 | ISBN13 978-605-316-049-6 | 13x19,5 cm, 256 s. |
Liste fiyatı: 276.00 TL İndirimli fiyatı: 220.80 TL İndirim oranı: %20 {"value":276.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"1228","item_name":"Gözetleme Kulesi","discount":55.20,"price":276.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Gözetleme Kulesi Özgün adı: The Watch Tower Çeviri: Deniz Keskin Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan Kapak Tasarımı: Emine Bora |
Kitabın Baskıları: | 1. Basım: Eylül 2016 | 2. Basım: Ağustos 2023 |
Babalarının ölümünün ardından Laura ve Clare önce bir süre sorumsuz anneleriyle birlikte yaşar, sonra da Laura’nın çaresizlikten evlenmek durumunda kaldığı Felix’in “himayesine” girerler. Kocanın başlangıçta nispeten zararsız görünen “tuhaflıkları” zamanla onun kötücül, hastalıklı ve akıldışı iç dünyasını açığa vurmaya başladığındaysa artık çok geçtir. İki genç kadın kendilerini, erkeğin dengesiz ruh halinin pamuk ipliğine bağlı tedirgin ve tehlikeli bir hayatın ortasında bulur. Gözetleme Kulesi’nde Elizabeth Harrower her şeyden önce, insanların başkalarına hiç de çıkışsız görünmeyen durumların içinde nasıl kısılıp kalabileceklerini son derece ikna edici bir şekilde resmediyor. Ruhsal bozuklukların bulaşıcı olmasa bile yakın çevredeki kişileri nasıl sindirip çaresizleştirebileceğini betimliyor. Aklın hükmünü yitirdiği bir mikrodünyada, hem mantığa hem de duygulara ve vicdana sahip çıkmanın zorluklarını gözler önüne seriyor ve tüm bunlara rağmen yine de bir çıkış olduğu ve ona ulaşmanın tek yolunun eylemsizliği kırmaktan geçtiği mesajını veriyor. Harrower’ın gösterişten kaçınan incelikli üslubu, karakter tasvirlerinin başarısı ve psikolojik çözümlemelerin derinliği, bu romanı modern Avustralya edebiyatının vazgeçilmezleri arasına yerleştiriyor.  | OKUMA PARÇASI |
Açılış bölümünden, s. 7-10 “Madem artık babanız da yok...” Stella Vaizey, karşısındaki iki yüzün daha da meraklı bir hal aldığını görünce duraksadı. Ne kadar da bilmiştiler! Sizi inatçılar, George Washington’lar, iyimserler sizi! “Öldü,” diye ciddiyetle düzeltti kendini, biraz da olsun karşısındakilerin canını yakmak istercesine. “Madem artık babanız da öldü, üçümüz bundan sonra Sydney’de yaşayacağız.” Müdire Lambert’a çevrilen ifadesiz ve bekleyiş içindeki simalar, kocaman açılmış gözler, onun da üzüntülü bir şekilde durumu başıyla onayladığını gördü. Bu bakışmaları kayıtsızca fark eden kızların annesi, “Evi satıp şehirde bir daire tutunca, Bayan Lambert’a haber vereceğim,” diye devam etti sözlerine. Okul arazisinin dışında, uzaklardaki bir dev okaliptüs ağacının dallarından, bir saksağanın veya strepera kuşunun [1] ya da şehirde duymayı hiç ummadığı başka bir kuşun, umursamaz ve son derece kendinden emin ötüşü duyuldu. (Birisi iç çekti.) Daha yakınlardan ise bir tenis kortundan gelen hayat dolu sesler ve gülüşler duyuluyordu. “Sizden bu konuyu tekrar düşünmenizi rica edemez miyim Bayan Vaizey? Laura’nın zaten son bir-iki yılı. Biliyorsunuz, o bizim en iyi öğrencilerimizden.” Laura o zamana dek babası gibi tıp okuyabileceğini düşünmüştü, ama ne olacağı soruldukça operada şan sanatçısı olma hevesini de dile getirmişti. Böyle fikirler ne kadar gülünç ve olanaksız görünse de, Bayan Lambert kabul... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Irmak Zileli, "Mavisakal’ı bir bakışta tanımak", Sabitfikir Dergisi, 11 Ekim 2016 Başucu kitabım Kurtlarla Koşan Kadınlar’da Clarissa P. Estes, kadının ruhundaki iki farklı doğaya işaret eder; Mavisakal’ın bir “yok edici” olduğunu anlamaktan uzak “safdil” psişe ile sezgileri güçlü vahşi psişe. Aslında, der yazar, her kadının sezgisel gücü doğal olarak vardır. Ancak bazıları bu gücünün farkında değildir ve onu bastırmıştır. Sadece masallarda değil, gerçek hayatta da kadınların karşısına “Mavisakal”lar çıkar. Kimi onları hemen tanımış ve onlardan uzak durmuştur, kimi ise yok edicinin manipülasyonuna boyun eğmiştir. Bu, “erginlenme” sürecinin bir parçası bile sayılabilir. Bu süreci tamamlayan ve sonunda içgüdüsel güçlerine sahip çıkmayı öğrenenler olduğu gibi, bunu başaramayanlar da vardır. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının yazarı Estes’in Mavisakal okumasına göre, masaldaki kız kardeşler, aslında tek bir kadının içindeki iki farklı eğilimi simgelemektedir. Küçük kızkardeş, kendisiyle evlenmek isteyen Mavisakal’ın gerçek yüzünü görmez (belki de görmek istemez) ve evlilik teklifini kabul eder. Öte yandan içinde bu adamı itici bulan öteki eğilim de varlığını duyurmaktadır. Genç kız kendini, Mavisakal’ın yakışıklı, çekici ve hatta sevecen bir adam olduğu konusunda ikna eder. Vahşi doğası durumun farkına varsa da, safdil olan taraf kulağına fısıldanan gerçekleri yadsır. Yok canım son derece kibar biri, hem sakalı da o kadar ma... Devamını görmek için bkz. |  |
Banu Yıldıran Genç, "Tanıdık yaşamlar, tanıdık hikâyeler...", Agos Kitap/Kirk, 1 Ekim 2016 "Dışarıdan çok çekici, neşeli, sıcakkanlı, espritüel ve kendine güvenli gözüken narsist erkek, içinde yetersiz, değersiz, sevilmeye layık olmadığını düşünen çaresiz bir küçük çocuk yaşatır. Kendini yere göğe koyamaz, her şeyi başaracağını düşünür, her şeye hakkı vardır, başkaları onun için vardır sanki ve onun bütün isteklerini yerine getirmek zorundadır. Onlarla işi bittiğinde dönüp yüzlerine bakmaz. Empati yeteneği yoktur. Zeki narsist erkek bütün bunları göstermemeyi başarır. Hatta mütevazi bir erkek izlenimi bile verebilir. Narsist gözükmenin pek hoş olmadığını bilir çünkü. Empati gösterir gibi yapar, dinler gibi yapar, anlayış gösterir gibi yapar. Hatta sever gibi yapar. Terk edilmeye katlanamaz. Kendi terk etmek ister. Ya da herkesi kendine bağımlı kılmaya çalışır." Psikiyatrist Alper Hasanoğlu narsistik kişilik bozukluğunu özellikle erkekler üzerinden böyle tanımlıyordu bir yazısında, genellikle erkeklerde görüldüğünü de ekleyerek. Bu hastalığın tam tanımı 1980'lere dayanıyor ama Elizabeth Harrower 1966'da yayımlanan ve geçen ay çıkan romanı Gözetleme Kulesi'nde müthiş bir narsist erkek portresi çizmiş. Edebiyatın hayatın önüne geçtiği durumlardan biriyle daha karşı karşıyayız. 'Küçük Prenses' masalı İyi bir özel okulda öğrenim gören Laura ve Clare'in babalarının ölümüyle başlar roman. Babalarının ani ölümü, hiç biri... Devamını görmek için bkz. |  |
Behçet Çelik, "Elizabeth Harrower’ın romanları: İnsanın insana ettiği", K24, 23 Mart 2017 Avustralyalı yazar Elizabeth Harrower’ın iki romanı Türkçede birkaç ay arayla yayınlandı. Harrower’ın biyografisinde, bu iki romanın yazılış tarihleri yakın olmakla beraber yayım tarihleri arasında 40 yıldan fazla bir zaman bulunduğu belirtiliyor. Gözetleme Kulesi 1966’da, Kimi Muhitlerde ise 2014’te yayımlanmış, oysa Harrower Kimi Muhitlerde’yi 1971’de yazmış ve son dakikada romanını geri çekip yayımlamamaya karar vermiş. Harrower, bir söyleşisinde Kimi Muhitlerde’yi kendisinden bir roman daha yazması istendiği için yazdığını, hatta yazmak zorunda kaldığını, son anda yayımlamaktan bu nedenle vazgeçtiğini belirtiyor. İşin ilginci, Harrower aynı söyleşide romanının iyi yazılmış olduğunu belirttikten sonra, “Bir kez yazabilmişseniz iyi bir roman yazabilirsiniz, fakat dünyada yazılmamış olması gereken sayısız ölü roman vardır,” diyor. Harrower’ın bu iki romanını bir başlık altında birlikte değerlendirmek mümkün. Her iki roman da yakın ilişkiler içerisindeki insanların birbirlerinin üzerinde ne gibi olumsuz etkileri olabildiği, nasıl tahakküm kurdukları (elbette böyle bir tahakkümün altına girmenin nasıl olup da kabul edildiği), taraflardan birinin sakatlanmış ruhunun öbüründe ne gibi arazlar yaratabileceği hakkında. Bu iki romanda anlatılan hikâyeler sınıfsal olarak yakın kesimlerden insanlara ait olmasa da izlek... Devamını görmek için bkz. |  |
|