 | ISBN13 978-975-342-782-1 | 13x19,5 cm, 320 s. |
Liste fiyatı: 334.00 TL İndirimli fiyatı: 267.20 TL İndirim oranı: %20 {"value":334.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"448","item_name":"Yabanın Tuzlu Ekmeği","discount":66.80,"price":334.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Yabanın Tuzlu Ekmeği Erich Auerbach’tan Seçme Yazılar Çeviri: Sezgi Durgun, Haluk Barışcan, Cevdet Perin, Fikret Elpe Yayıma Hazırlayan: Haluk Barışcan, Tuncay Birkan, Müge Gürsoy Sökmen Kapak Tasarımı: Emine Bora Hazırlayan İsim: Martin Vialon |
Kitabın Baskıları: | 1. Basım: Ekim 2010 | 2. Basım: Aralık 2021 |
Alman filoloji geleneğinin son halkası sayılabilecek olan Erich Auerbach, tartışmasız en önemli eser olan Mimesis'i ve çok sayıda önemli makalesini, Nazi Almanyası'ndan kaçarak 11 yıl kaldığı İstanbul'da yazdığı halde ülkemizde yeterince tanınmıyor. Tıpkı Auerbach gibi uzun yıllardır İstanbul'da yaşayan Martin Vialoun'un hazırladığı bu seçkiyle, Auerbach'ın bir kısmına sadece Türkçede ulaşılabilen on dört yazısını ve bir kısmını İstanbul'dan yazdığı birkaç mektubunu Türkiyeli okurların gündemine taşıyoruz. Bu yazılarda Auerbach, Montaigne, Pascal, Montesquieu, Voltaire, Vico ve Rousseau gibi düşünürlerin çalışmalarını, Dante, Flaubert, Stendhal ve Proust gibi yazarları, Mimesis'te de kapsamlı bir biçimde ele aldığı gerçekçilik meselesini ve son dönemlerde çok tartışılan "dünya edebiyatı" kavramını incelikli bir biçimde ele alıyor. O zamanki hayatını ve düşünsel ilgilerini yansıtan mektuplarının, özellikle de Walter Benjamin'e yazdığı ve Türkiye'nin o zamanki siyasal konumuna dair kısa ama tok gözlemler içeren mektubun özel bir ilgiyi hak ettiğini düşünüyoruz. Martin Vialon da seçki için yazdığı kapsamlı sunuş yazısında Auerbach'ın hayatını, eserlerini ve mirasını değerlendiriyor.  | İÇİNDEKİLER |
Sunuş: Erich Auerbach'ın İstanbul'daki Hümanizmi, Martin Vialon
Metinler için Kaynakça
Biyografik ve Tarihsel Kronoloji
YABANIN TUZLU EKMEĞİ Dante ve Vergilius 16. Yüzyılda Avrupa'da Milli Dillerin Oluşumu Yazar Olarak Montaigne 17. Yüzyılda Fransız Kamusu Kötünün Zaferi: Pascal'in Politik Kuramı Üzerine Bir Deneme Montesquieu ve Özgürlük Fikri Voltaire ve Burjuva Zihniyeti Giambattista Vico ve Filoloji Düşüncesi Rousseau'nun Tarihsel Konumu Üzerine Gündelik Olanın Ciddiyetle Taklidi Üzerine 19. Yüzyılda Avrupa'da Gerçekçilik Romantizm ve Gerçekçilik Marcel Proust: Kayıp Zamanın Romanı Dünya Edebiyatının Filolojisi Mektuplar
Sunuş, Martin Vialon Adlar Dizini  | OKUMA PARÇASI |
Mektuplar için Sunuş, Martin Vialon, s. 293-298. Erich Auerbach 20. yüzyılda Alman dilinde mektup yazımının büyük ustalarından biridir. Sanatının kökleri, mektubun Goethe zamanında ve Alman idealizmi döneminde düşünsel alışverişte edebi bir tür olarak doğal bir rol oynadığı 19. yüzyılın burjuva kültürüne uzanır. Heinrich Heine, Karl Marx, Friedrich Nietzsche gibi önceki kuşaklardan ya da Thomas Mann, Hugo v. Hofmannsthal, Walter Benjamin, Hannah Arendt, Ernst Bloch, Theodor W. Adorno, Karl Jaspers gibi Auerbach'ın çağdaşı önemli mektup yazarları, bu edebi tür içerisinde iç seslerine çok yönlü bir ifade kazandırma yeteneğine sahip insanlardı. Tıpkı bu yazar ve filozoflar için olduğu gibi Auerbach için de mektup sanatsal ve bilimsel biçimleri tamamlayan ve yaşanan tarihe, kişisel konuşmalara, arkadaşlıklara ve bunların incelenmesine ilişkin düşünme sürecine şahit olmamıza olanak tanıyan bir ortamdır. Auerbach'ın mektuplarında, ince işlenmiş düşüncelerine denk düşen ince ve işlenmiş bir yazma tarzıyla karşılaşırız; ifadelerinin özlü sözlere yakınlığı gözden kaçmaz. Ördüğü cümleler, desenlerinde tek tek iplikleri bütünlüklü bir resim oluşturacak şekilde birbirine düğümlemiş olan sabır dolu kişiliği de görebileceğimiz bir halı gibi durur karşımızda. İfadesindeki çarpıcılık okurun artık kaybolmuş olduğu varsayılan, düşünsel ve mazide kalmış bir dünyanın içine dalmasını sağlar. Sürgündeki mektup örme sanatının anlaşılabilmesi için bilinmesi gereken belirleyici bi... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Beyaz Arif Akbaş, "Dünya edebiyatının filolojisi", Birgün Kitap Eki, 27 Kasım 2010 Alman filolog ve edebiyat tarihçisi Erich Auerbach ikinci dünya savaşı sırasında İstanbul'a bir mülteci olarak gelmiştir. Harp esnasında Roman Filolojisine Giriş isimli muazzam eserini buradayken tamamlamıştır. Aslında daha sonraları bir klasik başyapıt olacak Mimesis Dargestellte Wirklichkeit in der abendländischen Literatur (Mimesis: Batı Edebiyatında Gerçekliğin Temsili, 1946) kitabını yine on bir yıl kaldığı İstanbul'da yazmıştır. Auerbach 1910-13 yılları arasında hukuk öğrenimi görmesine rağmen 1914'te Roman filolojisi alanına geçmiştir. I. Dünya Savaşı yüzünden kesintiye uğrayan filoloji öğrenimine 1918'de tekrar dönerek 1921'de bu alanda doktorasını aldı. 1929'da yayımladığı Dante als Dichter der irdischen Welt (Seküler Dünyanın Şairi Dante) adlı çalışmasıyla Marburg Üniversitesi'ndeki filoloji fakültesinde öğretim üyesi oldu. Ancak Nasyonal Sosyalizmin yükselişi yüzünden 1935'te buradan ayrılmak zorunda kalmıştır. Yanlış bilmiyorsam ilk defa 1936'da Türkiye'ye gelerek İstanbul Üniversitesi'nde çalışmaya başlamıştır. 1947'de ABD'ye göç etmiş ve önce Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'nde, sonra da Princeton Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmıştır. Princeton Üniversitesinde onun yaşayan bir öğrencisiyle birkaç yıl önce bir yazışma fırsatım olmuştu. (İsmini şu an hatırlayamıyorum.) Dediğine göre Sayın Auerbach'ın eleştirel yönteminin özgünlüğünü... Devamını görmek için bkz. |  |
Gökçe Gündüç, “Türkiye'de dil devrimine tehlikeli bir yönsüzlük hâkimdi”, Radikal Kitap Eki, 30 Ekim 2010 1936- 1947 yılları arasında Türkiye’de yaşayan Alman filolog ve edebiyat tarihçisi Auerbach, Princeton ve Yale’de ders vermeden önce İstanbul Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydi. “Avrupa’nın güney ülkelerinde yaşayanlardan daha katı, daha teklifsiz, daha sevimsiz ve daha boyun eğmez türde insanlar bunlar; yine de hoş ve hayat gücüyle dolular, köleliğe ve zor işlere alışıklar, bir de yavaş çalışmaya” derken yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayanları anlatıyordu. O bizi böyle tanımıştı, şimdi Yabanın Tuzlu Ekmeği’yle biz onu tanıyacağız. Baharatlı ve tarih dolu bir şehirden Edebiyat sosyologu Erich Auerbach, 1958’de “Ancak yeterli sayıda bir kültürlü azınlık oluştuktan sonra antik çağınkiyle karşılaştırılabilecek (kültürlü bir kamuoyuna ve böylesi) bir zihniyete ulaşılmış olur ve toplumsal bir tabaka olarak böyle bir azınlık da ancak anadili eğitimin asıl ve temel aracı haline geldiğinde oluşabilir” diye yazarken, hiç şüphesiz aklında Kürtleri anadilde eğitim için mücadeleye teşvik etmek yoktu. Ama biliyoruz ki, 1938’de Müsteşar Karl Vossler’e yazdığı mektupta “Eğer sürgüne gitmek kaçınılmazsa böyle güzel, baharatlı ve tarih dolu bir şehirden daha iyisi olamaz; hiç değilse ABD’den daha iyi, en azından yüreğim için” derken, İstanbul’u anlatıyordu. Çünkü o tarihte İstanbul’a taşınalı iki yıl olmuş, İstanbul Üniversite... Devamını görmek için bkz. |  |
Yücel Kayıran, “Tin ulusal değildir”, Radikal Kitap Eki, 18 Aralık 2010 Erich Auerbach, 1937 yılının Ocak ayında, İstanbul’dan Walter Benjamin’e yazdığı mektupta dönemin Türkiye’sini şöyle betimliyor: “Var olan İslam kültürü mirasının reddi, hayal ürünü bir kadim Türklük ile bağlantı kurma, kendisine karşı nefretle karışık bir hayranlık duyulan Avrupa’yı kendi silahları ile vurmak için teknik anlamda Avrupa zihniyetiyle modernleşme. (...) Had safhada milliyetçilik ve aynı zamanda tarihsel milli karakterin tahribatı.” (s. 301) Bir buçuk yıl sonra 1938 yılının Mayıs ayında, bu sefer Johannes Oeschger’e yazdığı mektupta ise Auerbach’ın gözlemleri daha da netleşiyor: “Her şey kötü bir biçimde modernleştirilmiş durumda. (...) Yoksul ve çalışmaya alışkın olmayan ülke... (...) Dindarlığa karşı mücadele ediliyor ve İslam kültürü Arap kökenli bir yabancılaşma olarak küçük görülüyor; hem modern hem de saf Türk olma isteği söz konusu. Bu çabalar, eski yazının yürürlükten kaldırılması, Arapçadan alınmış kelimelerin atılması ve yerlerine ‘Türkçe’ ya da kısmen Avrupa dillerinden alınmış kelimelerin konması yoluyla dilin tümüyle bozulmasına kadar vardır: Eski edebiyatı okuyabilecek tek bir genç bulamazsınız, düşünsel alanda son derece tehlikeli bir yönsüzlük söz konusu.” Sağcı değil, Marksist de değil Türkiye’nin kendine özgü siyasal gerilimi açısından bakıldığında, Auerbach’ın betimlemesinin, bugün oldukça sağcı bir değerlendirme olduğunu söylemek m... Devamını görmek için bkz. |  |
Emre Ayvaz, “Mimesis’in eksikliği olsa da...”, Kitap Zamanı, 1 Kasım 2010 Alman filolog ve edebiyat tarihçisi Erich Auerbach, çok önemli ve hâlâ Türkçeye çevrilmemiş kitabı Mimesis: Batı Edebiyatında Gerçekliğin Temsili’ni 1936-1947 yılları arasında bulunduğu İstanbul’da yazdı. Tabii “bulunmak” fiilinin sükunetine aldanmamak gerek: 1935’te, Nazi iktidarı tarafından filoloji profesörü olduğu Marburg Üniversitesi’nden atılmış ve Türkiye’den davet alınca, çaresiz kabul etmişti. Kendisi de bir Türk üniversitesinde Alman edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat dersleri veren Martin Vialon’un, büyük bir emek vererek yayına hazırladığı “Erich Auerbach” seçkisi Yabanın Tuzlu Ekmeği’nin başındaki uzun sunuş yazısından, Auerbach’ın Nazilerden İstanbul’da da tam olarak kurtulamadığını öğreniyoruz: “Auerbach İstanbul’daki göç yılları süresince Alman Nazi makamları tarafından izlenmişti. Nasyonal Sosyalizm’in İstanbul’daki temsilcileri Alman Lisesi gibi kültür kuruluşları ve Alman konsolosluğu idi. (...) İstanbul’da Almanca olarak yayımlanan Türkische Post adlı gazete Nazi çizgisine getirilmişti ve Alman büyükelçisi Franz v. Papen Türk basınında Alman yanlısı bir atmosferin oluşması için maddi kaynak sağlıyordu.” Buna bir de İstanbul kütüphanelerinin Batı edebiyatı araştırmaları açısından –hele Auerbach gibi çok dilli bir âlim için– yetersizliğini eklemek gerek. “Mimesis’i zengin bir kütüphaneden mahrum olmaya borçluyum” Ama bu yetersizliğin ... Devamını görmek için bkz. |  |
Orhan Tüleylioğlu, “Eskimeyen Yazılar”, Milliyet Sanat, Kasım 2010 Alman filoloji geleneğinin son halkası sayılan, Erich Auerbach’ın (1892-1957) makale ve mektuplarından oluşan bir seçki, ölümünün üzerinden elli yılı aşkın bir süre sonra yayımlandı. Auerbach, en önemli eseri olan Mimesis'i ve çok sayıda önemli makalesini, Nazi Almanyası'ndan kaçarak 11 yıl kaldığı İstanbul’da yazmıştı. Almanya Nasyonal Sosyalizm felaketiyle sarsıldığında, Yahudi göçmeni Erich Auerbach ters yönde yol alarak Türkiye’de ikinci vatanını bulmuştu. Auerbach 1936 yılında yeni kurulmuş olan İstanbul Üniversitesi’ne geldi ve Türkiye’deki üniversitelerin Avrupa standartlarına uygun bir şekilde modernleştirilmesi çabalarına katıldı. Auerbach, İstanbul’daki göç yılları süresince, sürülme, vatandaşlıktan atılma ve Nasyonal Sosyalist Parti’nin dış kanatlarınca gözetlenme gibi baskıları yaşadı. Çoğu ilk kez Almanca’dan Türkçe’ye çevrilen metinlerden oluşan seçki, geç antik dönemden ortaçağa, oradan da yeni çağ ve Aydınlanma üzerinden 20. yüzyılın modernizmine uzanıyor. Bu yazılarda Auerbach, Montaigne, Pascal, Montesquieu, Voltaire, Vico ve Rousseau gibi düşünürlerin çalışmalarını, Dante, Flaubert, Stendhal ve Proust gibi yazarları, Mimesis'te de kapsamlı bir biçimde ele aldığı gerçekçilik meselesini ve son dönemlerde çok tartışılan "dünya edebiyatı" kavramını incelikli bir biçimde ele alıyor. O zamanki hayatını ve düşünsel ilgilerini yansıtan mektuplar ise kronol... Devamını görmek için bkz. |  |
Ali Galip Yener, “Edebiyat, hümanizm ve filoloji: E. Auerbach’ı nasıl okumalı?”, Evrensel Kültür, Haziran 2011 Okumaya başladığınız denemede başyapıtı Mimesis’i Türkiye’de yazan büyük filolog Erich Auerbach’tan (1892-1957) Türkçeye kazandırılan Yabanın Tuzlu Ekmeği adlı seçkiye ilişkin eleştirel okuma notlarına yer vermek istiyorum. Auerbach’ın makale ve mektuplarından oluşan nitelikli bir seçki Türkçede yazarın ölümünden yarım yüzyıl geçtikten sonra yayımlanabildi. Önce derlemeyi yayına hazırlayan Martin Vialon’un sunuşuna bir bakalım. Auerbach, bireylerin toplumsal değişim süreçleri sırasında kültürel yaşantıyı kavrama hususunda nasıl zorlandığını şöyle tanımlar: “[İ]nsani yaşam biçimlerinin çeşitliliğine ilişkin somut bir deneyime sahibiz hâlâ. Ancak bu çeşitlilik, her ne kadar şu an var olan halklar arasında çatışmalarla kendini belli ediyorsa da, kaybolup gitme yoluna girmiştir. Nisbeten kısa bir süre içinde uygarlıkların ya yok olacağını ya da birörnek hale geleceğini şimdiden söyleyebiliriz.” (E. Auerbach, Yabanın Tuzlu Ekmeği, Haz. M. Vialon, Metis Yay. 2010, s. 11. Yazıda sayfa numarası belirtilen bütün alıntılar –aksi söylenmedikçe– bu kitaptandır) Auerbach’ın kehanete benzer nitelikteki bu temel saptaması günümüzde kültürün endüstrileşerek birörnekleşmesi bağlamında doğrulanmış görünüyor. Sol liberal çizgide, dilbilimi, akademik kurulukta sekter bir uğraş değil, insanın kendi kendine düşünmesi için bir kılavuz... Devamını görmek için bkz. |  |
Levent Yılmaz, "Auerbach ve her köşede karşımıza çıkan 'Tek Adam' totemi", Taraf, 18 Temmuz 2012 Eric Auerbach, Almanya’nın yetiştirmiş olduğu en ünlü filologlardandı. Yahudiydi. 9 Kasım 1892’de Berlin’de doğmuş, 1921’de Greifswald Üniversitesi’nde "Erken Rönesans Dönemi İtalyan ve Fransız Romanında Teknik Üzerine" başlıklı bir doktora yapmış, 1923-29 arasında Berlin’de Preußischen Staatsbibliothek’te kütüphaneci olarak çalışmış, 1929’da Marburg Üniversitesi’nde "Leo Spitzer"’in öğrencisi olarak habilitasyonunu tamamlamış ve aynı yıl aynı üniversitede ders vermeye başlamıştı. 15 Eylül 1935 yılında NSDAP yani Alman Nasyonal-Sosyalist İşçi Partisi’nin 7. yıllık toplantısı sırasında Reichstag yani Meclis, Nürnberg’de olağanüstü toplandı. Üç kanun çıkarıldı. Biri Alman bayrağı hakkında, diğeri iki yıldır aralıksız süren bir faaliyetin sonucu olarak “Alman onuru ve kanını koruma” hakkında, üçüncüsü ise “Reichsbürgergesetz” yani Reich Vatandaşlık Kanunu. Ancak, iki yıl öncesinden başlayarak, yani daha 1933’te, yeni seçilmiş hükümet ve Führer, bir “Memurin Kanunu” hazırlamış ve 11 nisanda yürürlüğe giren bu kanunla Yahudiler kamu görevlerinden yavaş yavaş temizlenmeye başlamıştı. Kanun, ana ya da babası Yahudi olan, ya da büyükanne- büyükbabalardan biri arasında bir Yahudi bulunan herhangi birini Ari ırktan kabul etmiyordu. Yani yarım Yahudi, çeyrek Yahudi olduğu söylenenler sadece Ari olanlara hasredilmiş olan kamu görevlerinde bulunam... Devamını görmek için bkz. |  |
|