ISBN13 978-605-316-473-9
13x19,5 cm, 288 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kabuğunu Kıran Hikâye, 2010
Mesafeyi Aramak, 2022
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Burak Uzun, "Eleştirinin Eleştirisi ya da Okuru İhlale Dâhil Etmek", edebiyatburada.com, 6 Ekim 2026

Bazı dersler bitmez. Ders süresi dolar, dönem kapanır, kâğıda notları alınır ama o derste aralanan kapı yıllarca açık kalır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Jale Özata Dirlikyapan’dan aldığım “Yazınsal Metinlere Eleştirel Yaklaşımlar” dersi benim için öyle bir dersti. Dersi almadan önce bir romanı okuyup beğenmiş olmayı, keyif almış olmayı onu anlamakla eş sayardım. Dersi alıp dönemi bitirdikten sonra ise bir metnin sustuğu yerlere de kulak veren bir okur olduğumu hissettim desem abartmış olmam. Sonrasında hiçbir kitap benim için sadece bir keyif unsuru değildi artık.

Şimdi elimde hocamın hazırladığı İhlalin Sınırları var. On üç akademi temelli yazarın günümüz romanına dair yazılarını bir araya getiren bir derleme. Günümüz Romanı Üzerine Yazılar alt başlığı ile Metis Yayınları’nın Metis Eleştiri dizisinden çıktı.

Kitabın çatısında tek bir kelime duruyor: ihlal. Dirlikyapan sunuşta bu kavramı Foucault’dan alıp zarifçe açıyor. İhlal sınırı yıkmaz, onu zorlayarak görünür kılar. Bir duvarın varlığını ancak ona yaslandığımızda hissederiz. Güzel fikir, üstelik günümüz romanının resmi tarihe, bedenin bütünlüğüne, insanla insan olmayan arasındaki çizgiye karşı takındığı tavrı tek bir sözcükte toplamaya yetecek kadar geniş. Okurken aklıma birçok soru takıldı. Örneğin, bozacı Mevlüt’ün uysal gece yürüyüşleri ile Ebru Ojen’in Lojman‘ında karlar altında jöleye dönüşen o korkunç ev aynı kelimenin çatısı altında nasıl uyuyabiliyor? Derleme bu gerilimin farkında. İhlalin bazen onarıcı bazen yıkıcı olabileceğini söylüyor diyebilirim.

Derlemenin en beğendiğim tarafı, yazarlar yalnızca kitaplardaki beğendikleri noktalar hakkında yazmamışlar. Eleştiri okumayı seven bir okur olarak diyebilirim ki Türk Edebiyatı’nda eleştirinin en sinsi düşmanı sansür değil nezakettir. Nezaket de kendince bir sansür doğurabiliyor. Çoğu yazar birbirini bir kitap fuarında, bir söyleşide, bir yayınevinde, bir dost sohbetinde görmüştür. Artık yeni bir mecra olarak birçoğu sosyal medyadan kendilerini dost sayabiliyorlar. Kalemler bu yüzden incelir, cümleler yuvarlanır, okur da eleştiri diye ısmarlama bir övgüyle evine döner. İhlalin Sınırları bu dost sohbetinin dışına çıkmaya cesaret edebiliyor. Örneğin Melek Aydoğan, Yavuz Ekinci’nin davalık olmuş romanı Rüyası Bölünenler’i okurken iki ateş arasında kalıyor. Bir yanda sansüre karşı durmanın zorunluluğu, öbür yanda romanın kendi suskunluklarını eleştirebilme hakkı. Aydoğan bu sıkışmışlıktan kaçmıyor, onu yazının merkezine koyuyor. Erhan Meydan ise Mevsim Yas‘ın tanıklığına saygı duyarken romanın sonunda dikilen çıkmaz sokağın, yazarın sandığından çok daha büyük bir çıkmazı, bir kuşağın politik tahayyülünün çıkmazını gösterdiğini söylüyor. Bir romanı kendi niyetinin ötesinde okumak cüret ister. Bu yazılarda o cüreti buldum ve sevindim.

Yekbin Balçık’ın yazısının başlığı basit bir soru: Konuşan kim? Balçık bu soruyu Ayhan Geçgin’in Dünyalararasında‘sı ile Beckett’in Adlandırılamayan‘ını yan yana koyarak soruyor ve iki romanda da “ben” diyen sesin kimseye ait olmadığını, bir bedenden, bir ağızdan, bir kulaktan kopup yazının içinde kendi başına dolaştığını gösteriyor. Blanchot’nun yazarın kendi eserinde silinişine dair düşüncesi burada bir felsefe dersi gibi değil, bir kaya kovuğunda uyanan isimsiz bir adamın şaşkınlığı gibi okunuyor. Yazının ağırlığı ise sonuna doğru beliriyor. Geçgin’in romanında kaynağı belirsiz o “öteki ses”, Sur’un ve Cizre’nin yıkıntılarından, bodrumlarından, yas çadırlarından yükselen bir sese dönüşüyor. Balçık, felaketin doğrudan anlatılamayacağını, ancak kimsenin olmayan bir sesin içinden duyulabileceğini söylüyor. Okurken bir kuyuya eğilip seslenmiş, sesimin bana başka birinin sesi olarak dönmesini dinlemiş gibi oldum. Beckett’i bu coğrafyanın bir yarasına bağlayabilmek az iş değil.

Fatih Altuğ’un Şule Gürbüz yazısı ise bambaşka bir ışıkta duruyor. Başlıktaki iki kelime, buhran ile burhan, neredeyse kafiyeli bir bilmece gibi. Biri kriz, öbürü kesin delil. Tasavvufta ise burhanın çileyle sınanan bir hakikat anlamı da var. Altuğ, Kıyamet Emeklisi‘nin Aziz’ini bu iki kelimenin arasında sallanan bir adam olarak okuyor. Aziz kalabalıktan, ahalinin boğucu bakışından kaçıp içine sığınmak istiyor ama içerisi de kalabalık çıkıyor. Kafasının içinde birbirine laf atan sesler, rol yapan benlikler, aynalara bakan pozlar var. Altuğ’un en ince tespiti bence şu: Sahicilik arayışı da bir performansa dönüşmekten kurtulamıyor, her burhan denemesi kendi buhranını beraberinde getiriyor.

Kitabın sayfalarında yan yana yürüyen kalabalık bir düşünür kafilesi var. Foucault’dan Agamben’e, Kristeva’dan Whitehead’e uzanan bu kafilenin hepsi değerli misafirler ama bazen salon o kadar doluyor ki ev sahibinin sesini duyamıyorsunuz. Romanların kahramanları kalabalığın arkasında kalıp parmak uçlarında yükselmeye çalışıyor. Kuram bir el feneridir. Doğru tutulursa karanlık odada eşyanın yerini gösterir. Her köşeye aynı şiddetle tutulursa gölgeler kaybolur ve oda bir ameliyathaneye döner. Dirlikyapan’ın kendi Lojman yazısı bu dengeyi kurmayı başarıyor. Kristeva’nın iğrençlik kavramını ve Sartre’ın yapışkanlığını kullanırken romanın boğazınıza yapışan o havasını da okura duyuruyor. Kavram orada metnin yerine geçmiyor, metne açılan bir kapı oluyor.

Hakkında yazılan 13 kitabın dokuzu okuduğum kitaplardı. Diğerlerini de ilk fırsatta okumaya çalışacağım.

Kitabı kapattığımda pencereden dışarı baktım. Akşam inmişti. Kütüphanemin raflarında, derlemede yer alan, daha önce okumuş olduğum kitapları aradı gözlerim. Bir kısmını yeniden açmak istedim. İnsanın okuduğu, kavradığını düşündüğü kitaplara farklı gözlerle bakabilmesi bence bir lütuf.

Derlemeye dönersek, İhlalin Sınırları‘nın her yazısı aynı berraklıkta değil, her kapısı aynı genişlikte açılmıyor. Ama okuru ciddiye alıyor, romanı ciddiye alıyor, itiraz etmekten korkmuyor. İyi bir eleştiri kitabının yapabileceği en güzel şeylerden biri olarak kapattığımız kitapları yeniden açmaya, okumadıklarımızı merak etmeye çağırıyor. Yıllar önce Cebeci’deki o derste başlayan merak, bugün başka sayfalarda yeniden harlandı. İtiraf etmek gerekir ki bazı dersler hiç bitmiyor. İyi ki.

 
 

Kişisel Veri Politikası
Aydınlatma Metni
Üye Aydınlatma Metni
Çerez Politikası


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2026. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova









İnternet sitemizi kullanırken deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden faydalanmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
X