ISBN13 978-605-316-190-5
13x19,5 cm, 328 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Önsöz, s. 13-16

Bambaşka zamanlar bambaşka yöntemleri gerektirir. Genel metalaşma evreninin durmaksızın genişleyerek gezegenin sınırlarına gelip dayandığı anda olduğumuzu, tarihöncesinin son bulduğunu söyleyelim önce. Kimilerinin şimdilerde Antroposen diye adlandırdığı, dünya görüşü değiştiren bir farkına varış ânıdır bu. Umutsuzluğa kapılmayalım. Türümüzün yaşamında en büyük sıçrayışlar, daha önce bu ölçekte olanına rastlanmamış olsa da, böyle sınır anlarında gerçekleşmiştir.
Antroposen Paul Crutzen’in ve başkalarının gezegenimizin içine girmiş olduğu jeolojik zamana verdiği addır. Crutzen: Gezegenin yüzeyindeki karanın yaklaşık yüzde 30 ila 50’si insanlar tarafından kullanılıyor. ... Erişilebilir tatlı suyun yarısından fazlası insanoğlunun kullanımında. Balıkçılık su seviyesi yükselmekte olan okyanus bölgelerinde birincil üretimin yüzde 25’inden fazlasını alıp götürüyor. ... Enerji kullanımı yirminci yüzyılda on altı kat arttı. ... Tarımda kullanılan gübre, bütün dünya ekosistemlerinde doğal yoldan sabitlenenden fazla azot içeriyor. [1]
Dünyanın sonu değil fakat tarihöncesinin sonudur bu. Kendini düzelten, dengeleyen, sağaltan bir ekolojiye dayalı dünya görüşünde hâlâ saklı duran Tanrı’nın öldüğünü, sosyal medya piyasasında ilan etmenin zamanıdır. “Antroposen dünya tarihinde, doğal güçlerle insani güçlerin, birinin kaderi diğerinin kaderini belirleyecek şekilde iç içe geçtiği yeni bir aşamayı temsil ediyor. Jeolojik olarak gezegen tarihinin ilginç bir dönemindeyiz.” [2] İnsan artık bozabileceği, ama sonunda kimi aşırılıklarını geri çekerek denge ve ahenk içinde olmayı sürdürebileceği bütünsel, organik döngünün oluşturduğu sahnede, kendi çıkarlarının peşinde koşan figür olmaktan çıkmıştır.
Eleştirel teorinin ana akımlarının karşılaşacaklarını sandığı tarihöncesinin sonu bu değildir. Öyleyse, belki de yeni bir eleştirel teoriye ihtiyacımız var. Ya da bir yeni-eski eleştirel teoriye; çünkü daha önceki başarısız tarihöncesini sonlandırma girişiminde neredeyse söndürülmüş olan, güçlü ve özgün bir fikir akımı vardı aslında. Hatta belki birden fazla vardı. Ama burada, kitabın “Emek ve Doğa” başlıklı ilk kısmında sunacağım fikir akımı iki Rus Marksist yazarın, Aleksandr Bogdanov ve Andrey Platonov’un ismini taşıyor.
Geçmiş zamanın bu düşüncesiyle donandıktan sonra, onu işler hale sokabiliriz. “Bilim ve Ütopya” başlıklı II. Kısım’da, Sovyet Rusya’nın ilk günlerindeki soğuk ve açlıktan yirminci yüzyıl sonundaki Kaliforniya’nın müreffeh ve güneşli günlerine geçiyoruz. Feminist bilim araştırmaları alanında çalışan Donna Haraway ve bilimkurgu yazarı Kim Stanley Robinson, içinde olduğumuz, ne olduğu malum Antroposen çağında Bogdanov ve Platonov’u güncelleyerek yansıtan, iki düşünme ve yazma yaklaşımının simge isimleridir.
Sağduyu, Soğuk Savaş’ın bittiğini, Sovyetler Birliği’nin kaybettiğini, ABD’nin kazandığını söylüyor. Kimileri bir “manevi sovyet” içinde kış uykusuna çekilmeyi yeğlese de, hâkim hava egemen Amerikan usulü kapitalizmin küresel bir zafer kazandığı yolunda. Moleküler Kızıl’ın tarihsel eğrisi bundan farklı. Buna göre Sovyet sisteminin çöküşü Amerikan sisteminin çöküşünün habercisi. İlkine ait yıkıntılar gerçek ve iç karartıcıyken, ikincisinin yıkıntılarının ne olduğu henüz tam olarak anlaşılmış değil. [3]
Yıkıntılar arasında gezinen bir yolcu, yarı yarıya kuma gömülü paslanmış bir geminin burnu ile karşılaşabilir. Bu devasa gemi kalıntısının çevresinde hiçbir şey kalmamıştır; sadece sınırsız ve çıplak umutsuzluk. Geminin adı silinmiştir ama Shelley’nin şiirinde “kendini büyük sanan bir kez de bana baksın!” diye böbürlenen efsanevi Mısır Kralı Ozymandias’ın adı pekâlâ uygun düşebilir ona.
Bu paslı tekne kalıntısının ötesinde daha pek çok kalıntı vardır. Kitle üretimi ile çoğaltılmış modern bir harabedir bu. Ve onu harabeye çeviren sadece kum veya zaman değildir. Tersine Dünyanın Yedi Harikası’ndan biridir bu tozlu Mars manzarası. Bu gemilerin kat ettiği uçsuz bucaksız ve artık yok olmuş sular, eski büyüklüğünün onda birine inmiş Aral Denizi’ne aitti. [4]
Buralarda bir zamanlar firavunlara yakışır ölçekte heykeller de vardı. Aral Denizi bir zamanların Sovyetler Birliği topraklarında olduğuna göre, heykeller de muhtemelen Lenin’in, bundan oldukça farklı bir geleceği işaret eden heykelleriydi. Ama gemi enkazı, farklı türden bir gücü akla getiriyor: doğal dünyanın kaprisli inatçılığını.
Bölgede pamuk üreticiliği, Amerikan İç Savaşı yüzünden Rusya’ya pamuk ikmali kesildiğinde başlamıştı. Devrimden sonra Sovyet mühendisleri pamuk endüstrisinin su ihtiyacını karşılamak için Aral Denizi’ne akan Amuderya Nehri’ne el attılar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler ihracat amacıyla pamuk üretimini çok büyük ölçüde artırdı ve bu amaçla dev sulama projeleri inşa edildi. Üretmek için toprak, tohum ve gübrenin yanı sıra muazzam miktarlarda su da girdi olarak kullanıldı. Mühendisler Aral Denizi’nin yok olacağını biliyordu. Balıkçılık tekneleri ve muhtemelen şimdi orada fosilleşmekte olan pek çok bitki ve hayvan türü ikincil zayiattı.

Notlar


[1] Paul Crutzen, “‘Geology of Mankind”, Nature 415(23), Ocak 2002. Antroposen terimi muhtemelen Eugene Stoermer tarafından yaratıldı. Keza bkz. Vaclav Smil, Harvesting the Biosphere: What We Have Taken from Nature, Cambridge, MA: MIT Press, 2013. Metne dön.
[2] Jan Zalasiewicz, Mark Williams, Will Steffen ve Paul Crutzen, “The New World of the Anthropocene”, Environmental Science and Technology Viewpoint 44(7), 2010: 2228-31. Metne dön.
[3] Ian Svenonius, Psychic Soviet, Chicago, IL: Drag City, 2006. Yirminci yüzyılda Batı’ya ait yıkıntılar arasında bir gezinti için bkz. Center for Land Use Interpretation, Overlook: Exploring the Internal Fringes of America, Londra: Thames & Hudson, 2006. Metne dön.
[4] Tom Bissell, “Eternal Winter”, Harpers Magazine 304 (1823), Nisan 2002. Keza bkz. Rob Ferguson, The Devil and the Disappearing Sea, Vancouver: Raincoast Books, 2003. Metne dön.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova