ISBN13 978-975-342-720-3
13x19,5 cm, 272 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Siyasalın Kıyısında, 2007
Özgürleşen Seyirci, 2010
Tarihin Adları, 2011
Cahil Hoca, 2014
Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?, 2018
Kurmacanın Kıyıları, 2019
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Beyaz Arif Akbaş, “Filozof Don Kişot ve Yoksul Sanço”, Birgün, 2 Eylül 2009

1940 doğumlu Fransa’nın ünlü Cezayir asıllı filozofu Jacgues Ranciére ismini ilk kez Althusser’in iki ciltlik Lire le Capital (1965; Kapital’i Okumak) derlemesine yazdığı yazıyla tanımıştım. şu an Paris VIII Üniversitesi’nde (St. Denis) felsefe dersleri veren Rancière’in yeni bir kitabı daha Türkçeye çevrildi. Filozof ve Yoksulları yazımın başlığına da oldukça uygun düşüyor. Cervantes’in önemli eseri ‘Don Kişot’ romanı filozofumuzun anlatmak istediği durumla tam olarak örtüşüyor. Ranciére, kitabına önce bazı sorular sorarak başlıyor; “İşçiler ne zaman düşünecek? ‘Hayat gailesiyle’ günü kurtarmaya çalışan yoksullar nasıl zaman bulup da düşünecek? Tarih boyunca filozofların yazılarında işçi, emekçi, zanaatkâr birçok yoksul, bazen alaycılıkla bazen de yüceltilerek neden ısrarla boy göstermiş, nasıl bir işlev görmüştür?”gibi sualler hemen hemen tüm proletaryanın kafasını bir hayli uzun bir süredir meşgul etmiştir. Kendi adıma, Cervantes’i okurken hep Sanço’nun durumuna dair kafamda her zaman sorular olmuştur.

Platon’un yalanı

Kitabın giriş yazısından da anlaşılacağı gibi 19. yüzyıl proleter kültürü üzerine birçok önemli çalışma yayımlamış olan Rancière, Batı’nın felsefi ve siyasal düşünce geleneğine çok sert bir eleştiri getiriyor. “Sol fikriyatın Marx, Sartre ve Bourdieu gibi üç önemli isminin bile, felsefenin kurucusu denebilecek Platon’la şaşırtıcı bir biçimde paylaştığı önkabulleri sorguluyor. Eşitsizliği doğallaştıran bu önkabullerin en belirleyici olanı, işçilerin kendi işlerinden ‘başka hiçbir şey’ yapmamaları gerektiği. Felsefe en baştan beri sahici düşünce üretmeye muktedir olan insanlarla, salt ekonomik meşguliyetlerine göre tanımlanan, düşünce için gereken yetenek ve boş zamandan yoksun olan diğerleri arasındaki ayrıma dayalı olmuştur, diyor Rancière: İşçiler sadece çalışıp üretim yapmalı (işçi kalmalı) düşünme işini buna zamanı olanlara bırakmalıdır (filozof onlar adına da düşünecektir). Aksi halde ‘haddini aşmış’, düzeni bozmuş olur, gülünçleşir.” Kendiside bir filozof olan Rancière kitap boyunca örtük olarak, sonradan yazmış olduğu sonsözde ise açıkça, şunu savunur: Yoksullar ancak bu sözde işbölümünü (yazarın deyimiyle "duyulur olanın bu bölüşümü"nü) reddettikleri, yani tam da hadlerini aşıp düşünme konusunda da eşitlik talep ettikleri sürece siyasal bir özne olarak sahneye çıkabilmişlerdir. Ülkemizde uzun yıllardır sol siyasetle ilgilenen cenubun başucu kitabı olması gereken bu eseri gerek yerli Filozoflarımıza gerekse kendilerini Sanço ile özdeşleştiren tüm karilerin okumaları gerektiğini düşünüyorum. Tabi bu kitabın intelijansiyamızda bir aksi sedasının olup olamayacağını zaman en iyi şekilde gösterecek.

Kitap genel olarak üç ana bölümden oluşuyor. İlk kısma Platon’un Yalanı başlığı konularak; şehrin Düzeni, Beşinci adam, Zaman sorunları, şölenin düzeni, Taklitçiler, avcılar ve zanaatçılar, Mesleki nitelik, Aşık atanlar ve bit ayıklayanlar, Atölyedeki filozof, Üç maden: Doğa yalanı, İki para: Komünizm iktidarda, Başka şölen, başka yalan, Zanaatçının erdemi, Adaletin paradoksu, Kadınlar, keller ve kunduracılar, Söylemin Düzeni, Bir mağaradan bir başkasına, Piç düşünce, Filozofun kölesi, Sessiz geveze, Hezeyanın düzeni.

Sokağın gürültüleri

Yeni engel, Teatrokrasi, Ağustosböcekleri korosu, Görünüşlerin bölüşümü, Sur dibinde gibi birçok ironik konu ayrıntılı olarak inceleniyor. İkinci ve üçüncü bölümde Marx’ın işi bir Filozof ve Sosyolog olarak anlatılıyor. Daha burada sayamayacağımız kadar çok bir birinden farklı alt başlıklar mevcut. Sanırım bu konular bile kitap hakkında bir fikir sahibi olmanıza yetecektir. Rancière, “En baştan söylesem de olur: Bu kitabın son noktası, bir parçası olduğu araştırmanın vardığı nokta olmayacak. Platon’un filozof-kralından hareket edip Marx’ın yarım kalmış devrimine ve oradan sosyolojik dünya anlayışının güncel krallığına, birkaç kerteriz noktası belirlemeyi ve birkaç patika çizmeyi amaçladığım bu yolculukta, hem çok yalın hem de çok karmaşık şu iki üç sorunun peşinden gittim: Düşüncelerin düzeni ile toplumsal düzen arasında işleyen uyumu ya da kopuşu nasıl düşünmeli? Bireyler, durumlarından hoşnut ya da hoşnutsuz olmaya sevk eden düşünceleri, hangi yollarla edinirler? Hiyerarşi ve uzlaşının, ya da çatışmanın, devamını sağlayan Aynı ile Başkası tasavvurları nasıl oluşur ve nasıl dönüşürler? Bu soruları yirmi yıldan beri farklı yerlerde ve durumlarda deneyimleme fırsatım oldu: Kapital üzerine –beklenmedik bir yankı uyandıran– bir seminer; Feuerbach üzerine –sokağın gürültüleri tarafından kesintiye uğratılan– bir tez; Üniversite amfileri ile fabrika kapıları arasında geçen belli bir süre; işçi arşivlerinde araştırmayla geçen on yıl.”(s.16-19) derken nasıl bir düşünceyle hareket ederek kitabın katmanlarını kurduğunu bize açıklıyor. Aslında bir nevi açık uçlu bir metinle yüz yüze geliyoruz. Onun çizdiği patikadan gittiğimizde veya böyle bir yolculuğa özlem duyduğumuzda anlaşılan o ki tüm Sanço’larında bir nebzecik olsun kafa patlatmaları gerekiyor. Toplumun işporta filozoflardan çok gerçeği kirli yüzlere haykıran entelektüellere ihtiyacı var. Filozofluk çoğunluğun anladığı gibi bir boş gevezelikten çok düşüncelerin düzeniyle toplumsal düzeni uyumlaştırırken yaşanan kopuşun ifadesidir belki.

Rancière, Marx’ın neden hayali adalet koruyucusunun, Don Kişot’a değil de gerçekçi Sanço’ya kızdığını soruyor kendisine. “Proletaryanın neden öylesine tutarsız, burjuvazisinin de öylesine buharlaşmaya hazır olduğunu” merak ederken, bilginlerin söyleminde işçi imgeleri üzerine biraz mesafeli bir soruşturmadan ibaret olan şeyin, hangi dolambaçlı yollara saparak felsefe ile retorik, adalet ile sağlık arasındaki eski çatışmaları depreştirdiğine dair yeni mecralara açılıyor. Kitabın son bölümünde bu konu gayet canlı bir şekilde tartışılıyor. “Ayrıca şunu gördüm ki başkalarının gerekçelerine fazla saygı göstermek onlara en kötü hakareti etmek oluyor, yani onları yavanlaştırmak.” Derken Marx’a olan saygısını da net olarak ifade ediyor bizlere. Aslında Filozof ve yoksullarına demeliydim.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova