ISBN13 978-975-342-723-4
16x21 cm, 404 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Mehmedin Kitabı, 1999
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Nur Çintay A., "68'de kadınlık halleri", Radikal, 3 Temmuz 2009

Nadire Mater, unutulmaz çalışması Mehmedin Kitabı’ndaki gibi, bu defa da onlara anlattırıyor. Kimlere? Türkiye’deki 68 hareketinin içinde yer almış 21 kişiye.

Fakat 68’e dair ilgisi, bilgisi Hatırla Sevgili’yle sınırlı olanları bile dışarıda bırakmayan bir kitap olmuş Sokak Güzeldir / 68’de Ne Oldu?. Zira tüm sayfaların kenarında aydınlatıcı küçük notlar, ‘çerçeveler’ var; konuşmalarda adı geçen kişi, kurum, olay ve kısaltmalara dair. Bir numarada Deniz Gezmiş yer almakta mesela, o kadar da A’dan başlıyor.

Benim en çok ilgimi çeken, kadınlık durumlarını anlatan bölümler oldu: Kadın-erkek ilişkileri... Kadınların/ilişkilerin ‘cinsiyetsizliği’... 68 hareketinde kadının yeri, belki ‘yersizliği’, ‘lojistik’ meselesi... Özgürlük sokakta, kadın da sokakta, ama sanki ikisi bir türlü aynı parke taşına basamıyor.

Jülide Aral’ın anlattıkları bu açıdan çok ilginç:

“Önce mini eteklerimiz uzamaya başladı, sonra makyajdan vazgeçtik, giderek militanlaştık, cinsiyetsiz olmaya başladık. Her birimizin değilse bile benim sevgilim vardı; 19 yaşından beri Fahri (Aral) hayatımda. İlişkiler, ‘Anlaşamadım bitti, başka biriyle olayım’ gibi değildi. Bir sevgilin var, hiç tevatüre yol açmayan, hiç ‘çirkinleşmeyen’, ‘hiç söz getirmeyen’ mazbut bir hayat yaşıyorsun, muhafazakâr olman gerekiyor. Bir-iki ilişki yaşayan bir arkadaşımız vardı; çok da akıllı, hoş, entelektüel bir kızdı. Gayet önemli konularda fikri vardı ama farklılığı insanların kafasında soru işaretleri bırakırdı. Hatta Maltepe Cezaevi’nde bir gün kadın erkek ilişkilerini konuşuyoruz. Herkes tekeşli, onun değişik ilişkilerini dinlemek istiyoruz. Hafiften ‘hoş değil’ gibi karşılanıyor. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü biz ilişkilerimizi cinsiyetsiz olarak yaşadık. Üzerimizde ‘Senin yüzünden laf gelmesin, senin yüzünden harekete zarar gelmesin’ baskısı vardı. Harekete erkekten dolayı laf gelmiyordu çünkü. Annemin diktiği maksi bir palto, o sıralar pek moda, çok eleştirilince ikinci giydiğimde bir arkadaşımın evinde eteğini kestik, dizden iki parmak aşağıya yaptık, kısalttık ki dikkat çekmesin. Annem neye uğradığını şaşırdı tabii. Saçlarım uzundu, kısacık kestirdim mesela. Bir gün, siyah dik yakalı bir kazak giymişim, saçlar da kısa, üstümde de kısalttığımız palto vardı, bu kez de ‘Kendini Fransızlara benzetmeye çalıştı’ denmiş. Yine bir greve gidiyorduk, bir arkadaş Fahri’ye “Jülide’nin eteği de kısaydı” diyor. Bana bile söylemiyor, Fahri beni çekip çevirecek ya. Mantık aslında böyleydi. Biz kadın meselesinin farkında mıydık? Asla değildik; kadın meselesi diye bir şeyi gündeme getirmek çok küçük burjuvaca bir davranış olurdu. Erkeklerle eşit miydik? Lafta eşittik. Erkeklerin egemenliği tartışılmaz; merkez kurullarında, yönetimlerde hep onlar, alt kademelerde de tek tük birkaç kadın.”

“12 Mart öncesi birkaç afiş, bildiri gibi nedenlerden gözaltına alınıp bırakılmıştım. Bir keresinde polisin biri ‘Yazık olacak sana, düzgün bir oğlan bul, evlen, kurtul’ demişti” diye devam ediyor Jülide Aral. “Aynı polisle, ki 51 Tevkifatı’nı da yaşamış, yeniden karşılaştık, nasihatlerini hatırlattı, kadınları kastederek ‘Bu sefer çoksunuz’ dedi. Gerçekten de THKP-C davasında da, başka davalarda da kadınlar çoğalmıştı ama tabii ki hareketin tepelerinde yargılanmadık. Kadınlar lojistik anlamda önemliydi, bakış buydu. Bir gün yürüyoruz yine. Toplum polisi yaklaşıyor. Heybelerimiz var ya alameti farika olarak, bir arkadaş yanıma geldi ‘Şunu çantana koy’ dedi. Ne olduğunu sordum, sonra silah olduğunu söyleyince çok sinirlendim, ‘Taşıyamayacaksan alma ya da at sokağa’ dedim. Çok kızmıştım. Genelinde sen kadın olarak lojistik destek vereceksin, verilenleri getireceksin, götüreceksin. Algı böyle.”

Bu ‘lojistik’ konusunda belli ki çoğunluk hemfikir; Haydar İlker şöyle anlatıyor: “68’in cinsiyeti için biraz ‘erkek’ti demeliyim. Mesela, bizim mitingler öğrenci, yani erkek ağırlıklıydı, kızlar tek tük gelirdi. Açıkçası, feodal bir mantıkla çatışma ihtimali varsa kız arkadaşlarımıza gelmeyin de derdik. Kız arkadaşlarımız ‘lojistik destek’ verirlerdi.”

Çimen Keskin de “Lojistik destek olarak kızlar önemliydi elbette” diyor, “Bir keresinde bizim yurttan bir arkadaşa silah vermişler, onu saklamak zorunda kaldığımızı hatırlıyorum.”

Kadınların ancak ‘sempatizan’ olduğunu söyleyen Esra Koç da “Kadınların konumu daha çok bir tür yardımcılık gibiydi” diyor. “Mesela, işgal, afişleme, ya da başka nedenlerle sabahlayan erkek arkadaşlarımıza sandviçler götürür, kaçırdıkları derslerin notlarını verirdik, hatta yoklamalarda imzalarını atardık.”

Sağa esnetmemize rağmen bitti yerimiz. “Erkek yoldaşlarım sayesinde kadın kimliğimin de aynen Kürt kimliğim gibi tehdit altında olduğunu fark ettim” diyen Hatice Yaşar’ın anlattıkları, zaten ayrı bir yazıdan öte, adeta başlı başına kitap. Çok önemli, çok öğretici ve de hararetli bir roman gibi akıyor.

 


Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2022. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X