ISBN13 978-605-316-106-6
13x19,5 cm, 120 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Çalgın, 2006
Son Akşam Yemeği, 2014
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Nesrin Pekcan, "Ek Eylemin İzinde Bir Değerlendirme 'Efsus’a Yolculuk' *", Çağdaş Türk Dili, Sayı: 383, Ocak 2020

Yücel Kayıran’ın, şairliğinin yanı sıra felsefeci olması, şiirinin “ felsefi şiir” burcunda yol almasını da getirmiştir. Zaman zaman derin anlamların içine girdiğimiz, zaman zaman da yalınlığıyla bizi çarpan etkileyici bir atmosferi vardır bu şiirin ve Yücel Kayıran şiiri özgün bir yerde durmaktadır şiir tarihimizde.

Şiirleri etkileyici kılan, kullandıkları dile şairlerin kendi seslerini katabilme becerileridir. Bu sesi sağlayan ise dil içi malzemenin doğallık ve içtenlik harcıyla inşaasıdır. Yücel Kayıran bunu, kendi ifadesiyle söylersek “kendi varlığına sondaj yaparak” oluşturmuş: “...dil bir malzeme değildir, bizim varolduğumuz veya varolamadığımız, yırtıldığımız, kanayıp döküldüğümüz bir yerdir” (Varlık, Haziran, 2004).

Dile derin anlam yükleyen, ona bu denli saygın bir yer belirleyen şair elbette dili eğip bükerek ona istediği biçimi de verecektir. Zaten anlam veya biçemin temeli; sözcüklerin kullanımı, bunların ustalıkla dizilişi, sözcükler arası boşluklar dâhil dizelerin veya sözcüklerin zincirsel bağları değil midir? Yücel Kayıran’ın Efsus’a Yolculuk adlı bir kitap oylumundaki uzun şiirinde bu zincirsel bağın en dikkat çekici unsurudur “ek eylem” kullanımı.

Günümüz Türkçesinde neredeyse yok olma sürecine giren “ek eylem” i belirgin kullanımıyla bir şiir kitabında - Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı’nda ek eylemin açıkça kullanımı var ise de yoğun değil - görünce hem şaşırmış hem de çok sevinmiştim.

Bir önceki şiir kitabı “ Son Akşam Yemeği”nde de yer yer ek eylemi belirginleştirerek kullanmıştı şair; fakat Efsus’a Yolculuk’ta bu kullanımla yoğun olarak karşılaşıyoruz.

Efsus’a Yolculuk, adı üstünde bir yolculuğun şiiri. Anlatıcı özne veya şair doğduğu yere doğru yol alır. Bir düş yolculuğu yapar. Okurda merak da oluşur. Sona gelindiğinde şair “bir hikâyem yok benim” , “bir insan anlaşılana kadar tekrar eder kendini”.. “vardım belleğin dibindeki yere / geçti tarih .../ bir dahaki sefer / olmayacak” der. Bize yoğun bir keder bırakır. Anlatıcı “ben”in ya da şairin, kendi içine doğru yaptığı bir yolculuğu, dışardaki somut dünyayla ilintileyerek verirken başvurduğu o epik-lirik dilin nasıl oluştuğu ilgilendiriyor bizi. Bu dilde keder var demiştik, bu kederin verilişi nasıldır? Kullanılan devrik dize oluşumundaki sözcüklerin her seferinde farklı öğe sıralamasıyla verilişi mi sağlamaktadır bunu, evet ama bu noktada ek eyleme biçilen rol de dikkat çekmektedir.

Özellikle ek eylemin olumsuzu olan “değil” sözcüğünün verilmek istenen anlam ya da çağrışımların güçlü oluşundaki rolünün yadsınamazlığı apaçık görülmekte:

“konuşabilmek bana verilmiş değildi” (s.8) dizesinde şairin tercihi “konuşabilmek bana verilmemişti” biçiminde olsaydı düz bir ifadeye bürünen anlamın çekiciliği de kalmayacaktı.

“değil idi bende dile gelen kendime ait bir suret” (s.8)

Ek eylemin hakkını vermek tam da bu olmalı. İ- [i (mek)] hem görülen geçmiş zaman haliyle açığa çıkarılmış (i-di) hem de olumsuzuyla yan yana kullanılmış. Şiirdeki dilin zenginliğine katkıda bulunan ek eylem, aynı zamanda okuyanı da şiirin kendi varoluş düzlemine çekmeyi başarmakta yani bir çekim gücü oluşturmaktadır.

Ek eylemin şiirin bütünündeki dağılımına baktığımızda “değil” olumsuz kullanımının yanı sıra “görülen geçmiş zaman” kullanımına da sıkça rastlıyoruz. Şair bu dengeyi kurmakta başarılı. Bu kullanımın dizelerdeki müziğin iniş ve çıkışına göre ayarlandığını görebiliyoruz. Şiirde biçimce bir dengenin kurulduğunu da belirtmemiz gerekiyor.. Uzun ve anlamca yoğun dizelerden oluşan bir sıralamanın kısa dizelere doğru geçişi sağlanırken ve tekrar yoğun dizelere geçilirken duyulan müziktir bu. Şu da var ki anlamdaki ve sesteki yoğunluk çarpıcı biçimde duyumsatılmak istendiğinde ek eylemin “açık” durumuna çok da başvurulmuyor:

“devrim şarttı, sildim ben kendimi kendime çıkan her satırdan

devrim şarttı, inanmıştım, hâlâ da inanırım, inanmak hakikatle yaşamaktı
(...)

devrim şarttı, devrim dil güçsüzü dilimize yeni bir dil bulacaktı” (s.19-20) biçiminde devam eden “tekrir” den de yararlanılarak dizelerin güçlendirildiği bu ifadelerde ek eylem, açıkça kullanılmayarak bilinen biçimi yani gizli kullanımı tercih edilmiştir.

Ek eylemin açık kullanımının, daha çok anlatılanın öne çıkarılış sırasındaki vurguda olduğunu görmekteyiz:

“mümkün değildir orada farklı bir rüya görmek

Aydınlıkta değildim, inmiyordu geceden benim gözlerime gelecek” (s.10)

Efsus’a Yolculuk, okuru başka bir boyuta götürüyor. Başka bir zaman dilimine, hemen yanıbaşınızda duyumsadığınız ama uzak olan bir zamana geçiyor sonra yeniden bu zamana dönüyorsunuz, bu durum şiirin zamansızlığıyla da ilgili. Ek eyleme de dikkat ederek bakalım şu dizelere:

“belediye binasını yeniden inşa ederiz / diyordu genel vali..önemli olan Roma’nın onuru / ama kar maskeli idi askerlerin yüzleri / ve tanklar..Tienanmen’den beri / neden yan yana değil de / arka arkaya dizili..” (s.48)

Şair bilinçli bir biçimde yüklemiş ek eyleme bu sorumluluğu: “fırtına dedim değil mi fıtrat değil / üç Dakyanus arasında büyümekten / doğuştan gelen bir yazgı değil”

Şiirde anlatıcı öznenin iç yolculuğu sırasında verilen resim, ülkemizin resmidir. Evrensele taşınarak verilmiş bir resim. Bu resimde şairin “kendi sesini, kendi hikâyesini” “kendi biçemini” oluştururken kullandığı dilde ek eylemin izini sürmeye devam ediyoruz. (tırnak içi ifadeler Kayıran’dan)

Yineleyelim, ek eylemin olumsuz biçimi “değil”, fazlasıyla görünür kılınıyor dizelerde. Kullanılmadığı sayfa çok az. Hemen her sayfada en az bir kez kullanıldığını görüyoruz. Anlam birlikleri bazı dizelerde art arda ek eylem getirilerek kurulmuş:

“(...)

her Yusuf hatırası kardeşler arasındaki sınıf farkının

kimse farkında değil

dile getirilebilir değil

bir avuç toprak almış değilim babamın gövdesinden

her kardeş yayından çıkan oka benzer

yaydaki yer aynı..fakat

varılan hedef farklı

kabul edilebilir değil onuru sınıf farkının

nedeni sana çıkarılabilir değil ama senden gelen fark

değildi senden her birimize gelen töz aynı kudrette

değildi aynı kudrette dile gelirken senden gelen kelam

sanki kardeşlerimden farklı olmakla sınadı

kendini bende kelam” (s.16)

“dile getirilemiyor” yerine “dile getirilebilir değil” veya “kabul edilemez” yerine “kabul edilebilir değil” in tercih edilmesini, şiirdeki etkinin güçlü kılınmak istenmesi ya da Yücel Kayıran’ın deyişiyle bir “poetik olanaklılık açma alanı”nın** böylelikle biçimselliğe yansıtılması olarak açıklayabiliriz. Ben, bu gücün cevher eylemi olan “ek eylem” ile sağlandığını vurgulamak istiyorum. Sayfa 20’de “devrim şarttı” yinelemeleriyle (tekrir) sunulan yoğun anlamlı dizelerin ardından gelen şu iki dizeye bakalım:

“verimsiz değildi kalemi tutan el yönü belirsiz değildi

Nedenle değil erekle biçimlenirdi, vicdanla değil niyetle”

Bu uzun şiirin “biçimsel” anlamda bir özeti gibidir bu iki dize. Bir anlatıcı özne var ama bu anlatıyı düzyazıya çeviremiyoruz. Zor bir şiir dili kurgusuyla karşı karşıya olduğumuzu daha net görüyoruz burada. Ek eylemin olumsuz biçimi “değil” in yinelenmesi, biçemi bozmak yerine tam tersi, farklı güzellikte bir vurgu ve sağlamlık katmış dizelere: Şairin özgünlüğü.

Bir söyleşisinde şöyle diyordu Yücel Kayıran: “Oluşturduğunuz dille kendi var oluşunuzu yazamıyorsanız veya yazmaya kalktığınızda şiirinizin yapısı değişiyor ise, o şiirin poetikası sizin mizacınıza ve antropolojinize ait değil demektir.” (Şiirimin Çeyrek Yüzyılı, yky-2016. s.440) Kayıran’a göre şair “tercih ettiği şiirsel dille” kendi varlığına ait olanı ( trajedisini, ait olduğu geçmişi vb), yazabilmelidir. Yani “poetika denilen şey, sadece estetikle ilgili bir şey değildir, etik ve antropolojik bileşenleri de söz konusudur.” ( a.g.e)

Bu sözlerinin ışığında şiire baktığımızda anlatıcı öznenin ya da şairin ontolojik bağlamda kendisini anlayabilen, sorgulayabilen özelliğini görüyoruz. Bu yapılırken kullanılan dili anlamaya çalışıyoruz. Şiirin tamamında ek eylem yoğunluğu var, demiyoruz elbette. Öyle olsaydı şiirin biçemindeki olumsuzluktan söz etmek gereksinimi duyulurdu, sözgelimi ek eylemin hiç kullanılmadığı dizelerden birkaçını alalım:

“kahvaltıyı bahçeden kurardı annem / içi sıvalı, briketle örülü bir ev” ( s. 81)

***

“diğer yanağımı çevirmeye geldim

kabın tersini görmeye

ya gökyüzü inecek yeryüzüne

ya da buharlaşacak bulut yüzümdeki güneşlikten...” (s.114)

Ama “cevher eylemi” (ek eylem) nin tercih edildiği dizelerde şairin bunu özellikle ve bilinçli seçmiş olmasından söz ediyoruz.

Aynı sayfalardaki diğer örnekleri eleyerek ek eylemli birkaç dize daha:

“...Levithan!..kendini ele vermez idi

Dürüst olmak tanrının sıfatına göre yaşamak değil mi idi” (s.26)

*

“başımıza gelen fars değildi ama / Bizim yaşadığımız fars veya farz değil” (s.45)

*

“fakat kendi hayatını bile değiştirebiliyor değildim ben

Sesime bir şekil verip yüzüme fırtına çizebiliyor değil” (s.54)

*

“vazgeçsem idi vazgeçmek istemediğimden” (s.58)

*

“varmak mümkün değil ilk çağdaki vücuda” (s.65)

*

”...yolu bilen o idi...

Babil ya da Kudüs değildi.. (...)” ( s.104)

*

“yaprak değildir ağaç / dal değildir

...

Görmek istediğim değildi bu” (s.107)

*

“mürekkeple değil tırnakla çizilmiş lahit..” ( s.109)

*

“fakat yolculuğa çıkan kişi değilim / artık şimdi geldiğim yerde

Şimdi geldiğim yerde değildim / eskiden değil iken bu yerde” (s.112)

Yücel Kayıran’ın “şiir gelecekle ya da ütopyayla değil, geçmişle alakâlıdır. Varlık olandır, olan ise olmuş olandır.” *** anlayışında olduğunu anımsarsak Efsus’a Yolculuk’ta dile getirilen gerçekliğin inandırıcılığının sağlanması da şairin oluşturduğu şiirsel zeminle ilgili. 115 sayfalık bir kitap oylumundaki uzun bir şiirde okurken bizi etkileyenin ne olduğuna baktığımızda anlatıcı “ben”in içtenliğinin yanı sıra dilin kullanılışında şairin kendi söyleminin, biçeminin ve geçmişinin olduğunu görebiliyoruz. Bu verilirken şiirin dilinde dikkatimizi çeken bir gramer birimiydi “ek eylem”. Günümüzde kullanımı neredeyse yok olmakta. Oysa Dede Korkut Kitabı’ndaki o görkemli dilin ana unsuru da ek eylemin ta kendisi değil miydi?:

“Kan turalıyı alup meydana getürdiler Kanturalı Cemal ve Kemal iyesi - idi. Oğuzda dört yiğit nikâb gezer - idi. (...) Kanturalı nikabın serpdi. Kız köşkden bakar – idi”


(Dresden yazma nüshası s.179 – satır 11-13 / Muharrem Ergin neşri, 1958 TDK yayını – Dede Korkut Kitabı

Yüzlerce yıl öncesinden seslenen Oğuz Türkçesine eklemlenen bir zincir var ve bu zincirin halkalarından biri Efsus’a Yolculuk’ta somutlaşıyor: “...yolu bilen o idi /...burada idi yapabileceğim her ne ise” (s.104)

İşte, Efsus’a Yolculuk’u hem bir masal hem bir destan, kısaca söylersek masalsı bir destan kılan; o büyüleyici etkinin, okuyanı sarıp sarmalayan gizli anahtarın, anlamsal efsunun, kısmen de olsa, dilin o mütevazı cevheri ek eylem olduğunu söylersek abartmış olmayız. Yukarıda ek eylemli dize örnekleri anlam bütünlüğü içinden alınıp bir başlarına bırakıldıkları için şiirden (Efsus’a Yolculuk) özür dileyerek şiirin son dizesindeki ek eylemi de görüp noktalayalım:

“çocukluğum Allah’ın evi idi annemin beni büyüttüğü evde” (s.115)

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova