ISBN13 978-975-342-875-0
13x19,5 cm, 76 s.
Liste fiyatı: 130.00 TL
İndirimli fiyatı: 104.00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Didem Madak diğer kitapları
Pulbiber Mahallesi, 2007
Grapon Kâğıtları, 2012
AYIN ARMAĞANIAYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Ah'lar Ağacı
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 2012
18. Basım: Ağustos 2024

Şair Didem Madak’ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.

İÇİNDEKİLER
Ah'lar Ağacı
Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım?
Kalbimin En Doğusunda
Samson ve Dalila
Pollyanna'ya Son Mektup
Müsveddeler
Karınca Kumu
Ağlayan Kaya
Paragraf Başı
OKUMA PARÇASI

Siz aşktan n’anlarsınız bayım?, s. 35-36

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Alt katında uyumayı bir ranzanın

Üst katında çocukluğum...

Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden

Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.

Aşk diyorsunuz,

limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca

Havı dökülmüş yerlerine yüzümün

Büyük bir aşk yamadım

Hayır

Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım

Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı

Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...

Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.

Aşk diyorsunuz ya

Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Balkona yorgun çamaşırlar asmayı

Ki uçlarından çile damlardı.

Güneşte nane kurutmayı

Ben acılarımın başını

Evcimen telaşlarla okşadım bayım.

Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.

İnsan kaybolmayı ister mi?

Ben işte istedim bayım.

Uzaklara gittim

Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin

Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!
(...)

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Fikri Sabit, "Şairin dalgınlığa gelmek isteyeni", Sabitfikir Dergisi, 9 Kasım 2012

Didem Madak... Beyaz, çilli, kadın, şair... O annesinin ölüsünü şiirle yıkamak istemiş ya, ben de onu varlığını yokluğunu ölüsünü dirisini şiirle yıkamak istiyorum kaç gündür, yüksek sesle okuyorum, çamın dibinde mercanköşke ve limon ağacına doğru giden sesin yankısından medet umuyorum. Daha ileri gitmiyorum ama. "Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı/ Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık," dediği için, en azından şiirsel olarak susuyorum.

2011'de 41 yaşındayken öldü Didem Madak; annesinin erken ölümünü kendine ah eden şair geride bir kız çocuğuna erken ölmüş bir anne şair bırakarak… Bunu bu ay yeniden basılan üç şiir kitabını birer birer karıştırırken öğreniyorum ve düşünüyorum, şairlik belki de kuşaklar boyu süren bir laneti yeniden yeniden yaşamak, ya da o tuhaf şair duyarlığından yeni bir lanet yaratmak… Kim bilebilir, yine şairlerden başka...

Öykülemeci şiir derler ileri gelenler, bense buna Didem Madak özelinde, içindeki öykünün şiire doğması diyorum, şiirin içine öykü doğmuş diyorum… Evet şair zaman zaman dilden ve öyküden fire verir gibi oluyor. Öykünün ritmi, öykünün talepleri şiirin önüne geçebiliyor. Ancak bunu fark edene kadar Madak sizi zaten çoktan ele geçirmiş oluyor. O, oturup kendine güzel bir etek diktikten sonra teğelleri üstünden tek tek temizlemeyi kafasına takmayacak, heyecanla yapıtını üstüne geçiriverip kendini sokağa atacak tip...

Devamını görmek için bkz.

Esra Yalazan, "Ah’lar Ağacı’nın dili", Taraf Gazetesi, 4 Kasım 2012

Bir hayat neye yarar? Uçsuz bucaksız bir soru değil mi? Neresinden tutsan yabani otlar gibi yakar tenini. Bazıları bu soruya cevap verememenin huzursuzluğuyla kavrulur, bazıları da “biricik” olmanın bilinciyle avunur.

Ben soruları cevaplardan daha çok severim. İçinde boğulduğum çatışmalara, zehirli çelişkilere, bağımlısı olduğum takıntılara yenik düştüğümü, bunun o kadar kötü olmadığını sıradan bir ömrün fırtınalı kıyılarında dolaşarak ve epey kayıp vererek öğrendim. Bu “yenilgiler tarihinden” geriye tam ne kaldı bilmiyorum. Görebildiğim, sadece kendime göre eşsiz bir hikâyeler koleksiyonuna sahip olduğum.

Onları anlatabilmek için henüz annemin karnındayken, mırıltılarını, inlemelerini, iç çekişlerini işiterek öğrendiğim buruk melodili bir dilim var. O dille dünyayı kavramaya, kendimi anlamaya, bu dünyadan gelip geçişimi anlamlandırmaya çalışıyorum. Kendimi hikâye ederken, bağırırken, ağlarken, yazarken, kelimelerin tılsımıyla hayatı çoğaltırken Yahya Kemal’in “Dil ağzımda annemin sütüdür” deyişini hatırlıyorum. Bütün bir insanlık için bu böyledir. Bu kadar basittir aslında. Onu, hak bellemek bile bu dünyaya fazladır. İnkârı ayıptır!

Ve dil nihayetinde insanı insana ulaştıran en sağlam köprüdür. Bir gün kendisini küçümseyenlerden intikamını sinsice alır. Geçmişle, gelecekle bağımızı koparmamak için anlattığımız hikâyeler, sahip çıktığımız dil bizi hakiki benliklerimize kavuştu...

Devamını görmek için bkz.

Nurduran Duman, "Şiire kadından eklenen sözcükler", Milliyet Kitap Eki, Kasım 2012

Geçtiğimiz yıl temmuz ayında hayatını kaybeden şair Didem Madak'ın tüm kitapları, şairin ölmeden önce son yazdığı şiir de eklenerek yeniden yayımlandı.

Bu, çok ağrıyan bir hüznün ağır bastığı güzel bir haber: Didem Madak’ın tüm kitaplarının (Grapon Kâğıtları, Ah'lar Ağacı, Pulbiber Mahallesi) tekrar basımları yayımlandı. Pulbiber Mahallesi"ne, şairin dergilerde yer almış ama kitaplarında bulunmayan dört şiirinin olduğu bir bölüm eklenmiş. “Ardından” adlı bölümde dostu Müjde Bilir’in “Didem’le ilgili şeyler...” metni de bulunuyor ve kitabın sonunda yer alan “128 Dikişli Şiir” Didem Madak’ın yazdığı son şiir olma özelliği taşıyor.

“Ve hayatta kalmanın yanında / İnandım şiir bir gevezelikti” diyor Madak, “128 Dikişli Şiir”de. Burada yaşam’ı önceliyor öncelemesine de ardından gelen dizelerle hiç ara vermeden, bir an, bir boşluk, bir sus bile koymadan devam ediyor gene de şiir meselesine. Meseledir şiir, bazı şairler için daha da mesele.... Didem Madak için de. 'Hiç borcu olmamış şiirler' çünkü onun içinde durmadan bölünen şiirleri, “Ve bu yüzden çok acıyan şiirler...”

Acıyı da sevinci de kucaklayan

Hemen her yazanın birçok ama, özellikle bir soruyla hesaplaşması gerekir: Yazmak için mi yaşamak, yaşamak için mi yazmak? Hemen her şairin de duygu, düşün ve düş bedenlerinin bu soru iki...

Devamını görmek için bkz.

Burak Kayaoğlu, "Bitimsiz bir ah! Didem Madak", Birgün Kitap Eki, 16 Şubat -1 Mart 2013

“sıkı tutunun şairlere/ kurtarırsa onlar kurtarır/ onca boş laftan/ batmadan dünyanız”

Etkilenmemenin mümkünsüzlüğü içinde yazmıştım yukarıdaki dizeleri. Birkaç hafta önce. Beni birkaç haftadır etkisinde tutan, üç şiir kitabını ardı ardına okuduktan sonra. Ve yıkılır yıkılmaz, kendi içinde, devrilip.

1970 yılında doğan Didem Madak, ilk şiir kitabı Grapon Kâğıtları’nı 2000 yılında, ikinci kitabı Ah’lar Ağacı’nı 2002’de ve son kitabı Pulbiber Mahallesi’ni 2007’de yayımlatıyor.

Ne bir tanıtım ne de piyasaya yanaşık bir “reklam” amacı taşıyor bu yazı. Tanınmaya gereksinimi yok Didem’in. Ama bu durum, insanların da Didem Madak şiirini tanımaya ihtiyacı olmadığı anlamına gelmiyor.

Her yaşam, bir gün kendini tamamlıyor. Yaşam kavramı yaşamaya; ve fakat hem bir kavram olarak hem de yaşanabilmiş olanlarla birlikte el sallamaya başlıyor, ardından, yiten insana. Şu ya da bu oranda şiir denilen olgunun varlığından haberdar olan insan, eğer hâlâ Didem Madak şiiriyle tanışmamış ise, ciddi bir eksikliğin kendisiyle yaşadığını da bilmelidir. Grapon Kâğıtları’nda, “Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum / Pek de inandırıcı olmayan / Hayatıma bir ölüm” diyen Didem Madak’ı, yitireli ne yazık ki bir yıldan fazla oldu. “Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan / o kadar çok, o kadar çok hissediyorum”un duyarlığı, eğer bu...

Devamını görmek için bkz.

Ahmet Ada, ''Gündelik hayatın şiiri: Didem Madak'', Şiirden Dergisi, Sayı : 19, Eylül-Ekim 2013

Didem Madak’ı 2011 yılında yitirdik. 1970 İzmir doğumlu. Liseyi İzmir’de bitirdi; daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi’nde öğrenimini tamamladı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı Grapon Kâğıtları (2000) ile İnkilâp Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı. İki yıl sonra Ah’lar Ağacı (2002) kitabı yayımlandı. Pulbiber Mahallesi (2007) son kitabı. Metis Yayınları Kasım 2012’de şairin üç kitabının yeni basımları yaptı.

Gündelik dilin retoriği bütün şiirlerinin temelini oluşturuyor. Bireyin gündelik hayatı en ince ayrıntılarla şiirine giriyor. Onun şiirlerinde alışılmamış bağdaştırmalara, dilsel, sözcüksel sapmalara rastlanmaz. Narrative anlatım öne çıkıyor. “Gibi” ilgeciyle yapılan benzetmeler çoğunluktadır. Grapon Kâğıtları’ndan birkaç örnek vereyim: “Kocaman bir dağ lalesi gibi” (s. 16) .”Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü’nü” (s. 57).

Didem Madak’ın kısa şiiri yok. Şiirleri hep uzun. Blok hâlinde yazıyor. Uyak ve ses kaygısı da yok. Doğasal sesleri taklit ediyor. Müjde Bilir, Grapon Kağıtları’nda yer alan “Yüzüm Güvercinlere Emanet” başlıklı şiirini, “kumruların seslerini taklit ederek okumuştu: Gu – guk guk!” diyor. Şiirlerinde ses öğesinin az olmasında dizeyi değil, retoriğin kurduğu tümceyi öne çıkarışının rolü var.

Didem Madak’ın...

Devamını görmek için bkz.

Emek Erez, "Didem Madak’tan bize kalan kadın Ah’ları", Edebiyat Haber, 13 Ağustos 2014

Tayfun Atay Çin İşi Japon İşi kitabında kadın ve erkeğin cinsiyet rollerinin oluşumuyla ilgili çok güzel bir tanımlama yapar; “Kadın pembeyi almıştır çünkü pembe, evdir. Eve hapsolan kadın pembe hayaller kurmaya mahkûmdur. Erkek maviyi almıştır. Mavi, gökyüzüdür, dışarısıdır, yaşamdır.”

Toplumsal cinsiyet rollerinin tarihsel süreç içerisindeki değişimi insanın teknolojik anlamdaki “ilerlemesiyle de” ilgilidir. Sabanın icadıyla ortaya çıkan süreç erkek gücünün ön plana çıkmasını sağlarken, kadının daha çok ev çevresinde bir yaşama hapsolmasıyla sonuçlanmıştır. Ve bu gün kadınlık ve erkeklik rollerinin oluşumunda bu durumun oldukça yüksek payı vardır. Çocukluğumuzdan itibaren bu rollere uygun biçimler alırız kadınların ve erkeklerin gelecekte nasıl bir yaşam süreceği daha çocukken oynanan oyunlarla, aile içindeki iş bölümüyle şekillenir.

Elbette yukarıda bahsettiğimiz bu durum edebiyat, sinema veya sanatsal dünyanın başka alanlarına da yansımıştır. Bu bağlamda Didem Madak’ın özellikle Ah’lar Ağacı şiirinin kadının oluşturulmuş cinsiyet rollerine dair oldukça fazla imge barındırdığını düşünüyorum. Ev yaşamına hapsolmuş, kendisine yüklenen cinsiyet rolleriyle yaşama hazırlanmış kadının; dört duvar arasına sıkışmış hayalleri, umutları, karamsarlık, çıkmaz, sınırlı neşe, bol keder, yalnızlık, olduramamışlık, Didem Madak şiirinde çok derin im...

Devamını görmek için bkz.
 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2025. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X