ISBN13 978-975-342-804-0
13x19,5 cm, 120 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Öfke ve Tereddüt, s. 10-12.

Michelangelo'nun Musa'sı

Kitaba görsel bir imgeyle ve bu imgenin inceleyici tasviriyle başlıyor ve bu iki düzlemi bu defa da kendi dilimle betimlemek istiyor oluşum çapraşık gelebilecek olsa da, tasvir edeceğim görsel imgede insanın ilk anda ya hiçbir şey görmediğini ya da hiç kadar azıcık bir şey gördüğünü belirterek haklı çıkarabilirim belki bu tutumu. Birçok başka durumda olduğu gibi bu görsel imge de –tıpkı imgenin dilsel tasviri gibi– bir görünmezliğin içinden geçerek üretilmiş bir imge; dahası var: bir boşluğun içinden, bir tür suskunluk çizgisinin içinden geçerek üretilmiş bir imge bu; görsel imgenin yüzeyindeki ve içindeki sistematik mevcudiyetsizliği yüzünden zorunlu olarak onun bir parçası haline gelen bir gedikten geçmekten söz ediyorum. Burada bahis konusu yapacağım görsel imge boş bir alanı temsil ederken onun dilsel tasviri de bu boş alanın çevresinde dönüyor, dolayısıyla benim gerçekleştirmeye çalışacağım bu katmanlı anlatımın da sözünü ettiğim gediğin çifte dramından kurtulamayacağı gün gibi aşikâr. Diyeceğim o ki, özel türden bir imge bilmecesinden söz edeceğiz.

Sigmund Freud'un en güzel makalelerinden birisi de Michelangelo'nun Musası'na böyle yaklaşmıştır: bir bilmece ve bu bilmecenin görünüşteki apaçıklığına rağmen derin bir şüphe uyandıran etkisidir Freud'u çeken ve büyüleyen şey. Nitekim Freud, Papa II. Julius' un mezarı için yapılmış bu yontuya sadece son derece temkinli yaklaşmakla kalmamış, aynı zamanda bir "sanat uzmanı" olmadığı, bu konuda sadece bir amatör olduğu yolundaki çekincesini de açıkça ortaya koymuştur – aynı çekince ilerki sayfalarda dile gelecek düşünceler için de geçerli olacaktır hiç kuşkusuz. Yontunun güçlü etkisini, görsel imgenin –ki oturan Musa'dır bu– anlatması gereken şeyi tam da anlatmadığı yerde aramıştır Freud. Zira bir yandan hiç şüphe yoktur ki, kolunun altında yasa levhalarını tutan ve antlaşmanın simgesi olan güçlü kuvvetli, sakallı adam, Musa'nın beş kitabından ikincisine, Mısır'dan Çıkış epizotlarına gönderme yapmaktadır: beraberinde taşıdığı yasa levhalarıyla Sina Dağı'ndan inen Musa, dönek halkın isyanını ve altın buzağının çevresinde yaptığı dansı görmüş, öfkeden deliye dönerek taşıdığı iki levhayı yere fırlatıp kırmış ve nihayet inançsız kalabalığı cezalandırmak üzere onların arasına dalmıştır. Öte yandan, Freud'un da saptadığı gibi, Michelangelo'nun Musa yontusunda bu epizodun izi bile yoktur: kılını kıpırdatmadan oturan, hareketin içindeyken aniden donup kalmış bu Musa gökten olmasa da anlatıdan zembille düşmüş gibidir, nereden geldiği belli olmadığı gibi bir yere gidecek gibi de değildir; anlatıdakinin aksine, kırmadığı yasa levhalarıyla sonsuza dek sarmaş dolaş olmuştur.

Freud'un yazısında bu Musa, onun görsel imgesi ve anlatısı iki aşamalı bir argümantasyona bağlanır, deminki duruma uygun bir tutumdur bu. Kitabı Mukaddes anlatılarına dayandırılarak elde edilebilecek mümkün anlam çeşitlemelerini sayıp döker önce, bunu yaparken de kendi çağının en modern sanat tarihi kavramlarını (state of the art) göreve çağırır: imge kimi yerde "zaman üstü bir karakter ve ruh halinin" temsili olarak belirir, kral rahibin bakışları "insan soyunun" marifetleri üzerinde süzülmektedir burada; yazının fizyonomik bir incelemeye dönüştüğü yerlerdeyse yontunun ifadesi "öfkenin, acının ve küçümsemenin bir karışımı" olarak yorumlanır; yine başka bir yerde yontunun, Musa'nın hayatından özel bir ânı yoğunlaştırarak yansıttığı söylenir: Musa'yı öfke patlamasından, yerinden sıçrayışından ve cezalandırma eyleminden hemen önce yakalamayı başaran dramatik bir an, fırtına öncesinin gerginliğinde ketlenmiş bir devinim; sonunda da bu imgenin, halkının yaygarası yüzünden hayrete düşüp başını sola çeviren, kolunun altından kaymakta olan yasa levhalarını düşürmemeye çalışan bir Musa'yı, dolayısıyla levhaların düşüşünden önceki o yüksek gerilim ânını anlattığını hatırlatmayı ihmal etmez Freud.(1)

Gelgelelim bir sonraki adımda bütün bu yorumları paranteze alır; zira ilgisinin esas nedeni, bütün bu yorumların, tasarımın bütünündeki bir anlam yokluğundan (absence of meaning) üretilmiş olabileceğini düşünmüş olmasıdır: "Acaba üstat gerçekten bu denli kapalı veya müphem, dolayısıyla birbirinden çok farklı okumaları mümkün kılan bir yazı kazımış olabilir mi taşa?" (177) Freud 1914 tarihli makalesinde, anlam arayışının yol açtığı farklı yorum çeşitlemelerini bir yana bırakır, bunun yerine başka bir yol izlemeyi tercih eder; sadece ayrıntılarla, kırıntılarla, döküntülerle, atıkla (refuse), ehemmiyetsiz gibi görünen şeylerle uğraşarak adeta olay yerindeki bir hafiye gibi iz sürer. Kanıtlar hakkında yürüttüğü tahminler, kutsal metin anlatısıyla Rönesans plastiği arasında salınan bir anlam hermenötiğinin önüne geçer.

Notlar


(1) Sigmund Freud, "Der Moses des Michelangelo", Gesammelte Werke. Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova