ISBN13 978-975-342-888-0
13x19,5 cm, 88 s.
Liste fiyatı: 15.50 TL
İndirimli fiyatı: 12.40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Sesin Rengi
1. Basım
Liste Fiyatı: 38.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Hah
Kapak Resmi: Andrew Wyeth
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2012
5. Basım: Mayıs 2015

2014 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü

"Çünkü onlar 'annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor'. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir amblem. Tedavülden kalkmış delik para."

Birgül Oğuz'un kitabı yas üzerine. Ancak yalnızca kişisel bir kaybın yasını tutmuyor Hah. Hafızalardan silindi silinecek "yılbindokuzyüzeylül" devrini şimdiye fırlatmak arzusunu da duyuyor. Temsil, telafi ve idrak edilemez olanı temsil, telafi ve idrak etmeye çalışıyor. Zamanın yas'a müdahalesi, halden hale geçen öykülerin dilinde buluyor karşılığını.

İÇİNDEKİLER
Tuz Ruhun
Dön
Dur
De
Kırk

Dan
Devr

Su Ruhu
Değ
An
Çık
OKUMA PARÇASI

Açılış bölümünden, s. 15-17.

Anam beni doğurmamış. Tutmuş, bir akasyanın dibine bırakmış. Ve vaki olmuş ki ben kendimi Akasya'nın dibinde bulmuşum. O hışıldamış ben tutunmuşum, o hışıldamış ben tutunmuşum. Bir pirinç tanesi kadarken, koca, koygun bir akasya gölgesi olmuşum.

Şükürler olsun beni vakitsiz azat eden anama. Ben serin, ben tenhayım. Akasya'nın ağırlığından damlayan cana suret, cana gölge, cana vahayım. Şuur ki cana acıdır, ben şuuru canıma tattırmadım. Ben tenha, dünyanın uzağıyım.

Esirgemeyen, bağışlamayan anama hep şükürler olsun. Onlar mı? Hah! Onların hali harap. Dünya hafif, insan eti ağır, diyorlar. İnsanın canı ezelden beri toprakla tıkalı, diyorlar. Teker teker gelip hep bir ağızdan diyorlar: Dünya, ah dünya, kötü işlenmiş bir günah dünya! Diye bağırlarını açıp diz çöküyorlar. Başlarını geriye atıp kuru kuyulara benzeyen ağızlarını açıp kapıyorlar. Demiyorlar da boğum boğumlar. Demiyorlar da kıhlıyorlar: Dört bir ucundan tutuşasın dünya,...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Nazlı Doğan, “Bu bir ağıttır, okuduğum!”, Birgün Kitap Eki, 1 Aralık 2012

Birgül Oğuz’un ikinci kitabı olan Hah, alıştığımız metinlerin tümünün dışında. Yazar, alışılmış öykü biçimlerinin dallarına basa basa yükselmiş sanki. Okuyucuyu bir keşfe çıkartıyor. Seyirciyi mi demeli… Acayip bir seyir halindeyiz çünkü kitap boyu. Ölümü defalarca tadıp, mutluluğa öykünmüyoruz. Şefkatten çok uzaktayız. Hüznün dibine çökmüş, soluklanıyoruz.

Kitapta bölümlerin her birinde başka bir tat başka bir dil başka bir üslup ve başka bir akasya ağacı… Karşılaşıyor, tanık oluyoruz. Artık sessiz kalmak zor.

Bu bir şiirdir, okuduğum!

Çünkü diyor ki yazar: “Bilmezler ki gölge, ağacın yere düşen düşüncesidir. Bir dudağın rüzgârı yeter onu dağıtmaya. İşte o zaman karışır Akasya. İki sallanır, üç hışıldar. Nasıl hışıldadıysa bir zaman anamın rüzgârıyla.” (s.16)

Kitabın tüm bölümleri aynı paydada buluşuyo...

Devamını görmek için bkz.

Ali Emiroğlu, “Vah yerine ‘hah’!”, Kitap Zamanı, 7 Ocak 2013

Hepimizin hafızasında kapı arkasına ya da duvara rastgele çakılmış bir çiviye asılan yorgun mu yorgun bir baba ceketi mevcuttur. Gerektiğinde kokusuyla babanın eve geldiğini haber veren, gerektiğinde cepleri birkaç bozukluk bulma umuduyla karıştırılan, yenisinin alınması hep geciktirildiği için sökükleri onarılmayan, sanki durduk yerde çürüyen, sabaha yeniden ortadan kaybolacak babanın ceketi… Birgül Oğuz’un, Fasulyenin Bildiği adlı öykü kitabından sonra yayımladığı yeni kitabı Hah’ın kapağındaki resim, daha kitabın kapağını açmadan, bu öykülerin kaybın, telafi edilemez olanın, eksikliğin, yasın merkezine yol alacağının işaretlerini veriyor. Aynı zamanda, bütün bunlarla hesaplaşacağının da...

Acıdan sanat çıkarmak

İlk sayfaları çevirir çevirmez bizi karşılayan siyah sayfa, bu öykülerin babanın kaybına işaret ettiğini daha da belirgin bir şekilde öne çıkarıyor. Ki...

Devamını görmek için bkz.

Beste Bal, “Tuzruhundan Suruhu’na: Hah”, Milliyet Kitap Eki, Aralık 2012

Öyle ki hangimiz en büyük acıların etkisinden daha hızlı sıyrılabiliyorsak, onunla ‘başa çıkabiliyorsak’ o kadar güçlüyüz! Ayrılıklar, hastalıklar, kazalar, ölümler. Ölümler! Elbette ki makul düzeydeki üzüntünüz çevreniz tarafından kabul görecektir; ama hayat devam etmektedir. Hele ki toplumun büyük bir bölümünün yaşamını sürdürebilmesi için çalışmak zorunda olduğu düşünülürse bunun meali şudur: bir an önce toparlan ve çalışmaya başla.

Bir de herkes tarafından bu kadar-cık kabulün bile çok görüldüğü yaslar var ki büyük suskunluklarla içe atılmak zorunda kalınan, içe atıldıkça büyüyen, büyüdükçe kanatan, kemiren. Kimseyle paylaşamadan sizinle dünden bugüne, o duraktan üç sonrakine, bu şehirken ötekine taşıyıp durduğunuz; zamana, mekâna hapsolmayan cinsten. Kendi acılarının hızla üstesinden gelmeye çalışanların dönüp ‘senin derdin nedir’ diye sormayı akıllarından bile geçirmedikleri bir...

Devamını görmek için bkz.

Asuman Kafaoğlu-Büke, "Gölge, ağacın yere düşen düşüncesidir", Radikal Kitap Eki, 18 Ocak 2013

Bu kitabı anlatmaya, bir resmi anlatarak başlamak istiyorum. Resimden çok anladığım için değil, görsel olarak anlamak, anlatmayı kolaylaştırdığı için. Aklımdaki resim, Kazimir Maleviç’in 1918’de yaptığı ünlü “Beyaz Üzerine Beyaz” adlı tablosu. Böyle bir resmi yapmak için, artık resmin devlet ve dine hizmet etmediği, herkes tarafından anlaşılır olmak gibi bir sınırlandırmayı kabul etmediği bir dönemin gelmesi gerekmişti. Yine de bugün New York Modern Sanat Müzesi’nde (MoMA) duran resim en olumsuz eleştirilerden nasibini aldı, bir çocuk bile yapabilir diyenler oldu. Ne de olsa beyaz bir kare içinde başka beyaz bir kareden ibaret bir tabloydu. Maleviç, süprematizm diye adlandırdığı sanat anlayışını anlattığı manifestosunda, saf duygunun önemini vurguluyordu. Süprematizm kavramı yaratıcı sanatın bütün zorunluluklardan, görevlerden arınmasıydı. Sanattan beklenen mesaja, ...

Devamını görmek için bkz.

Abdullah Çelik, “Birgül Oğuz’un öykülerinde ölüm ve oyunun icadı”, Duvar, Sayı 7, Mart-Nisan 2013

Ölüm olgusu taşıdığı anlam bakımından oldukça irkilticidir; “Hiç-ama hiç-bir zaman.” Ölümün insan yaşamına sunduğu ilk antropolojik deneyim muhtemelen acı ve yastır. Kuşkusuz yas denen olgu ölüme razı olma, onunla başa çıkmayı öğrenme, hafızayı bu acıyla yaşamaya ikna etme, ölümü bir başlangıç olarak görüp geride kalanın kendisi için yeni bir tarih yaratma ritüelidir. Birgül Oğuz’un Hah kitabının ana izleği ne kadar yas üzerine olsa da asıl çıkış noktası ölümdür. Ölüm olgusunun, kaybı yaşayan kişinin ruh hali üzerindeki etkisi anlaşılmadan, yas denen olgunun ne amaçla ritüelize edildiği anlaşılır olmaktan uzak olur kanımca. Öncelikle ölüm denen muammanın, arkaik yapısında kendiyle beraber getirdiği yüzleşmeyi anlamak gerektiği kanaatindeyim. “Ölüm olayı içini doldurur gözüktüğü yönelimsellikten fazlasıdır, ondan taşar. Ve ölüm şaşırtıcı bir anlam içerir....

Devamını görmek için bkz.

Neslihan Önderoğlu, "Tutulamamış yasa ağıt: 'HAH'", Edebiyat Haber, 13 Nisan 2013

"Yas tutamamak, ölüm ve yeniden doğumun büyük, insanca döngüsüne girememektir." Robert Jay Lifton

Birgül Oğuz, ilk öykü kitabı Fasulyenin Bildiği’nden uzun bir süre sonra bu kez yas üzerine bir kitapla okuyucunun beğenisini topluyor. Aslında HAH için bir öykü kitabı demek çok zor. HAH, tek tek öykülerden ziyade konusu yas olan bir uzun metin, bir novella, ama dil yapısı, söyleyiş tarzı ile de bir şiir, tutulamamış, tamamlanamamış olan bir yasa ağıt aynı zamanda.

Ölüm kayıpların en somutudur. Yas tutma ise herhangi bir yitim ya da değişikliğe verilen psikolojik yanıt, iç dünyamız ile gerçeklik arasında bir uyum sağlayabilmek için yaptığımız uzlaşmadır. HAH’ta bu uzlaşma dönemi iki safhadan oluşuyor. Birincisi, kendisi için ne anlama geldiğini yeniden değerlendirmek üzere ilişkiyi gözden geçirme. İkincisi, onu geleceği olmayan bir anı...

Devamını görmek için bkz.

Duygu Aksoy, "Hah derin tesirler yaratacak bir sessizliğin kitabı..”, Dağ Medya, 29 Kasım 2014

Üzerine susulması gereken bir kelime, "yas"...

Ölümü kabullenişi ritüele dönüştüren, acıyı hafiflettiği kadar da derinleştiren, öleni bir anıya dönüştürme deneyimini içeren bir süreç aynı zamanda.. Ölüm ise, bir yanıyla geride kalanların hayatlarını yeniden kurmalarını zorunlu kılan bir hakikat, hala hayatta olanlar için değişimin en güçlü sâiki...

Birgül Oğuz’un 2007 yılında yayımladığı Fasulyenin Bildiği adlı öykü kitabının ardından yayımlanan ikinci kitabı Hah ölüm ve yas üzerine.. Birbirinden farklı fakat aynı tema üzerinden izleyen hikayelerden oluşan Hah derin tesirler yaratacak bir sessizliğin kitabı.

Yazar, hikayesini ölen babası Üzgün Uzun’a ithaf etmiş. Tüm hikaye baba ve ölüm teması üzerine kurulu bu yüzden. Babanın ölümüyle ardında bıraktığı acıyı okuyucuyla paylaşan yazar okuyucunun tanıklığında yarı...

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova