaratmış, birçoklarınca ‘laf salatası’ olarak adlandırılan yeni bir diskur üretilmiştir. Fransız Asrı’nın ürettiği ya da olgunluğa kavuşturduğu bilimler, aynı zamanda arkadaş (konfidant) olan Lacan, Ponty, Strauss ve Jacobsen tarafından birbiriyle kaynaştırılmış; Fransız kültürel atmosferi, Fransız Yeni Dalgası ve Yeni Roman aracılığıyla ‘sanat dünyası’nda aksülamel uyandırmaya başlamıştı. Günümüzde entelektüel kamp, üniversite vasıtasıyla ‘kültürel çalışmalar’ın egemenliği a... Devamını görmek için bkz. |  |
Semra Ege, "Metinler Arası Konuşmalar", fujiwalk.net, 3 Ağustos 2020 Yıldızlarda uyuyan Çağlar Doğan’a… Bir sanat yapıtının ölçütü ilk olarak nedir? Sanat eseri ne zaman artık vardır? Ortak duygulanım/ özdeşleşme neticesinde, sanatçı ve ‘sanatçının üretimine bakan kişi’ nin buluştuğu çemberde imgeler bizimle konuşuyor mu? İyi bir fotoğrafta, fotoğrafın sessizliğinden söz ettiğimiz sırada, o sesin kulakları sağır ettiğinden de bahsedebilir miyiz? Alain Badiou’dan, Jean Paul Sartre’a, Ron Burnett ‘den Deleuze’e, Roland Barthes’dan Proust’ a Platon’a, Jean Baudrillard’a sanat, imge, fotoğraf izleğinde metinler arası gezinirken, kendimizi hep bulduğumuz yerde olacağız: Dil’in büyülü doğasında… Alain Badiou, Başka Bir Estetik “İlk olarak sanatın ölçütü ‘hoşa gitmek’ tir. der Alain Badiou.” ‘Hoşa gitmek’ hiçbir bakımdan bir kanı kuralı, sayısal çoğunluk kuralı değildir. Sanat ‘hoşa gitmelidir’, çünkü ‘hoşa gitmek’ catharsis’in etkili olduğunun bir işaretidir, ihtirasların sanatla sağaltımının gerçek bağlantısıdır. İkinci olarak, ‘hoşa gitme’nin göndermede bulunduğu şey her neyse, onun adı hakikat değildir. Hakiki olana benzerlik; sanatın izleyicisini ‘hoşa gitme’ye, bir başka deyişle özdeşleşmeye dahil ettiği ölçüde gereklidir.” Bu durumda, sanatçı ve ‘sanatçının üretimine bakan kişi’ nin, üretim üzerinden hakikati değil, tahayyül edilen hakikati aradığından ve şayet ay... Devamını görmek için bkz. |  |
|