ISBN13 978-975-342-962-7
13x19,5 cm, 240 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık, 1992
Irk Ulus Sınıf, 1993
Sistem Karşıtı Hareketler, 1995
Liberalizmden Sonra, 1998
Bildiğimiz Dünyanın Sonu, 2000
Amerikan Gücünün Gerileyişi, 2004
İki Kültürü Aşmak, 2007
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

"Bir Sonraki Büyük Dönüş", s. 9-12.

Ortak Giriş: Immanuel Wallerstein, Randall Collins, Michael Mann, Georgi Derluguian ve Craig Calhoun

Önümüzdeki yıllar şaşırtıcı sarsıntılara ve çok büyük zorluklara gebe. Bunların kimileri yeni, kimileri çok eski görünecek. Pek çoğu da beraberinde daha önce görülmemiş siyasal ikilemler ve zor seçimler getirecek. Bu durum yakın zamanda yaşanmaya başlayabilir ve şu an genç olanların yetişkinlik dönemini biçimlendireceği kesin. Fakat böyle bir şeyin illa ki kötü olacağını ya da sadece kötü olacağını düşünmüyoruz. Önümüzdeki yıllarda işleri önceki kuşaklardan farklı yapma fırsatları da doğacak. Bu kitapta, dünya tarihine dair sosyolojik bilgimize dayanarak bu zorlukların ve fırsatların neler olabileceğini araştırıyor ve tartışıyoruz. Temelde en büyük sorunumuz, yaklaşık otuz yıl önce Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, dünyanın geleceğine dair ihtimalleri ve özellikle de kapitalizmin ileride getireceklerini tartışmanın demode, hatta utanç verici bir hal almış olması.

Bu beşlinin böyle alışılmadık bir kitabı yazmak için toplanmasının sebebi ufukta büyük bir şeyin belirmesi: Yakın geçmişteki Büyük Durgunluk’tan çok daha büyük bir kriz, geriye bakıldığında Büyük Durgunluk’un çok daha derin bir sorunlar ve dönüşümler döneminin başlangıcı gibi görünmesine yol açacak bir kriz. Immanuel Wallerstein kapitalist sistemin çökeceğini öngörmenin mantığını açıklıyor. Otuz-kırk yıl içinde küresel piyasaları aşırı dolduran ve işletmeciliğin toplumsal ve ekolojik maliyetlerince her yönden sıkıştırılan dünya kapitalistlerinin alışıldık yatırım kararlarını vermeyi imkânsız görmeleri mümkün. Geçtiğimiz beş yüzyıl boyunca kapitalizm kozmopolit ve açıkça hiyerarşik bir dünya piyasası ekonomisiydi; kapitalizmin coğrafi merkezinde bulunma avantajına sahip seçkin şirketler büyük ve epeyce sağlam kârlar elde edecek konumdaydı. Fakat Wallerstein’e göre bu tarihsel durum tüm dinamikliğine rağmen eninde sonunda her tarihsel sistem gibi sistemsel sınırlarına gelip dayanmak zorunda. Bu hipoteze göre kapitalizm doğrudan kapitalistlerin kendi hüsranıyla son bulacak.

Randall Collins kapitalizmin geleceğini zora sokan daha özgül bir mekanizmaya odaklanıyor: gerek Batı’da gerekse tüm yeryüzünde yeni enformasyon teknolojisinin iş alanlarını daraltması yüzünden eğitimli orta sınıfların neredeyse üçte ikisinin yapısal işsizlikle karşı karşıya kalmasının yaratacağı siyasal ve toplumsal tepkiler. Ekonomi yorumcuları kısa süre önce orta sınıfın küçüldüğünü keşfetti, ama muğlak siyasi çözümler önererek meseleyi rafa kaldırdılar. Collins, kapitalizmi teknolojik yenilenme güdüsünün toplumsal bedellerinden bugüne kadar koruyan beş kaçışı sistemli bir biçimde ele alıyor. Bilinen kaçışlardan hiçbiri hizmet sektöründeki ve idari sektördeki teknolojik işsizliği telafi edecek kadar kuvvetli görünmüyor. 19. ve 20. yüzyıl kapitalizmi kol emeğini makineleştirmiş, ama orta sınıf konumlarının artışıyla bu durumu dengelemişti. Şimdi yirmi birinci yüzyıldaki ileri teknoloji yörüngesi orta sınıfı tarihin çöplüğüne doğru itiyor. Bu da bizi başka bir hipoteze götürüyor: Kapitalizm siyasal ve toplumsal orta sınıf yastığını kaybettiği için sona erebilir mi?

Craig Calhoun ise aksine ıslah edilmiş bir kapitalizmin kurtarılabileceğini savunuyor. Calhoun, hepimizin kabul ettiği, kapitalizmin sadece bir piyasa ekonomisi değil, siyasal ekonomi olduğu noktasını derinleştiriyor. Kapitalizmin kurumsal çerçevesini şekillendiren şey siyasal tercihtir. Yapısal çelişkiler karmaşık piyasaların işleyişine içkin olabilir, ama çarelerinin bulunabileceği ya da kontrolsüzce yıkıma gitmeye terk edilebilecekleri yer siyaset alemidir. Başka bir ifadeyle, ya kapitalizmin yeter düzeyde aydınlanmış bir kesimi sistemsel maliyetlerle ve sorumluluklarıyla yüzleşecekler, ya da bir kuşak önce liberal/sol meydan okumaların geri çekilmesinden beri yapabildikleri gibi, umursamaz beleşçi davranışlarını sürdürecekler. Çağdaş kapitalizmden gelecekteki yenilenmiş bir sisteme ne kadar köklü bir geçiş yaşanacağı ucu açık bir soru. Merkezi sosyalist ekonomiye geçilmesi bir ihtimal, ama Çin-tipi devlet kapitalizmine geçilmesi belki daha da büyük bir ihtimal. Gelecekte piyasalar varlığını sürdürürken bilhassa kapitalist mülkiyet ve finans tarzları gerileyebilir. Kapitalizm devam edebilir, ama küresel ekonomik bütünleşmeyi yönlendirme yeteneğini yitirebilir.

Michael Mann kapitalizmin sorunlarına sosyal demokratik bir çözümü öne çıkarıyor, ama çok-nedenli güç kaynaklarından doğan daha derin sorunların da altını çiziyor. Bu güç kaynakları kapitalizmin yanı sıra siyaset, askeri jeopolitika, ideoloji ve dünyadaki bölgelerin çokluğunu da kapsıyor. Mann’a göre bu karmaşıklık kapitalizmin geleceğini öngörülemez kılıyor. Tamamen öngörülebilir olan en önemli tehlike ise yirmi birinci yüzyılda büyüyecek olan ekolojik kriz. Ekolojik kriz yüzünden su ve gıda savaşları çıkması, kirlilik ve kitlesel nüfus göçleri yaşanması mümkün, bu da totaliter tepkileri, hatta nükleer silahların kullanıldığı savaşları beraberinde getirebilir. Mann bu meseleyi elinizdeki kitabın merkezi kaygısına bağlıyor: kapitalizmin geleceği. Mann’ın analizinde iklim değişikliği krizini durdurmak son derece zordur, çünkü bu kriz günümüzde küreselleşen egemen kurumların tümüne, kapitalizme, bağımsız ulus-devletlere ve tüketici haklarına dayanıyor. Bu yüzden, ekolojik krizin çözülmesi için günümüz hayatının kurumsal koşullarında büyük bir değişim gerekiyor.

Tüm bunlar inşaat mühendisliğindeki ya da artık hepimizin işittiği gibi bankacılıktaki “gerilim testlerine” benzeyen yapısal hesaplamalar. Hiçbirimiz kapitalizm teşhisimizi kınama ya da övgüye dayandırmıyoruz. Hepimizin kendi ahlaki ve siyasal kanaatleri var. Ama tarih sosyologları olarak, en azından basit avcı-toplayıcı gruplar seviyesini geçtiğimiz son on bin yıldan beri insan toplumlarının kaderinin, ne kadar iyilik ya da kötülük ürettiklerine bağlı olmadığını düşünüyoruz. Kapitalizmin gelecekte var olacak bir toplumdan daha mı iyi, yoksa daha mı kötü olduğunu tartışmıyoruz. Soru şu: Geleceği var mı?

Bu soru eski bir öngörünün yankısını taşıyor. Kapitalizmin çöküşü beklentisi Sovyetler Birliği’nin resmi ideolojisinin merkezinde yer alıyordu, ama Sovyetler Birliği’nin kendisi çöktü. Peki bu durum kapitalizmin geleceğini garantiler mi? Georgi Derluguian Sovyet deneyinin daha geniş dünya jeopolitikası içindeki, en sonunda kendini yok etmesine yol açan asıl yerini gösteriyor. Derluguian ayrıca Çin’in komünizmin çöküşünden nasıl kaçındığını ve nasıl kapitalist büyümenin en son mucizesi olduğunu da açıklıyor. Komünizm kapitalizmin sürdürülebilir bir alternatifi değildi. Fakat 1989’ dan sonra alttan gelen büyük hareketlilik ve seçkinler arasındaki körleştirici telaş neticesinde Sovyet bloğunun aniden son bulması kapitalizmin siyasal geleceğine dair önemli şeyler söylüyor olabilir.

Bu kitap kıyamet senaryoları hakkında değil. Mevcut düzenlemedeki değişkenlerle oynayarak kısa dönemli gelecek öngörülerinde bulunan işletme ve güvenlik uzmanlarının aksine biz özgül senaryolar saptamayı beyhude buluyoruz. Olaylar çok zorunsuz ve kestirilemez, çünkü çok farklı insan iradesi unsurları içeriyorlar ve koşullar değişiyor. Ancak derindeki yapısal dinamikleri kabaca hesaplamak mümkün. Şimdi kapitalizmin kaçacak yeri kalmadığını gören Collins ve Wallerstein, daha 1970’lerde Sovyet komünizminin sona ereceğini öngörmüşlerdi. Ama bu sonun tarihini ya da eski Merkez Komitesi üyelerinin o zamana kadarki sınai ve süpergüç konumlarını akıl almaz bir şekilde paramparça edeceğini kimse kestiremezdi. Bu sonuç kestirilemezdi, çünkü işler böyle bir hal almak zorunda değildi.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova