 | | ISBN13 978-605-316-462-3 | | 13x19,5 cm, 272 s. |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | | Giriş, "Kitlesel Zulüm Türlerine İlişkin Kavramlara Türkiye’den Bakmak", s. 9-12 Bu mirası bize vasiyet eden olmadı. René Char’dan akt. Hannah Arendt, Geçmişle Gelecek Arasında Soykırım, tehcir, toplu kıyım, etnik temizlik, insanlığa karşı suçlar, zorunlu nüfus nakilleri, ekokırım, hafriyatçılık... Zor geçmişler, yalnızca tarihsel olarak değil, kavramsal düzeyde de tartışmalıdır. Bu kitabı kitlesel zulüm türleri arasındaki ayrımları belirginleştirmek, siyasal dağarcığımızdaki kavramların tarihsel kökenlerine ve günümüzde kazandıkları anlamlara dikkat çekmek amacıyla tasarladık. Bir yandan kamusal tartışmalardaki yaygın kafa karışıklığı ve kavram karmaşasının giderilmesine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz, bir yandan da okuru soykırım çalışmaları alanındaki farklı kuramsal yaklaşımlar eşliğinde zor geçmişler üzerine düşünmeye davet ediyoruz. Kitabımız genellikle ayrı çalışmalarda ve çoğunlukla birer vaka incelemesi olarak mütalaa edilen çeşitli deneyim veya olguları adlandırırken başvurduğumuz kavramları mercek altına alan bölümlerden oluşuyor. İnsanlığın kolektif hafızasına nakşolan zulüm türlerini adlandırmanın zorluklarıyla hem akademik hem de kamusal tartışmalarda oldukça sık karşılaşıyoruz. Üstelik bu zorluklar, zulüm ve aşırı şiddet içeren fiilleri kuramsal ve kavramsal olarak birbirinden ayırmanın güçlüklerinden kaynaklanmıyor yalnızca. Kitlesel vahşet türlerine ilişkin söz dağarcığımızda yer alan kavramların pek çoğunun yalan yanlış kullanıldığına, diplomatik çıkarlar doğrultusunda eğilip büküldüğüne ve resmi hafıza anlatılarında araçsallaştırıldığına sıklıkla tanık oluyoruz. Bu eğilime araçsallaştırma stratejisi diyebiliriz. Fakat bazen de kavramların, ardında yatan deneyimlerle birlikte bastırıldığını veya inkâr edildiğini, bazı ihlallerin kasıtlı olarak yanlış adlandırıldığını, belirli kavramların bazı olaylardan esirgendiğini biliyoruz. Bu ikinci eğilime de inkâr stratejisi diyebiliriz. Araçsallaştırma eğiliminin en saçma ve yersiz örneklerinden biriyle, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Güney Afrikalı Beyazların yaşadıkları ülkede soykırıma uğradıklarına yönelik demecinde karşılaşmıştık. [1] Rusya, Ukrayna işgalini ülkenin güneydoğusunda Rusça konuşan topluluklara soykırım yapıldığını öne sürerek gerekçelendirdiğinde araçsallaştırma stratejisinin bir başka örneğini sergilemişti. [2] Devletlerin inkâr ve unutturma stratejisinin en çarpıcı örneklerinden biriyse 20. yüzyılın ilk soykırımı olan Namibya Soykırımı’nı Almanya’nın ancak 2021 yılında resmi olarak tanımasıydı. [3] Namibya örneği, Holokost’a ilişkin olarak “başarılı” bir hatırlama kültürünü hayata geçirdiği varsayılan bir ülkenin bile, Avrupamerkezci önyargılar nedeniyle, faili olduğu bir başka soykırımı yüzyılı aşkın bir süre “hatırlamamayı” seçebildiğini, hatta inkâr edebildiğini gösteriyor bize. [4] Yirminci yüzyıl Afrika’dan Balkanlar ve Osmanlı İmparatorluğu’na, Avrupa’dan Asya’nın doğu ve güneydoğusuna varana dek dünyanın hemen her yerinde birbirinden farklı pek çok kitlesel vahşet türünün yaşandığı bir dönemdi. [5] Kitabımızın hazırlıklarına başladıktan kısa bir süre sonra Gazze’de şiddetlenen zulüm ise Holokost hafızasının evrenselleşmesiyle küresel bir taahhüde dönüşen “Bir Daha Asla!” sözünün inandırıcılık ve geçerliliğine karanlık bir gölge düşürmekle kalmadı. Aynı zamanda, Holokost tarihçisi Omer Bartov’un vurguladığı gibi, Filistin’de onlarca yıl önce etnik temizlik olarak başlayan bir vahşetin zamanla soykırımsal bir çehreye bürünebileceğini de göstermiş oldu. [6] Namibya’dan Filistin’e, Ermeni Soykırımı’ndan Holokost’a uzanan bu tarihsel deneyimlerden bazen hemen sonra bazen de onlarca yıl sonra başlayan kamusal ve akademik tartışmalar, kitlesel vahşet içeren olayların kendisi kadar, bu olaylara verilen adların da bir mücadele alanı olduğunu teyit ediyor. Çeşitli insan topluluklarının maruz kaldığı vahşet türlerini tanımlarken neden farklı kavramlara başvururuz? Soykırım ile insanlığa karşı suçlar arasında ne gibi farklar vardır? Soykırım fiilini, etnik temizlik ve katliamdan ayırmak mümkün mü? Etnik temizlik, kitlesel kıyım olmadan da gerçekleşebilir mi? Hangi topluluklar soykırım, etnik temizlik ve kitlesel kıyımın hedefi haline gelmektedir? Bütün bu kavramlar arasındaki ayrımları belirginleştirmek için faillerin saiklerine ve amaçlarına mı, yoksa mağdurların maruz kaldıkları zulme ve bu zulmün doğurduğu sonuçlara mı bakmak gerekir? Holokost tarihte benzeri görülmemiş bir soykırım mıdır? Holokost’un ayırt edici niteliklerinin soykırım tanımına dönüştürülmesinin sakıncaları nelerdir? Kültürel soykırım diye ayrı bir soykırım kategorisinden söz edilebilir mi? Sömürgecilik ile soykırım arasında nasıl bir ilişki vardır? Bütün bu vahşet türleri modernliğin aşırılıklarının bir sonucu mudur, yoksa her birinin insanlık tarihindeki kökleri çok daha geriye mi uzanmaktadır? Zor geçmişlere ilişkin inkârcılık ne anlama gelir ve tam olarak hangi siyasal kaynaklardan beslenir? Mağdurun maruz kaldığı zulmün adının doğru konmaması veya inkâr edilmesi ilkine eklenen ikinci ve farklı bir adaletsizlik türü müdür? Bu ikinci adaletsizlik türünü nasıl adlandırmak gerekir? Bu soruları derinlemesine irdelediğimiz kitabımızda, kavramsal berraklığın, farklı disiplinlerin birbirine temas ettiği bir diyalog alanı yaratmadan mümkün olamayacağı fikrinden yola çıktık. Kitapta yer alan yazıları tek tek özetlemek gereksiz bir tekrara neden olacağı için, burada pek çoğunda yankı bulan ortak vurgulara ve bizi harekete geçiren temel meselelere kısaca değinmekle yetineceğiz. Devrim Sezer ve Ümit Kurt Notlar [1] Farouk Chothia, “Is There a Genocide of White South Africans as Trump Claims?” BBC, 2 Haziran 2025, https://www.bbc.com/news/articles/c9wg5pg1xp 5o. Benzer bir araçsallaştırma eğilimi aktivist grupların yürüttükleri tanınma ve hafıza mücadelelerinde de karşımıza çıkabiliyor zaman zaman: Jacques Sémelin, “Around the ‘G’ Word: From Raphaël Lemkin’s Definition to Current Memorial and Academic Controversies”, Genocide Studies and Prevention: An International Journal, 1, 2012, s. 24-29. Metne dön. [2] Anton Weiss-Wendt, A Rhetorical Crime: Genocide in the Geopolitical Discourse of the Cold War, New Brunswick: Rutgers Univ. Press, 2018, s. 171-76. Metne dön. [3] Norimitsu Onishi ve Melissa Eddy, “What Germany Did in Namibia, and What It’s Saying Now”, The New York Times, 29 Mayıs 2021, https://www.nytimes.com/2021/05/28/world/europe/germany-namibia-genocide.html. Ayrıca bkz. Jürgen Zimmerer, “Colonial Genocide: The Herero and Nama War (1904-8) in German South West Africa and Its Significance”, The Historiography of Genocide içinde, haz. Dan Stone, Basingstoke: Palgrave Macmillan, 2008, s. 323-43. Metne dön. [4] Almanya hakkında eleştirel bir değerlendirme için bkz. A. Dirk Moses, “The German Catechism”, Geschichte der Gegenwart, 23 Mayıs 2021, https://geschichte dergegenwart.ch/the-german-catechism. Ayrıca bkz. E. Volkan Çıdam, “Post-Ulusal Kimlik ve Geçmişle Yüzleşme Siyaseti: Almanya Örneği”, Liberal Düşünce Dergisi, 117, 2025, s. 167-83. Metne dön. [5] Norman M. Naimark, Fires of Hatred: Ethnic Cleansing in the Twentieth Century, Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press, 2001, s. 7-23; Christian Gerlach, Extremely Violent Societies: Mass Violence in the Twentieth Century, Cambridge: Cambridge University Press, 2010, s. 1-14. Metne dön. [6] Omer Bartov, “Omer Bartov on Gaza: ‘It’s a Misnomer to Call It a War’”, haz. Elias Feroz, Jacobin, 4 Nisan 2025, https://jacobin.com/2025/04/bartov-israel-gaza-holocaust-genocide; Martin Shaw ve Omer Bartov, “The Question of Genocide in Palestine 1948: An Exchange between Martin Shaw and Omer Bartov”, Journal of Genocide Research, 3-4, 2010, s. 243-59. Ayrıca bkz. Amos Goldberg, “Yes, It is Genocide”, 9 Mayıs 2024, Swiss Policy Research, https://swprs.org/professor-amos-goldberg-yes-it-is-genocide. Metne dön.
|