ISBN13 978-975-342-194-2
13x19,5 cm, 200 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Mühendisler ve İdeoloji, 1986
İslamın Yeni Kamusal Yüzleri, 2000
Melez Desenler, 2000
İç İçe Girişler: İslam ve Avrupa, 2009
Seküler ve Dinsel: Aşınan Sınırlar, 2012
Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar, 2015
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Sefa Kaplan, "Sınırlar aşınırken kaybolan değerler", Yeni Şafak Kitap Eki, 12 Eylül 2012

Vaktiyle Türkiye'ye 'Batı-dışı modernlikler' olduğunu anlatan Nilüfer Göle, uzunca bir süredir Avrupa'ya da farklı sekülerleşme tecrübeleri bulunduğunu izah ediyor. Yaşanan süreç, seküler ile dinsel alan arasındaki sınırları gözle görülür bir hızla aşındırıyor ve hayat tarzlarını birbirine benzer hale getiriyor.

Nilüfer Göle, Modern Mahrem'le başlayan süreçte Türkiye'ye hep tek bir modernleşme modeli olmadığını anlatmaya çalıştı ve kayıt koyucu insanları 'Batı-dışı modernlikler' üzerine düşünmeye davet etti. Bu davet en azından başlangıçta somut bir karşılık bulmasa da, aradan geçen 25 yıl Göle'nin sosyolojik öngörülerini haklı çıkardı. Modern sosyoloji, Göle'nin açtığı yoldan bir hayli mesafe aldı, almaya devam ediyor.

Savunmanın 'dil' değiştirmesi

Uzunca bir süredir Paris'te Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales'de ders veren Göle, başta Fransa olmak üzere Avrupa'ya da, sekülarizmin tek bir ideal modelinin olmadığını, Anglosakson ve Fransız örnekleri dışında da sükülarizazyon süreçleri bulunduğunu, bunların da dikkate değer tecrübeleri beraberinde getirdiğini söylüyor. İç İçe Girişler: İslam ve Avrupa isimli kitabında özellikle Fransa'da İslam'ın ve Müslümanların görünürlük kazanmasından sonra kamusal alanda meydana gelen mücadelelere dikkat çeken Göle, yaşanan zihinsel çatışmalarla birlikte, bu alanın 'dinsel simgelerden arındırılmış' görüntüsünün gündemden çekildiğini, 'kamusal ile dinsel alan arasında belirgin melezlenmeler' yaşandığını koymuştu ortaya. Seküler ve Dinsel: Aşınan Sınırlar'da ise önemli bir sosyolojik adım daha atarak, seküler ile dinsel ayrımının giderek flulaştığını, bilhassa Fransız tipi sekülarizmin İslam'ın etkisiyle kendisini yeniden tanımlama gereği hissettiğini vurguluyor. Seküler alan dinsel referanslara daha fazla kulak tıkayamazken, hiç kuşkusuz, dinsel alan da gözle görülür bir sekülarizasyon sürecinin içinden geçiyor.

Benzer bir dönüşüm Türkiye'de de yaşandığı için Göle'nin tespitleri çoğu kez Türkiye örneğiyle destekleniyor ve bu niteliğiyle Türkiye'de halen devam etmekte olan sancılı sürece de ışık tutuluyor. Sekülarist yerleşik düzen ve İslamcılar arasındaki süren çatışmanın 'duvarın çöküşü' ile yeni bir ivme kazandığını (s. 149) vurgulayan Göle, iki tarafın da birbirini değiştirip dönüştürdüğünü hatırlatarak, taraflar için 'galibiyet' veya 'mağlubiyet' kavramlarıyla tanımlanabilecek bir durum olmadığını söylüyor. Öyle ki, her iki tarafın da eskiden savunduğu değerler kadar, savunma biçimleri de birbirine yakınlaşmakta, bu da geçişleri kolaylaştırmaktadır. Üslûplarla birlikte, tarafların kendilerine ve birbirlerine çizdiği sınırlar da 'aşındığı' için, önceden eleştirilen tavırların pek de zorluk çekilmeden benimsenip meşrûlaştırılması, hayat tarzlarının giderek ortak nitelikler taşımaya başlaması duvarın çöküşünün doğal bir sonucudur zaten. Avrupa'nın Türkiye tecrübesinden alacağı dersler bununla da sınırlı değildir elbette, Çünkü, 'Avrupa sohbetin ve karşı karşıya gelişin şu an, şimdiki zamanda yaşandığı yerdir. Coğrafi uzaklığın sağladığı rahatlık kaybolmuştur. Bu açıdan 'eski Avrupa' zamansal ve mekânsal açıdan iki farklı ve ayrı medeniyetin varlığından bahsedemeyeceğimiz bir yeni deneyim alanına dönüşmektedir.' (s. 155)

Tartışma hep kadın üzerinden

'İslamla ilgili meselelerle yüz yüze gelmenin bir sonucu olarak Avrupa'da yeni bir kamusal kültür oluşuyor' (s. 109) diyen Göle, Avrupa'daki tartışmaların da tıpkı Türkiye'de olduğu gibi kadınlar üzerinden yürütüldüğünü özellikle belirtiyor. Kadınlar üzerinden sürdürülen tartışmalarda karar alıcı mekanizmaların erkek ağırlıklı olması, ayrı bir soru işaretini de beraberinde getiriyor elbette. Alman sanatçı Olaf Metzel tarafından yapılan ve Viyana'daki Kunsthalle Müzesi'nin kamuya açık bir yerinde sergilenen 'Türkish Delight / Türk Lokumu' isimli çalışma bu açıdan hayli önemlidir çünkü başörtülü çıplak bir kadın heykelidir bu. Heykel Viyana'da yaşayan Müslümanlardan ama bilhassa Türklerden tepki görecek, bir gece yarısı iki kişi heykeli kaidesinden söküp bahçenin çimlerine atacaktır. Arkasından da, 'Türkiye'deki nüfuzlu burjuva ailelerinden birinin genç bir mensubu bu heykeli kendi özel koleksiyonuna ve İstanbul'daki bir müzeye katmak üzere gizlice satın' alacaktır. (s.118)

Buraya kadar meraklısının medyadan takip ettiği bir hikâye söz konusu, asıl ilginç olan aynı müzede çok geçmeden 'Örtünme Üzerine Dipnotlar: Mahrem' sergisinin açılmasıdır. Projenin mimarı tahmin edilebileceği gibi Nilüfer Göle'dir. Sergi başörtüsü tartışmasının bir uzantısıdır elbette ancak Viyana'da yaşayan bir Müslüman, 'Mahrem sergisinin 'Türk Lokumu' heykeli için bir örtü olduğunu ve bu heykelin çıplaklığını kapadığını' iddia edecektir. (s. 120)

İç İçe Girişler: İslam ve Avrupa kitabı yayımlandığında yaptığımız söyleşide de buna benzer şeyleri dile getirmişti zaten Nilüfer Göle. Arkasından da eklemişti: 'Bütün bunlar olup biterken, insan bir lokma bir hırka terbiyesini özlüyor. Ben özlüyorum mesela. İslamî hareketin içinden bu dizginlenemezliğin eleştirisinin çıkabilmesi lazım. Daha fazla tüketme yarışı, İslami kesimleri Müslüman değerlerden uzaklaştırdı. Edep ve adabın bozulduğunu görüyoruz.' 'Bir lokma bir hırka terbiyesi'ni küçümseyenlere kaygı ile duyurulur...

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova