ISBN13 978-605-316-170-7
13x19,5 cm, 104 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Şiddetin Topolojisi, 2016
Şeffaflık Toplumu, 2017
Zamanın Kokusu, 2018
Eros'un Istırabı, 2019
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Halim Şafak, "Neoliberalizm ve yeni iktidar teknikleri", bireylikler, 89. sayı, Kasım/Aralık 2019

Byung-Chul Han baştan beri bugün temelli önemli bir felsefi tartışma yürütüyor. Türkçeye çevrilen Şiddetin Topolojisi, Şeffaflık Toplumu, Yorgunluk Toplumu, Zamanın Kokusu, Güzeli Kurtarmak gibi kitaplar adlarından başlayarak bugünü belirleyenler kadar bugüne dönük belirtenleri ve onların felsefi arkaplanını Foucault, Deleuze ve Agamben gibi felsefecilerin yaptığı tartışmaları da göz gönünde bulundurarak söz konusu ediyor.

Bugün tartışmasına iktidar, kapitalizm ve ikisinin belirlediği interneti ve onun sınıflar üstündeki sonuçları ile başlanması kaçınılmazdır. Bu noktada özellikle internetin ne kadar özgürlük olduğu ya da özgürlük olup olmadığı, bu özgürlüğün büyük ölçüde tüketim, gözetim ve kontrol anlamına gelip gelmediğini tartışırken bir yandan da insan tekinin ve kendiliğinin artık baştaki bağlam ve düzeylerinden büyük ölçüde kurtulmuş, lükse dönük bir ilgiye ve tüketime dönüştürmüş bireyliğini de tartışmanın nedenlerinden biri olarak ele alıyor, sorguluyor.

Byung-Chul Han Türkçeye çevrilen yeni kitabı Psikopolitika’da da neoliberalizmi ve onun yeni ve daha çok teknolojik temelli iktidar tekniklerini ve bunun hem dünya hem de insan üstündeki etkinliğini sürdüren politika başta olmak üzere başka düzeylerdeki etki ve sonuçlarını tartışma konusu ediyor. Bu konudaki düşüncelerini tam bir netlik ve kesinlikle öne sürüyor. (çeviri. Haluk Barışcan, Metis, 2019)

Burada internetin ve onun arkaplanını oluşturan otoritenin tekilleşmenin düşündüğümüz anlamda bir bireyliğe yol açıp açmadığı bugünün aşılması zor hatta mümkün olmayan sorunlardan birini oluşturuyor. Çünkü tekilleşme dediğimiz şey neoliberalizmin bizzat özgürlüğü sömürmeye yarayan bir düzen olmasından dolayı bugünde bir özgürlük anlamına gelmiyor ve insanı özgür yapmıyor, tersine sömürüyü çoğaltıyor. Buysa başka bir tekillik önerisini zorunlu hale getiriyor.

Çünkü özgür olmak kendini başkalarıyla yani dostlarla birlikte gerçekleştirmektir. Ne var ki bugüne bakarak bunun böyle olmadığını tersine bireysel özgürlük denen şeyin “bizzat sermayenin aşırılığından başka bir şey” olmadığı söylenebilir. Bireylik dediğimiz şey başka bir aşırılıkla yaşama ve tüketme haline gelmiştir. Buysa insanın tam bir toplumsallıkla topluluk içinde bireyliğini ifade etmesini ve gerçekleştirmesini başka bir şey yapmıştır.

Tüketmenin asıl geride bıraktığı ise borçtur. Borç Byung-Chul Han’a göre her daim özgürlüğü yok eden olguların en başında durur ve kurtulunması mümkün olmayan bir suçluluk bilincinin insanda oluşmasına neden olur. Bunun ve daha başka şeylerin internet üstünden orta yerde gerçeklik kazanması, açıklanması, veri haline getirilmesi, paylaşılıp/ beğenilmesi bildik anlamda bir iletişim olmadığı gibi hem iletişime karşıdır hem de şeffaflığın diktatörlüğünden başka bir şey değildir.

İnternet ve onun oluşturduğu dünya karşısında ne yapıyoruz/ne oluyoruz sorusu bu tartışmada fazlasıyla önemli ve gereklidir. “Bugün kendimizi hiçbir talimat, hiçbir zorlama olmaksızın gönüllü olarak gözler önüne seriyoruz.” Bütün bilgilerin internette toplanmasına, istatistiklerin, verilerin çıkarılmasına (dataizm) ve hayatın ölçülebilir bir şey haline gelmesine razılık göstermekle kalmıyor anlatıyı yani hikâyemizi ortadan kaldırıyoruz. Bu da en çok aynılaşmaya yarıyor ve gelecek karşısında insanı körleştiriyor.

Bunlarsa psikopolitik açıdan biyopolitikayı iktidarı sürdürmeye yarayan bir iktidar bilgisi ve aracı haline getirdiği gibi devletin ya da iktidarın özellikle internete bakarak otoriter ve totaliter yönünü geride tutmaya yararken ya da onu başka bir şey yaparken Byung-Chul Han’ın demesiyle iktidar giderek müsamahacı bir biçim kazandığı gibi bunu özgürlük olarak da sunuyor.

Neoliberalizmin bu oluşturduklarının, yol açtığı fazla performansın ve başka şeylerin bir yandan insan duygusunu gerilettiği ve onun yerine geçici duygulanımı ve duygulanımın anlık boşalmasını, anlık heyecanı koyduğu, internetin buna yaradığı ve bu temelde yönlendirdiği, harekete geçirdiği düşünülürse bunların da insan ruhunu öldürdüğü, en azından bir şeyler yaptığı rahatlıkla söylenebilir. Buysa yine Byung-Chul Han’ın demesiyle neoliberal psikopolitikayı baskı altına almak yerine, hoşa gitmeye, tatmin etmeye çalışan akılı bir politika yapar, çoktan yapmıştır.

Bütün bunları özellikle sonuçlarına bakarak iş başta olmak üzere “beğendim”ler, arkadaşlar, izleyenler ve paylaşanları, engelleyenleri de unutmadan bir oyun ve oyunlaştırılmış bir şey olarak da kabul etmek mümkündür. Ama “İnsan oynadığı sırada kendini tahakküm ilişkilerine çoktan tabi kılmış” ve kendini sömürmeye başlamıştır.

Bu noktada günümüz toplumunu özellikle internetle kurduğumuz ve kalıcılaştırdığımız ilişkiye bakarak gözetim ve kontrol toplumu olarak kabul edebilir dünyayı da ortak kapatılma mekânı ya da hapishane olarak anlayabiliriz.

Bu durum bir yanıyla enformasyon toplumundan ve onun kelimeleri çoğaltmasından kurtulmak anlamına da gelmektedir. Çünkü neoliberal toplumun temel özelliği kelimelerin sayısının azalması ve düşüncenin hareket alanının daraltılmasıdır, hatta ortadan kaldırılmasıdır.

Bu da günümüz dünyasının her anlamdaki (kültür sanat edebiyat dâhil) vasatlığının temel nedenlerinden biri çoktan olmuştur. Bu vasatlık ve oluşturduğu ister istemez dinin de başka şeylerden ayrı kalmasını geriletmekle kalmamış her bir şeye dâhil ederek “bilinçli bir özensizlik”le dünyevileştirmiştir.

Ama bu hikâyenin başında da sonunda da olan özneye ve onun deneyimlerine olmuştur. Özne deneyimden kurtularak ya da onu imkânsızlaştırarak tabi olmuştur ve bu “psikolojik teröre” ve onu iktidar tekniklerine karşı duracak belki daha adı bile konmamış bir yaşam sanatına yani yaşamaya ihtiyaç vardır ve bunun ilk şartı olumsuzluktur.

Bunun için Byung-Chul Han’ın önerisi çocuklukla özdeşleştirdiği olumsuzluk biçimi olarak budalalıktır, “felsefe tarihi budalalıklar tarihidir”, Çünkü ona göre “Sadece bir budala öteki olana erişebilir”. Neoliberalizmin tahakküm iktidarına sınırsız iletişim, sınırsız gözetlemeye karşı “Budala susma, sessizlik ve yalnızlığın özgürlük alanlarını yaratır.” “Budalalık bakir bir alanı, düşünmenin tamamen yeni bir konuşmaya başlamak için ihtiyaç duyduğu mesafeyi açar.”

Deleuze’ün belirttiği gibi “Günümüzde zor olan fikrimizi özgürce duyuramamak değil, içlerinde söylenecek bir şey bulacağımız yalnızlık ve susmanın özgür alanlarını yaratmaktır. Baskıcı güçler bugün fikrimizi söylememizi engellemiyor. Tam tersine, bizi buna zorluyor. Bazen hiçbir şey söylemek zorunda olmamak ve susabilmek nasıl bir özgürlüktür? Çünkü ancak o zaman giderek daha ender görülen bir şeyi ortaya koyabiliriz: gerçekten söylenmeye değer bir şeyi.” Budala Strauss’un dediği gibi ‘Daha ziyade çiçeksi bir varoluştur: ışığa doğru basit bir açılış.”tır.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova