ISBN13 978-605-316-010-6
13x19,5 cm, 160 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Güzel Tehlike, 2013
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Sunu, s. 9-15

“‘Edebiyat’ denen şeyi vaktiyle çok okudum. Epey bir kısmını yetersizliğimden bir kenara bıraktım, çünkü okumak için gereken doğru koda sahip olmadığıma şüphe yoktu. Şu anda [1975] Audessous du volcan (Yanardağın Altında), Sirte Kıyısı gibi kitaplar çıkıyor. Çok sevdiğim yazarlardan biri Jean Demelier; Le rêve de Job (Eyüb’ün Rüyası) beni çok etkilemişti. Tony Duvert’in kitapları da öyle. Aslında benim kuşağımdan kişiler için büyük edebiyat Amerikan edebiyatıydı, Faulkner’dı. Bana öyle geliyor ki çağdaş edebiyata ancak kaynağına inemediğiniz bir yabancı edebiyat aracılığıyla ulaşmak edebiyatla aranıza bir tür mesafe koyuyor. Edebiyat, ‘büyük yabancı’dır.”[1]

Jacques Almira’nın[2] Le voyage à Naucratis (Naucratis’e Yolculuk) adlı kitabı hakkındaki 1975 tarihli bu söyleşide (kitap önce elyazısı müsvedde halinde filozofa postayla gönderilmiştir), Foucault nadiren yaptığı bir işe girişerek, edebiyat kitaplığını betimliyor. Bu kısa listenin ne kadar karışık olduğu görülüyor. Okuma yelpazesi Jean Demelier[3] veya Jacques Almira gibi genç yazarlardan Julien Gracq’a uzanıyor; başka bir yerde Thomas Mann, Malcolm Lowry ve William Faulkner’a hayranlığını ifade ediyor[4] ki bu hayranlık onu 1970’te Faulkner’ın topraklarına, Mississippi vadisinde Natchez’e kadar götürmüştü. Foucault’nun okur olarak tarihçesi henüz pek bilinmiyor. Erkek kardeşinin anlattığına göre Poitou’da çocukluğunu geçirdiği evde iki farklı kitaplık karşı karşıya dururmuş; cerrah olan babasının çalışma odasında bilimsel, tıp konulu ve yasak kitaplık ile annesinin erişime açık edebiyat kitaplığı. Foucault orada Balzac, Flaubert ve klasik edebiyatı keşfederken papaz okulunda Yunan ve Latin metinlerini okur.[5] Foucault engelsiz bir okuma deneyimini hiç şüphesiz Ulm Sokağı’nda, Fransa’nın serbest erişimli ilk kütüphanelerinden olan, şiir kitaplarıyla felsefe risalelerinin, eleştirel denemelerle tarih metinlerinin yan yana durduğu Ecole normale supérieure’ün (Yüksek Öğretmen Okulu) fantastik kütüphanesinde yaşamıştır. Maurice Boulez’ nin[6] idare ettiği o mekânda söylemlere ilişkin bir düzeni yapıbozuma uğratır ve edebiyat gözlerinin önünde belirginleşir. Dits et écrits’ye (Söylenmiş ve Yazılmışlar) yazdığı kronolojide Daniel Defert birkaç yol işareti veriyor: Foucault 1950’de Saint-John Perse’i hatmeder, 1951’de Kafka’yı okur, 1953’ten itibaren Bataille ve Blanchot’yu okumaya başlar, Yeni Roman’ın macerasını (örneğin Alain Robbe-Grillet’nin kitapları) takip eder, 1957 yazında Roussel’i keşfeder, 1963’te Tel Quel yazarlarını (Sollers, Ollier...) okur, Ocak 1968’de Beckett’i yeniden okur...

1956’da yurtdışına çıkmasının önemi ihmal edilemez: Uppsala ve Varşova’da Fransız Kültür Merkezi’nin kütüphanesini her gün ziyaret etmiş olması, Foucault’nun edebiyat diliyle ilişkisini önemli ölçüde etkilemiştir. İsveç ve Polonya kışlarının yalnızlığında Foucault çok okumuş (başucu kitabı René Char’ın şiirleridir), edebiyat dersleri vermiştir. Bilindiği gibi ilk büyük yazı deneyimini orada, yabancı olduğu bu iki dilin ortasında yaşamış, orada haftada birkaç saat Fransızca öğretmiş ve yine orada Fransız edebiyatında Sade’dan Genet’ye aşk konulu anımsanmaya değer bir ders vermiştir. İsveç’te bir tiyatro kulübüne rehberlik etmiş, öğrencilerle birlikte birçok çağdaş oyunu sahneye koymuştur.[7] 1959’da Krakow ve Gdansk’ta Apollinaire üzerine konferanslar vermiştir. Foucault’ nun okurluk tarihçesinde anekdot olarak Uppsala’da Claude Simon, Roland Barthes veya Nobel ödülünü almaya gelmiş Albert Camus ile tanışması sayılabilir. Aynı şekilde ömrünün sonuna doğru, Mathieu Lindon ve Hervé Guibert gibi birçok genç yazarla sık sık görüşür, ama onlarla hiç edebiyattan “konuşmaz”; o sıralar bu yazarları okuduğu kesindir ama “tanışmayacak kadar hayran olduğunu söyleyerek”[8] Maurice Blanchot’yla hiç buluşmaması gibi, onlarla da hiç edebi diyaloğa girmez. 1960’ların başında Foucault edebiyatla yakın bir ilişki kurmuştur, Deliliğin Tarihi için yaptığı hazırlık okumalarının notlarını incelemek bunu görmeye yeter. Kapatılmayla ilgili arşivlerin, Bicêtre kayıt defterlerinin ve hükümdar buyruklarının irdelenmesi öncelikle edebi bir deneyimdir; bu konuyu daha sonra, söz konusu belgelerin bir kısmını tarihçi Arlette Farge ile birlikte Le désordre des familles’i (Ailelerin Düzensizliği)[9] yayımlarken açıklayacaktı. Foucault bu arşiv poetikasının, bu saf grafik varlıkların, “17. yüzyıldan bu yana edebiyatın eğilim hattı”[10] dediği şeyin güzelliğine tutulmuştur.

Ama kendisini sürekli bu yakın ilişkiye karşı korumuştur. Bu bapta hakkında 1963’te koca bir kitap yazdığı Raymond Roussel’ in eseriyle karşılaşmasını şöyle anlatıyor: Corti Kitabevi’nde, “bir dizi kitap dikkatimi çekti; biraz eski moda sarı renkleri geçen yüzyıl sonundaki eski basımevlerinin geleneksel rengiydi. (...) Karşıma adından söz edildiğini hiç işitmediğim bir yazar çıktı: Raymond Roussel. Kitabın adı La Vue’ydü (Bakış). Daha ilk satırlarında karşıma çıkan şey, son derece güzel bir nesirdi.”[11]

“Büyük yabancı” kaçak bir yolcuymuş meğer. Zira Foucault sadece beklentileri yüksek ve her kitabı çıktığında üslubu hayranlık ve takdir uyandıran bir yazar değildi; sadece kitapları değil, artık erişebildiğimiz söyleşi ve yazılarını derleyen Dits et écrits’si, Collège de France’daki dersleri iyi okunursa görülecektir ki filozofun edebiyatla karmaşık, eleştirel, stratejik bir ilişkisi var – elinizdeki kitapta bulunan belgeler buna harikulade biçimde tanıklık ediyorlar. Foucault’nun 1960’larda edebiyat konusunda kaleme aldığı önsözler, verdiği söyleşi ve konferanslar (ya Blanchot ve Bataille gibi özel isimler etrafında düzenlenmişlerdir ya da edebiyat eleştirisinin geleneksel birimlerini yazarın eleştirel süzgecinden veya dil mekânının genel betimlemesinin süzgecinden geçirmeye yöneliklerdir[12]) okununca; bu metinlerin büyük arkeoloji kitapları karşısında sadece ısrarlı bir kontrpuan oluşturmadığı, söz konusu kitaplarda ara sıra Oreste’e, Rameau’nun Yeğeni’ne (Deliliğin Tarihi), Sade’a (Kliniğin Doğuşu) veya Cervantes’e (Kelimeler ve Şeyler) göndermeler bulunduğu hatırlanırsa, edebi olanla ilgili kaygısının benzersizliği daha iyi anlaşılır. Koca bir kuşağın tutumuyla kısmen birleşmekle, Fransız düşüncesinde roman veya şiiri felsefe yapma ediminin mihenk taşlarından biri haline getirme yönündeki ısrarlı jestin devamı olmakla birlikte (sırası geldikçe Bachelard, Sartre veya Merlea-Ponty’nin kendini sınadığı bir deney), Foucault’nun kaygısı kendi söyleminin ikiye katlanması kılığına bürünür tam anlamıyla. İkiye katlama, daha doğrusu sürekli ikileme; yani hem dünyanın belli bir andaki düzenini ve temsillerini (Foucault’ nun araştırmasında bir “düşünce sistemi”nin arkeolojik betimlemesi olarak gördüğümüz şey) hem de bunun her şeye rağmen aşırı boyutunu, taşmasını, dışarı’sını paradoksal biçimde temsil eden şeyi dile getirme girişiminin en uç noktaya götürülmesi. İlk yıllardaki büyük kitaplar, özgül nesneleri (delilik, klinik, insan bilimlerinin doğuşu) bakımından değişkenlik sergilemekle birlikte, dünya üzerine söylemleri düzenleme biçimimizin tarihsel olarak belirlenmiş bir dizi bölünmeye neler borçlu olduğunu analiz ederken, bu kitaplarla çağdaş olan edebiyat üzerine metinleri, onlarda apaçık reddi değilse bile dikkate değer istisnayı bulmak üzere bir dizi tuhaf figürü (dik kafalı yazarlar, donmuş sözler, yazı labirentleri) serimler. Foucault’nun “kitaplarının çizgisi” ile edebiyat metinlerinin çizgisi tek bir örnekte çakışır: Raymond Roussel kitabı,[13] tarihsel ve epistemik araştırmanın, söylem düzeninde başarısızlığa yol açan şeyin –hiç şüphesiz bir jestin, yazma jestinin, ama aynı zamanda strateji olarak edebiyatı kavramanın bir yolunu dolaysız olarak içeren bir şeyin– zımnen yeniden ifade edilmesi uğruna büsbütün ortadan kalktığı tek eser. Aynı yıllardaki diğer bütün metinlerde Foucault edebiyatın özgül olmayışı ile –tam aksine– edebiyatın stratejik merkeziliğini aynı anda savunmaya, çalıştırmaya yönelmiştir: Birinci durumda (arkeolojik araştırma) edebiyatın diğer söylemsel üretimler (idari kararnameler, risaleler, arşiv belgeleri, ansiklopediler, akademik eserler, özel mektuplar, günlükler...) arasında hiçbir özgüllüğü yoktur; ikinci durumda (“edebiyat” metinleri), bizzat edebiyatın içinde belli bir duruş ile yazma tekniklerin arasında bağlantı olduğu söylenir; yazma teknikleri özel bir biçimde verili olduklarından bir düzesizlik deneyimi veya bir tür kopuş üretirler: bir değişim matrisi, bir başkalaşım işlemcisi. Kısacası bir yanda kelimeler ve şeyler arasında amansız bir bağlaşım (corrélation) vardır, öte yandaysa söylenebilen bir şeyin bazen düşünülemez olduğu yolunda tuhaf bir saptama – söylemin kendi kodlarından veya gösterdiği şeyin tekanlamlılığından da kurtulabildiği kocaman bir deneyler alanını açan tuhaf bir ayrıştırma: “Roussel’in muamması şudur: Dilinin her bir öğesi, sayısı belirlenemeyecek bir dizi olası biçimlenime sıkışmış kalmıştır. Breton’ un önerdiği sırdan çok daha açık ama çok daha zor bir sır: Bu sır bir anlam hilesinde veya bir ifşa oyununda değil, önceden ayarlanmış bir morfolojik belirsizlikte, daha doğrusu –birbiriyle uyumsuz ama hepsi mümkün olan okuma sistemlerine izin veren– aynı metni birden fazla inşanın ifade edebilecek olmasının kesinliğinde bulunur: biçimlerin kesin ve kontrol edilemez bir çokdeğerliliği.”[14]

Bu konuda iki not. Birincisi, edebiyatın Foucault için kendi analizlerine nazaran temsil ettiği bu “dışarı”, gönüllü bir jestten ayrılamaz. Bu noktada söz konusu biçimlerin baş döndürücü çokdeğerliliğinin atfedildiği, dünya düzenimizin parazitinin girdabına sürüklenmesinin atfedildiği şey kendi halindeki edebiyat değil, onu taşıyan jesttir: strateji olarak edebiyat, dolayısıyla edebiyatın belli bir kullanımı, tekniklerin gerçekleştirilmesi ve anlamın hegemonyasına karşı koca bir savaş alanının inşa edilmesinden geçen, anlatının ekonomisini içeriden dinamitleme çalışması. İkincisi, bu “dışarı” Blanchot’nun yaptığı ve Foucault’nun 1960’ların ortasından itibaren benimsediği tanımı aşar – “düşünüyorum” ile “konuşuyorum” arasındaki bağın çözüldüğünün saptanması, dilin sürekli kendi dışına sızması: Dışarı aynı zamanda temsil hanedanından kaçan ve yapısal olarak dik kafalı –yerine göre: işitilmez, skandala yol açan, sınıflandırılamaz, çevrilemez, karar verilemez, fragmanter, rastgele, istikrarsız, baş döndürücü– olan sözleri inşa etmek üzere maddi teknikler kullanan başka bir söylem kipinin dolaysız tespitidir.

Notlar


[1] “La Fête de l’écriture. Entretien avec J. Almira et J. Le Marchand”, Le Quotidien de Paris, no. 328, 25 Nisan 1975, s. 13. Dits et écrits, Daniel Defert, François Ewald ve Jean Lagrange (haz.), Paris: Gallimard, 1995, c. 2, metin no. 154; Türkçesi: Seçme Yazılar 1-6, çev. Işık Ergüden, Osman Akınhay, Ferda Keskin, İstanbul: Ayrıntı, 2000-2006.Metne dön.
[2] Felsefe ve klasik edebiyat mezunu yazar. Birçok roman ve öyküsü vardır; 1975’te Le voyage à Naucratis (Gallimard) ile Médicis ödülünü aldı.Metne dön.
[3] 1940’ta Poitiers’de doğmuş, Pierre Klossowski ve Samuel Beckett’in dostu yazar ve ressam. İlk iki romanı olan Le rêve de Job (Paris: Gallimard, 1971) ve Le sourire de Jonas (Paris: Gallimard, 1975) ile eleştirmenlerin takdirini kazanmıştı.Metne dön.
[4] Bkz. “Vérité, pouvoir et soi”, Dits et écrits, a.g.y., c. 2, metin no. 362, s. 1598; Türkçesi: “Hakikat, İktidar ve Kendilik”, Seçme Yazılar 2, a.g.y., s. 98-105.Metne dön.
[5] Denys Foucault, akt. Philippe Artières, Jean-François Bert, Frédéric Gros ve Judith Revel (haz.), Cahier Foucault, Paris: L’Herne, 2011.Metne dön.
[6] Besteci Pierre Boulez’nin kardeşi ve Ulm Sokağı’ndaki Ecole normale supérieure’ün kütüphanecisi.Metne dön.
[7] Bununla ilgili belgeler Uppsala Üniversitesi’nin kütüphanesindeki Alliance française arşivinde bulunuyor.Metne dön.
[8] Daniel Defert, “Chronologie”, Dits et écrits, a.g.y., c. 1, s. 43Metne dön.
[9] Arlette Farge ve Michel Foucault, Le désordre des familles: Lettres de cachet des archives de la Bastille, Paris: Gallimard (“Archives” dizisi), 1982.Metne dön.
[10] “La vie des hommes infâmes” (1977), Dits et écrits, a.g.y., c. 2, metin no. 198, s. 252.Metne dön.
[11] “Archéologie d’une passion” (1983), Dits et écrits, a.g.y., c. 2, metin no. 343, s. 1418; Türkçesi: “Bir Tutkunun Arkeolojisi”, Seçme Yazılar 6: Sonsuza Giden Dil, a.g.y., s. 366-67.Metne dön.
[12] Bkz. kitabın sonundaki kaynakça, s. 155.Metne dön.
[13] Raymond Roussel, Paris: Gallimard (“Le Chemin” dizisi), 1963; Türkçesi: Raymond Roussel: Ölüm ve Labirent, çev. Savaş Kılıç, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2013.Metne dön.
[14] “Dire et voir chez Raymond Roussel”, Lettre ouverte, no. 4, Yaz 1962; Dits et écrits, a.g.y., c. 1, metin no. 10, s. 211. Altını biz çizdik.Metne dön.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova