ISBN13 978-605-316-119-6
13x19,5 cm, 152 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Hüznün Fiziği, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Ali Bulunmaz, "Gospodinov’un organik hikâyesi", kulturservisi.com, 19 Mart 2018

Yazmanın matematiğini bulup o sularda seyredenler olduğu gibi işin fiziğiyle ilgilenenler de mevcut. Labirentler oluşturarak hem kendisini hem de okuru eğlendiren, yarattığı karakterlere “geçmişi satın aldıran” ve “öykü tüccarlığı” yaptıran, onları yola sürerek zaman içinde bir seyahate çıkaran Georgi Gospodinov gibi yazarlar da var.

Gospodinov, küçük öyküleri birbirine bağlayarak romanlar kotarıyor. Mitolojiden klasiklere, felsefeden postmodern edebiyatın öğelerine dek kitaplarında pek çok unsura yer veren yazarın karakteristik özelliği, zaman ve kişiler arasında geçişler yapması. Bu, bazen bir kişilik bölünmesi biçiminde karşımıza çıkarken bazen tamamen yeni bir kimlik inşasına evriliyor.

Efsanelerin çekici ve bulanık tarafı, Gospodinov’un anlatımında epey belirgin. Yazar, derdini dile getirirken yararlandığı, kimi zaman atıf yaptığı efsaneler yardımıyla konuyu netleştirmeye uğraşıp geçmiş-bugün bağlantısı kuruyor bir bakıma. Daha sonra, eli kalem tutanların metne dâhil etmediği ya da etmek istemediği “malzemelere” geçiyor. İşte buna da yeni kitabı Doğal Roman'da rastlıyoruz.

Birtakım nesneler

Aslında kitabın adı, nelerle karşılaşabileceğimize dair ipuçları barındırıyor. Akıp giden hayatta doğallığını fark etmediğimiz ya da görmediğimiz tuvalet ve sinekler gibi şeyler bu kitabın tam orta yerinde, insan hikâyelerinin merkezinde.

Bir ayrılık sahnesiyle açılan kitabı yazmaya başladığı dönemde kendisi de boşanma arifesinde olan Gospodinov, hayatından kimi izleri romana taşıyacağının sinyallerini veriyor âdeta. Doğal Roman'ın anlatıcısı ile eşi Ema’nın mutlu başlayan, monotonlaşan ve ayrılık aşamasına gelen evliliğinin en önemli tanıkları arasında bir sallanan koltuk, plaklar, kitaplar ve kapıdan çıkarılamayacak kadar büyük bir televizyon bulunuyor. Bir anlamda hikâyeleri onlar yazıyor. Tabii sadece bu kadar değil.

Elinden kayıp gittiğini hissettiği hayatını bir hâl yoluna sokmak için başından geçenleri kâğıda dökme derdine düşmesi anlatıcıyı Antik Yunan felsefesi, kadim edebiyat metinleri ve günümüz arasında ilintiler kurmaya itiyor. Havada kaldığını düşündüğü yaşamını, anlamlandırmaya çalışan anlatıcı (Gospodinov), bunun zaman alacağının da bilincinde.

Boşanma işlemlerinin başladığı günlerde, Ema’nın başka bir adamdan hamile olduğunu öğrenmesi ise romanın kırılma noktalarından. Bu andan itibaren hem yazar Gospodinov hem de anlatıcı Gospodinov karakter tahlillerine ve olay analizlerine girişiyor.

Anlatıcının, kız arkadaşını görme isteğiyle anahtar deliğinden bakıp kapıyı açması için onu kandırmaya çalışması ya da “bir çukur” dediği tuvaletle ilgili “saçma” muhabbetlere girmesi, Gospodinov’un organik kitabının bir parçası. Daha doğrusu, tuvaletin sosyo-psikolojik yönüyle karakterlerin davranışlarını bir arada vererek konuyu yan yollara saptırıyor yazar: “Karşında sıçan manitanın kokusuna dayanabiliyorsan, eğer tiksinmiyorsan, onun kokusunu kendi kokun gibi kabul ediyorsan -çünkü insanın kendi kokusundan tiksinmez- öyle değil mi, demek sen bu kadınla kalabilirsin. Anlıyor musunuz? Buna büyük aşkınız, yegâne diğer yarınız, en az birkaç yıl katlanabileceğiniz tek kadın vs. diyebilirsiniz. Durum bu. Bu işler öyle sık olmaz. Tek bir sefer olur. Sınav budur işte.”

Tuvalet bir sanat eseri

Gospodinov’un, insanın kendisiyle yalnız kaldığı; kitap okuyup çizgi roman karıştırdığı bir oda olarak tasvir ettiği evdeki tuvalete anlatıcının girişi âdeta bir tören ve orası özel bir alan, bir özgürlük hatta tefekkür mekân. Bütün bunlar, dilin çözüldüğü ve ilham veren tuvalet üzerine düşünmenin ve konuşmanın sonrasında ortaya çıkıyor. Ev özgürlük alanıysa bir sanat eseri sayılması veya sanata konu olması gereken tuvalet, oranın en bağımsız kısmı.

Anlatıcının tuvalete özel bir anlam atfetmesi, gerek evdekine gerek umumi olana kafa yorması, zihnini kurcalayanları orada çözebileceğine dair inancından kaynaklanıyor: Hayatı çukurun dibine yuvarlanırken bir başka çukurun onu çekip düzlüğe çıkarabileceğini hissediyor. Üstelik yaşadıklarını kâğıda dökme cesaretini ona veren de tuvaletle ilgili düşündükleri; başlangıçlar ve doğal olan şeyler ise yazma fikrinin merkezinde yer alıyor: Gündelik hayatın sıradanlığını ortaya çıkaracak olan da bu işte.

‘Her şey fiille başlar’

Gospodinov, birbirinden bağımsız gibi duran notlarla kuruyor romanını. Anlatıcının tuvalet sohbetlerinin, Romalıların, bir fotoğrafçının, eski eşinin hamileliğinin ve başarısız evliliğinin metninde bir görünüp bir kaybolması, dağınık zihnini toparlama gayretini yansıtıyor. Bu sırada filmi geri sarıyor; Ema’yla ilk günlerinde kavga etme fırsatı bile bulamayışlarını, sonra karşılaşmak için bahaneler aradıkları anları hatırlıyor. Başlangıçlar, yazmayı tasarladığı romanın bam teli hâline gelirken “her şey fiille başlar” diyor: “Evliliğim konusunda kendimi ne denli akılsızca kapatmaya başladıysam -her şeyden önce onun hakkında konuşma bakımından kapatma söz konusuydu- tuvalete o kadar azimle gömülüyordum. Sanki tek orada, o odada (‘alan’ kelimesinden nefret ediyorum) ve onun dilinde rahatlayabiliyordum.”

Gospodinov, çoğu disiplinin ve edebiyat eserinin konusu olmayan tuvalete epey geniş yer ayıran anlatıcının ruh hâlini böyle resmederken burayı, “sosyal tecrübenin” ve düşünmenin merkezine dönüştürüyor.

Roman, anlatıcının çukura yuvarlanan hayatını gördüğü ve üzerine sineklerin üşüştüğü bir rüyaya da benziyor. Gümrükte takılıp kalmış eşya gibi rüyadan çıkamayan bir anlatıcı var karşımızda. Üstelik bunun nedenini de kestirebilmiş değil. Olup biteni anlamak için sık sık geçmişe dönüp hafızasını tazeleyerek bugüne dönen anlatıcı, hem kişisel tarihini yazıyor hem de hayatının dönüm noktalarının üzerinden bir kez daha geçiyor.

Sallanan koltukta bir doğabilimci

Anlatıcının, Wittgenstein’ın o ünlü metaforundaki kavanoza kısılıp kalan sinek gibi kendi hayatına hapsolduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Belki de bu yüzden; yaşamı yorumlamak için sineklerin dilini merak ediyor. Diğer yandan, kafasında vızıldayan sineği susturmanın yolunun, onun gibi düşünmekten geçtiğine inanıyor. Bir sinek gibi zamandan zamana, olaydan olaya ve mekândan mekâna konarken defterler de doluyor.

Anlatıcının durmadan filozoflara ve edebiyatın hatırı sayılır isimlerine atıf yapması, yazmaya hazırlandığı romanla ilgili bir çıkış yolu aramasıyla bağlantılı, defterleri bu kişilerden alıntılardan geçilmiyor.

Romandaki sinekler, daha çok anlatıcının çocukluğuna ve ilkgençliğine doğru uçuyor. Sevgi çokluğu nedeniyle “zalim bir dönem” dediği bu zaman dilimi, geleceğin çerçevesini de çiziyor. Anlatıcının hapsolduğu rüyada, çocukluktan her şeyin ikiye bölündüğü boşanma aşamasına dek geçen sürede yaşananların önünü ardını kavrama girişimi söz konusu. Vardığı sonuç ise bir felaket diye nitelenen boşanmanın sadece bir vaka olduğu; aslında hiçbir şey ikiye bölünmüyor, herkes yeni bir hayat kurup yaşamaya devam etmeye çalışıyor. Gospodinov, anlatıcının bunu kavradığı satırlarda bir tür psikanalize girişiyor; sallanan koltuk bir kez daha karşımıza çıkarken roman içindeki romanın ilk satırları yazılıyor. Anlatıcı, eşi Ema ile ilişkisine ve kendi geçmişine bir doğabilimci titizliğiyle eğilerek hayatın olağanlığını yeniden keşfederken deneyle gerçek arasındaki sınırın ayırdına varıyor.

Gospodinov; anlatıcı ile Ema’nın evliliğinin, ardından gelen ve nedeni belirsiz birbirinden sıkılma hâlinin, sonrasındaki boşanma faslının, tuvaletin ve sineklerin organikliğini sunuyor okura Doğal Roman'da. Buradaki ayrıksı durum, bir romanda yer verilmesi beklenmeyenlerin satırlara girişi. O da Gospodinov’un doğallığı işte.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova