ISBN13 978-975-342-965-8
13x19,5 cm, 176 s.
Liste fiyatı: 22.50 TL
İndirimli fiyatı: 18.00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Andrey Platonov diğer kitapları
Dönüş, 2009
Çevengur, 2010
Can, 2010
Mutlu Moskova, 2012
Çukur, 2017
Birbirimiz İçin Yaşayacağız, 2018
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Kullanılmış Biletler
1. Basım
Liste Fiyatı: 41.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Muhteşem Vahşi Dünya
Çeviri: Günay Çetao Kızılırmak
Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Resmi: Engels Kozlov
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2014
2. Basım: Mayıs 2015

"Bir zamanlar iki Kırıntı yaşardı. İkisi de küçük, ikisi de karaydı ama farklı babalardan dünyaya gelmişlerdi: biri Ekmekten, diğeri Baruttan. Bir sakalın içinde yaşarlardı, sakal avcının suratında bitmişti, avcı ormanda çayır çimen üzerinde uyur, önünde de köpeği pineklerdi."

Bir avcının sakalındaki iki kırıntının hikâyesiyle, insanın besleyip yaşatma ve öldürüp yok etme dürtüleri arasındaki ebedi mücadeleyi anlatabilen bir yazarın yaratıcılığından sual olunur mu?

John Berger'ın "günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü" diye nitelediği Platonov'dan yaptığımız bu derleme, yazarın dokuz öyküsünden oluşuyor. İnsanın insanla, toplumla, teknoloji ve doğayla ilişkisini, insanın sevgi ve anlam arayışını konu alan, ama okura net cevaplar vermekten kaçınan öyküler bunlar — hayatın kendisi gibi kimi zaman hüzünlü ve iç burkucu, kimi zaman absürd ve komik.

Tıpkı bir kahramanının ufak tefek ihtiyar bir kadını "sonsuz değerini kavrayarak" kucağında taşıması gibi, Platonov da insanın, doğanın, tüm canlıların sonsuz değerini kavrayan ve bunu her satırında okura hissettiren bir yazar. Dahası, tanık olduğu onca kötülüğe, yaşadığı onca zorluğa rağmen insanın içindeki iyiliğe, paylaşmanın ve dayanışmanın gücüne inancını asla yitirmemiş bir yazar. İşte bu yüzden okur üzerinde dönüştürücü, sağaltıcı bir etki bırakıyor öyküleri; Hayat gailesi içinde unutmaya meylettiğimiz asıl önemli şeyleri bize o benzersiz üslubuyla, bin haykırışa bedel bir fısıltıyla hatırlatıyor.

İÇİNDEKİLER
Hayvanlar ve Bitkiler Arasında
Yepifan Savakları  
Muhteşem Vahşi Dünyada
Afrodit  
Yedinci Kişi 
Elektriğin Yurdu
Lobskaya Dağı 
Antisexus 
İki Kırıntı
OKUMA PARÇASI

Hayvanlar ve Bitkiler Arasında öyküsünden, s. 9-13

Tabiatın loşluğunda bir adam, elinde avcı tüfeği bodur bitkilerin ormanında yürümekteydi. Yüzü bir nebze çopur da olsa yakışıklı ve henüz gençti bu avcı. Bu mevsimde ormana, havanın sıcaklığı ve neminden, olgunlaşan bitkilerin soluk alıp verişinden ve ölmüş kadim yaprakların çürümesinden bir sis çökerdi. Önünü görmek güç, ama tek başına yürümek, ucundan kıyısından bir şeyler düşünmek ya da aksine dalgınlaşıp kabuğuna çekilmek hoştu. Orman alçak bir dağın eğiminde büyüyordu; zayıf, küçük akağaçların arasında sık sık büyük taşlar göze çarpmadaydı, toprak pek verimli sayılmazdı, yoksuldu —kâh balçık, kâh gri çamur— ama ağaçlarla otlar alışmış, ellerinden geldiğince bu toprakta yaşıyorlardı.

Avcı kimileyin duraklıyordu; böceklerin, küçük kuşların, solucanların ince, çoksesli uğultusunu ve bu nüfusun beslenip eyleme geçmek için eziyet edip eşelediği küçük toprak öbeklerinin fışırtısını duyuyordu. Orman, avcını...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Esra Yalazan, "Platonov'un muhteşem dünyası", Radikal Artı, 7 Eylül 2014

Evet biliyorum, insanın kendinden alıntı yapması epey tuhaf ama daha evvel Andrey Platonov için yazdığım bir yazının sonuyla başlamanın anlamlı gelen sebepleri var. Bugün tekrar okuduğumda beni şaşırtan yazıyı, ciddi bir kaza geçirdiğim sırada zor koşullarda yazmıştım. Platanov'un umut ışıltılarıyla beslenen 'umutsuzluğu', yumuşak ironisi, kendi kendisiyle sohbet eder gibi hayatın inceliklerini resmetmesi, hakikatin ancak kısa ve sonda olduğunu hatırlatan dürüst sesi ruhumu, zihnimi aydınlatmıştı. Yazmanın beni iyileştireceğine inandığım için o günlerde okuduğum, ilk kitabı 'Dönüş'ü ve onu anlatmak istemiştim. O yazı böyle bitiyordu: "Şöyle uzun tüylü mavi bir hırkam, gıcırdayan ahşabın üzerinde sürüklediğim ayaklarıma bol gelen kalın, kırçıllı çoraplarım olsa...Üzerinde bakır çaydanlığın tıngırdadığı çini sobanın yanındaki pencereden donmuş nehrin üzerinde havalanan boz renkli kuzey kuş...

Devamını görmek için bkz.

Onno Kuruşyan, "Platonov’un izini sürdüğü o tek gerçek" Agos Kirk, Eylül 2014

Maksim Gorki'ye yazdığı bir mektupta "Bir Sovyet yazarı olabilir miyim sahiden? Yoksa nesnel olarak imkânsız mı?" diye sorar Andrey Platonov... Gorki ise 1929 yılında şöyle yazar cevap olarak: "Gücenmeyin, üzülmeyin, her şey gelip geçer ve tek bir gerçek kalır..."

Ve kalan tek gerçek Platonov'un hikâyelerinde bütün çarpıcılığıyla karşımıza çıkar. Okudukça Platonov'un kurduğu kendine özgü şiirsel dilin, anlattığı gerçekçi dünyanın cazibesine kapılır ve farkına varırız ki izini sürdüğümüz o tek gerçek var oluşumuzdur, o gerçek insan oluşumuzdur. İnsanın özündeki çekirdeğin içini görebilecek kadar derin bir sezgiyle yazan Platonov'un temelde derinden kavramamızı sağladığı insanlık dramı dediğimiz şey ve onurlu bir yaşam mücadelesidir... Platonov’a göre bu dünyada insan olmak büyük bir şans ve ömür büyük bir fırsattır.

Yaşam karşısında direnmeye karar verenler

Devamını görmek için bkz.

Ahmet Büke, "Sevgili annemiz Platonov", Sabit Fikir, 2 Ekim 2014

Son sözü baştan söylemeli: Dünyayı bize getirenler var. Kendi tarifleriyle, bir binayı son tuğlasına kadar yıkıp yeniden kuruyorlar. Her dilin neredeyse sonsuz bir evren olduğunu düşünürsek, onlar müthiş bir paralel kozmik yolu önce tek başlarına geçiyorlar, ardından bize el veriyorlar... İyi çevirmenlerin emeği ölçülmez herhalde. Annemin dediği gibi, onların ekmeğini kıyıp yiyemezsin! Platonov'u bize yeniden armağan eden -belki de gerçekten ilk kez soframıza getiren- Günay Çetao Kızılırmak da işte onlardan birisi.

Hiç çeviri yapmadım, bunu bilmiyorum; ama kırık dökük öykücü olarak müsaade edin uydurayım şurada: Günay, Platonov'u okuduğunda -belki önce tek bir öyküsünü eline aldı- sıkıntıyla camdan dışarıya bakmış olmalı. Belki ara verip çay koymuştur kendine. Şekersiz. Çünkü bir avuç suya bakarak bir okyanusun serin derinliğini, karanlığının içindeki büyük zelzelesini hissedebilirsiniz. ...

Devamını görmek için bkz.

Eray Ak, "Yakılamayan 'elyazmaları'", Cumhuriyet Kitap Eki, 22 Eylül 2014

Rus edebiyatı dendiğinde hemen akla düşen isimler her ne kadar Dostoyevski, Tolstoy ve Çehov gibi yazarlarsa da daha pek çok has edebiyat kaynağının bu topraklarda yattığı bilinir. Rus edebiyatının sınırları da geniştir bu anlamda ve toprağı eşeledikçe yeni yeni hazineler vermeye teşne olmuştur her zaman; hâlâ da öyle. Bir diğer yandan ise bu hazinelerini -gariptir ama- gizlemeye de teşnedir. Tezat ve ötesi...

Bu zıtlığın, olayın diğer yüzünün nedenlerini öğrenmek için Rusya tarihinde çok küçük bir gezinti yapmak yeterli olacaktır. Rus edebiyatı üzerine konuşurken bahsedilen bu diğer yüzde, karşımıza Sovyet Rusya ve onun "kibarca" haber alma teşkilatı diyebileceğimiz KGB çıkar.

Sovyet Rusya yönetimi ve KGB, ideolojilerine ters gelen, ilkelerine "artık zararlı" ve devrim ruhunu kendilerine göre "içselleştirememiş" yazarları bir şekilde ortadan kaldırdı. Bunu bazen "ortadan ...

Devamını görmek için bkz.

Ali Çolak, "Ekmek ve barut", Zaman, 11 Ekim 2014

Şimdi güzdür; serince geçip gider rüzgâr, sararmış dut yapraklarının uçuştuğu bahçelerden. Asmaların kuytusunda ballanmış son üzüm salkımları, ağaçların tepesinde kalakalmış seyrek cevizler, kıyılarda parıldayan ayvalar, kızarıp çatlamış narlar. Bulutlar, koyu gölgesiyle selamlayıp geçiyor üstlerinden.

Şimdi bir yerlerde sonbahar giysileriyle mutlu kadınlar, sonsuzluğa gülümseyen neşeli çocuklar. Bir yerlerde ‘arkadaş ıslıkları’ çınlatıyordur sabahları. Ve yaşamak ne güzel, hür bir ağaç gibi güneşe, bulutlara, sevmelere karşı.

Şimdi Ortadoğu’nun çöllerinde keder tozuyor. Kamera karşısında boğazlanan insanlar... Ötede babası vurulmuş yoksul çocuklar, yalınayak koşturan kadınlar, sınırlarda dikenli teller, bombardıman geçirmiş, dumanı tüten şehirler, acele gömülen cenazeler ve göç, hep göç, Ortadoğu’da.

Şimdi burada, sokaklar savaş yeri. Alev, öfke, yıkım ve yağma! Havada büyük düşmanlıklar d...

Devamını görmek için bkz.

Fadime Uslu, "Konuşmak Hayattır Oysa" Birgün Kitap, 7 Kasım 2014

Andrey Platonov, yalınlığın ve duruluğun anlamını birkaç çizgide yoğunlaştırarak anlatan, kısa öykülerinde bile sayısız etkiler üreten bir söz büyücüsü. Yaşadığı dönemin ruhunu, doğayı ve içindeki nesneleri, nesnelerin kurduğu düzeni, düzenin kararlı bir çizgide ilerlerken saptığı noktaları, insanın doğayla birlikte kat ettiği devinimi, devinimi gören gözün yanılma payını rastlantılara izin vermeden estetik kalıba döken, kendisiyle birlikte Sovyet yönetimi tarafından yasaklanan Zamyatin gibi, ardılı pek çok yazarı etkilemiş bir öncü. Başta Heinrich Böll, Antonio Tabucchi olmak üzere pek çok yazarın eserinde izlerine rastlıyoruz Platonov’un. Onun keskin görüsü, kuşkusuz, yarattığı kurmaca dünyada teoriyle pratiği aynı hatta değerlendirmesi, ele aldığı durumları diyalektik kavrayışla çözümleyişi, maddi duyuları sezgilerle bütünlemesinden kaynaklanıyor.

Yazarın Metis yayınları tarafından haz...

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova