 | | ISBN13 978-605-316-468-5 | | 13x19,5 cm, 408 s. |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | | I. Kısım, s. 9 Babamın bana üniversitede destek olmaya fazlasıyla yetecek parası vardı, ama o çalışmamı istedi, dolayısıyla 1969 yılında 17 yaşındayken Harvard’a girdiğimde, anne babaları harçlık veremeyen herkes ne yapıyorsa onu yaptım. Öğrenci iş bulma bürosuna giderek ilan tahtasından ufak tefek işler seçiyordum. Bu işlerden birisi anılarını yazmak isteyen Macar asıllı bir yaşlı adamın sekreterliğiydi. İyi birisine benziyordu, soluk kostümlü, ince uzun boyluydu, kamburunu çıkartmış halde oturduğu havasız apartman, en gözde mahallelerden Beacon Hill’deydi, gölgelerde yarı kaybolmuş şark halıları ve Orta Avrupa tarzı ekspresyonist tablolar vardı. Lisedeki erkek arkadaşım Letonyalı olduğu için bu atmosfere aşinaydım. Macar asıllı adam inişli bir minör akorda “Ah ah ah,” diyerek iç geçirdi ve özlemle gülümsedi. Bu hoşuma gitti. Hakkımda sorular sordu, bir-iki şey anlatınca, kendisinin değil asıl benim anılarımı yazmam gerektiğini ilan etti. Hem de beni ikna etmek için epey uğraştı. Harvard’ı bırakacakmışım, anılarımı yazarsam o da bana bakacakmış. Ne olsa, kitap yazmak okula gitmekten daha önemliymiş. Aynı fikirdeydim, sanat bilgim vardı, ama kendimi ilginç bulmuyordum. Adamın zamanla daha çok şey isteyeceğinden şüphelendim, ne de olsa erkeklerin sömürüsüne alışıktım, o nedenle yanından ayrıldım ve bir daha dönmedim. Pişmanlık duymadım değil. Emin olamıyordum; samimiyeti belliydi ve benimle ilgili bir şey yakalamıştı, ama ne olduğunu anlamıyordum. Adam uzun süre aklımdan çıkmadı, keşke cesur davranıp önerisini kabul etseydim diye düşündüm, ama benim için başka birisine bu ölçüde bağımlılık söz konusu olamazdı. Yaşlı Macar bende ne görmüştü? Güzelce bir kızdım, tamam, ama bir arkadaşımın söylediği geliyor aklıma, “Güzel insanlara özgü davranışlar yok sende,” demişti. Belki de adam yalnızdı ve arkadaşlık satın almak istiyordu. Gerçi niyeti bu kadar basit olsa, anılarımı yazmamı önermesi fazla dolambaçlı bir yoldu. Beni sekreteri olarak işe alması yeterdi. Ona kendimle ilgili neler söylediğimi hatırlamıyorum, yaşadığım bazı deneyimleri anlatmış olmalıyım. Başıboş büyümüş bir kızdım, sosyal sınıf ayrıcalığından haberim yoktu. Harvard’a girmekle ABD’nin aristokrat zümresine dahil olmuştum, ama bunun farkında değildim. Sezinlediğim kadarıyla, bende uyum sağlamayan birini gördü ve kendisi de yabancı olduğu için yakınlık hissetti. Bana kalırsa ressamdı ama aslını öğrenecek kadar oyalanmadım yanında. İlk defa birisi hayatımı yazmamı öneriyordu. Düşüncem basitti: Bir kitapta hikâye olmalı, benim hayatım ise bir dizi hadiseden ibaret. Konuşma yapmaya hazırlanırken Romalıların anımsatıcı teknik olarak kullandığı zihinsel hafıza saraylarından birindeydim sanki, ama benim hafıza sarayımın odaları dolu olduğu halde, konuşmam ipe sapa gelmiyordu. Bu konuda bir şakam bile vardı, zihnim uzun zaman önce ruh mafyası tarafından kaçırıldı derdim. Gel zaman git zaman, Müge Gürsoy çıktı karşıma. Saygı duyduğum bir yayıncı arkadaşım. Yazdığım romanı basmak istemedi, “Ama bir anı kitabı yazarsan onu yayınlarım, duydun mu Victoria?” dedi. Duymasına duydum tabii ve ona güvendim, ama yazacaksam bunun tek yolu gözlerim kapalı yazmaktı, onu da biliyordum. |