ISBN13 978-975-342-918-4
13x19,5 cm, 80 s.
Liste fiyatı: 16.00 TL
İndirimli fiyatı: 12.80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Defne Sandalcı diğer kitapları
Aşk İçin İstediğimiz Başka Hayvanlar, 2020
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Holigan’ın Dönüşü
1. Basım
Liste Fiyatı: 44.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Ah!
Yayıma Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Tasarımı: Çağatay Apaydın
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2013
3. Basım: Şubat 2020

Defne Sandalcı'nın uzun bir zaman aralığında yazdığı bu metinler, çocukluk, ana baba, kapatılma, sevilenler, kaybedilenler ve bedenimizdeki izler üzerinden bütün bir hayata dair... şiir değil — ama belki de şiir, kim bilebilir?

"ne iş yapıyorsunuz?"

"ne yazıyorsunuz?"

voltalıyorum, voltalıyorum kelimeler içimdeki öfkeyle yan yana tırısa kalkacaklar az kaldı tırısa kalkıp kırılacaklar az kaldı… Ana Dil'imi kopartacağım az kaldı, piç piç heceler ağzımdan çitalar gibi fırlayacaklar da bir böğürtü dili konuşturacağım az kaldı.

Ah. —kitaptan.

İÇİNDEKİLER
Kafes
Kristal
Mukavva
Beton İzlenimi
Tahliye
Gölgeler
Militan Sıkıntı
Kuş Baba, Sis Anne
Ohh gittiler–
Kaçak
Eyy Roma! Ce n'est pas ça!
Sabahları
Vücudumun Geçtiği Masallar (I)
Beni hayvan çarptı
Dört
Atlas
Açlık
İlişki..
Tutanak
Kemik Monolog
Vücudumun Geçtiği Masallar (II)
Ayrılıkname
Giderayak Duet with O
Vücudumun Geçtiği Masallar (III)
Aşk İçin İstediğimiz Başka Hayvanlar
OKUMA PARÇASI

İlişki, s. 55

...İlginçtir, gelip yıkıldığı yer, yine doğduğu yer oldu. yüzünde ilk anda belirmiş olan o korkulu ve utangaç seyirmenin benim gözüme yakalandığı ve gözümde kalakaldığı, oradaki kimseye çevrilmemiş ve içgüdüyle sarsılmış bakışının belleğime kazındığı yere yığıldı kaldı. karmaşa, kamaşma duruluyor... ölgün kıvılcımlı küller uçuşup dökülüyor üstüme başıma...

...Artık sadece ve yine ve hep: yuvarlanacak sersem sepet yürüdüğü yamaçlardan tökezleyip. ve bir de ben çelme takıp rüyalarımın içine düşüreceğim onu –bir şiddet eylemi olarak.

İstanbul'un bu yapış yapış nemli gecesini, cennetlerinden kovulup kentin damlarına, çöplüklerine üşüşmüş martıların kimseye yâr edeceği yok– kimse onların bu cıyak cıyak şikâyetlerinden, bu yırtıcı bağırtılarından sıyrılıp bu geceye sığınamaz; geceyi kişiselleştiremez!

Gecenin içinde duran herkes ya her şeyini bu dinmeyen martı sapkınlığının yanına uydursun ya da bu geceden dışlansın!...

Kimbilir şimdi ne kışkırttı onları? belki onunla benim arama serilmiş cançekişmenin elektriği, yitirdikleri ölü Marmara'ya artık yerleşmiş bir ağıt? yakarış? lanet?.. ya da türk kutlamalarının yakınlarda patlayan havaifişekleri.. bana ne, kime ne– ama müdanasız dalıp çıkıyorlar eleğe dönmüş bu zaman parçasına hiç ara vermeden.

Gökte parıl parıl bir yarım ay hızla akan pırtık bulutlara tutunup bırakıyor, yarasalar pike yapıyorlar üstümden, dişi ve erkek köpeklerim gergin bir bekleyiş içinde titriyorlar yanımda– birazdan, üst bahçelerden avlanmaya inecek gelincikleri bekliyorlar. Gelinciklerin koparttığı cayırtı onların av karşısındaki büyülenmelerinden mi geliyor, boğazlanan farelerden mi bilinmez; fakat kısa süren bir infazın sesi..

Beklenmedik, uğursuz bir yel esti geçti yaprakları hışırdatarak, "sabah!" diye düşündüm, ve yarım ay da soluk bir paçavra gibi göğün ucuna kaydı, ışık belirdi. Gecenin son yarasası aydınlığa yakalanan kör ve sağır gövdesini kadife kanatlarının telaşıyla üstümde döndürüp beni ürpertti, nihayet loş bir kuytulukta kayboldu gitti. Uzaklardan ezan sesi duyuldu, köpek ulumaları.. serçelerin çaçaron şamataları bir daha asla susmayacak martı arsızlığına eklendiğinde uyumamış bütün canlılar bildi ki geri döndürülemez bir şey, gün, başlıyordu.

Şimdi: kâğıtlarla mı küllerle mi?

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Necmiye Alpay, ''Biriken zaman'', Milliyet Kitap Eki, Mayıs 2013

Leylâ Erbil, Ayfer Coşkun ve Defne Sandalcı’nın kitaplarını tam olarak art arda okudum sayılmaz, araya kaçınılmaz zamanlar ve başka kitaplar girdi. Yine de Sandalcı’nın “Ah!”ını okuyunca zihnimde bir şeyler üç yazarı bir araya getirdi. Bu üç yazarın kişilikleri ve yaşamları gibi edebiyatları da temel bir eksende kesişiyor.

Metinlerinin türü açısından fazla benzeştikleri söylenemez: Ayfer Coşkun hep birbirini bütünleyen öyküler yazarken, Leylâ Erbil düzyazı yapıtlarla başlayıp gitgide daha şiirsel, daha çok dize içeren yapıtlara yöneldi. Defne Sandalcı’nın yeni çıkan ilk ve tek kitabı “Ah!” ise tam olarak dizeli ya da düzyazısal olmaksızın şiir biçimli.

Üç yazarı zihnimde bir araya getiren ortak ve olağanüstü yan, temeldeki ağır etik tavrın neredeyse uçuşkan bir anlatım ve özyaşamöyküsel boyut ile iç içeliği oldu. Etik tavır “Ah!”ta bir cümleyle ifade edilmiş aslında. Anlatıcının kendi babasından aktardığı bir cümle bu: “Kendine karşı dürüst ol..” (s. 14). Her tür edebiyat yapıtı için geçerli (hatta hayatta genel geçer) olması gereken bir öğüt-ilke, burada bütün çıplaklığıyla karşımızda.

'Özyaşamöyküsel' teriminden, edebiyat söz konusu olduğunda, yazarın değil anlatıcının özyaşamöyküsünü anlamak gerektiğini yineleyeyim. Yazar kendi özyaşamöyküsünü ayrıca yazar ya da yazmaz, biz okurlar da anlatıcı ile yazar arasında varsa özdeşliklerden yararlanırız ama, yazar/anlatıcı farkına dikkat etmek, edebiyatta anlatıcının özerkliğine toz kondurmamak kaydıyla.

Toplum eleştirisi

Ah!”ın özyaşamöyküselliği kitap boyunca yaklaşık bir zamandizinsellik içinde, benmerkezci bir bakış açısı, köktenci bir toplum eleştirisi ve devlet reddi ile birlikte oluşuyor. Devlet 'dev'dir, 'devanası'dır ve Sandalcı’nın yer yer belirginleşen mitolojik dili içinde Hobbes’un "Leviathan"ını çağrıştıran bir imgeyle temsil edilmiştir. İşkence, betonla bütünleşen beden ve kapatılmalar, o imgenin ayrılmaz parçaları. Beden, hayvanı ve gölgesi dahil bütün parçalarıyla ömrün diğer boyutlarının da ayrılmaz parçası.

Ve “Ah!” öte yandan pek çok okurda Didem Madak’ın “Ah’lar Ağacı” ile Birgül Oğuz’un “HAH”ını çağrıştırdı. Özellikle son metin “Aşk İçin İstediğimiz Başka Hayvanlar” gerçekten de bir ahlar ağacı gibi.

Kitaptaki ilk “ah”, çocuklukla birlikte dile geliyor ve ses uzun: “Aaahh..!” (s. 13) Sonrakiler, biri dışında hep ünlem yerine noktayla bitiyor. Kitabın sonu da “Ah.”

Uzlaşım dışı içerik

Bu incecik kitap sonradan insanın aklında fiziksel olarak alabildiğine hacimliymiş gibi kalıyor, öylesine yoğun ve zengin. Özyaşamöyküsellik burada hafiften olgusal, ağırlıklı olarak da hayatın düşünsel yönüyle değerlendirilmesinden oluşuyor, “olunamayan, oldurulmamış şeylerden oluşulur” (s. 12).

Tarihin o ünlü gecesini ve Ece Ayhan’ı çağrıştıran “Kristal” adlı metindeki gibi akıl ürünü, maniyerli bir iki cümle (“resmi müfredatın tarih-coğrafya saldırısıdır bu!”) dışında gerek söylem gerekse içerik bütünüyle uzlaşım dışı.

Kitabın sonuna doğru, zamanın geçmesi sözüyle kurulmuş, sözü hayata iade eden bir cümle: "Zaman geçmiyor, birikiyor insanın etrafında.” (s. 76)

Humoru, inandırıcı çocuksuluğu ve şiirciliğiyle aynı zamanda sempatik bir yazar Sandalcı, özellikle “Kemik Monolog”da.

Ve yıllardır kitap fikri etrafında dönüp dolaşmasının bu şahane verimi, herhalde dünyanın bütün has yazarlarını birleştirecek: “Bir yazıdan iç rahatlığıyla kalkan var mıdır? keskin ihanet işaretleriyle çarpılmadan yazan var mıdır?” (s. 33).

Devamını görmek için bkz.

Mehmet Güreli, "Defne Sandalcı, Max Scheler...", Taraf Gazetesi

En azından benim bildiğim, takip ettiğim, paylaştığım ya da paylaşamadığım bazı değerlere, ışıklara hiçbir şey olmuyor bu hayatta, olmayacak da...

Onlar her zaman pırıl pırıl yazılarıyla dünyaya açıyorlar pencerelerini. Bir Beckett kahramanı için nedir ki zaman? Ve o dopdolu yıllar her zamanki şakacı, çokbilmiş, kayda geçmiş edasıyla geçiyor yanımdan. Aynı ışık sabaha kadar yanmış, masanın başında kelimelerle oynuyor. Ve o sözcükler onun elinde nasıl da yerlerini buluyorlar usulca. O kadar rahat kuruluyorlar ki cümlelerin içine, onu seyreden biri olsa, kelimeleri yanında getirdiğine bile inanabilir.

Defne Sandalcı’nın Ah! kitabıyla baş başayım. Öyle yerlerde dolaşıyorum ki, birden kahkahası eşlik ediyor sokaklarda bana...

“Zaman suların altından yükseldi, öyle başladı. Ruhlar geçti, otları karıştırdılar. Dağın ardından zamanöncesinin ağır davulları duyuldu, çok eski bir keçi sürüsü indi, yine oralardan, ince çıngıraklarıyla. Gökyüzü durdu ara sıra bir yıldız kendini sonsuzluğa kaydırıyordu hafif bir hışırtıyla. Başka bir şey olmuyordu. Ölümlülüğün hüzünlü belirtileri köylüleri de silikleştirdi, görüntüden çekildiler hatta. Biz kaldık. Mahsustan mı oluyor, dedi.”

“Ben yazarları elleriyle ve gözleriyle birlikte okurum” demişti Bedrufi.

Okumayı sürdürüyorum Defne’yi:

“Ama işte burası bir liman. Burada uyumayanlar ve gemilerin yaşamını sürdürenler kentteki uykuyu kaale almazlar, sis boruları, kampanalar, limana geldim yok çıkıyorum düdükleriyle hengâmenin sesi uykuları delik deşik edebilir ya da öyle bir kendilerine çekerler ki insanı, uyku çırpıntılarla ertelenir!”

Sandalcı’da büyülü, çarpan cümleler ahlaki değerleri yeniden diziyor duvarın önüne.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova