ISBN13 978-975-342-998-6
13x19.5 cm, 160 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kenarda, 2003
Gençlik Düşü, 2006
Son Adım, 2011
Bir Dava, 2019
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Yankı Enki, "Yok olma alıştırmaları", Remzi Kitap Gazetesi, Mayıs 2015

Yalnızlık ve tek başınalık, sadece sosyolojinin ya da psikolojinin konularından biri değil, edebiyatın da temel meselelerinden biri. Romanlar ve öyküler, modern bireyin öyküsünü anlatmaya başladığından beri, tam olarak ne istediğini bilmeyen, bu dünyaya neden geldiğini ve neden gitmek zorunda olduğuna cevap bulamayan, varlığının anlamını aradığında koskoca bir boşluktan başka bir şeyle karşılaşamayan insanları kahraman ilan ediyor. Sadece yüksek edebiyat klasikleri değil, popüler edebiyat eserleri de uğraşıyor bu meseleyle, çünkü gerçek hayatta, sokakta, varoluş ve yokoluş arasında gidip gelen birçok isimsiz kahraman var.

Ayhan Geçgin’in Uzun Yürüyüş'ünün de isimsiz bir kahramanı var. Bir isminin olmaması manidar, çünkü o, zaten var olmak istemeyen de biri. Uzun bir yürüyüşe çıkıp, bir süre sonra yola niye çıktığını unutan, insan sesinden acı duyan, dünyadan yok olmanın hayalini kuran, insan olduğunu, dünyanın döndüğünü bile unutmak isteyen, hatta unutmayı da unutmak isteyen bir kahramanın öyküsünü anlatıyor Geçgin. Tek bir cümlede özetlemek gerekirse, Uzun Yürüyüş, varlıktan yokluğa doğru yürüyen bir adamın öyküsü. Bir yandan isimsiz bir kahramanın, ama diğer yandan çok isimli, daha doğrusu herhangi bir ismi kendi üzerine alabilecek bir kahramanın yolculuğu bu; var olmanın ve yok olmanın denklemindeki bilinmeyenler nedeniyle artık ismi cismi kalmamış bir kahramanın yürüyüşü...

Bu kahraman, birilerinin yalnız bıraktığı biri mi yoksa yalnız kalmak kendi tercihi mi, orası tartışılır. Bu nedenle Uzun Yürüyüş yalnızlığa bir övgü olarak okunabileceği gibi, insanın yalnız yaşayamayacağının, dünyanın buna izin vermediğinin bir kabulü olarak da görülebilir. Kimi okurlar için başkaldıran bir öykü, diğerleri için teslimiyetçi olabilir. İnsanın yaşamak için başkalarına ihtiyaç duyduğu gerçeği de görülebilir bu romanda. Hatta, başka insanların ötesine geçip daha mistik bir arayıştan da bahsetmek mümkün. Özellikle “Kendi içimden bir sesin, çok önceden sönüp gittiğini düşündüğüm bir sesin yeniden yükseleceğini mi ummuştum? Ancak burada, bu boşlukta duyulabilecek, işitmenin artık kulaklarım dediğim şeyle ilgisinin olmayacağı bir ses?” gibi satırların olduğu bölümler, bize içsel bir yolculuğu, bu uzun yürüyüşün aslında uzaklara değil, içeriye, derinlere doğru yapıldığını ve bu yüzden uzun sürdüğünü de düşündürüyor. Kendimize ve varoluşa dair hakikatin uzaklarda olmadığına, çok yakınımızda barındığına bizi ikna ediyor.

Kitap, bu bireysel öykünün yanında, siyasi ve toplumsal bir portre de sergiliyor. Arka plandaki olaylar sayesinde, bu uzun yürüyüşün 2013’te başladığını görüyoruz, çünkü kahramanımız evinden ayrılıp sokaklarda yaşamaya başladıktan sonra, kendisini mayıs-haziran aylarındaki Gezi Parkı eylemlerinin içinde buluyor. Kitabın “şehir” ve “dağ” başlıklı iki bölümü var. Şehirdeki arayışı belirsiz bir şekilde sona eren kahramanımız, kendisini Güneydoğu’da bir dağda buluyor, ama oraya nasıl vardığı meçhul. Dağdayken, yaşamak ya da yok olmak gelgitleri içinde bu kez gerillalarla karşılaşıp onlarla birlikte zaman geçiriyor. Bu toplumsal detayların romana politik bir kimlik verdiğini söylemek zor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova