ISBN13 978-975-342-831-6
13x19,5 cm, 176 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Rüya Âlemi ve Felaket, 2004
Görmenin Diyalektiği, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Selim Salih, “Medeniyet dediğin…”, Kitap Zamanı, 7 Ocak 2013

Haiti, Hegel ve Avrupa merkezli tarih felsefesi hakkındaki bir kitabı anlatmaya Akif’le başlamak çoklarına ilginç gelecektir kuşkusuz. “Medeniyet”i bir Avrupa metonimisi olarak okuyan “Batıcı” paradigmaya karşı Akif, milliyetçi bir “karşı-medeniyet” anlatısı kurgulamamıştır. Ancak İslamî söylemin önemli seslerinden biri olarak Kuvayı Milliye bloğu içinde yer almış ve “İstiklâl Marşı”na imzasını atmıştır. Başlığa vesile olan bu mısrada da “medeniyet”in, olumsallığına (“dediğin”), zalim failliğine (“canavar”) işaret eder ve bu tek dişi kalmış insan icadını, bütün rasyonelitesinden, tarihsel meşruiyet araçlarından temizleyerek olduğu gibi, yani kendi hakikati ile baş başa bırakır. İstiklâl Marşı’nın bu en tekinsiz mısrasının ironisi, çoğu zaman Batıcı paradigmanın metonimik medeniyet okumasını tersyüz ederek Avrupa merkezli bir çerçevenin içinde dolaştırılır. Ancak bu çerçeve I. Dünya Savaşı’nın tarihsel/geçmiş bağlamında mahpustur ve dahası kerameti kendinden menkul her türlü “karşı-medeniyet” anlatısına yinelemeli bir söylemsel meşruiyet sağlar. Çerçeveyi dağıtmak, medeniyeti Avrupalı merkezinden kaçırarak, evrensel tarihin hakikatine/hakikatlerine savurmak belki Akif’in “niyetini” aşan bir yorum olarak değerlendirilebilir. Halbuki mısranın retorik gücü tam da bu aşkınlığa, medeniyetin “ortak insanlıkdışılığı”na dair söz söyleyebilme kapasitesinden de doğar. Susan Buck-Morss’un, Hegel, Haiti ve Evrensel Tarih’ini okurken bu mısranın sayfalar boyunca Kongo’dan Haiti’ye, Paris’ten Londra’ya, Jena’dan Berlin’e zihnimde uçuşup durmasını ben biraz da böyle değerlendiriyorum.

Hegel ve Haiti

Kitabın hikâyesi Buck-Morss’un 2000 yılında Critical Inquiry’de yayımlanan “Hegel and Haiti” makalesi ile başlıyor. Akademik bir çalışmadan beklenenin çok üzerinde bir ilgi ile karşılanan yazı, farklı çevrelerde, dillerde, farklı tartışma konuları yaratarak adından sıkça söz ettirmiş. Erkan Ünal’ın çevirisi ile Türkçede ilk defa bu kitapta yayımlanan makalenin tezi aslında basit. Hegel’in 1803 yılındaki Adam Smith okumaları ile oluşmaya başlayan (ve kurumsal Hegel okumalarınca 1789 Fransız Devrimi’nin “ülke içi veçhesini anlatacak bir alegori” olarak kullandığı söylenen) “efendi-köle diyalektiği”nin onun Smith okumalarından ilhamını alan meta ticareti ile ilgisinin, 1790’da gerçekleşen ve Afrikalı kölelerin isyan ederek anayasal bir devlet kurdukları Haiti Devrimi ile açıklanabileceği. Buck-Morss’a göre Hegel ve Haiti, tarihin bu iki önemli fenomeni “sessizce” yan yana durmakta ancak aradaki kısacık “ve”, bizzat Hegel’in “dünya tarihi” nosyonu ile katkıda bulunduğu Avrupa merkezli dikey tarih inşasının onulmaz mesafelerinde kaybolup gitmektedir. Ancak mesele Haiti Devrimi’nin, Hegel’in kaynaklarından ya da felsefesini etkileyen tarihsel olaylardan biri olmasının ötesinde “Hegel adını verdiğimiz göndergenin, tarihsel olarak bilinir hale gelmesini sağlayan bastırmalardan ayrı değerlendirilemeyeceğidir”.

Bu bağlamda Buck-Morss, Hegel’in Haiti devrimi hakkında doğrudan konuşmamasını iki şekilde açıklar. Birincisi otuzlu yaşlarındaki Hegel o kadar da önemli biri değildir ve açıkçası Jena’yı işgal eden Napolyon güçlerine kendisini tutuklatacak işler yapmaktan da çekinmektedir. İkincisi ise Hegel’in bizde “farmasonluk” olarak bilinen “Hür Masonluk”la olan bağıdır. Siyasi gizlilik ve gizli kardeşlik gibi ilkeler üzerinde bir araya gelen Hür Masonluk, Buck-Morss’a göre “Bordeaux’nun köle ticaretinin yapıldığı limanlarını, Saint-Domingue’deki plantasyonları, kölelik karşıtı İngiliz yazarları, Minerva’nın Paris muhabirlerini ve Almanya’daki kitap yayımcılarını birbirine bağlayan sürekli bir hattır”.

Kitabın ikinci bölümü olan “Evrensel Tarih”, devrimin tikel detaylarına daha fazla odaklanarak, bu sürekli hattın sınırları yok sayan dünya-tarihsel karmaşasını ortaya koyar. Örneğin, devrimin başladığı an olarak anlatılan “Bois Caiman”, “Boukmen” adındaki muhtemelen Müslüman Jamaikalı bir kölenin, “mücahid” kan yemini ile coşturduğu ve “Fatiman” adındaki bir kadının yönettiği “Vudu” ayinidir. Bu ayin, Hür Mason simgelerinin Katolik ritüelleriyle, Kongolu ilahların yaşayan ölüler, yani Haitili “zombi”lerle buluşup, onlara İslâmi bir cihad çağrısı ile “Ya özgürlük, ya ölüm!” şiarınca “devrim” yaptırdığı, Avrupalı tarihsel tahayyülün sınırlarını aşan, özgürleştirici bir fenomendir. Ufuk açıcı değil mi? Belki de bu yüzden Akif’in mısrasının özgürleşmesi, mesela Arakan’ı bir iktidar müsameresi, Somali’yi bir Ramazan şovu olmaktan, Uludere’yi 2011 yılı gerçekliğini yaşayan vicdanların yanı başında sessizce kanamaktan kurtarabilir...

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova