ISBN13 978-975-342-390-8
13x19,5 cm, 120 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yaralı Bilinç, 1991
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Yücel Kayıran, “Mozaik değil, melez bilinç”, Radikal Kitap Eki, 27 Eylül 2013

Shayegan, Arap ve İslam ülkelerindeki protestoların mozaik olana değil, melez olana bir isyan olduğunu söylemekte. Melez olanın ne olduğunu ise kitabın okunmasına bırakmak gerekir.

Slavoj Zizek, Gezi Direnişi nedeniyle kaleme aldığı “Cennet Sorun” başlıklı yazısında, (Direnişi Düşünmek: 2013 Taksim, Gezi Olayları, Monokl Yayınları) şöyle bir analizde bulunur: “Protestoları Müslüman sessiz çoğunluk tarafından desteklenen İslamcı otoriter düzene karşı seküler sivil toplumun ayaklanması olarak sınırlandırmamak elzemdir: resmi karmaşıklaştıran şey protestoların anti-kapitalist tepkisidir (kamusal alanın özelleştirilmesi) –Türk protestolarının temel ekseni, otoriter İslamcılık ile kamusal alanın serbest piyasacı özelleştirilmesi arasındaki bağdır.” Zizek’in, Gezi Olayları’na ilişkin bu durum-tanımıyla, Daryush Shayegan’ın, Melez Bilinç’indaki analizleri arasındaki ilginin ne olduğu kuşkusuz sorulacaktır.

Melez Bilinç, dokuz yazıdan oluşuyor: “Arap Dünyasının Uyanışı”, “Kutsalın Geçirdiği Başkalaşımlar”, “Ötekinin İsyanı”, “Büyük Engizisyoncu”, “Batı-Dışında Nasıl Felsefe Yapılabilir?”, “İran’da Heidegger”, “Batı-Dışında Sanat nasıl Düşünülebilir?”, “15. Yüzyılda Yolculuğum”, “Tahran Amblem Niteliğinde Bir Kent Midir?

“Önsöz” olarak yayımlanan, “Arap Dünyasının Uyanışı” alt-başlıklı yazı, sanırım sadece Gezi Direnişi’ni anlamak bakımından değil, aynı zamanda Tunus’ta, Mısır’da (ama geçen yılın Mısır’ında değil, 2004-2005’teki Mısır’da) ve İran’da, (bizim gözden kaçırdığımız) Haziran 2009 seçimlerini izleyen günlerde ortaya çıkan protestoları anlamak bakımından, Ferhad Hüsrevhâver’den hareketle yaptığı analiz, etkileyici bir biçem oluşturmakta. Ona göre, bu protestoların ortak noktalarını şöyle gruplamak mümkün: 1- seküler olmaları, 2- yurttaş saygınlığıyla ilgili talepler, 3- ilkel Batı-aleyhtarlığını reddetmeleri, 4- cinsiyetler-arası eşitliğin daha güçlü bir biçimde kabulü, 5- yeni orta sınıfların su yüzüne çıkışı, 6-başlarında siyasi bir önder bulunmayışı, 7- yeni iletişim teknolojileri (sosyal medyadaki ağların kullanımı), 8- çoğulcu ve demokratik potansiyel.

Zizek ile Shayegan arasındaki ilginin neliğine ilişkin soru, kuşkusuz hakkında yargı ileri sürdükleri konu nesnelerinin benzerliği bakımından değil, her iki düşünürün felsefi bağlamlarının farklılığına işaret etmek için dile getirilecektir. Shayegan, Yaralı Bilinç’te, Batı Ontolojisi’nden yola çıkarak, “tarihte tatil”, “geleneğin ideolojileşmesi”, “kültürel şizofreni” gibi kavramlara ulaşırken, Batı toplumlarındaki gelişmeye ilişkin atılımın ortaya çıktığı süreçte Doğu toplumlarının ne durumda olduğunu irdeleyerek ulaşmış, Doğu toplumlarındaki modernleşme süreci ile Latin Amerika toplumlarının modernleşme süreci arasında paralellikler kurmuştu. Melez Bilinç’te ise, tam tersine, Doğu Ontolojisi’nden, orada da Fars mutasavvıfından yola çıkmakta, örneğin 12. yüzyıl Fars mutasavvıfı Rusbihân Bakıllî-i Şirazî’nin düşüncesinin temelindeki duygusal tecrübeyi analiz ederek, bir yandan Şirazî’nin muğlak/imgesel ifadelerini felsefi olarak kavramlaştırmakta, yani “güncellemekte”, ama aynı zamanda geleneksel toplumun düşünsel ve tinsel dünyasından hareketle bugünün küreselleşme ortamındaki Arap ve İslam toplumlarının düşünsel ve tinsel durumunu tanımlamaktadır. Örneğin Şirazî’nin, “ruhların bedenlendiği/bedenlerin ruhlaştığı” “âlemü’l-misâl”i ifadesiyle kastettiğini (Henry Corbin’in önerdiği) imaginal terimiyle kavramlaştırmakta ve bunu “bir ilkörneğin timsalleştirilme düzeyi” olarak tanımlamaktadır. Shayegan’ın, Şirazî’nin düşüncesinde önemli gördüğü bir diğer kavram ise, “iltibas” kavramıdır; varlığı, aynı anda hem olan hem de olamayan gibi algılamak.” Bu bağlamda mutasavvıf, hem olup hem olmayan üzerine, yani tanrısalın erişilmez aşkınlığı ile tecessüm etmiş biçimlerin insanbiçimciliği arasında asılı kalanlar üzerinde odaklanmıştır. Mutasavvıfın betimlediği bu dünyada insan iki arada bir derededir.

Devrimden önce, devrimden sonra

Shayegan, bir yandan, hem bu geleneksel dünyanın, modernliğin istikrarsızlık yaratan darbeleriyle çöktüğünü ileri sürmekte ama yanı zamanda, örneğin Jean Baudrillard’ın, Amerika analizi üzerinden simülasyon kavramıyla işaret ettiği durum arasında paralellikler kurmaktadır.

Shayegan’ı, bir filozof olarak ayırıcı kılan özellik tam da bu noktada ortaysa çıkmaktadır. Bir toplumun geçmişinin bir döneminde ortaya çıkmış imgesel ve simgesellikle ıralı düşüncenin, kavramlaştırılıp güncelleştirilmeden modern felsefi düşüncenin ortaya çıkışı eklektik düzeyde kalacaktır. Devamlılık gösteren toplumsal ve kültürel sorunlar, güncel olmadığı gibi ontik de değildir; tarihsel köklerle ıralıdır. Bu köklerin kavramlaştırılması, Shayegan’ın ifadesiyle söylersek, “modern zamanlara oturtulması” gerekir.

Yaralı Bilinç’ten bu yana, aslında merak ettiğim konu, Shayegan’ın, İslam devrimi öncesi ile devrim sonrası İran’ı hakkında ne düşündüğü idi. Merakım kuşkusuz siyasal ve ideolojik tavrının ne olduğu değil, tam tersine felsefi analizinin ve kavramsal açıklamasının ne olduğu yönündeydi. Tahran’la ilgili analizi, özellikle çocukluk yıllarının mozaik Tahran’ına ilişkin analizinin çok etkileyici olduğunu belirtmek gerekir.

Shayegan, Melez Bilinç’i, Hitler’e atıfla açıyor ve Hitler’e atıfla kapatıyor. Hitler’den sıklıkla söz etmenin, biraz asap bozucu bir hâl aldığını belirtmekle birlikte, bir algı farklılaşmasından da söz etmek gerekir. Charlie Chaplin’in Hitler figürü ile Steve McQueen’in filmindeki Nazi kampları imgesinden, Hitler’i ve Nazi Almanya’sını ortaya çıkaran toplumsal ve siyasal durumun ne olduğunu irdeleyen bir bilinç durumuna, Hollywood’un yarattığı imajdan, kendi ülkelerimizde yaşanılan benzer durumlardan hareketle gerçeklikte ne olup bittiği meselesine geçiş söz konusu bugün. Shayegan da tam bu bağlamda Hitler Almanya’sına, aslında Hitler Almanya’sına değil, Hitler Almanya’sına ilişkin bir durum-tanımına atıfta bulunmaktadır: “Ernt Bloch, Erbschaft dieser Zeit (Bugünün Mirası, 1935) adlı kitabında, Hitler’in 1933’te iktidarı almasından hemen önce Almanya’nın ‘çağıyla hemzaman olmayan’ (Ungleichzeitigkeit) durumundan bahseder. Fransa ile İngiltere’nin aksine, Almanya 1918’den önce hiç burjuva devrimi yaşamamıştır; bundan dolayı ‘eski bir bilinçten ve ekonomik varlıktan kalma, aşılmamış kalıntılar’ın sıkıntısını çekmektedir. Bloch, aynı anda hem ‘güncellenmemiş’ bir geçmişe hem de ‘tıkanmış bir geleceğe’ tanıklık etmektedir.” İşte Shayegan’a göre, aralarında hiçbir kültürel ve tarihsel benzerlik olamamasına rağmen, bugün Arap ve İslam ülkelerinde yaşanılan durum, “çağıyla hemzaman olamama” durumu bakımından 1930’ların Almanya’sına benzemektedir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2021. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova