ISBN13 978-975-342-517-9
13x19,5 cm, 376 s.
Liste fiyatı: 382.00 TL
İndirimli fiyatı: 305.60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Meltem Ahıska diğer kitapları
Havalandırma, 2002
yad, 2020
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Radyonun Sihirli Kapısı
Garbiyatçılık ve Politik Öznellik
Yayıma Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Tasarımı: Emine Bora, Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2005
2. Basım: Kasım 2018

Günümüz Türkiyesi'nde kurgu ile gerçeğin bu kadar sıklıkla karıştırılmasını, birbirinin yerine konmasını nasıl açıklayabiliriz? Ahıska'nın Cumhuriyetin ilk dönemindeki radyo yayıncılığını konu alan kitabını okuduğumuzda, bir dönemin iktidar kurma biçimlerinin, teknoloji ile fantazi arasındaki ilişkinin bugünü etkileyiş tarzını açıkca görebiliyoruz.

Radyonun Sihirli Kapısı, radyo üzerine bir inceleme. Ne var ki asıl gayesi radyo yayıncılığının incelenmesinden hareketle Türkiye'de bir yönetsellik biçimi olarak Garbiyatçılığı ve bu temelde gelişen politik öznelliği anlatmak. Doğu/Batı, modern/geleneksel, model/kopya ve benzeri ikiliklere karşı çıkan, bu ikilikleri tam da Garbiyatçılığı kuran, diyalojik neden ve sonuçlar olarak gören bir anlatı bu. Yazar bu ikilikleri çözebilmek, zihnimiz üzerindeki ağır hükümranlıklarını sonlandırmak için, sözgelimi radyo arşivlerinin yok edilmesinden BBC Türkçe Servisi'nin Türkiye politikalarına kadar uzanan geniş bir olgusal alanı anlatısına dahil ediyor.

Bu kitabı çok tartışacağız, devreye soktuğu analitik kavramı, Garbiyatçılığı da öyle. Radyoyla büyümüş kuşaklar geçmişe başka bir gözle bakmayı deneyebilirler böylece. Ama asıl televizyona doğanlar… onlar da bugün ekranlarda sürüp gideni daha kolay anlamlandırabilecekler.

İÇİNDEKİLER
Teşekkür

1. Giriş
Milliyetçilik, Yer ve Zaman: Radyonun İlk Yılları
2. Garbiyatçılık: Tarih ve Kuram
3. Radyo Stüdyosu ve "Milletin Sesi"
4. Londra Türkiye'ye Sesleniyor
5. Radyo Konuşmaları: Neşeli Ol ki Genç Kalasın!
6. Radyo Oyunları: Kadınlar ve Erkekler
7. Sonuç
Garbiyatçılık: Bugüne Dair

Ek: Radyo ile iligili Meclis Tartışması (1945)
Kaynaklar
Dizin
OKUMA PARÇASI

s. 60-64


(...)

Geçmişin kişiselleştirilmesine ait başka çarpıcı örnekleri, radyonun tarihiyle ilgili 1970-80'lerde hazırlanmış ve yayınlanmış radyo programlarının(1) kurgulanma mantığında da bulmak mümkün. Bu programların, bazı arşiv kayıtlarına dayansa da, yayıncıların yorumsal süzgecinden geçerek hazırlanmış, geçmişe yönelik bir araştırma-kurgulama olduğunu belirtmek gerek. Bu yüzden bu programları radyoya ilişkin arşiv belgeleri olarak değil, "radyo anıları" olarak düşünmek daha doğru olacaktır. Sözü edilen programlarda radyonun tarihi "ilginç" anıların bir araya getirilmesi ve araya serpiştirilen eski müziklerle oluşturulmuştur. Programlardan birinde radyonun ilk yılları "dünyanın küçülerek" radyoya sığması olarak betimlenir.(2) Küçülen dünyada ise sürekli yaşanan aksaklıklar, muziplikler, yanlış anlamalar, ve esas olarak duygulanımlarla kişiselleştirilmiş deneyimler aktarılmaktadır. Birkaç örnek verirsek: 1920'lerin sonunda Ankara Radyosu Müdürlüğü yapan Hayrettin Bey'in o döneme ilişkin kara mizah sayılabilecek anısı şöyle: Radyo binasında "daktilo düştü" diye yükselen çığlıkları, yeni tamir edilen ve tescilli devlet malı olan yazı makinesinin düşmesi olarak anlayıp telaşlanıyor, oysa düşen makine değil, pencereden atlayarak intihar eden sekreter! Kimi zaman "ilginç"lik olaylardan çok duygularda yatıyor. Örneğin Safiye Ayla, 1930 başlarında İstanbul'da Yeni Postane'nin üzerindeki "radyo müessesesinde" söylediği ilk şarkıyı, "Nerdesin...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Maruz Zat, “Radyonun Sihirli Günleri: Meltem Ahıska”, Aktüel, 18-24 Mayıs 2004

Biz kimiz? Türk üst başlığında toparlanmaya çalışılan Cumhuriyet dönemi kimliği nasıl ve kimler tarafından şekillendirildi? Bir millet yaratma sürecinde bu "Türklük" kavramının içi nasıl dolduruldu? Halkın dolduruşa getirilmeye çalışıldığı süreçte Ankara'yı mesken tutan seçkinler nasıl bir söylem oluşturdu? Bu söylemi yaymakta radyonun işlevi neydi? Batı karşısındaki aşağılık duygumuzu bastırmak için Garbiyatçılık üst başlığı altında toplanabilecek ne gibi savunma mekanizmaları yaratmaya çalıştık ve hâlâ etkisinden kurtulamadığımız nasıl bir fantazi dünyası kurduk? Sosyolog Meltem Ahıska, Metis Yayınları'ndan çıkan Radyonun Sihirli Kapısı Garbiyatçılık ve Politik Öznellik adlı çalışmasında bu sorulara yanıt arıyor. Bu yanıtı ararken de her araştırmacının yapması gereken şeyi yapıyor ilk olarak ve radyo arşivlerini incelemek üzere İstanbul Radyosu'nun kapısını çalıyor: "Eski yayıncılar ve yöneticilerle görüşmeler ilerledikçe, arşivlerin yok olması ya da yok edilmesiyle ilgili hikayelerin sayısı da arttı.

Görüştüğüm kişilerin çoğu arşivlerin mevcut olmamasını olağan buluyor, hatta arşivlerin yok edilmesiyle ilgili trajikomik hikayeleri bir tür zevkle anlatıyordu. Bunlar içinde en çarpıcı olan, eski taş plakların daha kolay saklansın diye ikiye kırılarak bir sandığa koyulmasıydı. (Yazılı belgeler ise düzensiz biçimde Ankara Radyosu'nun deposuna yığılmış, burada çürümeye ...

Devamını görmek için bkz.

Feridun Andaç, “Radyo günlerini aramak”, Dünya, 16 Mayıs 2005

Radyonun bugün de etkinliğine, gücüne inanırım.

Yirminci yüzyıla adımda teknolojik gelişmenin bir göstergesi olarak hayatımıza giren radyo, neredeyse bir yüzyıldır varlığını koruyor.

Hayatın dünyaya açılan penceresi olarak görebileceğimiz radyo, sesin anlamını, sözün gücünü getirip hayatımıza katarken; bir bilgi, zaman zaman da eğlence aracı olmasıyla önem kazanmıştır.

Gündelik yaşantımızın ayrılmaz parçası durumuna gelmesinde haber/yorum, eğlence, bilgilendirme vb. kaynakları getirip bize sunmasının etkisini yadsıyamayız.

Uzağı yakın kılmak deyimini radyo için söyleyebiliriz.

İletişim ağının, teknolojinin alıp başını gittiği bu günlerde sözünü ettiğim kaynaklara insanların erişmesi daha da kolaylaştı elbette. Ama tüm bunların, radyonun, yani o 'büyülü kutu'nun tümüyle yerini aldığını söyleyebilir miyiz? Sanmıyorum!

Gelinen yerde radyonun sözünü ettiğimiz anlamı/yeri, hatta değeri, bir ölçüde de amacı farklılaşmıştır.

Meltem Ahıska'nın önemli bir çalışması okuyorum bu günlerde: Radyonun Sihirli Kapısı.

Radyo üzerine yapılmış övünülesi bir çalışma.

Ahıska, radyonun çıkış noktası ile geldiği yeri anlatırken; değişimin içerikte ve uygulamada neleri karşımıza çıkardığını da dile getiriyor.

Şu tesbiti önemlidir onun: "Radyo yayıncılığı 1930'ların sonundan 1990'ların başına kadar devletin kontrolünde gerçekleştirildi. Bunu sağlayan hukuki çerçeve özel ve ...

Devamını görmek için bkz.

Zehra Başar, “Küçük Kutudaki ‘Büyük’ Adamlar”, Radikal kitap Eki, 3 Haziran 2005

Radyonun Sihirli Kapısı – Garbiyatçılık ve Politik Öznellik, 1995- 99 yılları arasında yazılmış – araştırılmış bir çalışmanın, yeniden düşünülmesi. Meltem Ahıska, Batıyı model alan, hem de milli olması gerektiği düşünülen bir Türk milletinin hayal edilmesinin, radyo yayıncılığıyla ilişkisini inceliyor. Okuyunca, iletişim araçlarının gücünü bildiğimiz halde masumiyetine pek dokunmadığımız radyomuz, Türk kimliği, Batı modeli gibi mühim konulara dahil oluyor.Türk milletinin kuruluşunda, gülüş biçimine kadar hemen her davranış ve düşünüşü empoze eden diktatoryal bir güç oluyor.

Oysa biz radyo deyince, bir zamanlar, küçük bir kutunun çevresine dizilip dinlenen, “Arkası Yarın”, “Radyo Tiyatrosu”, “Türküler ve Oyun Havaları”, “Ajans”lardan duyduğumuz sesleri hatırlarız. Birlikte dinlemenin, bağlarımızı güçlendirdiğini düşünürüz. Yalnız ve uzakta olduğumuzda, yalnızlığımızı çoğalttığını. Başkalarının da aynı sesi duyuyor olduğunu bilmemizin, yalnızlığımızı belki de azalttığını... Radyo, eğlendiricidir, biliriz. Eğiticidir, bilgilendiricidir. Onun, imge yaratma gücünden söz ederiz. Sesin, ihtiyacımız olan görselliğe ‘özgürce’ dönüşmesinden… Radyonun, hayalimizi geliştirme gücünden ve faydasından...

Bir zamanlar batıdan gelen bu teknoloji, ne de olsa, kocaman bir dünyayı küçücük bir kutuya sığdırıvermişti. Sanırım çoğumuzun, “Bu kutudan konuşanların küçük adamlar olmadığ...

Devamını görmek için bkz.

Zafer Yenal, “Gerçeğin konservesi”, Virgül, Temmuz Ağustos 2005

“[Y]oktan var edilen” efektlerin alanında yaratıcılık ile iktidarın, oyun ile gerçekliğin birbirini nasıl etkilediğini görmek mümkün. Efektler ve müzikle gerçekçileşen radyo oyunları, “milli” manzarayı stüdyonun “boşluğunda” sesle taklit etmek anlamına geliyordu. Oyunlarda çoğunlukla yüceltilen Anadolu’yu temsil ettiği varsayılan doğa sesleri bile Ankara’daki stüdyolardan ya da çevrede yapılmış kayıtlardan geliyordu. Örneğin [Ertuğrul] İmer köydeki bir derenin sesini, Ankara’daki su oluklarından kaydettiği sesle üretmişti. (s. 273)

Radyonun Sihirli Kapısı’ndan alıntıladığım bu cümlelerin, bu çalışmadaki temel meseleleri ve kaygıları tartışmak için bir kalkış noktası oluşturabileceğini düşünüyorum. Yukarıdaki alıntıda hemen kendini hissettiren ve genel olarak kitabın bütününe de sirayet eden bir gerilimin mevcudiyetinden söz etmek mümkün. Radyo teknolojisi yoluyla Türkiye’nin farklı yerlerine dağılan bu gerilimin bir ucunda, çok yaratıcı ama bir o kadar da yapay bir kurguya yaslanan yollarla üretilmiş, arzulanan ve hayal edilen “millet”le ilgili bir hakikat temsili var; diğer ucunda da, bu temsilin üstünü kapatmaya çalışırken içinde barındırdığı ve yeniden şekillendirdiği farklı düzeylerdeki maddi süreçlere dair sıkıntılar, boşluklar ve karşıtlıklar. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren ortaya çıkan ve bugünlere de taşınan bu gerilimi tespit etme, anlama ve yorumlama çabasının ki...

Devamını görmek için bkz.
 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2025. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X