 | | ISBN13 978-605-316-436-4 | | 13x19,5 cm, 200 s. |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | | Burak Soyer, "Toplumsal tarihi bugünden yazmak", suaredergi.com.tr, 28 Ocak 2026 Memlekette, “Kimin eli kimin cebinde belli değil!” deyişi kadar olumsuz olsa da her zaman geçerliliğini koruyan başka bir ifadeye rastlamak nadir görülen bir durumdur. Zira “cep” de bellidir, o “cebe” giren “eller”de. Sadece “ellerin” sahipleri değişir, o kadar. Bir kibritin sönüşü kadar bir zaman diliminde, bu ülkede yer yerinden oynar. İttifaklar bozulur, yeniden kurulur, müttefikler değişir. Onların yancılarının yerini yenileri alır. Bu böyle uzar, gider. Esas “kafa”da oturanlaraysa hiçbir şey olmaz. Bu yüzden de, “Kimin eli kimin cebinde belli değil!” deyişi “zamansız”dır. Edebiyatımızın ehil kalemlerinden Ayşegül Devecioğlu’nun Metis Yayınları’ndan çıkan yeni romanı “Gülün Hayaleti” de bu “zamansız” ifadenin vücuda geldiği bir hikâyeyle biçimlenen, Devecioğlu’nun akıcı anlatısıyla Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihinden günümüze kadar uzanan politik bir polisiye. Gülün Hayaleti'nin isimsiz karakteri, eski tüfek solculardan, orta yaşlarının az buçuk üstündeki bir kadın. Oturduğu evi kentsel dönüşümle yıkılacağı için kendini yakın bir arkadaşının site içerisindeki evine zar zor atan, anladığımız kadarıyla iç mimar olan isimsiz yabancının yeni ortamına ısınma çabalarıyla günlerini geçirirken evdeki Deutscher’lar, kedisi Natali ve Fahrelnisa Zeid’le onun en büyük arkadaşları oluyor. Çünkü kendisiyle hemen hemen aynı yaştaki site sakinlerinin çoğu “devlet hizmetinden emekli” kocalarının “devlet” kumaşını üstünde taşıyan, bir zamanların elitleri ve hâliyle ülkenin şimdiki durumundan en çok rahatsız olma hakkını, açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insanın yerine kendilerinde buluyorlar. İsimsiz yabancımızsa o “devlet”in çeşitli “askı”larında, birtakım “elektrikli” işlemlerinden geçtiği için onlara karşı ister istemez mesafeli duruyor. Bir de zamanında bir cinayet olayına karışmış, şimdilerde gözü çeşitli şekilde kararmış jenerasyonuna mensup kızı Mine’nin bazı gizli kapaklı işler çevirdiğinden şüpheleniyor. Arada dünyanın gidişatını 65 yaş üstü insanlardan sorumlu tutan sitenin gençlerinden, kapı altından atılan mektuplar suretiyle tehditler alsa da, kendisi bunların tillahını yaşadığı için kâğıt üstünde yazanları sallamayarak ancak bunun faillerine de gözdağı vermeyi ihmal etmeyerek eski evine döneceği günü bekliyor. Sitede sıradan bir günde, bir site sakinin kendini öldürdüğü haberiyle güne başlıyor. Yine “devlet hizmetinden emekli” müteveffayı gözü bir yerlerden ısırıyor olsa da başlarda tam çıkaramıyor. Sonra sonra jeton düşüyor ve bu eski “devlet hizmetlisi”nin, 12 Eylül darbesinde kendisinin de “tedrisatından” geçtiği bir işkenceci olduğunu anlıyor. 12 Eylül döneminde gözaltında alınanlara sistemli bir şekilde işkence yapan ve birçok kişinin ölümüne, 100’e yakın kişinin de sakat kalmasına neden olan “DAL”da (Derinlemesine Araştırma Laboratuvarı) görevli olduğunu öğrenince geçmiş, bir hologram gibi tekrar hayatına giriveriyor. Ölen kişiyi görenlerden biri olunca ismi soruşturma dosyasına dahil oluyor ve birkaç gün sonra emniyetten Azmi isimli polisi kapısında buluyor. Hayatında belki de asla görmek istemeyeceği bir unvana sahip biriyle kendini bu işten soyutlasa da işin renginin pek de öyle olamayacağı yönünde bazı verilere ulaşıyor. Dark webe yüklenen gizli bilgiler neticesinde kızının da olaya karışmış olabileceğini düşünüyor ve bilgisayar işlerinden anlayan birilerinden yardım alıp dark webteki bilgileri ortadan kaldırıp hem işten paçayı sıyırmak için harekete geçiyor. Bu sırada yine bir “devlet hizmetlisi” daha ölüyor. Artık konudan cinayet olarak bahsedilmeye başlanıyor ve cinayeti işleyenlerin de her gün, her köşe başında türeyen çetelerden biri olduğuna dair bir kanı girişte bahsettiğim “ellerin” “sahipleri” tarafından kamuoyunda dolaşıma sokuluyor. İsimsiz yabancıysa bu işlerden az buçuk anladığı için tetiği kimin çektiğini bulduğu veriler ışığında tahmin edip onunla yüzleşiyor. Gerisi de zaten çorap söküğü gibi geliyor… Ayşegül Devecioğlu, ilk polisiye romanı Kuma Daireler Çizen'in devamı olan Gülün Hayaleti'nde, kendi geçmişiyle bir kez daha yüzleşmek zorunda kalan isimsiz yabancının, mecburen bulaştığı bu cinayetler üzerinden yakın tarihle bugünü aynı kefede buluşturan bir roman ortaya koyuyor. Maşaların değişmeyip aktörlerin aynı kaldığı, “Devletin adamını koruduğu” bu topraklarda, on yıllardır süre gelen ve hâlâ devam eden bir düzenin içindeki oyunları su yüzüne çıkarırken, “küresel köy”de “çekilecek bir tuğla”nın nelere yol açabildiğini, sonuçlarını ve memleketin hâli pür mealini sıra atlamadan, kimseyi es geçmeden harfiyen aktararak tarihi bugünden yazıyor. |