ISBN13 978-975-342-559-9
13.5x21,5 cm, 192 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Felsefi Soruşturmalar, 2007
Kesinlik Üstüne + Kültür ve Değer, 2009
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Ata Devrim, “Felsefenin ergenlik çağı”, Radikal Kitap Eki, 7 Nisan 2006

Felsefe dünyasının en ilginç çehrelerinden birisidir Wittgenstein; Herakleitos ya da Hegel gibi birkaç biçimde yorumlanabilir. Kimisine göre Wittgenstein, söylenebilecek olanı bir seferde söyleyip kendi kabuğuna çekilmek ister gibi felsefede bir 'vur-kaç' taktiği izler, dediği dediktir ve felsefi özgüveni, tüm düşünsel serüvenin doruk noktası olduğu inancına dayanır. Çekiçle felsefe yapmak diye bir şey varsa, işte bu odur. Kimisine göre Wittgenstein, zaten var olan bir gerçeği felsefi alanın bilinçdışından çıkarır: Felsefenin tüm dünyayı tinselleştiren dilden başka bir nesnesi yoktur. Bu nesneyi kullanması onu sınırlandırmak yerine, onun tüm dünyaya erişmesini sağlayacaktır. Buna karşı çıkanlar ise dilin kimi zaman gerçeği açıklamakta aciz kaldığını söylerler. Doğrudur bu; 'beden dili' diyerek, yani yine tinselleştirerek, en ufak kavrama çabasını baltalayarak yabancılaştığımız gözyaşı, ter, yüzün kızarması vb. somatik tepki, dilden daha iyi betimlerler durumları.

Wittgenstein'a yöneltilen, dil ve gerçek arasındaki bağı bilemeyeceğimiz eleştirisi, tek başına değil, Wittgenstein ile diyalektik ilişki içerisine girdiğimizde değer kazanır. Bu eleştiriye Wittgenstein, felsefenin, dilin mantığı olduğu, dolayısıyla dilin önerdiklerini sınama hakkına sahip olduğu şeklinde yanıt verecektir. Öyleyse, felsefe, Wittgenstein'ın da dediği gibi, bilgi veremez ancak bilme faaliyeti içerisinde yer alır. Bilmemizi sağlar. Bu noktada çelişki iyice belirginleşir. Çelişki, Wittgenstein'ın felsefeyi dili sınamakla görevlendirmesidir. Ancak felsefe elinde 'bilgi' olmadan bu görevi nasıl yerine getirecektir? Yöntem de, elbette, bir şeyin nasıl yapılacağının bilgisi olduğuna göre, felsefe de tıpkı bilim gibi bilgi içerir. Bilgiyi ancak yöntembilgisi ile edinebilir ya da sınayabilir. Croce'nin iddiasının aksine, felsefe de sanat gibi sezginin ürünüdür, çünkü ikisi de aynı amaca hizmet ederler: Her ikisi de sorgular ve bastırılanı ortaya çıkarırlar. Örneğin bilimden özenle uzak duran Hegel -ondan önce Aristo ve Herakleitos- sezgileri ve basit deneysel gözlemleri ile diyalektik yöntemi geliştirmiş ve sonra bu yöntem, bilim tarafından da onaylanmıştır. Bu açıdan felsefe bir öngörü, bir yetidir.

Üstelik Wittgenstein, çığırtkanları ile aynı görüşte bile değildi. Kendi yorumlarını bir 'son' olarak görmedi ve ileride bunların yanlışlanabileceğini ama yine de görüşlerinin Sokrates'in anakrisis'ine yolaçabilecek nitelikte olduklarını Tractatus'un son paragraflarında şöyle dile getirdi: "Benim tümcelerim şu yolla açımlayıcıdırlar ki, beni anlayan, sonunda bunların saçma olduklarını görür -onlarla-onlara tırmanarak- onların üstüne çıktığında. Bu tümceleri aşması gerekir, o zaman dünyayı doğru görür." Bu tümcelerden hemen sonra onun meşhur 'uyarısı' gelir ve ama çığırtkanlar, bunları atlayıp son cümleyi cımbızla çekerler. Bu dikkatsizlikten değil de felsefe düşmanlığından ileri gelir biraz. Felsefeyle ilgileri olmadığı için ya da onu istedikleri gibi yönlendirmek için ellerinde cımbızla okurlar kitabı, böyle okudukları için de felsefenin sonunu getirmek için Wittgenstein'ı beklemeleri gerekir. Oysa onların açlıkla aradıkları 'son' antik çağda çoktan gerçekleşmiştir bile, Xenophanes'in şu tümcelerinde: "Tanrılar ve sözünü ettiğim bütün şeyler konusunda kesin doğruluğu bilen yoktur,olmayacaktır da. Evet, biri kalkıp rastlantısal olarak, son aşamada doğru herhangi bir şey söyleyecek olsa bile, onu henüz kendisi de biliyor değildir." Bu sözlerden sonra felsefenin asırlarca yaşadığını bilmem söylemeye gerek var mı? Kierkegaard, sanki bunların her ikisini de görmüş gibi "İnsanlar bize konuşmayı tanrılarsa susmayı öğretiyorlar" der. Bunun yanı sıra Wittgenstein'ın "Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı" sözü asırlar önce Gorgias'ın "Hiçbir şey bilinemez, bilinse de bir başkasına aktarılamaz" şeklindeki -dil'e bile güvenmeyen- felsefesinin meta-ilkesi idi. Gorgias'ın felsefesi ise Herakleitos'un tilmizi Kratylos tarafından pratiğe geçirilmişti. Kratylos, hiç konuşmaz ve yalnızca parmağını oynatırdı. Bunlarla birlikte kelimelerin yerli yerinde kullanılmasına önem veren Keos'lu Prodikos da Wittgenstein'ın soyağacında yer alabilir. Hatta yaşlıların felsefe yapmasını küçümseyen Kallikles'i bile sayabiliriz. Ama ne garip ki her ikisi de felsefe tarihine dahil edilmiştir. Açıkçası, Wittgenstein'ın bu ünlü sözü olağanüstü bir şey değildir. Antinomilerle (çatışkı) ondan önce Kant da karşılaşmış ama hiç olmazsa antinomileri eylemlerle aşmak gibi bir yol göstermişti. Wittgenstein ise konuşmayı bile yasaklamıştır.

Tractatus'ta ergenlik çağındaki bir çocuğun buyurgan öfkesi vardır. Bu kızgın çocuk, 'dil'den başka bir ölçüt kabul etmez ve güzellik ile iyilik arasındaki bağıntıların tabiata yönelik araştırmalar olduğunu unutup bunu linguistik bir edim sanır. Wittgenstein mantıkla metafiziği birbirine karıştırmıştır. Duns Scotus'un dediği gibi mantıkçı var olan şeylerle değil, kavramlarla ilgilidir. Scotus'a göre varlığın fiziksel ve zihinsel olmak üzere iki yapısı vardır.

Bir gün Wittgenstein'ı derin düşüncelere dalmışken bulan Bertrand Russell, şakayla "Felsefi şeyler mi düşündüklerin, yoksa günahlarını mı düşünüyorsun?" diye sorar. Wittgenstein'ın buna yanıtı "Her ikisini birden" olur. Tractatus'u yazan Wittgenstein, bir felsefeciden çok bir mantıkçıdır; mantığı felsefenin başına bir denetleyici olarak diker, felsefeye mantığın yardımıyla sınır çizgileri çizerken bir anda felsefeyi de mantığa eşitlemiş olur. Wittgenstein'ı en büyük tartışmaların merkezine koyan felsefenin sonunu getirme eylemi de, belki bundan ötesi değildir.

Sırada felsefi soruşturmalar var

Felsefe tarihçileri tarafından Wittgenstein'ın birinci dönemi denen Tractatus'un Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcı olan 1914'te filizlendiği ve yazımının son hâlinin 1918'in son aylarını bulduğu biliniyor. Wittgenstein bu eserini takip eden yıllarda felsefeyi bırakır. Uzunca sayılabilecek bir aradan sonra, 1. Kısmını 1945'te, 2. Kısmını ise 1947-1949 arasında tamamlayacağı Felsefi Soruşturmaları yazar. Wittgenstein, bu suskunluğuna son verdiği Felsefi Soruşturmaları gerekçelendirirken, "burada yazılanlar son 16 yıldır, sürekli üstünde çalıştığım felsefi sorulara dairdir. Birçok konu var: anlam, kavrayış, önerme ve mantık kavramları, matematiğin temelleri, bilinç durumları ve daha birçok soru," diye açıklar. Bunların çoğu kuşkusuz Tractatus'un da konularıdır. Wittgenstein, Tractatus'ta hükme bağladıklarını, bütün bu zaman içinde belli ki yeniden ele almış, kimi yerlerde temel bazı değişikliklere gitmiştir. Böylece ortaya daha esnek, okuru ile daha fazla ilişkiye giren, paragraflar halinde, nerdeyse değiniler şeklinde yazılmış olan Felsefi Soruşturmalar çıkmıştır. Yazarın iki farklı dönemini mühürleyen bu yapıtlar Wittgenstein düşüncesi ile ilgili karşılaştırmalı araştırmalara sık sık konu olmuştur.

Felsefi Soruşturmalar, 2006 yılında Haluk Barışcan'ın Almancadan yaptığı çevirisiyle, yine Metis Yayınları'ndan çıkacak.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova