ISBN13 978-975-342-531-5
13x19,5 cm, 320 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Harun ile Öyküler Denizi, 1994
Geceyarısı Çocukları, 2000
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Fatih Balkış, “Salman Rushdie’nin geçmişe yolculuğu”, Kamil Koç Yolculuk Dergisi, Nisan 2010

Salman Rushdie, romanlarında sürgündeki bir yazar olarak –ama bu sürgün olma durumu Humeyni’nin ölüm fetvasından sonra gerçeklik kazanmıştır– doğduğu, yaşadığı ve bir nedenle ayrılmak zorunda kaldığı toprakları betimler. Doğu kültürünü yeniden ele alırken, Geceyarısı Çocukları’nda Hindistan’ı, Utanç’ta ise, kendisinin romanda ifade ettiği gibi altı aydan fazla kalmadığı Pakistan’ı zemin olarak kullanır. Pakistan’ın en çalkantılı döneminde, bu çalkantıların tam merkezinde bulunan iki aile Haydar ve Harappa ailelerinin, (atfedilen Muhammad Ziyaü’l-Hak ve Zulfikar Ali Butto) iktidar mücadelelerinin özellikle kadınlar çevresinden anlatılması, romanın bütününü oluşturur.

Romanın içerdiği siyasi tarih boyutunu komediye, farsa, gösteriye çeviren Rusdie, daha başından kendisine yöneltilecek eleştirilerden kurtulmaya çalışır.

“Bu hikâyedeki ülke Pakistan değil, daha doğrusu tam manasıyla değil. Aynı alanı, daha doğrusu hemen aynı alanı kaplayan biri gerçek biri kurgusal iki ülke var. Hikâyem, kurgusal ülkem, bizatihi kendim gibi, gerçeğe belli bir açıyla duruyor. Bu kaydırmayı gerekli gördüm; ama değeri tartışmaya açık kuşkusuz. Kanaatimce ben sadece Pakistan hakkında yazmıyorum...”

“Pakistan’a uzun süredir aşina olduğum halde, içinde bir kerede en fazla altı ay oturmuşluğum vardır. Bir keresinde sadece iki haftalığına gitmiştim. Bu altı aylar ve iki haftalar arasında farklı uzunlukta aralar olmuştur. Pakistan’ı dilim dilim öğrendim...”

“Sanırım itiraf ettiğim şu; her ne kadar orayı yazmayı seçmiş olsam da, o dünyayı kırık ayna parçaları üzerinden düşünebiliyorum.”

Rushdie’nin sesi, yarı uydurma, ama belli bir gerçeklik üzerine söz söylemek isteyen bir yazar için tatmin edici kalkanlar olabilir. Ama okur, bunca kıyımın ve şiddetin yaşandığı bir dönemde, iktidardakilerin ilişkilerinin neşeli, eğlenceli bir sirk gösterisi gibi çizilmesini garipseyebilir. Elbette bu yorum, romanın kendi gerçekliğine yapılan bir eleştiridir; çünkü Rushdie, hemen her demecinde ayrılmak zorunda kaldığı toprakları boğucu ve klostrofobik olarak değerlendirirken, diğer yandan o topraklar üzerine yazmaya devam eder. Bir anlamda Garcia Marquez’in büyük aile romanının mirasçılığına soyunurken, diğer yanda İrlanda’da kendisini sürgün hisseden Joyce gibi davranır. Gerçekte her iki kutupta da değildir. Sonuçta Doğu’dan gelmiş, Doğu’yla kimi bağlarını koparmamıştır ama düşünce yapısı ve aldığı eğitim düşünülecek olursa tam anlamıyla Batılı bir yazardır. Bu sıra dışı kimliğiyle günümüzün en ilginç kişiliklerinden biridir Rushdie. Utanç’ı onun Doğu üzerine söylediği son sözler olarak ifade etse de, teorik olarak bundan kaçınması olası değildir. Bir çeşit “veda hutbesi” düşüncesiyle kendisine gerekli payeyi vermeyen Doğu toplumlarına, aynı zamanda bir sitem olarak da düşünülebilir. Yine de bir ülkenin belli bir döneminin anlatılması söz konusuysa, Rushdie anlattığı olaylar kadar anlatmadıklarından da sorumludur. Romanı, temsilcilerin ve seçilmişlerin çevresinden anlatmak, romanın temel açmazlarından biridir. Ayrıca bütün bir ülkenin utanca bulanmış gibi gösterilmesi, kahramanlar arasındaki çatışmalar, onların intikam duyguları ve sevgiye hiç yer bırakmayan bir bakış açısı, bu romanın düşündürücü yanlarıdır. Sanki Rushdie, post modern zamanlarda bir trajedi nasıl yazılır, onu göstermek ister. Böylece kimsenin mutluluğu yakalayamadığı hatta onun da ötesinde gelecekte de yakalayamayacağı bir dünyayı betimler.

Post modern anlatıların, tarihi ele alış biçimleri bir anıştırma, yaklaştırma, benzetme ya da bir gölgeler karnavalına çevirme çabası, yöntem olarak romanı içerden ve dışarıdan kuşatan bir kafesin içine sokar. Bu kafes imgesi, bütün roman boyunca kadın ve erkek kahramanların yazgılarında benzerlikler kurar. Ömer Hayyam’ın garip uğraşları, romanın asıl kahramanı Safiye Zeynep’in gelişmemiş aklı, İskender Harappa ve Rıza Haydar’ın şiddet dolu ilişkileri, onların eşleri Rani ve Belkıs’ın çileleri ve kızları Ercümend Harappa (Benazir Butto), Demir Donlu Bakire’nin “aşırı uçlarda” olması. İki ailenin birbiriyle olan iç içe geçmiş ilişkisi ve bu ilişki üzerinden bir devri tanımlama girişimi ustalıkla yapılır. Bir dönemin parodisini yapmak, hoş ve eğlenceli bir dille kanlı bir dönemi anlatmak, yazarın bilinçli bir edimidir. Ama Pakistan’da ya da Rushdie’nin söylediği gibi olası bir Pakistan’da o şiddet dolu yılları, tüm acılarıyla anımsayan yaşça olgun okurlar da vardır. Bu noktada Pakistan insanını nasıl tanımladığı ise romanın yedinci bölümünde Rushdie’nin kendi sesiyle anlatılır. Kahramanının (Safiye Zeynep) ruhunu, Londra’da Pakistanlı bir babanın öldürdüğü kızının ruhundan alır. Önyargılı bir romancının, dahası yazdığı ve yaşadığı ülkenin insanlarına güvenmeyen ve onların dünyanın neresinde olursa olsun “utanç”ı peşlerinde taşıdığına inanan bir romancının talihsizliğidir bu. Londra’dan verilen bu örnek, bütün bir ulusun yazgısını betimleyebilir mi? Dahası Pakistan’daki yaşamdan kesitler sunulmadan, halk inançlarından ya da yaşam döngülerinden bahsedilmeden yapılabilir mi? Ama bu sorularımız yersizdir çünkü daha başından, kırık cam parçalarından yansıyanların bu romanı oluşturacağını, hatta anlatılan ülkenin bile tam olarak Pakistan olmadığı Rushdie tarafından ortaya konmuştur.

Rushdie’nin eleştirilecek yanıİ iyi bir gazete okurunun zaten çok iyi bildiği tarihi gerçekleri kendi biçemiyle ya da daha doğrusu Doğu’nun “Büyülü Gerçekçisi” kimliğiyle anlatmaya çalışmasıdır. Bu tutumuyla onu post modern bir yazar olmakla niteleyebiliriz; ama tarihin yeniden yazılması, kopyalanması ve türevlerinin alınma meselesi, çağın yazarlarının kullanmaktan çok hoşlandıkları bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Belki de Rushdie’yi tam olarak kavramak için tüm yapıtlarını birlikte değerlendirmek gerekir. Harun ile Öyküler Denizi’nde, olayların eğlenceli yanını görebilen bir masalcıya, Geceyarısı Çocukları’nda iğne deliğinden Hindistan’ı seyreden bir destan yazarına ve Utanç’ta kendi utancının izini süren bir romancıya dönüşmesi, onun renkli zihinsel tutumunun kanıtlarıdır.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova