ISBN13 978-975-342-958-0
13x19,5 cm, 288 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Cihan Erken, "AKP'nin iki takiyesi", Radikal Kitap, 16 Mayıs 2014

2002 yılında AKP ilk kez iktidara geldiğinde demokratikleşme, dünyaya açılma, yenilikçilik, devlet ve hukuk düzeninde reformlara gidilmesi, Avrupa Birliği’ne entegrasyon gibi bir programın uygulanmasının nasıl olup da köken olarak bunun tam tersi fikirlere sahip, ülkenin Batı’yı en fazla eleştiren “milli görüşçü” sağ muhafazakâr çevrelerinden gelen bir ekibe düştüğü, birçok insanla birlikte beni de en çok şaşırtan şey olmuştu. O günlerin “takiye” tartışmaları da toplumun geniş bir kesiminin benzer bir hissiyata sahip olduğunu gösteriyordu. Geçen on iki yılda bir yandan bu kuşkuların zayıfladığı anlar oldu, diğer yandan ciddi hayal kırıklıkları. Ama son bir yıl içinde, özellikle de Gezi direnişinin cilayı kazımasıyla birlikte, AKP’nin topluma karşı en az iki farklı takiye yapmakta olduğu ayan beyan ortaya çıktı: Biri Türkiye’nin demokratik güçlerine, diğeri ise İslami değerlere karşı.

On sosyal bilimcinin incelemelerini bir araya getiren İktidarın Şiddeti, AKP’nin varlık nedenini oluşturan bu temel nitelikteki takiyenin koşullarını, ortaklıklarını, gelişimini ve şimdi artık berraklaşarak bir muğlaklık olmaktan çıkışını anlatıyor. Benim burada “takiye” dediğim şey, o yıllarda tartışıldığı gibi “şeriat niyetini gizlemek” değil elbette. Önce hukuksallığı yerle bir etmek, ancak şiddetin, baskının, keyfiyetin, yolsuzlukların ve otoriterliğin dolduracağı türden bir boşluk yaratmak gerek. AKP’li yıllar boyunca, bunu anlayabilmemiz için aslında yeterince işaret vardı. Ama seçeneksizliğin, çaresizliğin, açık faşizm korkusunun, liberal rüzgârların, bütün dünyada yayılan tüketim iştahının, Avrupa’da “sosyal” fikriyatın gerilemesinin, ama hepsinden önemlisi, Türkiye’de fikir üreten insanlar arasındaki “kapitalist modernleşme demokratikleşme getirir” şeklindeki yaygın inancın bir araya gelip yarattığı hegemonya, bu işaretlerin görmezden gelinmesini sağladı.

12 Eylül darbesinin devamı

İktidarın Şiddeti, öncelikle AKP’yi bir “başarı” olarak gören ve lanse eden bu hegemonyayı masaya yatırıyor. Katkıda bulunan yazarların tümü, AKP’nin sergilediği siyaset etme tarzına, neoliberal yapılanma ile İslamcı siyaset arasındaki ilişkinin analizi yapılarak bakılması gerektiğinde birleşiyor. Bu ne demek? Tarih demek, sınıf demek, maddi süreçler demek, toplumsal cinsiyet demek. Nihayetinde kültürelci ya da özcü açıklamalarla bir şey anlamak mümkün değildir demek. Yani önce bakışımızda, kavramlarımızda temel bir perspektif değişikliği olması gerekiyor demek. Son altı aydır panellerde, televizyonda, basında, yalnızca AKP savunucularının değil, eleştirmenlerinin de tartışma şekline baktığımızda, meselenin hâlâ kültürel terimlerle ve kişiler etrafında, daha doğrusu tek bir kişinin, Recep Tayyip Erdoğan’ın ismi etrafında tartışıldığını görüyoruz. O zaman şunu sorabiliriz: Eğer Erdoğan her Allahın günü çıkıp bağırmasaydı, toplumun farklı kesimlerini hedef alan bütün o vecizelerini yumurtlamayıp, bütün şiddetini üzerimize boşaltmasaydı, AKP politikalarından az çok memnun mu olacaktık, bütün derdimiz bu mu? Yani mesele bizim “haysiyetimiz” mi, yoksa kitapta dile getirildiği şekilde, hukuk, devlet-toplum ilişkileri, vatandaşlık, sosyal politika, dışişleri, AB, IMF ve Dünya Bankası ile ilişkiler ve kadın konularındaki AKP politikalarının başarısızlığı mı? Eğer tartışma gerçekten tarihsel süreç (AKP, 12 Eylül darbesinin ve Özalcı politikaların devamıdır), sınıf (AKP’nin rolü “sınıf”ın, emeğin bastırılmasıdır), söylem (AKP başından beri Türk-İslam sentezi zihniyetini sürdürmüştür) ve toplumsal cinsiyet (AKP, kadınları şiddetle bastırıyor) kavramları etrafında yürütülseydi bugün çok farklı taraflar görebilecektik. Ve hâl buysa, AKP’nin “reformculuğundan” bahseden ve buna inanan biri, neden bahsetmiş oluyor?

İktidarın Şiddeti’nde “şiddet” ile kastedilen şey, sokakta “hukuk koruyan” ya da keyfi bir şekilde “hukuk yaratan” polis şiddetiyle ya da Erdoğan’ın öfkesiyle sınırlı değil. Daha doğrusu mesele tam da bu süregiden sebepsiz, uygunsuz, akıldışı gibi görünen şiddetin kaynağı, varlık nedeni. Kitaba adını veren şiddet, AKP marifetiyle Türkiye kapitalizmini derinleştirmek, kamusal/ortak mülkleri elden çıkartmak, zaten hiçbir zaman anlamını kazanamamış “sosyal” hakları gasbetmek, mülksüzleştirebilmek, havayı ve suyu bile satılabilir hale getirebilmek, kadınlığı bastırabilmek, insanları şehirlere doldurup stok-emek yaratmak için gereken, adını koyalım, “neoliberal şiddet”. Böylece kitabın AKP politikalarıyla ilgili temel saptaması da anlam kazanıyor: AKP, bu şiddeti sessizleştirmek, görünürlüğünü azaltmak için hem demokrasiyi ve evrensel insan hakları manzumesini, hem de İslamcı politikaları kullanıyor, sömürüyor. “Takiye” dediğim şeyin özü de bu.

Kitabın sonuç paragrafını alıntılarsak; “Şiddetin sessizleştirilmesi, İslamcı siyaset üzerinden iki şekilde gerçekleştirilmektedir. Birincisi, Türk-Müslüman yaşam dünyalarına, inançlara, davranış kurallarına ve ağlara başvurularak neoliberalizmin yerelleştirilmesi, yerlileşmesi için İslamcı siyaset manipüle ediliyor. Bu strateji özellikle partinin tabanına, yani dindar-muhafazakâr seçmenlere yönelik. İkincisi, İslamcı siyasetin kendisi de, ayakta kalabilmek için daha geniş bir toplumsal kesime hitap etmek zorunda olan AKP hükümetleri tarafından liberalleştiriliyor.”

Durum buysa, söylediklerini kastetmeyen, kastettiklerini ise kültürel formların (başörtüsü, cami, namaz vs.) gizleyen, birbirine zıt düşünce ve eğilimlerin her iki ucunu da ustaca araçsallaştıran bir ekiple karşı karşıyayız demektir. Ama evet, durum tam da bu galiba.

AKP bu stratejiyi uzun süre ustaca yürüttü. Ama belli ki artık olmuyor, göl maya tutmuyor. Öyle görünüyor ki, fasit daireyi tamamladık, tekrar başladığımız noktaya gelmiş olduk. Kaybettiğimiz yıllar Türk sağına armağan olsun!

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova