ISBN13 978-975-342-874-3
13,5x21,5 cm, 208 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Minima Moralia, 1998
Edebiyat Yazıları, 2004
Sahicilik Jargonu, 2012
Teori ve Pratik Üzerine, 2013
Negatif Diyalektik, 2016
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Yücel Kayıran, "'Parçalanmayı' önceden görmek", Radikal Kitap, 23 Kasım 2012

Adorno’nun iki kitabı üzerinde duracağım. İlki Sosyolojik Açılımlar; ikincisi Ahlak Felsefesinin Sorunları. İlki, konferans metni, ikincisi ise ‘ders notları’. Her ikisi de, sadece Adorno’nun felsefesi bakımından değil, başka bağlamlar bakımından da önemli kitaplar. Ben özellikle bu ‘başka bağlamlar’ üzerinde duracağım.

Adorno’nun Horkeimer’le birlikte yazdığı Sosyolojik Açılımlar, editörün verdiği bilgiye göre, Almanya’da bile pek bilinmeyen, baskısı bulunmayan bir metin. 1956 yılında basılan kitabın Frankfurt Üniversitesi ile bazı kütüphanelerde örneği olmakla birlikte tekrar basımı yapılmamış, unutulmuş. Yayın haklarına bile çok zor ulaşılmış ve yayın hakkı doğrudan Frankfurt Sosyal Araştırmalar Enstitüsünden alınmış. Yani Horkeimer ve Adorno’nun bu unutulmuş ortak kitabı, 1956’dan sonra ilk defa Türkçede gün yüzüne çıkarılıyor. Kitabın çevirmenlerinden Adnan Gümüş, orijinal metni 1978 yılında, Mainz Üniversitesi’nde profesör olan Adorno’nun öğrencisi Falkenmayer’ın evini ziyaret ettiğinde almış. Çevirmenlerinin verdiği bilgiye göre, kitabın Almancadan yapılan tercümesi, birebir çeviri tekniği esas alınarak gerçekleştirilmiş. Çok zorunlu olmadıkça –birkaç istisna dışında– çok uzun cümleler bile bölünmemiş.

Horkeimer ve Adorno’nun bu ortak kitabı, onların, sosyolojinin içerdiği yarılmaya ilişkin düşüncelerinin, sosyolojinin bir bilim olma iddiasının, 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşadığı krizde devre dışı kalmış olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle Horkeimer ile Adorno, sosyolojideki ‘parçalanmayı’ yarım yüzyıl önce görmüşler. İkili, kitaba yazdıkları kısa önsözde, dile getirdikleri şu ayrım bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. “Bu kitap öyle planlanmıştır ki, ilk önce bazı sosyolojik kavramlar seçilmekte ve tartışılmaktadır, daha sonra da, onların bazı maddi temellerine ve içerik bağlamlarına geçilmektedir. İnşaanın iki parçalılığı, kuramsal düşünceyle görgül çözümlemenin birçokkez birbirini işaret ettiği ama söz konusu ‘entegrasyon’ söylemiyle asla bir araya getirilemediği, şu anki sosyolojinin kendşi yapısındaki yarılmayı işaret etmektedir.” Adorno’ya göre, pozitivizmin çocuğu olan sosyoloji, bilimsel bir duruma gelmek arayışı yüzünden toplum öğretisinden uzak düşmüştür. Oysa “sosyoloji, felsefenin gözü önünde duran ne varsa, yerine getirmeli ve gerçekleştirmeliydi.”

Kitabın alt bölümleri şöyle: “Sosyoloji”, “toplum”, “birey”, “grup”, “kitle”, “kültür ve uygarlaşma”, “sanat ve müzik sosyolojisi”, “sosyoloji ve görgül sosyal araştırma”, “aile”, “kömün çalışmaları”, “önyargı” ve “ideoloji.” Burada dikkat çekici olan, “birey” ile “ideoloji” meselesinin de sosyolojinin konusu içinde ele alınmış olmasıdır. Nitekim kitabın kuşkusuz en önemli tezi, bireyi sosyolojinin bir konusu olarak ele alması ile ideolojiyi tinle ilişkilendirmesinde ortaya çıkmaktadır.

Sosyolojik Açılımlar, Horkheimer ile Adorno’nun sosyoloji ve yöntem konusundaki en sistematik metni kabul edilmekte.

‘Size bir tavsiye’

Ahlak Felsefesinin Sorunları, Adorno’nun, 7 Mayıs 1963-25 Temmuz 1963 tarihleri arasında verdiği on yedi ders notu toplamından oluşuyor. Dersler, Immanuel Kant’ın ahlak felsefesi hakkında. Dersleri yayına hazırlayan Thomas Schröder’in verdiği bilgiye göre, Adorno’nun bu ders notları, ders esnasında teybe kaydedilmiş ders notlarından oluşmaktadır. Kitap, gerek alıntıların, özgün kaynağa bakılarak düzeltilmesi gibi, gerekse Adorno’nun derste sözünü ettiği kimi referansların dipnotta açıklanması gibi editör çalışmasını da içeriyor.

Schröder’in belirttiğine göre, Ahlak Felsefesinin Sorunları, Adorno’nun, Minima Moralia’sı ile Negatif Diyalektik kitabı arasında stratejik bir öneme sahip. Kitap, problemi bakımından ilkinin bir devamı gibi, ikincisinin ise, oradaki belli başlı temaların ilk defa ortaya çıktığı yer olması bakımından önceli.

“Ders notları” derken kastedilen, metnin didaktik bir niteliğe sahip olması değil; Adorno, daha 14 mayıs 1963 tarihli üçüncü derste böyle bir yöntem izlemeyeceğini belirtir ve öğrencilerine şu öneride bulunur: “...size bir tavsiyede bulunacaksam, bu da bu derslere böyle beklentilerle, daha doğrusu felsefi çalışmalarınızı sürdürürken başka yerlerden edinebileceğiniz türden herhangi bir sabit beklentiyle gelmemeniz olacaktır.”

Schröder’in ifadesiyle söylemek gerekir ise, dersle kitap çalışması arasındaki temel fark, derslerin, doğaçlamaya dayalı yapısı gereği, dile getirilen düşüncenin mantıksal sonucuna ulaşana kadar takip edilememesinde ortaya çıkar. ‘Ders’ler, kanona dâhil edilemez. Ahlak Felsefesinin Sorunları, oldukça sıkı bir metindir ve Adorno’nun gerek kendi düşüncesinin gelişimi bakımından ve gerekçe Ahlak Felsefesine karşı aldığı felsefi tavrın neliği bakımından önemlidir. Daha önemli ayrım, tarihsel bağlamdan kopuk pedagojik niyetle yapılmış dersler olmamasında ortaya çıkar. Derslerin 1963 yılında yapıldığını gözden kaçırmayalım. Adorno, hem Nazilerin iktidara gelişinin felsefi temelleriyle hem de Stalinizmle hesaplaşmaktadır. Adorno, derslerin problematiğini, Nazilerin iktidara gelişlerinin öncesinde ortaya çıkan iki felsefi anlayışla, varoluşçuluk ve Scheler’in etik anlayışı ile stalinist diyalektik materyalizm anlayışıyla hesaplaşarak ortaya koyar. Ona göre, Marksizm’deki teori-pratik birliği düşüncesinde, stalinist diyalektik materyalizm, teorik düşünmeyi tümüyle ortadan kardırmakla pratikçiliğin irrasyonalizmine dönüşmüştür.

Adorno için, ahlak felsefesinin sorunlarının kendisi bir sorundur. Bunun nedeni, “ahlaki sorunların, ahlaki davranış normlarının topluluk hayatında apacık ve sorgusuz sualsiz kabul edilen şeyler olmaktan çıktıkları zaman ortaya çıkmış” olmasıdır. Ona göre, Hegel’in “Minerva’nın baykuşu günbatınca ortaya çıkar” sözü en çok ahlak felsefesi için geçerlidir. Scheler de, etiğin, ahlaki çözülmenin sonrasında ortaya çıktığını savunur. Ahlaki çözülme anında, “Minerva’nın baykuşu” ortada görünmemektedir.

Adorno’ya göre, varoluşçuluk da bu sorunsalı üretir. Varoluşçuluğa göre, doğru hayat ve doğru eylem, kişinin nasılsa öyle davranması sonucunda ortaya çıkar. Ama burada da, bireyin yani tekilin çıkar ve mutluluk talepleriyle bütün insanlık için, yani genel için bağlayıcı olan nesnel normlarla nasıl bağdaştırılacağı sorunu göz ardı edilmektedir.

Bütün bunların Kant’la alakası ne? Adorno’ya göre, bütün bu inançların kökenini Kant’ta bulmam mümkündür. Adorna işte bu nedenle, Ahlak Felsefesinin Sorunları’nda Kant’la hesaplaşmaktadır. Nasıl mı? Bunu, sanırım ‘okur’un okuması gerekiyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova