 | ISBN13 978-975-342-308-3 | 13x19,5 cm, 256 s. |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | | Romantik Yalan ve Romansal Hakikat Edebi Yapıda Ben ve Öteki Özgün adı: Mensonge Romantique et Verite Romanesque Çeviri: Arzu Etensel İldem Kapak Tasarımı: Semih Sökmen Kapak İllüstrasyonu: Emine Bora |
Kitabın Baskıları: | 1. Basım: Nisan 2001 | 3. Basım: Eylül 2020 |
Girard, beş büyük romancının (Cervantes, Stendhal, Flaubert, Proust ve Dostoyevski) yapıtlarını çözümleyerek, "üçgen arzu" romanı adını verdiği belli bir roman türünü tanımlamaya girişiyor. Romantik yanılsamanın en keskin eleştirilerinden birini içeren bu çalışma, edebiyatın kapsamının dışına çıkarak çağdaş yaşamın psikolojisini, moda, reklamcılık ve propaganda gibi olguları da inceliyor ve şu temel soruya yanıt arıyor: İnsanlar kendilerini nasıl aldatırlar ve ne zaman artık aldatamaz hale gelirler? "Girard'ın yapıtı, Lukács'ın Roman Kuramı ile birlikte çağdaş roman üzerine yapılmış en sistemli çalışmalardan biridir." – Lucien Goldmann.  | İÇİNDEKİLER |
Sunuş, Orhan Koçak
"Üçgen" Arzu İnsanlar Birbirleri İçin Birer Tanrı Olacaklar Arzunun Dönüşümleri Efendi ve Köle Kırmızı ve Siyah Stendhal, Cervantes ve Flaubert'de Teknik Sorunlar Kahramanın Çileciliği Mazoşizm ve Sadizm Proust'un Dünyaları Proust'ta ve Dostoyevski'de Teknik Sorunlar Dostoyevski Kıyameti Sonuç
Notlar  | OKUMA PARÇASI |
Orhan Koçak, Sunuş, s. 9-18 René Girard'ın Romantik Yalan ve Romansal Hakikat: Edebi Yapıda Ben ve Öteki ilk kez 1961'de yayımlanmış ve bütün bir dönem boyunca en çok yankı uyandıran –ve tepki çeken– eleştiri yapıtlarından biri olmuştu. Marksist eleştirmen Lucien Goldmann, Romantik Yalan ve Romansal Hakikat'in, Lukács'ın Roman Kuramıyla birlikte modern roman eleştirisinin en önemli metinlerinden biri olduğunu belirtecek ve Bir Roman Sosyolojisine Doğru adlı kitabında Lukács ile Girard'ın eleştirel bir sentezini kurmayı deneyecekti. Ama yarattığı çalkantıya karşın Romantik Yalan ve Romansal Hakikat'ın Paris'in edebiyat ortamında çokça benimsendiği söylenemez. Bunun bir nedeni yapıtın polemikçi üslubuysa, daha önemli bir etken de Girard'ın 1940'lardan beri peşpeşe gelen düşünce akımlarının hiçbirinin içine rahatça yerleşemiyor olmasıydı. Kitap, romantik aldanışın (ve aldatmacanın) açmazlarını ve körlüklerini açığa çıkarmak için yazılmıştı, ama o yıllarda bütün etkinliğiyle gündemde olan varoluşçuluğun da, özgürlük ideolojisi nedeniyle, aynı aldanışın (ve aldatmacanın) bir uzantısı olduğunu öne sürüyordu. Bir süre birlikte anıldığı yapısalcı akımla da aslında ciddi bir yakınlığı yoktu Girard'ın (1970'lerde Lévi-Strauss'a yönelttiği eleştirilere burada değinemeyeceğiz). 70'le-re doğru başka bazı eleştirmenler de (örneğin Paul de Man) Girard'ın edebi metnin "edebiliğine" yeterince dikkat etmediğini, dosdoğru "içeri... Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Nurdan Gürbilek, “Romanın karanlık yüzü”, Virgül, Sayı 49, Mart 2002 Romantik Yalan ve Romansal Hakikat (1961) Fransız edebiyat ve kültür kuramcısı René Girard’ın ilk kitabı. Taklidin, arzunun doğumunda oynadığı kurucu rol üzerine odaklanmış bir roman kuramı. Sonraki yıllarda da edebiyat üzerine yazmayı sürdürdü Girard: Dostoyevski ve Shakespeare üzerine birer kitabı, ayrıca Sophokles, Euripides, Dante ve Camus gibi yazarlar üzerine çalışmaları var. Bununla birlikte La Violence et le sacré (1972; Şiddet ve Kutsal, Kanat, 2003), Le bouc émissaire (1982; Günahkeçisi) ve Je vois satan tomber comme l’éclair (1999; Şeytanın Şimşek Gibi Düştüğünü Görüyorum) gibi sonraki kitaplarında ilgisinin antropolojiyi ve mitolojiyi de içine alan daha geniş bir alana kaydığı görülür. Mitlerden, ayinlerden, Yunan trajedisinden, ortaçağ anlatıları ve kutsal metinlerden yola çıkarak bu kez kutsalın merkezindeki kolektif şiddeti, bunun kültürün kuruluşunda oynadığı rolü açığa çıkarmaya yönelir Girard. Romantik Yalan ve Romansal Hakikat arzuyla taklidin tehlikeli birlikteliğine işaret etmesi, estetik deneyimle dinsel deneyim arasında kalın sınırlar olmadığını vurgulaması, nihayet modern toplumun kutsalı ortadan kaldırmadığı (tersine daha da yakına getirip daha zehirleyici bir kutsallık yarattığı) gibi tezleriyle Girard’ın sonraki “karanlık” yapıtlarının hazırlayıcısı olması bakımından da önemlidir. Modern insanın arzuları hakkınd... Devamını görmek için bkz. |  |
Atilla Birkiye, “Eleştirel birikim oluşur mu?”, Radikal Kitap, 29 Ekim 2004 Edebiyat eleştirisi, doğal olarak bir pratik edimden çok 'ama bununla birlikte', 'kuram'sal alanın sınırları içinde yer alıyor (ya da yer almasını istiyoruz). Devamında da metnin yargılanmasından çok metnin çözümlenmesi günümüz edebiyat kuramlarının eleştireye yüklediği 'misyon'. O zaman eleştirinin kendisi de hangi 'yöntem'e yaslanırsa yaslansın, 'haz' verici bir okuma olabiliyor. Tabii ki, eleştiri çok farklı işlevleri üstleniyor; ne var ki bizde daha çok 'yargılama', bunu biraz daha tikelleştirelim, 'intikam' alma biçimine dönüşüyor. Edebiyat kuramlarından yoksun kaldıkça da, eleştiri içi boş, bazen süslü bazen sert sözcükler öbeğinden ve yapıta ilişkin bir 'değini/tanıtım' olmaktan öteye gidemiyor. Kuram üretemiyor, çok da şart değil ama, daha önemlisi metne bakmayı bilmiyor, 'eleştirmen'lerimiz! (Bu, metnin hakkını veren, tutarlı çözümleyen, eleştiriyi bir üst metne taşıyan, kuramla ilgilenen yazarların/eleştirmenlerin 'hiç' de olmadığı anlamına gelmiyor). Çoğunlukla da metinle ilişkiyi (eleştiriyi), kişisel eğilimler belirliyor. Özcesi, eleştirmen geçinenlere, eleştiri yazısı yazdığını sananlara, yazarlara başta da şu 'yeni' romancılara ve onları yayınlayanlara, daha sonra 'şayet ilgisini çekerse' edebiyat okuruna önerilecek birtakım kitaplar yayınlanıyor'. Metis Yayınları, birkaç yıl önce 'Metis Eleştiri' adlı yeni bir diziye başladı. Orhan Koçak'ın yönetmenliğini ya... Devamını görmek için bkz. |  |
Semih Gümüş, "Edebiyat nerede aranır... ", Radikal Kitap Eki, 7 Mart 2008 Kendi yazdıklarıyla yetinmeyip onların ardındaki yazınsal gerçekliği araştıran; içine kapanmak yerine daha öteye geçirecek yolları arayan; nereden geldiğini yalnızca kendi varoluşunu anlamak için değil, edebiyatın gizlerini irdelemek için düşünen; dolayısıyla geleceğe dönük tasarımlar kurup öngörülerde bulunarak bir bilici gibi edebiyatımızın nasıl gelişeceğini saptamaya çalışan; içinde bulunduğu yazınsal gerçekliğin başkalarınca da paylaşıldığı endişesini taşıyan düşünme biçimi, edebiyatımızın asıl sorunlarından olmamıştır. Öte yandan yazınsal metnin derin yapısının biçimlerini araştıran; kesintisiz bir yeniden anlamlandırma süreci kuran; metni bütün örgenleriyle çözümleyen; dolayısıyla yüzeyde görünenle ilgilenmeyen; dizgesel; bu arada kendini yazınsal dilin parçası olarak yaratan edebiyat eleştirisi, bizim edebiyatımızın hiçbir döneminde birkaç yazarın ilgi alanından çıkamadı. Yazdıklarının poetikasını yaratmakla ilgilenmeyen yazarların edebiyatı Doğulu konformizmin göstergesi gibidir. Demek ki okumakla ilgili sorunu vardır edebiyatımızın. Ataç'tan 2000'lere kadar, eleştirinin doğrudan yazınsal yapıtla ilgili değerlendirme olduğunu sanan edebiyatımız, bu algı düzeyiyle kendine hangi sınırları çizdiğini pek fark etmedi. Çünkü Batı edebiyatlarıyla kurduğu ilişki asıl olarak roman ve şiir çevresinde oluştuğu, düşünce üretimini toplumsal ya da siyasal akımların gölgesinde yaşadığı, ... Devamını görmek için bkz. |  |
|