ISBN13 978-975-342-356-4
13x19,5 cm, 208 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Melez Bilinç, 2013
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Beral Madra, "Yaratıcılık", Papirüs Kültür Sanat Dergisi

"Yaratıcılık" kavramı, Türkiye'de –ya da yaratıcılık açısından birtek merkez olarak görmek zorunda olduğum İstanbul'da– uzun bir süredir çarpıtılmış bir içerik ve biçimle ele alınmaktadır Yaratıcılık, burada ve dünyada geçerli olan durumuyla, bugüne değin varsayılan ve alışılagelmiş özelliklerinden ya da Türkiye modernizmi içindeki özelliklerinden çok uzaklaşmıştır. Yaratıcılık, artık ne desenin "benzeti gücü"yle, ne de yağlıboyanın / pentürün tatlarıyla, ne duygu ve düşüncenin yetkin bir biçimde yansıtılmasıyla, ne doğanın renkleri ve ışıklarının soyutlanmasıyla ne de nereden geldigi bilinmeyen bir esinle tanımlanan bir süreçtir.

Rollo May Yaratma Cesareti kitabında yaratıcılığı psikoloji, psikiyatri ve felsefe açısından irdeler ve on yıl sonraki/bugünkü yaratıcılık için de geçerli bazı temeller saptar. May'ın bugün bir bölümüyle ülkemiz için geçerli olan bir saptaması da şudur: "Yaratıcılığı tanımlarken, bir yandan sahte biçimleriyle –yani, yüzeysel bir estetizm olan yaratıcıkla– arasındaki ayrımı ortaya çıkarmamız gerekli. Diğer yandan da yaratıcılığın otantik biçimini –yani, yeni birşeye varlık kazandırma sürecini. Canalıcı ayrım, yapmacıklı (hünerde ya da oyunda olduğu gibi) sanat ile has sanat arasındaki ayrım." (May, 62)
(…)

Kanımca, önemli sorular şunlar: Türkiye'deki insanın da dünyaya bakışında, dinsel bir perspektif olduğu kabul ediliyorsa, bu perspektifbuna perspektif mi yoksa daralma mı demek gerekir – giderek yaygınlaşıyorsa (Shayegan 11), Atatürk devrimine karşın bu yüzlerce yıllık bir direnme alttan alta sürüp gidiyorsa, bu tür bir yaratıcılık kabul görür mü?

Söylendiği gibi, İslam dini gerçeği kavramak için değil, örtmek için doğmuştur (Shayegan 11 ). Modernizm ve Post-modernizm'de "yeni gerçeklik" katmanlarının ortaya çıkışıyla ya da "bunları bilgi sahasının dışına ya da dibine iten atadan kalma dirençler arasındaki gerilimlerin bilinçte birtakım çatlamalara yol açması zorunludur" (Shayegan 11 ) denilirken, öncü ya da öncü ardı (avantgard ya da transavantgard) yaratıcılığın ürettiği yapıtlar nasıl algılanabilir?

"Dünyanın sınırları ayakların altından kayar ve yiten sanrının yerini yeni bir biçim alıp almayacağını ya da bu kaostan yeni bir düzen yaratıp yaratmayacağını görmek için beklerken" (Rollo May 127) söz konusu dirence karşın i:tretilen yapıtların oluşturduğu nesneler dünyası, yaşamı yeniden değerlendirmeye ve ona yeni biçimler vermeyi öneriyor. Bu önermeler yaklaşık yıldır, başlangıçta resim yoluyla, sonra fotograf yoluyla, daha sonra da heykel ve/veya üçboyutlu yapıtlar yoluyla kitlelerin imgelemine yerleşmiştir. "Ataların bıraktığı mirasla dünyanın bugünkü hali arasındaki kopukluğun" (Shayegan 15) yarattığı yara için bir sağaltma önerisidir bu ve insanın kendini, zihnini koruma itkisi bu sağaltmayı yadsıyamıyor.

Shayegan'ın yarı felçli dediği bakış (151), Türkiye'de de varsa ve bu sanatçılarz ve aydınları da kapsıyorsa, yaratıcılık da "yarı felçli" olarak nitelendirilebilir mi? Genelde evet, özelde hayır Günümüz yaratıcılıgının ürünlerinin (üçboyutlu, çok malzemeli, görsel-işitsel-dokunsal yapıtlar ya da yerleştirmeler) Türkiye genelinde var olduğu söylenemez. Bu ürünler çok iyimser bakışla, üç büyük kentte kitleyle buluşuyor. Anadolu kasabaları ve kentlerinde bu tür bir çağdaş sanat olgusundan söz etmek ise güç. Gerçekte, çağdaş sanat üretiminin yalnız Türkiye'de değil, bütün dünyada köy ve kasaba kültürü ile bagdaşması olanaksız, ne ki bu uyumsuzluk Batı'da bölge müzeleri ve sanat merkezleri kurularak bir ölçüde gideriliyor. Ancak, yaygınlaştırma ve eğitme sistemlerinin işlerliği ölçüsünde, çağdaş sanat alanı "özel" bir alan olmaktan çıkabiliyor.

Bu "özel" alanla "yerel ve yaygın" alan olan ama hızla yok olan el ürünü nesneler arasında kalan bir boş alan başlangıçta sözünü ettiğimiz sahte yaratıcılık biçimleriyle dolmaktadır. Yarı felçli bakış da işte bu alanda "sanatsal" (ifadesini) buluyor. Bu aynı zamanda "el ürünü" nesne ile sanayi ürünü nesne arasında da kalan muazzam çarpıktık alanıdır" (Shayegan 118). "El ürünü nesne, kendini karikatürleştiren bir modernlikle garip bir şekilde bütünleşirken, kendini yaratan dünyaya ters düşmeye başlar; sanayi ürünü nesne ise, kendi altgerçekliğine indirgenmiş bir Gelenek'in yaygın çerçevesinden gelen kalın bir hayat tabakası sayesinde biçim değiştirmektedir". Bu çarpık alanda kuşkusuz siyasallaşmış dinin dayattığı kültür de yer almaktadır Türkiye'de bu ara alandaki üretim arabesk müzik, pop müzik, video-klipler, amatörlerin ürettiği kitsch resimler ve heykeller, bilgisayarla üretilen dijital kolajlarda zengin (!) ifadesini buluyor Sırası gelmişken, ressam Kenan Evren'in ve onu örnek alan birçok yüksek rütbeli askerin çizip boyadığı ve milyarlara satmayı başardığı resimlerin de bu alan içinde yuvalandığını belirtelim.
(…)

Bu, en gösterilmeyeni gösteren, sınır tanımayan, içsel olan herşeyi dışsallaştıran, cinselliğin toplumda "sapık" olarak görünen her yönünü sorgulamaya alan, gövdenin dışarıya attığı herşeyi (sümük, kusmuk, sperm, dışkı gibi) görüntüleyen örnekler, görüldüğü gibi, genellikle ABD'dendir. Avrupa'lı sanatçılar, "gövde" metaforları konusunda daha tutucu bir tavır içindedir ve mühürlü göndermelerle konuya eğilirler. Shayegan bu farkı çok iyi açıklıyor (115) ve Amerikalı fikirlerden yola çıkıp gerçeklik üreterek kollektif çılgınlığını iyi kötü gerçekleştirirken, Avrupalı gerçekliği fikirlere dönüştürür ve nostaljik ütopyasını kurar, diyor.

Türkiye'de de insan gövdesi üstündeki siyasal-ekonomik baskılar, oyunlar, yönlendirme ve saptırmalar sayısız örneklerle gündemdedir. Bu sokakta tiner çeken beş yaşındaki çocuktan, göğsüne silikon taktığı için "seksi" olduğunu sanan yıldızcıklara, neden siyah çarşafa girdiğini anla (ta)mayan genç kızlara, ölüm orucuna yatan siyasi mahkumlara, söz konusu savaşta uzuvlarını yitirmiş gençlere kadar uzanan geniş bir insan kitlesini kapsamaktadır. Türkiye'de gerçek sanatçıların ürettikleri "dayanılmaz" ciddilikteki işler işte bu gerçeklerle rekabet etmektedir; bu zor bir rekabet alanıdır ve ne yazık ki, geniş kitleye değil, bilinci yaralı olmayan az sayıda insanın algısına ulaşmaktadır.

Türkiye toplumu, yaratıcılığın öne geçmesi ve önem kazanması için kaçınılmaz olan "gerçeklik üretmek" ya da "gerçekliği düşünceye, düşünceden yapıta dönüşmek" gibi eylemlere sahip çıkamıyor: Shayegan bunun nedenini "Doğulu" insanın bir "no man's land"ın sınırlarında asılı kalmış olduğunu, gerçeğinin altgerçeklik oldugunu söyleyerek açıklıyor (Shayegan 117). Türkiye insanı ne tam Batı'lı ne de tam Doğu'lu olduğuna göre, bu "no man's land" durumu daha da derinleşiyor.

Gözlemlerime ve deneyimlerime göre, Türkiye'deki yaratıcılığın önündeki en büyük engelin "şeriat" olduğu, doğru bir saptama olmaz. Yarı felçli bakış açısı ve yaralı bilincin varlığını kabul etmek herkese zor geliyor, ama gerçek sorun burada yatıyor. Şeriat, bu çarpık alan içinde, Cezayir'deki gibi silahlanmadıkça, önemsenmeyecek kadar güçsüz bir engeldir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova