 | ISBN13 978-975-342-248-2 | 13x19,5 cm, 120 s. |
Liste fiyatı: 172.00 TL İndirimli fiyatı: 137.60 TL İndirim oranı: %20 {"value":172.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"57","item_name":"Tarih ve Ütopya","discount":34.40,"price":172.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Tarih ve Ütopya Özgün adı: Histoire et utopie Çeviri: Haldun Bayrı Yayıma Hazırlayan: İ. Kaya Şahin Kapak Fotoğrafı: Albrecht Dürer Kapak Tasarımı: Semih Sökmen |
Kitabın Baskıları: | 1. Basım: Haziran 1999 | 7. Basım: Mayıs 2024 |
Cioran'a göre tarih, birtakım atlıların (ya da zırhlıların) halkları çiğneyerek ilerlemesinden ibaret... Mutluluk fikrinin tarihte oynadığı rolü ele alan Cioran, ütopyaların çıkış zeminini ve gitgide insandan uzaklaşmalarını kendine has, müstehzi üslûbuyla dile getiriyor. Geçmişte kalmış ya da gelecekte kurulacak bir altın çağ yerine öncesiz sonrasız şimdi'nin altını çiziyor Cioran.  | İÇİNDEKİLER |
I. İki Toplum Cinsi Üzerine II. Rusya ve Özgürlük Virüsü III. Tiranlar Okulunda IV. Kinin Serüvenleri V. Ütopyanın Mekanizması VI. Altın Çağ  | OKUMA PARÇASI |
2. Bölüm, "Rusya ve Özgürlük Virüsü", s. 25-26 Bazen bütün ülkelerin İsviçre'ye benzemesi gerektiğini düşünüyorum; onun gibi sıhhat, yavanlık, yasalara ve insana tapınma içinde gönül eğlendirmeleri ve çökmeleri gerektiğini... Öte yandan, düşünce ve fiiliyat takıntılarıyla uğraşmayan, hummalı ve açgözlü olan, yükseliş ve başarılarına karşı değerleri ayaklar altına alarak ötekileri ve kendilerini yiyip bitirmeye daima hazır, bilgeliğe –kendinden ve herşeyden bıkkın, küf koktuğuna adeta sevinen yaşlı halkların o yarasına– ayak direyen uluslar çekiyor beni sadece. Aynı şekilde, her ne kadar tiranlardan tiksinsem bile, yine de tarihin dokusunu onların oluşturduğunu ve onlar olmadan bir imparatorluğun ne fikrinin ne de seyrinin kavranabileceğini farkediyorum. Müthiş derecede çekilmez ve ilham dolu bir hayvanîliktedirler; en uç noktalarına itilmiş insanı, onun alçaklıklarının ve meziyetlerinin en azgın halini çağrıştırırlar. İçlerinde en büyüleyici olanını zikretmek gerekirse, Korkunç İvan, psikolojinin dört bir yanını tüketir. Cinneti de siyaseti kadar karmaşık olmuştur; hükümdarlığını ve belirli bir dereceye kadar da ülkesini bir kâbus modeline, canlı ve bitmez tükenmez bir halüsinasyon örneğine, bir Moğolistan ve Bizans karışımına dönüştürmüş; bir hanla bir Bizans hükümdarının vasıf ve kusurlarını üst üste biriktirmiş; kan dökme düşkünlüğüyle vicdan azabı arasında kararsız kalmıştı. Sırıtmalarla renklenmiş ve taçlanmış bir neşelilikteydi, cinayet tutkusu vardı... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Ali Çakmak, “Moğolların sonuncusu”, Radikal 2, 25 Haziran 2000 Uyuşukluğu, hareketsizliği yeryüzünden silmeye yemin etmiş Moğolların bir akınında, Cengiz Han'ın hemen sağındaki ufak tefek ama her tarafı sinirden kasılmış bir savaşçı dikkati çeker. Savaşanların en isteklisidir, kılıç şakırtıları ve nal sesleri onu büyülüyor, en yiğit düşmanın üstüne ilk o atılıyor, kelle uçurmak için yanıp tutuşuyor, köyü yakıp yıkacak ateş onun elinde; ama ne yazık bir türlü bitirici vuruşu yapamıyor. Ne yere devirdiği düşmanın kellesiyle buluşabiliyor kılıcı, ne de elindeki ateşi çadırlara savurabiliyor. Gerginlik onu hareketsiz kılmıştır, kanına hükmedemiyor. Tanrı seçmiştir bu Asyalı barbarı ve onu bir de Avrupa'da görmek istemiştir: Bu kez Seine Nehri'ne bakmaktadır; küçümsediği yerleşikliği, uygarlığı nehrin öte yakasından seyrediyor. İçinde derin bir barbarlığın çağrısını taşıyor yine ama bu kez bakışları buğulu, hem tehdit ediyor uygarlığı, hem de imreniyor ona. Bu Asyalı barbar, Cioran, bu Moğolların sonuncusu, şimdi felsefe yaparak kanına hükmetmeye çalışıyor: Kanın kimyasını araştırıyor, bedenin, gergin adalelerin, vücudun salgılarının, minerallerin esrarını araştırıyor. Felsefe yapan Moğol, yine cinayet tasarılarından, dünyayı ateşe verecek çılgınlıklardan, intihar planlarından başka bir şey düşünemiyor. Ama ne yazık, bitirici vuruşu yine yapamıyor. Yine yumruklar sıkılı, adale gevşemiyor ve sinirler bozuk. Hayvani bir hüznü vardır Cioran'ın. Kutsanan ama ku... Devamını görmek için bkz. |  |
Haldun Bayrı, "Çevirmen sözlüksüz kalınca: Bir 'Unsurlara Dönüş'hikâyesi, Duvar Dergisi, Temmuz-Ağustos 2014 Cioran’ın adını ilk kez 1980 sonbaharında, Galatasaray Lisesi’ndeki felsefe hocam Olivier Abel’den duymuştum. Bana ve benim gibi 12 Eylül şokunu yaşayan Stalinci arkadaşlarıma hararetle Tarih ve Ütopya’daki “Rusya ve Özgürlük Virüsü” yazısını okumamızı tavsiye ettiğini hatırlıyorum. O zamanki fransızcamla okumuş, pek bir şey anlamamış, o günlerin işkence ve cenaze ortamında onun o herşeyi tiye alan tavrına da sinir olmuştum. Kapağı Batı’ya atan, üstelik bir de küstahlaşan her Doğu Bloku vatandaşı gibi, onu da horgörmüştüm. Yıllar geçti, Çürümenin Kitabı başucu kitaplarımdan biri haline geldi; Cioran’ın diğer kitaplarının da çoğunu okumuştum artık. 1989’da askerliğimi bitirdikten sonra, şöyle bir hava değişimi için arkadaşım Panayotis Kanellakis’in Eğriboz adası Drogari mevkiindeki evine gittim ve orada üç-dört ay kaldım. En yakın köye altı kilometre uzaklıkta, eğimli bir arazide denize bir kilometre yukarıdan bakan, kıyıya indiğinizde dalgaların dövdüğü kayalar ve bir deniz mağarası olan sihirli bir yerdi. Arada Atina’dan gelen arkadaşlar da yoksa, bu ıssız mekânda (iki oda ve büyük bir incir ağacı altında denize nazır kocaman bir ağaç masa) yalnız yaşıyordum. Onların getirdiği köy ekmeği on-on beş gün dayanıyordu; balık tutuyor (kıyıdan ispari, kupez; kayalıktan pavurya), gördüğüm tek insan olan ya... Devamını görmek için bkz. |  |
|