ISBN13 978-605-316-084-7
13x19.5 cm, 232 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Önsöz, Heinrich Geiselberger, s. 9-15

Bir dünya düzeni çökerken, o düzen üstüne tefekkür başlar.

Ulrich Beck, 2011 [1]

Bu kitabı oluşturma fikri 2015 sonbaharının sonlarında, 13 Kasım’da bir dizi saldırı Paris’i sarstıktan sonra, Almanya’da yüz binlerce mültecinin gelişi hakkındaki tartışmaların iyice şiddetlendiği sırada ortaya çıktı. Bu olaylarla siyaset, medya ve söylem bakımından meşgul olmak, ansızın dünyanın zor mücadelelerle elde edilen ve güvencede olduğu farz edilen standartların gerisine düştüğü izlenimini uyandırdı.

Devlet yapısının artık mevcut olmadığı bölgelerin dünyanın dört bir yanında genişlemesi, terörizm ve göçle doğrudan bağlantılıdır. 2016’da Almanya’ya sığınma talebinde bulunanların çoğunun anavatanı olan üç ülke (Suriye, Afganistan ve Irak) bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı’nın 2016 “Kırılgan Durum Endeksi” sıralamasında başlarda yer alıyor. [2] Haritalardaki beyaz bölgeler asırlar içinde gitgide azalmışken, bugün gidişat başka bir yönde gibi görünüyor. Google Haritalar çağında, pek az bilinen ve antik haritacıların vaktiyle “Buralarda aslanlar var” (hic sunt leones) diye işaretlediği türden bölgeler genişliyor. Terör saldırılarına ve göç hareketlerine gösterilen siyasal tepkilerin çoğu, “güvenlileştirme” ve postdemokratik simgesel siyaset denebilecek bir örneğe uyuyordu yine: Sınırlara bariyerlerin çekilmesi, hatta sınırlarda vur emri verilmesi çağrıları yüksek sesle dillendiriliyordu; Fransa’da cumhurbaşkanı olağanüstü hal ilan etti ve ülkenin savaşta olduğunu açıkladı. Göç, terörizm veya artan eşitsizlik gibi sorunların küresel nedenleriyle ulusal araçlarla baş etmekten veya bunlara karşı uzun vadeli stratejiler geliştirmekten âciz halde, gitgide daha çok siyasetçi içeride Kanun ve Düzen vaat ediyor ve ülkesini yeniden “büyük” yapma sözü veriyor. [3] Çalışan, egemenlik ortağı, öğrenci veya kamusal altyapının kullanıcısı rollerindeki vatandaşlara bu Kemer Sıkma çağında açıkça daha fazlası sunulamıyor. Siyasal hareketlerin ağırlık noktası milli aidiyet boyutuna, güvenlik vaadine ve geçmiş zamanların parıltısının yeniden teminine kayıyor.

Gerileme semptomlarının listesi istendiği kadar uzatılabilir: anarşik, tek taraflı bir küresellikten çıkma özlemi veya örneğin Fransa, İtalya ve Avusturya’da ortaya çıkan kimlikçi hareket, artan yabancı düşmanlığı ve İslamofobi, nefret suçu adı verilen suç dalgası ve elbette Rodrigo Duterte, Recep Tayyip Erdoğan veya Narendra Modi gibi otoriter demagogların yükselişi.

2015 sonbaharının sonlarında bütün bunlara artan bir isteri, kamusal söylemin sertleşmesi ve yerleşik medyada görülen belli bir sürü psikolojisi eşlik ediyordu. Görünüşe göre, “doğal afetler” ve “salgın hastalıklar” gibi söz alanlarından kavramlar kullanmadan, kaçış ve göçten bahsedilemiyordu. Soğukkanlılık ve pragmatizm çağrısında bulunmak veya olayları tarihsel bağlamına yerleştirmek ve böylelikle bir parça uzaktan ilişki kurmak yerine, terör tehlikesi ve göç –birleşmeden değil elbette, bilakis– İkinci Dünya Savaşı’ ndan beri Almanya’daki en büyük sorun olarak sunuldu. Gösterilerde de internette de ansızın “yalancı basın”, “diktatör şansölye” ve “milletvekili” yerine “vatan/millet haini” gibi kavramlar dolaşıma girdi.

Kitapta bu gibi semptomlar Büyük Gerileme kavramı çerçevesinde tartışılıyor. Kitap, kavramın çağrıştırması muhtemel her türlü naif ilerleme inancının ötesinde, apayrı alanlarda kastanyola etkisinin hükümsüz kılınmış göründüğünü ve bizim, “uygarlığın” belli bir seviyesinin gerisine düşüşün tanıkları olduğumuzu ifade ediyor. [4] Ama nihai hedef aynı zamanda tanımlaması zor başka bir fenomeni tanımlamak: küreselleşme hakkındaki tartışmaların zaman zaman neredeyse yirmi yıl önce eriştiği durumun gerisine düştüğü gerçeğini. Güncel görüşlerin kehanet gibi iki uyarısı, Donald Trump’ın seçilmesinin hemen ardından zaten defalarca hatırlatıldı: Ralf Dahrendorf’un yirmi birinci yüzyılın “otoritarizmin yüzyılı” olabileceği sözü. [5] Ve Richard Rorty’nin, küreselleşmenin etkilerini (ve “kültürel solun” rolünü) sorunsallaştırıp tam da bir dizi olası geri adımı saydığı kitabı Achieving Our Country (Ülkemizi Gerçekleştirmek): “Kaba demagogların” yükselişi, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikte artış, bir “Orwell dünyasının” ortaya çıkışı, geride bırakılanların ayaklanması, “sadizmin”, hıncın ve kadınlar ile azınlıklar hakkındaki aşağılayıcı ifadelerin geri dönüşü. [6]

Dahrendorf’un alıntılanan görüşünün yer aldığı derleme 1998’ de yayımlanmıştır, dolayısıyla küreselleşme hakkındaki düşüncelerin ilk dalgasının zirvesidir. Bu yıllara ait kitapların sayfaları karıştırıldığında, 2016 yılındaki olayların yorumları olarak okunabilecek başka yazılara da rastlamak mümkün. Örneğin Wilhelm Heitmeyer “otoriter bir kapitalizme”, “devlet düzeyinde baskı siyasetine” ve “acımasız sağ popülizme” karşı uyarıyor. [7] Dani Rodrik küreselleşmenin “toplumsal ayrışmaya” yol açacağı kehanetinde bulunuyor ve “korumacı gerilemenin” gerçekdışı bir senaryo olmayabileceğine dair uyarıda bulunuyor. [8]

Konuyla ilgili öngörülerin çoğu İkinci Büyük Dönüşüm’ün “Polanyici mekaniği” denebilecek bir temele sahiptir. Avusturya-Macaristanlı iktisat tarihçisi Karl Polanyi 1944 tarihli klasik yapıtı Büyük Dönüşüm’de on dokuzuncu yüzyıl kapitalist sanayi toplumunun nasıl küçük, feodal, kırsalın damgasını taşıyan, siyasal, kültürel, kurumsal bakımdan bütünleşmiş bağlardan patlak verdiğini; ekonomi yeniden ulusal refah devletinin düzlemine oturtulana kadar nasıl bir dizi yan etkiye ve karşı-harekete yol açtığını gösteriyor. [9] Bu hem coğrafi hem de toplumsal bakımdan kapsamlı gelişme, kapitalizm ulus-devlet sınırlarını geride bıraktığı için bugün tekerrür ediyor – bir kere daha çok çeşitli yan etkiler ve karşı-hareketlerle. [10] 1998’de ATTAC’ın* kuruluşu; sol bağlamında, “Seattle Savaşı” da denen 1999 Seattle gösterileri ve 2001’de Porto Allegre’ deki ilk Dünya Sosyal Forumu; [11] sağ bağlamında, küreselleşmeyi eleştiren popülistlerin ilk başarıları geliyor akla: Pat Buchanan’ın ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin 1996 ön seçimlerindeki (Rorty ve Rodrik’in referans aldığı) şaşırtıcı ve güçlü başarısı veya 1998 Avusturya parlamento seçimlerinde en yüksek ikinci oyu alan Jörg Haider’in Avusturya Özgürlük Partisi’nin başarısı.

O zamanki çözüm önerileri özetlenecek olursa –Polanyi’nin betimlediği hareketten yola çıkılarak– zincirlerinden boşanmış küresel düzlemdeki ekonominin yeniden ele alınması gerektiği söylenebilir: Geçiş kurumları inşa edilerek, siyaset küresel sorunlara küresel çözümler arayacak konuma getirilmelidir. Keza buna uygun bir zihniyet, kozmopolit bir “biz duygusu” oluşturulmalıdır. [12]

Ne acı bir ironi ki o zaman ana hatlarıyla saptanan küresel risklerin hepsi (uluslararası terörizm, iklim değişikliği, finans-nakit krizi ve son olarak büyük göç hareketleri) sonraki yıllarda gerçekleşti, ama siyasal olarak bunlara hazırlanılmamıştı. Öznel tarafta da sağlam bir kozmopolit biz duygusu açıkça tesis edilememiştir. Dahası, bugün milliyetçi ve mezhepçi biz/onlar ayrımlarının yeniden doğuşuna tanık oluyoruz. Varsayılan “Tarihin Sonu”ndan sonra, şaşırtıcı bir hızla, Soğuk Savaş’ın dost-düşman şablonunun yerini “Kültürler Savaşı” mantığı aldı.

2015 sonbaharının sonlarında tırmanan gerileme bu bağlamda değerlendirildiğinde, son olaylar –Suriye’deki savaş, Brexit oylamasının sonucu, Nice’teki saldırı, sağ popülist AfD’nin (Almanya İçin Alternatif) Almanya’daki başarısı, Türkiye’deki darbe girişimi ve buna verilen siyasal tepkiler, Trump’ın seçim zaferi vb.– kasvetli bir manzara sunuyordu.

Bugüne kadar hep küreselleşme’nin risklerinden bahsedildi, ama bu derlemedeki makalelerin çoğu, küreselleşmenin radikal piyasacı bir biçiminin söz konusu olduğunu, dolayısıyla neoliberalizm’in risklerinden de bahsetmenin bir o kadar yerinde olduğunu vurguluyor. Bu bakımdan, derlenen yazılar, neoliberal demokrasilerin –Ernst-Wolfgang Böckenförde’nin sözlerini biraz değiştirerek aktaracak olursak– [13] nasıl kendilerinin güvenceye alamadıkları önkoşullardan (belli bir düşünce çoğulculuğu sunan medya; sendikalar, partiler veya dernekler gibi, insanların kişisel etkililiklerini az çok deneyimleyebildikleri ara cemiyetler; farklı çevrelerin çıkarlarını birbirine eklemlemeyi başaran gerçek sol partiler ve eğitimin “insan sermayesi” hazırlamaya ve Pisa sorularının ezberlenmesine indirgenmediği bir eğitim sistemi) beslendikleri sorusuna dair incelemeler olarak da okunabilir.

Belki de, bugün gözlemlenebilen Büyük Gerileme, küreselleşme ve neoliberalizmin risklerinin ortak etkisinin de sonucudur: siyasal idarenin eksikliği nedeniyle küresel düzeyde karşılıklı bağımlılığa yol açan, buna kurumsal ve kültürel açıdan hazırlıklı olmayan toplumları vuran sorunların.

Bu kitap, geçen yüzyılın doksanlı yıllarının küreselleşme hakkındaki tartışmasından yola çıkıyor ve bu tartışmayı devam ettiriyor. Biliminsanları ve aydınlar acil soruları dile getiriyor: Bu duruma nasıl düştük? Beş, on ya da yirmi yıl içinde nerede olacağız? Küresel gerileme nasıl durdurulup tersine çevrilebilir? Burada, milliyetçilerin enternasyonali karşısında, üç düzlemde bir uluslaraşırı kamuoyu meydana getirme çabası söz konusu: katkı sunanların düzlemi, incelenen fenomenlerin düzlemi ve dağıtım düzlemi – kitap farklı ülkelerde eşzamanlı olarak yayımlanıyor.

Elbette ilk teşekkürüm, bu zor girişimde yer almaya hazır bulundukları ve nispeten kısa zamanda sağlam metinler yazdıkları için, katılımcılara. İkinci olarak, bu projeye güvendikleri için uluslararası işortağı yayınevlerine ve önerileri için Mark Greif ile John Thompson’a teşekkür ediyorum. Bu kitap aynı zamanda bir yayınevi projesi; Suhrkamp’taki çalışma arkadaşlarım olmadan bu proje mümkün olmazdı. Bu nedenle Edith Baller, Felix Dahm, Andrea Engel, Eva Gilmer, Petra Hardt, Christoph Hassenzahl, Christian Heilbronn, Nora Mercurio ve Janika Rüter’e özel bir teşekkür sunuyorum.

Berlin, Aralık 2016

Notlar


[1] Ulrich Beck, “Kooperieren oder scheitern. Die Existenzkrise der Europäischen Union”, Blätter für deutsche und internationale Politik 2 (2011) içinde, s. 41-53. Metne dön.
[2] J. J. Messner, Fragile State Index 2016, Washington: Fund for Peace, 2016, s. 7.Metne dön.
[3] Zygmunt Bauman, Strangers at Our Door, Cambridge: Polity Press, 2016.Metne dön.
[4] Bkz. Oliver Nachtwey’in “geriye dönük modernleşme” kavramı; Die Abstiegsgesellschaft: Über das Aufbegehren in der regressiven Moderne, Berlin: Suhrkamp, 2016 Metne dön.
[5] Ralf Dahrendorf, “Anmerkungen zur Globalisierung”, Perspektiven der Weltgesellschaft içinde, Ulrich Beck (haz.), Frankfurt am Main: Suhrkamp, 1998, s. 41-54, s. 52. Metne dön.
[6] Richard Rorty, Stolz auf unser Land: Die amerikanische Linke und der Patriotismus (Achieving Our Country: Leftist Thought in Twentieth-Century America), Frankfurt am Main: Suhrkamp, 1999 [1998], özellikle 4. Bölüm, “Kültürel Bir Sol”, s. 43-103, s. 81 vd. Metne dön.
[7] Wilhelm Heitmeyer, “Autoritärer Kapitalismus, Demokratieentleerung und Rechtspopulismus: Eine Analyse von Entwicklungstendenzen”, Schattenseiten der Globalisierung. Rechtsradikalismus, Rechtspopulismus und separatistischer Regionalismus in westlichen Demokratien içinde, Dietmar Loch ve Wilhelm Heitmeyer (haz.), Frankfurt am Main: Suhrkamp, 1998, s. 497-534, 500 (vurgu orijinale ait). Metne dön.
[8] Dani Rodrik, Grenzen der Globalisierung: Ökonomische Integration und soziale Desintegration (Has Globalization Gone Too Far?), Frankfurt am Main/ New York: Campus, 2000 [1997], s. 86. Bu bağlamda başkalarının yanı sıra şu çalışmalar da anılabilir: Benjamin Barber, McWorld’e Karşı Cihad, çev. Eser Birey, İstanbul: Cep Kitapları, 2003; Noam Chomsky, Halk Üzerinden Kazanç, çev. Süreyyya Evren, İstanbul: Everest, 2014; Viviane Forrester, Ekonomik Dehşet, çev. İbrahim Yıldız, Ankara: Ütopya, 2005; Robert B. Reich, The Work of Nations, New York: Vintage Books, 1992; Harald Schumann/Hans-Peter Martin, Globalleşme Tuzağı, çev. Özden Saatçi Karadana, İstanbul: Ümit, 1997; Joseph E. Stiglitz, Globalization and its Discontents, Londra: Allen Lane, 2002. Metne dön.
[9] Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri, çev. Ayşe Buğra, İstanbul: İletişim, 13. baskı, 2016. Metne dön.
[10] Bkz. Polanyi’ye açık bir atıfla, Philip G. Cerny, “Globalisierung und die neue Logik kollektiven Handelns”, Politik der Globalisierung içinde, Ulrich Beck (haz.), Frankfurt am Main: Suhrkamp, 1998, s. 263-96.

* Fr. Association pour la Taxation des Transactions financières et pour l’Action Citoyenne: Esasen döviz işlemlerinin vergilendirilmesi için çalışan Paris merkezli örgüt. – ç.n. Metne dön.
[11] Etkili siyasal ve teorik teşhisleriyle başka çalışmaların da eşlik ettiği, Naomi Klein’ın No Logo! Küresel Markalar Hedef Tahtasında (çev. Nalan Uysal, Ankara: Bilgi, 4. Basım, 2012) veya Michael Hardt ve Antonio Negri’nin İmparatorluk (çev. Abdullah Yılmaz, İstanbul: Ayrıntı, 8. basım, 2015) gibi kitapları geliyor akla. Metne dön.
[12] Bkz. Ulrich Beck, Der kosmopolitische Blick oder: Krieg ist Frieden, Frankfurt am Main: Suhrkamp, 2004. Metne dön.
[13] Böckenförde başka bir bağlamda da olsa şöyle diyor: “Liberal, seküler devlet, kendisini güvenceye alamadığı koşullardan beslenir”; “Die Entstehung des Staates als Vorgang der Säkularisation”, Staat, Gesellschaft, Freiheit. Studien zur Staatstheorie und zum Verfassungsrecht, Frankfurt am Main: Suhrkamp, 1977 [1967], s. 42-64, 60. Metne dön.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova