ISBN13 978-975-342-742-5
13x19,5 cm, 272 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Sonülke, 1999
Afrika, 2009
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Yankı Enki, "Eskiler ve modernler kavgaya tutuşunca", Sabah Kitap Eki, 17 Şubat 2010

Modern zamanın 'son kullanma tarihi' var mıdır? Yoksa bizim için önemli olan, modern zamanın 'üretim tarihi' midir? Modern zamanın tarihi dendiğinde, insanın zihninde hemen detaylı bir resim oluşabileceği gibi, o resmin sadece çerçevesi de oluşabilir. Kimisi için çok net olan bu resim bir başkası için bozbulanık olabilir. Kimisi için modern, zaman ve tarih sözcükleri ayrı ayrı birer soruna da dönüşebilir...

Levent Yılmaz'ın kalın ve detaylı bir akademik çalışmadan ince ve keyifli bir kitaba dönüştürdüğü Modern Zamanın Tarihi, asıl niyetini alt başlığında sergiliyor: "Batı'da Yeni'nin Değer Haline Gelişi." Kitabın başlığı ve alt başlığındaki sözcükler yeterince davetkâr oldukları gibi, halihazırda kafamızda bulunan sorular yüzünden entelektüel anlamda tehditkâr da olabilirler.

"Niye tarih yazıyoruz?" İşte bütün mesele bu Yılmaz'a göre. 'Şimdi' dediğimiz zaman dilimi nasıl ve neden tarihselleşiyor? Esas sorun zaman kavramını mı, yoksa tanrıyı mı çözmektir? Yüzyıllar öncesinin şiirinden, sözlü edebiyatından nasıl yola çıkılmalıdır? Tarihteki mitsellik neden giderek silinmiştir? Mitik bir tarih aslında yitik bir tarih midir? Bu sorular kitabın odak noktasının çevresinde dönüp dolaşıyor. Yazarın odak noktasında ise 17. yüzyıl var.

Asla 'zaman aşımına' uğramayacak bir davadan, 'Eskiler ve Modernler Kavgası'ndan bahsediyor. Antikçağ'ın Rönesans döneminde yeniden ele alınması sonucunda, 'yeni' olan 'eski'yle karşı karşıya geliyor. Sorun, eskinin hakikiliğine dair inançla değişimin zorunlu olduğuna dair inancın çarpışmasından kaynaklanıyor. Kavga, bu süreç içerisinde 'Eskiler ve Modernler Kavgası' olmaktan çıkıp, Modernlerin kendi içindeki bir kavgaya dönüşüyor.

Modern zamanların en güzel icadı

Levent Yılmaz, şair Paul Valery'nin "Eski Yunan, Modern zamanların en güzel icadıdır," sözünü hatırlatıyor. Kavga da bunun kavgası zaten: Modern zaman, Antikçağ'ın taklidi midir yoksa törpülenmesi, düzeltilmesi ve yeniden yazılması mıdır? Kitap, keşif ve icat arasındaki küçük ama ölümcül uçurumun, 'modern' sıfatının anlam kümesindeki kapladığı yeri tartışmaya açıyor.

Yılmaz'ın aktardığı en önemli iddia ve sorulardan biri de şu: "14. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar ve Avrupa'nın bir ucundan diğerine Rönesans insanları, içinde yaşadıkları dönemin, Ortaçağ nasıl klasik Antikçağ'dan ayrılıyorsa aynı biçimde açıkça Ortaçağ'dan ayrı ve Antikçağ kültürünü yeniden yaşatmak için hep bir elden harcanan çabayla belirlenmiş 'yeni bir çağ' olduğunun bilincindeydi. Tek soru, haklı olup olmadıklarıydı." İşte bu 'yeni' çağ bilinci, yeni olanın peşinde olmak ama yüzünü eskiye dönerek ilerleme fikri, Avrupa'da yeni sıfatının kazandığı ve kazandırdığı değerler için zamanaşımına uğramayacak bir dava açmış oluyor. Yenilik, değişim, ilerleme ve keşif/icat çatışması arasındaki tartışma, Batı'yı Batı yapan unsurları sergiliyor bize.

Gelecek geçmişte mevcuttur

Diğer yandan konumuz Batı uygarlığı ve modern sıfatı olunca, her şeyi siyah beyaz ele almak zorlaşıyor. Bu bağlamda Yılmaz'ın okuyup yorumladığı ve aktardığı birçok isimin arasında dört tanesi öne çıkıyor: Montaigne, Dante, Petrarca ve Erasmus.

Geleceğin geçmişte mevcut olduğunun kabulü, "hayatın mürşidi olarak tarih" tanımlamasını haklı çıkarıp, eski tarih ve modern tarihi karşı karşıya getiriyor. Petrarca'ya göre bu, ayna işlevi gören yansımalı bir ilişki. Erasmus ise, modern insanın Eskilerin eksikliklerini tamamlamak zorunda olduğunu düşünüyor. Dante'ye göre siyasal ideal geçmişte bulunuyor. Petrarca'nın önerdiği yenilik ise, "eskileri modernlerin dünyasına taşımaktan" geçiyor. Montaigne'de gördüğümüz yenilik tiksintisi ve eskinin yüceltilmesi fikri, muhafazakârlık konusunda onu Dante'yle karşılaştırmamızı gerektirirken, Erasmus ile Petrarca'nın yeniliğe dair düşünceleri, modern zamanın tarihine ve modern dediğimiz her şeyin anlamına çok önemli katkılar yapıyor.

Modernlik tarihinin en kaçınılmaz unsurlarından biri de merak. İnsanın aklına hemen yasak meyve geliyor tabii ki. Yılmaz'ın burada tartışmaya açtığı, Adem ile Havva'nın cennetten kovulmalarının sonucu değil. O daha ziyade çıkış noktasıyla ilgileniyor: "İnsan neden kendisine ters isteklere kapılır, bir gün bir şeyi öteki gün başka şeyi sever?" Montaigne'e göre hep aynı kalan, değişmeyen tek şey insandır. O zaman soruyu şöyle de sorabiliriz: İnsan neden değişmeye, ilerlemeye, yeniliğe karşı çıkar? Zaten bu soruyu iki farklı yüzüyle gündeme getirmek, Batı'yı tanımlama çabasının ta kendisi değil midir?

Kavganın galibi kim?

Antikçağ, artık tarihyazımının konusu haline geldiyse, Antikçağ'da yazılan tarih, Modernlerin yeniden yazımına uğradıysa, bu kavgayı Modernler mi kazanmıştır? Yoksa bu bir modern yenilgi midir?

Levent Yılmaz, kitaba yazdığı önsözün sonunda iki önemli düşüncesini paylaşıyor okurla. "Bunun bir devamı yazılmalıydı," diyor. Kitabın son sayfası çevrildiğinde bize de bu niyeti paylaşmaktan başka çare kalmıyor. Ne var ki "şimdilik bu kitapla yetinmenizi rica edeceğim!" diye ekliyor Yılmaz. "Okurun yerinde kendi olsa yetinir miydi?" diye sormak istiyor insan. Modern zamanın tarihi anlatmakla bitecek gibi gözükmüyor ne de olsa. Hiç bitmeyen masalları hepimiz severiz. "Evvel zaman içinde," diye başlayan Eskiler ve Modernler Kavgası, sonunda uyuyacağımız bir masal değil; bizi uyandıracak bir masal.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova