ISBN13 978-605-316-106-6
13x19,5 cm, 120 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Çalgın, 2006
Son Akşam Yemeği, 2014
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Cemal Karakuş, "Yücel Kayıran'ın Efsus'a Yolculuğu", Mavi Posta Dergisi, Londra

Yücel Kayıran, şiir dünyamızın önde gelen adlarındandır, hem şair, hem şiir eleştirmeni, hem şiir kuramcısı olarak…

İlk 1997 yılında “Hayaline Firar Edemeyenlerin Afsunu ile tanıdık Yücel Kayıran’ı sonra sırası ile

Beni Hiç Göremezsin, Çalgın, Son Akşam Yemeği ve Efsus’a Yolculuk

Efsus’a yolculuğu diğer eserlerinden ayıran en önemli özellik destanımsı yapısı iken klasik destanlardan ayıran en büyük özelliği ise anlatıcı ve kahramanın aynı kişiler oluşudur bu bağlamda Efsus’a yolculuk bir anlamda şairin yolculuk destanıdır diyebiliriz

Efsus’a yolculuk şu cümlelerle başlar.

“ne zaman yıkıldı doğrularıma inancım

ve yönüm kendi yoluma çevrildi

sona erdi sanki içimdeki başkalaşım”

‘’İnsan yaşadığı yere benzermiş’’, Yücel Kayıran yaşadığı coğrafyanın tüm hazinesini kendinde biriktirmiş, biriktirdiği şeyleri özümsemiş, bir süzgeçten geçirmiş, çoğu zaman yalın bir diyalektik analizle zamanı bükmüş, bir yol döşemiştir.

Felsefecidir aynı zamanda, her anlatılan kesit bir felsefi yolla yoğrulmuş, çağın dilini kendi dilinde yaratmış bir bilgelik taşımaktadır.

Yücel Kayıran’da şiir-felsefe-diyalektik kendi yolunda materyalizmi beslemiş, anlatılan tüm süreç kesitler halinde içlerine tohum olarak atılıp büyütülerek nihai amaca yani felsefenin diyalektik ve materyalist boyutunda başak vermiştir.

Efsus’a Yolculuk Kayıran’ın kendi dervişliği ile başlayan kendini bulma serüveni olduğu kadar serüveninin içsel yolculuğu, çelişkilerden sonuçlar çıkarma, verilen ve sunulana takılı kalmadan kendi yolunu sonsuz evrende arayana bir felsefe yolu da açmaktadır ki

“kim” olduğundan çok “ne” olduğuyla tanımlanmalı

böyle inerek dönerken”

dizeleri bu yolculuğun aynı zamanda bir anlama ve aydınlama yolculuğu olduğunu da bize göstermektedir…

Kayıran’ın betimlemeleri, tanımlamaları hem şiirsel hem de romansal bir yolculuk olarak sizi sürükler. Pınarbaşı’na gitmiş kadar sizi yolculuğa çıkartır, cırcır böceklerinin hışırtısını üfler gibi fısıldar kulağınıza. Anlatımın ve dilin gücü aynı zamanda Türkçenin derinliğini de oluşturmaktadır…

Yücel, şiirinde suya sabuna dokunmanın kıyısından değil içinden süzülüyor yaşamın.

Nasıl mı? Yeri geliyor, yaşamın adil olmadığını, zengin ile fakirin ayrımını ifşa ediyor, yeri geliyor

tarihteki ilk sınıfsal çelişki olmasa da, Mikail’den yola çıkarak anlatılan kardeşler arasında ki sınıfların oluşumu ve bu sürecin yaratığı tahribatı

“kimse bilmez gibi

yer kardeşler de birbirini

Yusuf değil, her kardeş sanki bir Mikail

terk etmem gerekir idi içinde büyüdüğüm medeniyeti

öyle değil mi Mikail!

İnanıyor musun buna Mikail!

kardeşler de yer birbirini

sınıf farkı ile koruyorsun dünyadaki konumunu değil mi Mikail

bütün şer senden geliyordu Mikail!

haset senden geliyordu, hasis senden

nefret ve bastırılmış hınç senden.’’

dizeleri ile bize sunuyor…

Yücel Kayıran diyalektiğinde mülk sahibi sınıfların karakteristik özeliğini ortaya koyarken, onun yaratığı kötülüklerin ve tahribatın kökünü de bu bağlamda birleştirmiş, kaynağını da de-şifre etmiştir şiirinde.

Kayıran eserinde sınıf çelişkilerini işlerken aynı zamanda toplumsal bozulmanın alt yapısını da ortaya koymaktadır, tıpkı

‘’her kardeş yayından çıkan oka benzer

yayda ki yer aynı. Fakat

varılan hedef farklı

kabul edilebilir değil onuru kardeşlikteki sınıf farkının’’

dizelerinde olduğu gibi

Şiirinde işlediği temalarda Yücel, hem ağır yaşam koşullarını irdelerken, hem de ona çıkış noktasında da bir yol sunmaktadır.

“henüz senin gözlerinle bakarken dünyaya

yol alırken senin içime çizdiğin haritada

kazılan kuyulara düşmek..

şantiyede çalıştığım günlerde de

kimse bilemez ne kadar istedim hasta olmayı

hasta olmak tatile çıkmak gibi bir şeydi sanki dünyada

sadece hasta olduğum günlerde dinlendim

dinlenmek gibiydi aynı zamanda, kuyuda olmak’’

‘’en iyi okuldur yenilgi yılları’’

Yücel Kayıran’ın şiirinde ki felsefe yoğun bir diyalektik içerirken, diyalektiği bükmeyi onu materyalist bir düzlemde sonuca da götürmektedir, şiirinde kabullenme ve biat yoktur ve devrimcidir ve ’Devrim şartı’’ ile başlayan kesitinde bir yol döşemektedir.

“devrim şarttı her ben kendi yazgısının öznesi olacaktı”

“devrim şarttı inanmıştım hâlâ da inanırım inanmak hakikatle yaşamaktı”

‘’Devrim şarttı, bize ait olan, ona ait olmayandan sökülerek geri alınmalı’’

‘’işten çıkarma yasağını çiğnediler sonra

tanrının ölümsüz vaadini..

kimse iş vermedi bize Mikail

olağanmış gibi bu olup biten,

sen öylece seyrettin bizi Mikail

eşit işe eşit ücret fikrini savunmak neden suç

yalan söyleyene, her kim olursa olsun yalan söylüyor demek

neden krala bir hakaret..

Bazen sorular sorar şiirinde güncele dair

‘’yalan söyler mi bir kral, vakıf arazisine kurulacak bir yazlık için

yalan söyler mi bir kral, krallığını daimi kılmak için’’

Bazen Cumartesi Annelerinin acısını paylaşır bizimle

‘’Dünya yaşanılacak yer değildi

gurur yüzülerek alınıyordu insanın yüzünden

onur.. tırnakları sökülerek..

ifşa edilerek kendimize görünüşümüz

evlerinden alınıp götürülenler var

evinden çıkıp tekrar dönmeyenler

işkenceden geçenlerin yüzünde ağır bir yük

kayıpların tanıklarında ise utanç

teyzemin oğlu.. benden büyük.. tü, o zaman

ikinci Dakyanus döneminde bu

bir neden yokmuş gibi

yani sadece kendi kusuru

gibi bir boşluk oluşuyordu kayıplardan geri

biri öldüğünde, ağlarsınız sızlanırsınız

neticede defteri kapatırsınız, toprak örtmüştür üstünü

kayıpta o boşluk bakar size, kapatamazsınız defteri ‘’

‘’Beş yüz doksan iki hafta, her cumartesi

hayatını kaybedene kadar hükümet konağına gitti teyzem

‘’oğlumu istiyorum’’ diye.. ‘’oğlumu istiyorum!’’

copladılar.. gözaltına aldılar.. biber gazı sıktılar

yok hala ‘’analara kıymayın efendiler’’ vicdanı..

sonra sonra.. dindar Dokyanus döneminde

meczup muamelesi yapmaya başladılar

hoş görmeye.. ‘’gel teyze otur şöyle’’..

sanki teyzenin oğlu kayıp değilmiş gibi..’’

‘’Sokağa çıkmaya başladığımızda gördük

yasak son erdiğinde günler sonra

bombalanmış, harabeye dönmüş evleri

o zaman duyduk ölü bedenlerin de olduğunu..

‘’tanrıların aslanlarının timi’’ diye yazmışlar

çatısı çökmüş evlerin ayakta kalan duvarlarına..’’

‘’önce vatan’’ !

‘’önce vatan’’ !!

‘’önce vatan’’!!!

Kendi memleketlerinin duvarlarına değil de

neden bizim dağlarımıza yazılır ‘’önce vatan’’

medeniyet kendi memleketlerine

bize ise ‘’önce vatan’’..

Bazen şiirinde tarihi sorumluluk ve asimilasyonun yıkıcılığı çıkar karşımıza

‘’Hacın’da olanlar burda da olmuş.. Zeytun’da da.. Efsus bulanık..

konu açıldığında susardı babam..

eskiler yemin ettirmiş.. bulamadı,

altın aramayı da bırakmadı gidenlerin arazilerinde’’

‘’Serkis Çayırı vardı eskiden. Türkçayırı şimdi

dorukta yamaca kurulmuş bir Kürt köyüdür,

gitmiştim bir keresinde, iki devrimci gömülü..

büyük ceviz ağaçları vardır, gençleri iltica etti

yeni bir hayat kurdular belki de düşük ücrete sermaye’’

‘’Maravuz ise şimdi Dağlıca

hayatta kalabilmek için din değiştirmeleri

gibi birçok insanın yüzyılın başında

başka dilin insafına bırakıyor izlerini her yıkımdan sonra

ölmekte olan bir uygarlık nasıl devam ederse

bırakarak kendini bir başka ulusun insafına

geçiyoruz Yalak’ı, geçer gibi bir çevre yolundan

nasıl verilmiş ise adı Efsus’a Bekçioğlu Emir Afşin’’

Aynı zamanda Türkçenin akıcılığında bir dil şölenidir Yücel’in şiiri, sanırım bir dil ancak bu kadar güzel kullanılır.

‘’rüzgarın salınımı

sizin etinizden geçerek iner toprağın köküne

sizden gelip geçen her ne ise.. o kalır sizde’’

‘’Ashab-ı Kehyf fikri o zaman doğdu bende, ve

kendimi yerin altına giden yola aldım

tenhaydı, keşiften uzak araziler gibi

toprağın içinde ilerlemek nasıldır

firariler bilir bunu, gözün ürkekliği..’’

‘’sanki kendimden dışarıya akarak kabın dibinden

kabın dibinden kendime doğru büyüdüm’’

‘’Nefretimin nedeni efendinin diyalektiğinde

çirkinleşmek vardı sözün kuruntusunda

insan onuruna yakışmayan bir biçim

ve duygunun kokusuna bulanmak

yağ ve şekerden oluşan bir karışıma bulanır gibi’’

Efsus’a Yolculuk benim ilk kitap-eleştiri türünden yazımdır. Yücel Kayıran’ın yolculuğunda tanığız…

“Tohum

Yeryüzüne yerleşince bitki olur

Vardım belleğin dibindeki yere”

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova