ISBN13 978-975-342-521-6
13x19,5 cm, 160 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
de ki işte, 1990
tümceler, 1990
yürüme, 1992
hani, 1993
yakın, 1997
ile, 1999
uzak, 1999
Çengelköy Defteri, 2001
olmayalı, 2003
Doğançay’ın Çınarları, 2004
sayıklamalar, 2005
Geç Gelen Ağıtlar, 2005
kesik esin/tiler, 2005
ol/an, 2005
Meşe Fısıltıları, 2007
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Kıvanç Koçak, “Herkesin içinde bir yengeç var mıdır?”, Birgün Pazar, 5 Haziran 2005

Bilinir, kendi kendine konuşmanın pek de makbûl olmadığı bir memlekettir burası. “Kendi kendine konuşana deli denir” ne de olsa. Oysa insanın herkese anlatamadığı şeyler yok mudur? Düşünmekten bile korktuğu şeyler; aklına getirmekten kaçındığı, kendisiyle yüzleşmeyi göze alamadığı şeyler… Gel gör ki, günün birinde patlar insan, içinde tutamaz olur. İlle de ses vermeye karar verir. Ama işte insanın herkese anlatamadığı şeyler vardır. Oturur kendine anlatır… Oruç Aruoba da, son kitabı Benlik’te, kendi kendisiyle konuşuyor. Kendi kendisiyle konuşurken, kendisine bakıyor. Kendisine bakarken, aslında okuyucusunun da kendisini görmesini sağlıyor; hem Aruoba’yı hem de okurun bizzat kendisini yani.

1990’dan beri tüm Aruoba kitaplarını yayımlayarak bir “Oruç Aruoba Koleksiyonu” oluşturan Metis Yayınları’ndan çıkan Benlik’i, bir “iç konuşma kitabı” olarak görmek mümkün olsa da Aruoba, henüz kitabın başında okuru uyarmadan geçmiyor: “[M]etin toplamı, gene de, alışılmış anlamında, ‘özyaşamöyküsel’ değildir: dikkatli okur, bu kitap içindeki metinlerin ‘birinci şahıs’ta olduğunu; ama, ‘benlik’ sözcüğünün –bir kavram niteleyici anlamında- geçmediğini, görecektir. Bir de şunu: bu metinlerde ne görürse görsün, ya da gördüğünü sansın, bunun, kendi gördüğü-göreceği, görebildiği; kendine ait- bir şey olduğunu: yani, kitabın, aslında ‘ikinci –yani, işte, ‘üçüncü’ şahıs’ta olduğunu…”.

Aruoba, bu son kitabında da kendine özgü tarzını koruyor. Bol göndermeli, alıntılı, “motto”lu bir kitap Benlik. Fakat göndermeler/alıntılar/mottolar yine tam da Aruoba tarzı olarak, “metnin yolunu açıcı”. “Benlik”, “Burada”, “Yengeç” ve “Sahicilik Sahtelik Üzerine Geri-Bakışlı Notlar” başlıklı dört bölümden oluşan kitabın ilk ve en kısa bölümünde -buraya bölümden ziyade “giriş” demek daha doğru sanki- yazar kendisini kitaba iten noktalara değiniyor.

“Burada”, başlıklı ikinci bölümde 13 ayrı parçaya bölünmüş metin, Edip Cansever’in “Yengeç” şiiriyle paralel gidiyor. Aruoba, “burada”ki metinleri Cansever’in şiiri üzerine oturtmuş: İkiye bölünmüş sayfanın bir yanında şiir, diğer yanında ise metin akıyor. Bir yerde olmak kavramı ve bunun farkına varmak üzerine kurulu bölümde, özellikle Eski Ahit’te geçen Tanrı ile İbrahim arasındaki konuşmayı ele alan kısım, “buradayım” demenin aynı zamanda nasıl bir tür meydan okuma olduğunu da gösteriyor: “Eski Ahit’in Tanrı’sı zaman zaman, ‘seçtikleri’ne seslenir: ‘İbrahim, İbrahim –neredesin?’ ‘İşte ben –buradayım.’ Dinin mantığı içinde, Tanrı’nın, İbrahim’in ‘nerede’ olduğunu bilmemesinin –onu görememesinin- olanaksız olduğunu düşünürsek, ona seslenmesinin amacının onun ‘yer’ini ‘tespit’ etmek değil; nasıl bir bilinç konumunda olduğunu kendi ağzından işitmek, olduğunu anlarız. Dolayısıyla, İbrahim’in verdiği yanıt da, ‘şu şu yerdeyim’ saptamasını bildirmek değil; ‘söyle söyleyeceğini –ben hazırım’ gibi bir anlamdır”.

“İçimdeki Yengeç”

Kitabın ana parçasını ise “Yengeç” bölümü oluşturuyor. “İçimde bir yengeç var” girişiyle başlayan bölüm, bir hesaplaşma denemesi de aslında. Metnin yıllar içinde oluştuğu fark edilse de –bu durum zaten yazar tarafından da çeşitli defalar hissettiriliyor, belirtiliyor–, temel değişmiyor: “İçimdeki ne?”. Aruoba, kendisi dışında bir varlığın onu sürekli seyrettiği/gördüğü, yönlendirdiği noktası üzerinden hareket ediyor ve ona “yengeç” diyor. Yazarın anlamak için çabaladığı, her türlü memnuniyetsizliğini –ki memnun olması çok zor– “kıskaçlarını takırdatarak” ifade eden bir yengeç: “Öyle şeyler oluyor ki, (…) benim ‘özne’ olarak işe katılmamla tam olarak açıklanamıyorlar; bir başka ‘özne’; bir ‘öteki’ gerektiriyorlar açıklanmak için – içimde bir ‘başkası’nın bulunduğunu, canlı ve etkin olduğunu; benim içimde, benim yaşamsal etkinliklerime katıldığını varsaydığımdaysa, kolayca açıklanıyorlar”.

Metinde yol aldıkça, yazarın çeşitli tarifleriyle bir türlü memnun olmayan, uyumsuz, adeta zamanın dışında, hiçbir şeyi unutmayan, ısrarcı, inatçı, hep aykırılıklar vb. yaşayan yengeç metaforunun aslında yazarın çelişkilerini, kararsızlıklarını, hayallerini ve en temelde de özgürlük kavramıyla kurduğu ilişkiyi temsil ettiği anlaşılıyor: “Tam özgürlük istiyor benden – özgürlüğümü tamamlamamı”, “Benim gerçekleşmemiş anlamlarımı anlıyor o: benim yaşayamadığım yaşamımı yaşıyor”, “Hayallerim, düşlerim ile gerçeklerim arasındaki sallantılı konumum, onu rahatsız eden – gerçekleşemeyecek düşler kurarken yarattım onu, demek ki”.

Yüzleşmeyi göze almak

Aruoba’nın (ve belki de herkesin kendi) yengecinin konumunu, peşinden koşturup durduğumuz, sonra vazgeçtiğimiz hayallerimizi attığımız bir tür bilinçaltı olarak değerlendirmek mümkün sanki (Aruoba metinde, bu bilimsel yaklaşımı da fazla ciddiye almıyor ama). Bir zaman için de olsa tutkuyla bağlandığımız, ancak hayatın savurmalarıyla unuttuğumuz, peşinde olmaktan caydığımız ne varsa, daha sonra karşımıza çıkarmak için, yengeç kovuğuna taşıyor. İşte böylesi bir yüzleşmeyi göze alıp alamama meselesinin kitabı aslında “Benlik”. Çünkü tüm o tutkulu bağlanmalar/hayaller bir benliği, kişiliği oluşturan temel değerler. Bu anlamda yengecimiz, savsakladığımız kişilik değerlerimizi bir gün tekrar karşımıza çıkarmak için saklama gibi bir niteliğe de bürünüyor. Gün gelip de, “yeterince özgür müyüm?” sorusunu kendimize sorduğumuzda, oturacağımız hesap masasında karşımızda yer alacak olan da o: “Çünkü istenenleri yapabilmek değildir temelde, özgürlük (…) Daha çok, yapabilip yapabileceğini bilmeden, istemek; sonucunu bilmeden de, yapmaya girişmektir – tabiî ki, böyle bir girişim, çoğunlukla, ‘başarısız’ olacaktır; ya da,en azından, beklenen belirgin bir sonuç olmadığına göre, hiç beklenmedik bir biçimde sonuçlanacaktır. Ama, işte, tam da özgür olmasını sağlayan özellik değil midir bu?”.

Kitabın son bölümü olan “Sahicilik Sahtelik Üzerine Geri-Bakışlı Notlar” bölümünde yıllar önce yazdıklarına tekrar göz atan Aruoba, burada da kendine bakmayı sürdürüyor.

“Aruoba Koleksiyonu”nun felsefe kitaplarının onuncusu olan “Benlik”, asla büyük iddialar da taşımadan, her bakımdan okurun kendi içindeki yengeci görmesine ucundan kıyısından yardımcı oluyor. Meselenin özgürlüğü elde etmekte değil, onu “muhafaza ve müdafaa etmekte” olduğunu kendi yoluyla anlatıyor. Erich Auerbach’dan bir alıntıyla: “Yurda dönen Odysseus, yirmi yıl önce İthaka’yı terk eden kişiyle tıpatıp aynı kişidir. Çünkü insanlar ancak alınyazısı zengin bir yaşam boyunca farklılaşarak kendi tam sahiciliklerine ulaşırlar”.

Tamamen kişisel bir sonla bitirmeme izin verin: Küçüklüğümden beri ben de konuşup dururum kendi kendimle. Daha doğrusu “ötekimle”; hep ters tarafta duran, düşünmekten ürktüklerimi söylememe aracılık eden onunla. Muhtelif defalar ad koyma denemelerim de oldu, vazgeçtim hep. Ama hayır, yengeç demek hiç gelmemişti aklıma…

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova