ISBN13 978-975-342-514-8
13x19,5 cm, 56 s.
Liste fiyatı: 15.00 TL
İndirimli fiyatı: 12.00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Birhan Keskin diğer kitapları
Kim Bağışlayacak Beni, 2005
Y’ol, 2006
Soğuk Kazı, 2010
Fakir Kene, 2016
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Çevre Yolu
1. Basım
Liste Fiyatı: 27.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Ba
Kapak ve Görsel Tasarım: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2005
10. Basım: Ekim 2020

2006 Altın Portakal Şiir Ödülü

Birhan Keskin'in yeni kitabı Ba, 2003-2005 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor.

Şairin 1991-2002 yılları arasında yayımlanan Delilirikler, Bakarsın Üzgün Dönerim, Cinayet Kışı + İki Mektup, Yirmi Lak Tablet + Yolcunun Siyah Bavulu ve Yeryüzü Halleri adlı beş kitabını tek cilt içinde bir araya getiren Kim Bağışlayacak Beni ile aynı anda yayımlandı.

İÇİNDEKİLER
She Left Home
monopoz
Poplin Yıllar
Eziyet
Estradiol 5.8
Hüzzam
İncir
Kırık Anafor
Yüzüm, Çölde Bir Şantiye, Sarı
Kesif Su
Afrika
Penguen 2
Ferah Ayini
Yelpaze

monogam
Aşk
Evin Halleri
Ankara
Ayna
Nehir Manzarası
Fiyort
Taş
Vaziyet
Şubat
Ağrı

monolog
Koyu Kıvam
Fotoğraf
Gül Toplamak
Güneş.. Yıldız
Dümen Suyu
OKUMA PARÇASI

Sf. 27

Şubat

Ben bu içimin yankısı, ben bu içimin koruyla

bu narı daha fazla taşıyamam.

Düşecek ellerimden, dağılıp dökülecek odaları,

dayanamam.

Benden sana mevsimlerden anne, uykularımdan tüller,

ömrümden ağrılar sızmıştır.

Bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,

kaldıramam.

Adı Şubat olan bu şiirde kalbim

uzun bir nehir gibi ağrıyor. İnat yumağım çözüldü.

Sol omzundan siyah atımı, sana düştüğüm o eski şubattan

çukurumu alıyorum.

Benden kalan boşluğa kırmızı bir araf düşüncesini koy.

Nasıl hatırlanırsa bir yaprakta bir orman

bu kez o olsun beni sana hatırlatan.

Bir gün olur senin de düşerse elinden nar

Aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar

Ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar

Çağır o zaman, anlatırım sana,

bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar.

Sanma ki inadımda sarı bir safra

dilimde uçuşan rüzgârlı bir sayfa

sözlerim...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Kemal Varol, “Kusur, İroni ve Oyun”, Mesele Dergisi, Mart 2007

Kimi şiirler bir şairi yeterince anlamamıza imkân vermeyebilir. Dahası, aynı şiirler bir çeşit ara bölgede durdukları, genel yorumlara varmamıza engel olduklarından o şair için kapsayıcı yorumlarda bulunmamıza da mani olabilir. Açık söylemek gerekirse, bu şiirler o şairin belki de “en iyi” şiiri olarak da addedilmeyebilirler. Hem zaten, ne okurların, ne de eleştirmenlerin dikkatini çekmiştir sözü edilen ürünler. Dahası, başka şiirlerine gösterilen ilgi karşısında, şairi tarafından da ötelenmiş bir şiir olabilir bu türden şiirler. Öteki şiirlerle kısmen bir akrabalık gösterdiği halde, biraz ayrıksı, belki de başka bir yola çıkma niyetiyle yazılmış ama devamı getirilmemiş, üzerinde yeterince çalışılmamış intibasını yaratan, hadi açıkça söyleyelim artık, belki de bir parça “kusurlu”, onca iyi şiir dururken kitaba neden alındığı kestirilemeyen şiirlerdir sözünü ettiği...

Devamını görmek için bkz.

Tuna Kiremitçi, “Birhan Keskin’in yeryüzü halleri...”, Varlık Dergisi, Ağustos 2003

Bazı şiir kitaplarıyla sadece içlerindeki güzel şiirler için ilgilenmiyor insan. O kitapların kökeninde yer alan, yazılışına kaynaklık eden fikirden dolayı da ilgileniyor. Haliyle, baştan sona “kitap” olarak tasarlanmış, bütünlük kaygısı taşıyan eserler oluyor bunlar. Üstelik, bu tür kitaplara edebiyatımızda her zaman rastlanmıyor. Bunun nedeni de, bütünlüklü bir şiir kitabı tasarlamanın zorlu, belli bir olgunluk gerektiren bir çaba olması belki de. Böyle bir çabanın artılarını ve eksilerini düşündüğümüzde, belki şunu söyleyebiliriz: Belli bir konsept dahilinde yazılan şiir kitapları, şaire imge ve konu yaratmakta belli bir kolaylık sağlıyor olabilir. Tabii sınırlar ta en başından çizildiği için, şairin özgürlüğünü kısıtlayan bir yanı da var bunun. Yine bazı şairler, bu kısıtlılık halini şiir lehine kullanmasını gayet iyi biliyor.

Birhan Keskin, böyle şairlerden... 1991 tarihli ilk eser...

Devamını görmek için bkz.

Orhan Koçak, “Yüce’den utanmamak”, Virgül Dergisi, 39, Şubat 2003

Modern (post-romantik) şairin alametifarikasıdır: Güneşe dimdik bakılamayacağına inanmıştır, sadece tutulmasıyla ilgilenir: Yüce, doğrudan el konulabilecek, hatta öylece maruz kalınacak bir şey değil, ancak çevresinde dolanılabilecek, azar azar dolaşıma sokulabilecek ya da sonrası yaşanılabilecek bir deneyimdir. Bu çekingenlikte büsbütün haksız da sayılmaz, çünkü yücenin duygusuyla bayağınınki arasında çok ince, çok geçirgen bir zar vardır: Yüce’nin verdiği ürpertinin bir benzerini sahiden kof, sahiden sahte, sahiden bayağı olan karşısında da hissetmez miyiz sık sık? (Baudelaire bunu araştırmıştı.) Belki sadece Dıranas’ta (“Köpük”, “Büyük Olsun”, hatta “Ağrı”) ve Cansever’de (“Ha Yanıp Söndü, Ha Yanıp Sönmedi Bir Ateş Böceği” ve “Bir Yitişten Sonra”) görece utançsız, ikirciksiz bir yüce ile karşılaşırız. Yüce’nin deneyiminin çoğu zaman fazla şekerlenip ağdalaşabildiğine, hatta rüküşleşebildiğine kendi mesle...

Devamını görmek için bkz.

Ece Temelkuran, “Yeryüzü Halleri: Ah! Hallerim...”, Milliyet Gazetesi, 1 Nisan 2002

“Uçurumu anladım / inadım bitti artık"

Eve dönüyordum, dönmek denirse... Ötede harabe etmişler beni, almışım ağzımın payını. Yıllar önce. Küf kokan bir şehirlerarası otobüste bir daha hiç iyi bir şey olmayacağına inanıyorum. Kesinkes suspusum. Bir dergi karıştırıyorum güya, bakmıyorum ya, neyse... Camdaki yüzüme müzüme bakıyorum, insanlara minsanlara takılıyor gözüm. Mözüm de var, onları çıkarıp koymuşum uzaktaki birinin kucağına. Canını acıtırım sanmışım, gençlik işte. Koca bir "güya" olarak zalim florasanlı bir mola yerine gelmişim.

Kimse görmesin diye başımı dergiye gömüyorum sonra. Burnumun tam ucundaki satırda bir şey buluyorum, aniden:

"Uçurumu anladım / inadım..."

"Birhan Keskin’in son kitabında..." Son derece vesaire kıymetsizliğinde bir cümlenin içinde bir şiirin, ama hakiki bir şiirin iki dizesini buluyorum. Bu ismi...hiçbir ismi tutamaz su aklım... yıllar boyunca akl...

Devamını görmek için bkz.

Sırma Köksal, “Birhan Keskin şiiri”, Milliyet Gazetesi, 4 Mart 2002

İyi şiir ardından konuşulacak en son şeydir genellikle. Sözün en duru halidir, hatta son sözdür. İyi şiir susmanız ve paylaşılamaz olanın içsel deneyimini sürdürmenizle tanımlanır. Ya da ben böyle tanımlıyorum. Ama bu tanım ister üstüne anlaşılabilir bir doğruluk içersin, ister kişisel bir tanım olarak kalsın, Birhan Keskin’in şiirini anlatmakta çok kullanışlı bir durum yaratıyor. Üstüne, daha doğrusu ardından söylemeye kalkışacağınız her şey gereksiz ve fazladan kalıyor, çünkü o söylenebilecekleri söylemiş olarak bitiriyor şiiri. Gerisi susup içinizde kalanı dinlemek. Orada "bir kapı, ötekine gıcırtıyla gerinerek açılacak, / mutfakta çayın sesi demlenmeye başlayacak". Anlatılamazın anlatılamaz oluşu dile getirilmiş bir kez.

Bizi buraya getirip bırakan iyi şiirlerin hemen tümü gibi, buz gibi bir yüzeyi var Birhan Keskin’in şiirinin. Sakin, mesafeli, soğuk, iyi traşlanmış, pürüzsüz. Kolayca duygularınız...

Devamını görmek için bkz.

Hüseyin Ferhad, “Siyah bir ışık damlası”, Cumhuriyet Gazetesi, 28 Nisan 2005

Örümcek sabrın bir ifadesidir, kibrin, kendine yetmenin bir s'imgesi. Kaygan, yaldızlı, vakur. Hemen her yerde bulunmasına karşın ben-i dem'le ilişkileri daima mesafeli olmuştur. Keza onun indinde 'beşer' demek Kâbil demektir: Cellad. Kimi dinler tarafından bir metafor olarak kutsanmış, kimi tarikatlar tarafından tanrısal tözle, erkle eşlenmiştir. Yine de katledilmekten, hem de görüldüğü yerde öldürülmekten kurtulamamıştır. Dilimizdeki 'örümcek kafalı' tabiri de büyük bir haksızlıktır. Ne cırcır böceği gibi eblehtir çünkü, ne sırtlan, çakal gibi bir asalak. Yannis Ritsos'un şu dizesi tam anlamıyla bir iade-i itibardır: "bize çıplak duvara dik tırmanmayı öğretmiş olan-" Ritsos, Yunan antologyasının bir imlâ işaretidir. Homeros'la, Kavafis'le bütünleşen poetik geleneğin bir nirengi noktası. Traklar Yunanlılardan daha yaşlı bir halktır. Ama Trak uygarlığından söz etmek abesle iştigal olur bugün. Ne ...

Devamını görmek için bkz.

Ece Temelkuran, “Kalp yiyen”, Milliyet Gazetesi, 3 Mart 2006

Çölde

Bir yaratık gördüm, çıplak, vahşi

Çömelmiş oturuyor

Yüreğini ellerinde tutuyor

Yiyordu.

Dedim ki: "Tadı güzel mi dostum?"

"Acı, acı", diye karşılık verdi;

"Ama seviyorum

Çünkü acı

Ve benim kalbim" (H. Crane)

Tombul ve sıkış tepiş egolar arasında ya da botokslu benlikler kenarında bazen boğuluyorsan eğer, üstüne yığılıyorsa o gürbüz "Ben! Ben! İlle de ve özetle ben!"ler... Bu dünyanın tek yangın merdiveni şiirdir. Çünkü şair kişi, "Ben hiç kimseyim!" (Emily Dickinson) deyip üzerinden insan ağırlığını alabilendir.

"Ben sadece atan bir kalbim" (Proust) deyip tül gibi hafif, geçip yanından sadece ürpertebilendir. "Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız" (Turgut Uyar) deyip aniden, senin o yaldızlı, staras taşlı, süslemeli, oymalı, kakmalı egonun altındaki kilimi çekip seni tepetaklak yere serebilendir.

Bütün bunları yapabilmesinin tek nedeni "acı bir kalbi" olmas...

Devamını görmek için bkz.

Veysi Erdoğan, "Birhan Keskin'in şiirine genel bir bakış denemesi", 20 Nisan 2006

I. Çocukluktan gelen kekemeliğin üstdil’i, lirizm ve natürel aşkınlık

Birhan Keskin’in şiiri, çocukluktan ödünç alınmış bir dilin, yazınsal bir konuşma metnine çevrilmiş halini andırır. Şiirin özünün bu bilinç etrafında yoğrulmuş olması, çocuklara özgü o “yeniyetmelik” halinin “kekeme”liğini bir imkân olarak sunar şiire; ama bu durum yarım bırakılmış “eksik” bir söyleme tâbi olmadığı gibi, “kekeme”liğin şiire sunduğu “üstdil”in olanaklarından uzakta bir yerlerde sıkışmış da değildir. Çünkü açılmaya ve açımlanmaya müsait bir şiirin yapısı “basit”e indirgenemeyecek derecede bir ilerlemeyi her zaman için kendisinde barındırır. Bu hususta Enis Akın, “Bir Erdem Olarak Kekeme Büyük Türk Şiiri” adlı yazısında kekeme şiire dair şöyle der: “Kekeme şiir, zor şiirdir, şiir yazarının hayatından çıkarttığı bir sebepten yazılmış şiirdir… Kekeme şiir yazanların önemli bir özelliği gür bir...

Devamını görmek için bkz.

Kemal Varol, "Kusur, İroni ve Oyun", Mesele Dergisi, Mart 2007

Kimi şiirler bir şairi yeterince anlamamıza imkân vermeyebilir. Dahası, aynı şiirler bir çeşit ara bölgede durdukları, genel yorumlara varmamıza engel olduklarından o şair için kapsayıcı yorumlarda bulunmamıza da mani olabilir. Açık söylemek gerekirse, bu şiirler o şairin belki de “en iyi” şiiri olarak da addedilmeyebilirler. Hem zaten, ne okurların, ne de eleştirmenlerin dikkatini çekmiştir sözü edilen ürünler. Dahası, başka şiirlerine gösterilen ilgi karşısında, şairi tarafından da ötelenmiş bir şiir olabilir bu türden şiirler. Öteki şiirlerle kısmen bir akrabalık gösterdiği halde, biraz ayrıksı, belki de başka bir yola çıkma niyetiyle yazılmış ama devamı getirilmemiş, üzerinde yeterince çalışılmamış intibasını yaratan, hadi açıkça söyleyelim artık, belki de bir parça “kusurlu”, onca iyi şiir dururken kitaba neden alındığı kestirilemeyen şiirlerdir sözünü ettiğim bu şiirler.

Birhan Keskin’in yedi kitabın...

Devamını görmek için bkz.

Veysi Erdoğan, "Bedenin İçindeki Burgaç: Birhan Keskin’in Ba Kitabı Dolayımında Kadınsılığın İç Doğasını Anlama ve Ben’in Yeryüzüne Eklemlenme Çabası Üzerine Bir Okuma Denemesi", Yasak Meyve Dergisi, Mayıs-Haziran 2007

Birhan Keskin’in Ba kitabı, Türk şiirinde kadınsılığın biyolojik doğasını yansıtması açısından bir ilk kitap özelliği taşır. Şu ana kadar yazılmış şiirler, genellikle feminist öğeler etrafında şekillenmiş, duyarlılık alanı kadının özgürleşmesi, kimliği, erotizmi, benlik sayıklamaları üzerinde yoğunlaşmıştır; fakat Birhan Keskin gibi kadının biyolojik yapısının ruhsal dengeye yansıması üzerine bir söylem geliştiren olmamıştır.

Bu kitapta Keskin, huzursuzluğunu, yakınmalarını ve hüznünü; monopoz, monogam ve monolog kavramları etrafında kurarak, tekil ( mono) bir söylemle ifadelendirir. Ba’nın ilk bölümü olan monopoz, diğer bölümlerin...

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova