ISBN13 978-605-316-270-4
13x19,5 cm, 320 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kaybolan Bağlar, 2019
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Giriş, Memphis’te Yürürken, s. 11-12

Dokuz yaşındayken vaftiz oğlumda kısa ama feci şiddetli bir Elvis Presley saplantısı gelişmişti. Kral gibi mırıltılarla kalça sallayarak avaz avaz “Jailhouse Rock” şarkısını söylüyordu. Bu tarzın alay konusu haline geldiğini bilmediği için, havalı olduğunu zanneden bir çocuğun yürek ısıtan içtenliğiyle yapıyordu bunu. Şarkıya tekrar başlamadan önceki kısa aralarda Elvis hakkında her şeyi öğrenmek istiyor (“Her şeyi! Her şeyi!”), ben de o heyecan verici, üzücü, aptalca hikâyeyi anahatlarıyla bir çırpıda anlatıyordum.

Mississippi’nin en yoksul kasabalarından birinde doğmuş Elvis, çok çok uzak bir yerde, diyordum. Birlikte dünyaya geldiği ikiz kardeşi birkaç dakika sonra ölmüş. Büyürken annesi ona, her gece aya şarkı söylerse kardeşinin onu duyacağını söylemiş; o da öyle yapmış. Tam televizyonun patladığı dönemde sahneye çıkmaya başladığı için, daha önce kimsenin yakalayamadığı bir üne kavuşmuş birdenbire. Gittiği her yerde insanların çığlıklarıyla karşılaştıkça dünyası bir çığlık odası haline gelmiş. Bunun üzerine kendi inşa ettiği bir kozaya çekilip kaybettiği özgürlüğün ikamesi niyetine sahip olduklarının tadını çıkarmaya başlamış. Annesi için bir malikâne satın alıp adını Graceland koymuş.

Hikâyenin kalan kısmını hızla geçiyordum – bağımlılık, Vegas’ ta sahnede vıcık vıcık terleyerek, yüzünü çarpıtarak mütemadiyen saçmalaması, kırk iki yaşında ölümü. Adam diye anacağım vaftiz oğlum (kimliğini saklı tutmak için bazı ayrıntıları değiştirdim) ne zaman hikâyenin sonunu soracak olsa, birlikte “Blue Moon” şarkısını söylemeye koyuluyorduk. “Tek başıma dururken gördün beni,” diyordu incecik sesiyle Adam, “yüreğimde tek bir düşten bile yoksun. Bana ait bir sevgiden yoksun”.

Bir gün bana gayet ciddi gözlerle bakıp, “Johann, beni bir gün Graceland’e götürür müsün?” diye sordu Adam. Hiç düşünmeden olur dedim. “Söz mü? Söz mü?” Söz, dedim. O ânı daha sonra hiç düşünmedim – ta ki her şey sarpa sarıncaya kadar.

On yıl sonrasına geldiğimizde Adam yolunu kaybetmişti. On beş yaşındayken okulu bırakmıştı, uyanık olduğu saatlerin –hiç abartmıyorum– neredeyse tamamını boş gözlerle baktığı ekranların karşısında geçiriyordu: Whatsapp ve Facebook mesajlarının kesintisizce akıp durduğu telefonunun, YouTube ve porno videolarının birbirine karıştığı iPad’inin karşısında. “Viva Las Vegas” şarkısını söyleyen o neşeli ufaklığın izlerini gördüğüm anlar oluyordu, ama küçük küçük, kopuk kopuk parçalara ayrılmıştı sanki o çocuk. Belli bir konu hakkında en fazla birkaç dakika sohbet ettikten sonra kafasını ekranlardan birine çeviriveriyor ya da başka bir konuya geçiveriyordu. Snapchat hızında, durağan ya da ciddi bir şeyin ona dokunamayacağı hızda uçuyor gibiydi. Akıllı, efendi, nazik bir delikanlıydı – ama zihninde hiçbir şey tutunamıyor gibiydi.

Adam’ın büyüyüp erkek olduğu on yılda bu parçalanma bir ölçüde pek çoğumuzun başına geliyor gibiydi. Yirmi birinci yüzyıl başında hayatta olmak, dikkatimizi toplama –odaklanma– becerimizin çatlayıp kırılmasını beraberinde getiriyordu. Bunu kendimde de hissediyordum – satın aldığım yığınla kitaba göz ucuyla suçlu suçlu bakarken kendi kendime, son bir tweet daha, diyordum. Halen çok okuyordum, ama geçen her yılla birlikte, aşağı inen bir yürüyen merdivenden yukarı doğru koşuyormuş gibi hissediyordum. Kırk yaşımı yeni devirmiştim ve benim kuşaktan insanlarla ne zaman bir araya gelsek konsantrasyon kapasitemizin kaybolduğuna hayıflanıyorduk – bir gün denizde kaybolmuş, bir daha da gören olmamıştı sanki.

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2022. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X