ISBN13 978-975-342-950-4
13x19,5 cm, 192 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Neşe İdil, "Burası Orta Doğu sinyorita", Taraf Kitap, Mayıs 2014

Günün herhangi bir zamanında, herhangi bir haber kaynağına bakıldığı zaman, Ortadoğu’da yaşanan bir felaketin görüntülerine rastlamak mümkün. Patlamalar, bombalamalar, toz bulutları içinden kaçmaya çalışan insanlar, feryatlar... Enkazlarla dolu, gri, öfkeli, hırçın bir bölge Ortadoğu. Yıllar boyu iktidarı sayısız kaynak ve yöntem yardımıyla ellerinde sımsıkı tutan hükümdarların yönetimleri altında, silah seslerini ve sokak çatışmalarını kanıksamış insanların coğrafyası. Hiçbir şekilde ifade özgürlüğü olmayan, isteklerini herhangi bir kanalla iletemeyen, konuşma hakları ellerinden alınmış, korkuyu uzuv haline getirmiş, hapsedilmiş insanlarla dolu kentlerin coğrafyası Ortadoğu. İstihbarat servislerinin terör saltanatı nedeniyle, sokaklarda veya evlerinde kontrol mekanizmalarını güçlendirmek zorunda kalmış insanların bölgesi.

Büyük yıkımların doğuşu

Bu şartlar göz önünde bulundurulduğunda, yaşam alanını kısıtlayan iktidarlar altında bir halk ayaklanmasına şahit olmak, tüm dünya için olağanüstü bir olaydı. İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli hareketleri arasında sayılan ve 2010’da başlayan Arap Baharı, bölgedekilere ve dünyanın dört bir yanındaki demokrasi sevdalılarına değişim sinyalleri gönderdi. 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Buazizi’nin işsizlik ve polis şiddeti sebebiyle kendini ateşe vermesiyle başlayan olaylar, çok kısa sürede diğer ülkelere de yayıldı. Ne var ki, umut ve barış dolu meydanlar, bir süre sonra devletlerin hareketi sert bir şekilde bastırmaya çalışmasıyla büyük yıkımlar doğurdu. 2011’de gerçekleşen Tahrir Devrimi’nden sonra, Mısırlıların 2013’te meydanı yeniden doldurmasını kanlı bir darbe takip etti. NATO’nun Libya’ya müdahelesi, ülkenin aşırı silahlanmasına ve iç savaş riski taşımasına neden oldu.

Ülkeler arasında en vahim durumda olan ise şüphesiz ki Suriye. Mezhep çatışmalarının çok yaygın olduğu ülke, iç savaşının üçüncü yılında kimyasal silah kullanımı gibi korkunç iddialara ev sahipliği yapıyor. Peki, Ortadoğu’da ortaya çıkan dramlar, yaşanmaya devam edecek mi? Mezhep çatışmalarının, güçlü orduların, savaşların, silahların, petrolün ve diktatörlüklerin diyarı Ortadoğu’nun kaderi, otoriteryanizm içinde sürüklenmek mi?

Akademisyenleri bile şaşırttı

Ortadoğu’da Devlet ve İktidar adlı inceleme kitabında bu sorulara yanıt arayan Erdem Demirtaş, yaptığı çalışmada Ortadoğu’da otoriter rejimlerin uzun yıllar ayakta kalmasına yardımcı olan faktörleri ve dinamikleri açıklamayı hedefliyor. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmasını yapan Demirtaş, kitabında konuyla ilgili geniş bir literatür incelemesi sunuyor. Arap isyanlarının, daha önce yapılan çalışmalarda doğru kabul edilen verileri yanlış çıkardığını belirten yazar, akademisyenlerin isyanlar karşısında çok şaşırdığını ifade ediyor. Demirtaş, birçok uzmanın demokrasi süreci konusunda Avrupa ve Ortadoğu’yu karşılaştırdığını belirtirken, bölgedeki isyanların başarısız olduğunu söylemenin yanlış olduğunu vurguluyor ve “Demokrasi tarihi bitmek tükenmek bilmeyen bir mücadeleler tarihidir” diyor.

Otoriteryanizm literatürünün genelinden farklı bir sınıflandırma öneren Demirtaş, çalışmasını “Otoriter Rejimlerin Kaynakları” ve “Otoriteryan Stratejiler ve Rejimlerin Sürekliliği” olmak üzere iki başlık altında yapıyor. Yazar, otoriter rejimlerin kaynaklarını incelerken kültürel ve siyasi yaklaşımlara değiniyor. İslam’ın demokrasiyle ilişkisi, Ortadoğu’da toplumsal yapıların siyasi rejim üzerindeki etkileri, rantiye devlet teorisi ve neoliberal ekonominin rejim üzerindeki etkisini irdeleyen Demirtaş, argümanları, karşı argümanlarıyla sunarak okuyucuya konuyla ilgili geniş kapsamlı bir bilgi edinme olanağı sağlıyor. Otoriter rejimlerin sürekliliği bölümünde ise siyasal ve sembolik stratejiler, şiddet aygıtı ve savaşın rejim üzerindeki etkileri açıklanıyor. Kitabın en ilgi çekici bölümleri arasında bulunan sembolik/kültürel stratejilerin anlatıldığı sayfalarda ise otoriter rejimlerin yıllar boyunca kendilerini sürdürebilmelerinin arkasındaki faktör, sembolik stratejilerle meşruiyet yaratmak olarak öne çıkıyor. Yazar, açıklamalarında sıklıkla, Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nun teorilerini Ortadoğu’ya uyguluyor.

Seçim çözüm değil

Parlamento ve devlet başkanlığı seçimlerinin birçok Ortadoğu ülkesinde uzun yıllardır yapıldığını belirten Demirtaş, hükümetlerin seçim yarışlarında muhalefeti etkisiz kılmasıyla veya seçim sonuçlarının manipüle etmesiyle otoriter rejim olmaktan çıkamadığının altını çiziyor. Özetle, günümüzde savunulanın aksine sandık demokrasinin göstergesi olamıyor...

Otoriter rejimleri incelemenin demokrasiyi de düşünmek için bir fırsat oluşturduğunu belirten yazar, şu önemli cümleleri sarf ediyor: “Otoriter rejimleri incelerken demokrasinin ne kadar hassas dengeler üzerinde var olabildiğini keşfediyoruz. Genelde liberal demokrasiyle özdeşleştirdiğimiz seçimlerin ve parlamentoların, refah devletleriyle özdeşleşen ekonomik bölüşüm politikalarının ve cumhuriyetçi geleneğin sahiplendiği halk egemenliği veya son dönemin popüler deyişiyle ‘milli irade’ gibi kavramların nasıl içlerinin boşaltılıp otoriter bir rejimin ana unsurları haline gelebildiğini görüyoruz. Özellikle Türkiye gibi demokrasinin asgari müşterekleri üzerinde toplumsal ve siyasal uzlaşının bulunmadığı ülkelerde, iktidarın otoriteryanizme kaymasının ne kadar kolay olabileceğini görüyoruz. Otoriter rejimleri incelemek bir anlamda demokrasinin içinde barındırdığı otoriterleşme eğilimlerine ayna tutuyor ve bizleri demokrasiye sahip çıkmaya ve onu otoriter iktidarlara karşı korumak için her an tetikte durmaya davet ediyor.”

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova